Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2013/10749 E. 2013/25221 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2013/10749
Karar No
2013/25221
Karar Tarihi

Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi No : 2009/3-2012/113 Davacı, murisinin davalı muhtarlıkta 1986 yılından itibaren 2009 yılındaki vefatı arasındaki çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirttiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davacı vekili ve davalı SGK vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davacı, murisinin davalı muhtarlıkta 1986 yılından itibaren vefat ettiği 16.01.2009 tarihine kadar temizlik işçisi olarak çalıştığını ve bu sürelerin tespitini talep etmiş olup, davacının murisi için 01.07.2000 tarihinde davalı muhtarlıkta işe başladığına ilişkin 27.06.2000 tarihinde Kuruma verilen imzalı işe giriş belgesi ve 24.07.2008-16.01.2009 tarihleri arasında Kuruma bildirilen çalışmaları olup, mahkemece tanık beyanları da dikkate alınarak davacının murisinin, 01.07.2000 tarihinden 23.07.2008 tarihine kadar; 2000 yılında 117 gün, 2001 yılında 192 gün, 2002 yılında 192 gün, 2003 yılında 192 gün, 2004 yılında 192 gün, 2005 yılında 192 gün, 2006 yılında 192 gün, 2007 yılında 192 gün ve 2008 yılında 98 gün olmak üzere çalıştığının ve toplam 1559 gün hizmet süresi bulunduğunun tespitine, 24.07.2008 tarihi ve sonrasında yapılan çalışmalar SGK'ya bildirilmiş olduğundan, 01.07.2000 tarihinden önceki çalışmalara ilişkin taleple ilgili hak düşürücü süre geçmiş bulunduğundan, bunlara ilişkin taleplerin ayrı ayrı reddine, şeklinde hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur.Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79. maddenin 10. fıkrasına göre; yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının dikkate alınacağı açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, halen geçerliliğini korumaktadır. Buna göre; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespitedilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Somut dosya kapsamında; mahkemenin, kabul ettiği süreler doğru ise de davacının murisinin, 1986 yılından vefat ettiği 16.01.2009 tarihinde kadar sürekli ve aralıksız çalıştığının tanık beyanlarıyla doğrulandığı ve hizmet cetvelinden 24.07.2008 tarihinde davalı muhtarlıkta çalışmaya başlayıp 16.01.2009 tarihinde işten ayrıldığı anlaşılmakla, davanın da 29.01.2009 tarihinde açıldığı birlikte değerlendirildiğinde; davacının taleplerinin hak düşürücü süreye uğramadığı anlaşılmakla, 1986-2000 yılları arasında da her yıl için yaz sezonu; 6, 7, 8 ve 9. aylarda 30 gün üzerinden geri kalan aylarda ise 9 gün üzerinden çalıştığının kabulü gerekirken, mahkemenin, 01.07.2000 tarihi öncesi taleplerin hak düşürücü süreye uğradığına ilişkin yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı vekili ve davalı SGK vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 23.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2013/10749, K. 2013/25221, T. 23.12.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2013-10749-e-2013-25221-k-ccf2b697c560