Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/8114 E. 2023/9962 K. – Hizmet Tespiti

Konu: Hizmet Tespiti

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/8114
Karar No
2023/9962
Karar Tarihi
Konu
Hizmet Tespiti

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2247 E., 2023/834 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 8. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/513 E., 2021/318 K. Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ve feri müdahil Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve feri müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 5 Haziran 1998 tarihinde davalı ... Teks. Peyzaj .... Ltd. Şti.'nde çalışmaya başladığını, 2003 yılı Nisan ayı sonuna kadar kesintisiz çalıştığını, ilk çalışmaya başladığında davalının 19 Mayıs Mahallesi Yunus Emre Cad. ... adresinde 1-1,5 yıl kadar sonra ise 2003 yılı Nisan ayının sonuna kadar Kilyos Sokak Keçiören adresinde çalışmasını sürdürdüğünü belirterek gerçek hizmet süresinin tespitini istemiştir. II. CEVAP 1.Davalı cevap dilekçesi sunmamıştır. 2. Feri müdahil SGK vekili cevap dilekçesinde, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "davanın kabulüne, davacının, davalıya ait iş yerinde 05.06.1998 ile Nisan 2003 tarihleri arasında hizmet akdi ile çalıştığının tespitine" karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve feri müdahil SGK Başkanlığı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B.İstinaf Sebepleri Davacı vekili, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davacının 05 Haziran 1998 ile 30 Nisan 2003 tarihleri arasında çalıştığının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Feri müdahil SGK Başkanlığı vekili, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve feri müdahil SGK Başkanlığı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, temyiz dilekçesinde; istinaf gerekçelerini tekrarla kararın bozulmasını istemiştir. Feri müdahil SGK Başkanlığı vekili, temyiz dilekçesinde; istinaf gerekçelerini tekrarla kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk Davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Kanun'un 79/10 uncu maddesi olup bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde, re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. 506 sayılı Kanun'un 79/10 uncu maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanun'un kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun'un 5 inci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu, başlangıç alınmalıdır. Aksi durumda ise hak düşürücü sürenin kesinti tarihleri dikkate alınarak her bir dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir. Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21 - 43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını yada kesintisiz çalıştığını söylememiş ise birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez. 3. Değerlendirme 1.Yukarıda anlatılanlar ışığında, incelenen dava dosyasında; 05.06.1998 tarihinden 2003 Nisan sonuna kadar davalı yanında çalışmalarının tespiti istenilmiş ise de davacının 01.05.2001 ve 26.03.2002 tarihlerinde olmak üzere birden fazla işe giriş bildirgesi verilmesi çalışmanın kesintili geçtiğinin karinesi olup davanın açılış tarihi itibariyle, davacının işe giriş bildirgesinin verildiği tarih olan 01.05.2001 tarihi öncesinde, sigortalı davacıya ait herhangi bir belgenin Kuruma verilmediği, Kurumca da herhangi bir tespit raporunun bulunmadığı anlaşılması karşısında, tespiti istenen 01.05.2001 tarihi öncesi dönem yönünden hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle red kararı verilmelidir. 2.Mahkemece, 01.05.2001 tarihinden 2003 yılı Nisan ayı sonuna kadar geçen dönem yönünden, yapılan araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. HMK 31 inci maddesi kapsamında davacıya davasını somutlaştırması yükümlülüğü çerçevesinde hangi tarihe kadar çalıştığı hususu sorulmalı, resen tespit edilecek bordro tanıkları tespit edilip dinlenilmeli, tanık beyanları arasında çelişki oluşursa giderilmeli, dinlenen tanıkların hizmet döküm cetvelleri getirtilmeli, bu konuda yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılarak eylemli çalışmanın var olup olmadığı, ne zaman sona erdiği hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir. 3.İlk Derece Mahkemesince, kabul edilen hizmet sürelerinde davacının Nisan 2023 ayında kaç gün çalıştığı, ne zaman işten ayrıldığı açıkça belirlenerek hüküm kurulması gerekirken infaza elverişsiz şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır. Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR 1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üyeler ... ve ...'ın muhalefetlerine karşı, Başkan vekili ... ve Üyeler ... ve ...'nın oyları ve oyçokluğuyla, 18.10.2023 tarihinde karar verildi.KARŞI OY Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmaların tespitine ilişkin dava şartları, 506 sayılı Kanun'un 79/10 uncu maddesinde belirtilmiştir. Bunlar; 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılma, yönetmelikte belirtilen belgelerin işveren tarafından Kuruma verilmemiş olması ya da çalışmaların Kurum tarafından saptanmaması ve davanın beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olması şeklinde ifade edilmiştir. Sayın çoğunluk ile aramızdaki ihtilaf davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı noktasından kaynaklanmaktadır. Bildirimsiz kalan sigortalı çalışmaların tespiti davalarının, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde açılabileceği öngörülmüştür. Bu sürenin hak düşürücü bir süre olduğu Yargıtay'ın yerleşmiş, oturmuş görüşlerindendir. 506 sayılı Kanun'un 79/1 inci maddesinde açıkça, işveren tarafından sigortalılara ilişkin hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiğinin yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nde, işveren tarafından Kuruma verilmesi gereken belgeler;    işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dönem bordrosu vs. olarak belirtilmiştir. Bu belgelerden herhangi birinin Kuruma verilmesi veya Kurum tarafından fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tespiti halinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir. Kesintili çalışma halinde de, yukarıda açıklanan hususlar her bir çalışma dönemi açısından geçerli olacaktır. Yönetmelikte belirtilen işe giriş bildirgesinin, sigortalı işe alınır alınmaz düzenlenerek Kuruma verilmesi gerekirken, somut uyuşmazlıkta olduğu gibi, çalışmaya başlandıktan bir süre sonra  verildiği sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle işe giriş bildirgesinden önceki çalışmalar, işe giriş bildirgesi sonrasında da kesintisiz olarak devam etmiş ise başka bir anlatımla blok bir çalışma dönemi varsa bu dönem içerisinde işe giriş bildirgesinin Kuruma verilmesi halinde hak düşürücü süreden söz edilmeyecektir. Zira işe giriş bildirgesi verilmekle sigortalının çalışmasından Kurum haberdar olduğundan, artık gerekli denetimleri yapmak sigortalının sigortalı    hizmetlerinin eksiksiz bildirilmesini sağlamak Kurum sorumluluğundadır. Denetim görevini yapmayan Kurum'un kendi kusurundan yaralaması düşünülemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.02.2003 gün ve 2003/21-44- 98, 23.04.2004/21-369- 371    27.02.2008 gün ve 2008/21-163-207, 14.11.2012 gün ve 2012/21-735-795 ve 2017/21-2177-2019/836 Esas ve Karar sayılı ilamlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. Somut olayda da davacının çalışmalarının talep edilen dönemde blok halinde geçtiği bir kısım çalışmalarının işe giriş tarihinden itibaren Kuruma bildirildiği, sigortalının işe girişinin bildirildiği 01.05.2001 tarihinden önceki çalışmalarının hak düşürücü süreye uğramayacağı kanaatinde olduğumdan, bu  dönemin hak düşürücü süreye uğradığını kabul eden bozma görüşüne katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/8114, K. 2023/9962, T. 18.10.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2023-8114-e-2023-9962-k-da47fc19951f