Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2013/8393 E. 2013/24568 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2013/8393
- Karar No
- 2013/24568
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi No :2011/137-2013/158 Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, taraf avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-)Dosyadaki yazılara, toplanan delillere hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-)5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur.Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79. maddenin 10. fıkrasına göre; yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının dikkate alınacağı açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, halen geçerliliğini korumaktadır. Buna göre; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Somut olayda; davacı 01.03.1994 tarihinden Haziran 2010 tarihine kadar davalı şirkette hamal olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.Mahkemece, 01.11.1997- 30.06.2000 tarihleri arasındaki dönem yönünden davalı işyerinden bildirilen süreler haricinde yılda 135 gün çalıştığının tespiti ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. Davacının, 01.07.2000 tarihinde davalı şirket ile organik bağı bulunan Menderes Çelik İnş. Taş. Tahm. Tahliye İnş. San. Tic. Lmd. Şti'nde başlayan çalışmasının 01.10.2000 tarihinde son bulmasının ardından davalı şirket ile organik bağı olmayan Ege Sağlık Tesis Eğt. A.Ş işyerinde 16.11.2000-31.10.2001 tarihleri arasında hizmetlerinin bulunması karşısında, davacının davalı şirketteki çalışmasının 16.11.2000 tarihinde kesintiye uğradığı ve hak düşürücü sürenin irdelenmesi gerektiği hususunun gözetilmemesi, Ege Sağlık Tesis Eğt. A.Ş şirketinde çalışmasının son bulmasının ardından davacının çalışmalarının geçtiği dava dışı şirketler ile davalı şirket arasında bağlantı olup olmadığı hususu gözetilmeksizin davada taraf olmadıkları gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir. Bu açıklamalar ışığında; davacının, çalışmalarının kesintiye uğradığı 16.11.2000 tarihi öncesi dönem yönünden hak düşürücü sürenin geçip geçmediği irdelenmeli, sonraki dönemler yönünden ise davacının hizmet döküm cetvelinde yer alan dava dışı işyerleri araştırılmalı, re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurularak, yöntemince inceleme ve araştırma yapılmalı, davacı ile işveren arasında hizmet akdinin unsurları olan zaman ve bağımlılık ilişkisinin varlığı irdelenmeli, davacının ve davalı işverenin ihtilaf konusu dönemde vergi, oda ve esnaf sicil kaydının bulunup bulunmadığı araştırılmalı, Kurum müfettişlerince ihtilaf konusu dönemde davalı işveren nezdinde inceleme yapılıp yapılmadığı araştırılarak, var ise belgeleri celp edilmeli, aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler zabıta marifetiyle saptanarak, çalışmaların varlığı ve süresi yönünden bilgi ve görgülerine başvurulmalı, bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği, ya da, bildirim dışı kaldığı hususu gereğince tespit edilerek, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde; işyerinin kapsamı, kapasitesi ile işin ve işyerinin niteliği nazara alınmalı, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak hizmet akdinin unsurlarının da gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenerek, uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak, elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, taraf avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davacı ve davalılardan Çelik Kardeşler Nakl. ve Tahmil Taah. Tic. Ltd. Şti.'ye iadesine, 16.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.