Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/12822 E. 2012/12114 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/12822
Karar No
2012/12114
Karar Tarihi

Mahkemesi :İş Mahkemesi No :318-428 Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davacı ve davalılardan SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra ipin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-Dosya kapsamı, davacıya ait vergi kayıtlan ve tanık beyanlarına göre, davacının tüm temyiz itirazlarının reddine, 2-Davalı Kurumun temyiz itirazları üzerinde yapılan incelemede; Davacı, 25.4.1981 ile 1994 yılı sonuna kadar davalıya ait marangoz atölyesinde sürekli çalıştığının tespiti istemi ile dava açmıştır. Mahkemece, davacının 25.04.1981 ile 25.10.1982 tarihleri arasındaki dönem bakımından davanın kabulüne karar verilmiştir. Reddedilen dönem bakımından mahkemenin kararı isabetli ise de, kabul edilen dönem bakımından eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar, davalı Kurum vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde, 25.04.1981 tarihli işe giriş bildirgesinin varlığı kabul edilmiş, işe giriş bildirgesinin gönderilmesi için Kuruma müzekkere yazılmış ise de, işe giriş bildirgesinin dosya içinde bulunmadığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, davacıya ait sigorta hizmet cetvelinde davalı işverenlik tarafından yapılan bildirim bulunmadığı ve işyerinin iz olması nedeniyle dönem bordrolarına ulaşılamadığı anlaşılmaktadır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, "sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez." Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de gözönünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibariyle beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmalann Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Bu yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; sigortalı hakkında düzenlenen ise giriş bildirgesinin bulunup bulunmadığı davalı Kurum vekilinin cevap dilekçesinin fotokopisi de eklenmek suretiyle Kurumdan sorularak yasal hak düşürücü süre içinde Kuruma intikal ettirilip ettirilmediği veya işyerinde davacının çalışmalarına ilişkin olarak Kurum yoklama memuru veya müfettiş tespiti olup olmadığı araştırılmalı ve sonucuna göre hak düşürücü irdelenmelidir. O halde, davalılardan SGK Başkanlığı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdur. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 21.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/12822, K. 2012/12114, T. 21.06.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2012-12822-e-2012-12114-k-28cf2132793d