Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/382 E. 2012/19127 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2012/382
- Karar No
- 2012/19127
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi No : 610-906
Davacı, davalıya ait işyerinde 01.12.1991 – 26.08.1993 tarihleri arasında aralıksız çalıştığını iddia ile davalı işveren tarafından kuruma bildirilen sürelerin sigortalı çalışma olarak tespitini istemiştir. Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulü ile davacının; 01.12.1991-31.12.1991 arası 30 gün, günlük 15.667 TL 01.01.1992-30.06.1992 arası 180 gün, günlük 19.805 TL 01.07.1992-01.12.1992 arası 330 gün, günlük 24.652 TL ücret karşılığı çalıştığının tespitine karar verilmiştir. Hükmün, davalı işveren ve SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-) 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Davaya konu somut olayda; Mahkemece, davacının iddiası bir kısım süreler yönünden sabit görülerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de, bu tür davalarda davalının davayı kabul etmesinin dahi mahkemenin araştırma ve inceleme yükümlülüğü bakımından etkisinin olmayacağı, yargılama aşamasında dinlenen tanıkların bordrolarda kayıtlı olup olmadıklarının usulünce tespit edilmesi ve ayrıca davacının çalışmalarını bilebilecek aynı yöredeki komşu işyeri tanıklarının ve bu işyerlerinde bordrolu çalışanların emniyet araştırması ile tespit edilmesi ve buna göre davalı ile ilişkisinin tam olarak belirlendikten sonra sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin ve yeterli araştırma yapılmaksızın, karar verilmesi isabetiz görülmüştür. Mahkemece, davacının kesintisiz olduğunu iddia ettiği çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; davacının çalışmaları ile ilgili tüm belgelerin davalı kurumdan; puantaj kayıtları ve ücret tediye bordrolarının asıllarının işverenden getirtilmesi, tespiti istenen dönemde davalı işyerinde Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığının belirlenerek, inceleme yapılmışsa belgelerin getirtilmesi, iş bu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden imzanın aidiyeti davacı tarafından kabul edilenler ile inkâr edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan, yine, davacı tarafından hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanması için davacıya delillerinin sorulması; dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışan ve işverenlerin bordrolarında kayıtlı kişiler ile aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulması; bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği, ya da, bildirim dışı kaldığı hususu, işyerindeki işçi sayısı ve vergi dairesine bu duruma ilişkin işveren tarafından bildirimde bulunulup bulunulmadığının sorulması, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliğinin nazara alınması, bu hususta vergi kaydının ve muhtasar beyannamelerinin bulunup bulunmadığının ilgili kurumdan sorulması, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu hususun, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 2-) Kabule göre, 1.7.1992-1.12.1992 tarihleri arası 330 gün değil 150 günün bulunduğu belirgin iken, hükmün infazında tereddüt oluşturacak şekilde kararda 330 gün kabul edilmesi ve davanın niteliği gereği, çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilmesine karşılık, ücretin ispatında bu denli bir serbestliğin söz konusu olmaması, bu bakımdan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 288. Maddesindeki ücrete ilişkin yazılı belge aranması, bu nitelikte bir belge yoksa, dönemin yasal asgari ücretine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucunda, dönemin asgari ücretleri ile uyuşmayacak şekilde, hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
3-) Kabule göre, Mahkemece verilen hükmün; kısmi kabul niteliğinde olduğu anlaşılmakla, avukatla temsil edilen davalı Kurum lehine, karar tarihi itibariyle yürürlükte olan tarife uyarınca red sebebinin ortak olduğu da gözetilerek vekâlet ücretine karar verilmesi gerekirken vekâlet ücretine hükmedilmemesi, ayrıca, 6100 sayılı HMK.'nun 312 ve 323. maddelerine uygun şekilde, tarafların haklı çıktıkları oranda yargılama giderlerinin paylaştırılarak karar verilmesi gerekirken, mahkemece, yanılgılı değerlendirme sonucu yargılama giderlerinin tamamının davalılara yükletilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak, elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı işverenin ve Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davalılardan ...'e iadesine, 15.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.