Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/14030 E. 2024/11815 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/14030
Karar No
2024/11815
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1522 E., 2023/1200 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Beyşehir 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2020/354 E., 2023/405 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin davalı işyerinde 09.01.2007 tarihinde iş kazası geçirdiğini, yaşanan kaza sonucu sağ el ev parmaklarında doku, his ve fonksiyon kaybı meydana geldiğini ve parmaklarının kesildiğini, maluliyet oranının %15 olarak belirlendiğini, meydana gelen kazada kusur ve sorumluluğun davalıya ait olduğunu, işverenin çalışanlarına eğitim, bilgi, koruyucu ekipman ve malzeme vermesi gerektiğini, fakat müvekkiline koruyucu eldiven dahi verilmediğini, müvekkilinin henüz 20 yaşında olduğunu ve büyük acılar çekerek parmaklarını yitirdiğini, tedavi süreci boyunca da pek çok masraf yaptığını, kazanç kaybı yaşadığını, zamanaşımı süresinin maluliyetin tespitinden itibaren hesaplanması gerektiğini, beyan ederek davanın kabulü ile şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat, 150,00 TL tedavi masrafları, 250,00 TL iş ve kazanç kaybı, 250,00 TL çalışma gücü ve kazanç kaybı, 100,00 TL belgelendirilmeyen masraflar, 250,00 ekonomik kayıp ve 50.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 51.000,00 TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, yargılama ve vekalet ücreti masraflarının davalıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı arabuluculuğa başvurmadığından davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, zamanaşımı süresinin kural olarak iş kazasının meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıl olduğunu, bu nedenle davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, kazanın meydana gelmesinde müvekkil şirketin hiçbir kusurunun bulunmadığını, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlandığını beyan ederek davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...dava konusu iş kazası 09.01.2007 tarihinde gerçekleşmiş, davacı iş bu davayı 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra, yani 27.05.2020 tarihinde ikame etmiştir. Davalının da zamanaşımı itirazında bulunduğu dikkate alınarak..." gerekçesiyle davanın zamanaşımı sebebiyle usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun reddine, karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Davacı vekili temyiz dilekçesinde, davada iş kazası tahkikatının 31.05.2012 tarihinde tamamlandığı, kalıcı sakatlığa ilişkin ilk raporun 08.10.2012 tarihinde tamamlandığı, maluliyete ilişkin en son raporun Kurum tarafından 09.02.2018 tarihinde düzenlendiği nazara alındığında Yargıtay uygulaması ve bilimsel görüşler çerçevesinde davanın zamanaşımı dolmadan açıldığını beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulü yönünde karar verilmesini belirterek kararı temyiz etmiştir. B. Değerlendirme ve Sonuç Uyuşmazlık, iş kazasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1. İş kazası ve meslek hastalığından işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161. (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. 2. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125. maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146. maddesinde benzer bir düzenleme ile “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125. maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146. maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146. (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır. 3. Türk Borçlar Kanunu’nun 149. maddesi (818 sayılı Kanun md.128 ) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir. 4. Gelinen bu noktada iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır. 5. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir. 6. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır. 7. Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır. 8. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı). 9. Nitekim HGK'nın 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E- 2024/104 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir." 10. Somut olay incelendiğinde; davaya konu iş kazasıyla ilgili olarak ilk olarak sağ el crush yaralanması nedeniyle ... Sosyal Güvenlik Merkezinin 08.10.2012 tarihli kararı ile E cetveline göre %9.1 oranında sürekli iş göremezlik oranının belirlendiği,anılan karara itiraz üzerine, Yüksek Sağlık Kurulunun 20.03.2013 tarihli kararında da E cetveline göre %9.1 oranında sürekli iş göremezlik oranının belirlendiği, ... Sosyal Güvenlik Merkezinin bu defa 13.09.2013 tarihli kararı ile 19.07.2013 tarihinden itibaren azalma kaydıyla %5,2 oranının belirlendiği daha sonra Kurum bu defa 10.10.2014 tarihli kararı ile Konya Araştırma Eğitim Hastanesinin 18.04.2014 tarihli raporu gereği düzeltme kaydıyla %9.1 oranınının belirlendiği,davacı itirazı üzerine ... Sosyal Güvenlik Merkezinin19.01.2018 tarihli kararı ile yine E cetveline göre %9.1 oranında sürekli iş göremezlik oranının belirlendiği,yapılan itiraz üzerine bu defa Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun 14.11.2022 tarihli kararında E cetveline göre %9.1 oranında sürekli iş göremezlik oranının belirlendiği, anlaşılmaktadır. 11. Bu açıklamalara göre davacının iş göremezlik oranı tespitinin ilk olarak 08.10.2012 tarihinde belirlendiği ve giderek sürekli iş göremezlik oranının tespitine ilişkin alınan 14.11.2022 tarihli raporla doğrulandığı ve kesinleştiği gözetildiğinde, 27.05.2020 tarihinde açılan davanın zaman aşımına uğradığından bahsedilemeyeceğinden davacının maddi tazminat tazminat isteminin değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olmuştur. 12. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile dikkate alınarak bozma sebebine göre bu aşamada, davacı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin, temyiz itirazları nedeniyle, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/14030, K. 2024/11815, T. 27.11.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2023-14030-e-2024-11815-k-fc4dfa004e73