Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/9710 E. 2012/16108 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2011/9710
- Karar No
- 2012/16108
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi No : 1090-296 Davacı, davalıya ait 34 M 2705 plakalı minibüs ile dolmuş hattında şoför olarak 15.01.1993–01.06.2008 tarihleri arasında aralıksız çalışmalarının sigortalı çalışma olarak tespitini istemiştir. Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne;davacının davalıya ait 34 M 2705 plakalı minibüste hizmet aktine dayalı olarak 01.01.2000-01.06.2008 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığının tespitine karar verilmiştir. Hükmün, davacı ve davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre ise ; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.Yukarıda sayılan belgelerin ve bu kapsamda işe giriş bildirgesinin süresi içerisinde kuruma verilmesinden önceki döneme ilişkin dönemler hak düşürücü süreye tabi olur ise de, sonraki süreler bakımından hak düşürücü süre söz konusu olmayacaktır. Çalışma ilişkisinin sürekli değil de kesintili olması halinde ise, hak düşürücü sürenin kesinti tarihleri dikkate alınarak her bir dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir. Bu açıklamalar ışığında, dava konusu somut olayda; davacının, kesintisiz olduğunu iddia ettiği çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi için Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme, hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. Dosya arasındaki Kars Sosyal Güvenlik Kurumundan gelen cevabi yazı içeriğine göre davacının talep edilen dönem içerisinde 12.02.1999-31.07.2000 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasaya tabi olduğunun anlaşıldığı, yine Sarıkamış Esnaf ve Sanatkarlar Odasında ise Bilardo salonu işletmeciliğinden 12.02.1999-22.07.2005 tarihleri arasında odaya kayıtlı olduğu anlaşıldığından davacının Bağ-Kur dosyası getirtilerek 1999-2005 döneminde 1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu Kapsamında sigortalı olmasını gerektirecek faaliyetinin olup olmadığının belirlenmesi, bu kapsamda davacının kendi nam ve hesabına çalışmaları mevcut ise çalışmalarının İstanbul değil Kars’ta gerçekleştiği ve davalı yanındaki çalışmaları bakımından kesintili çalışmasının olup olmadığı ve buna bağlı olarak hak düşürücü sürenin dikkate alınması, ayrıca davalının vergi kayıtlarından 01.07.2004 tarihinde Halkalı Vergi Dairesinden nakil geldiği belirgin ise de, ne zamandan beri minibüs hattında dolmuş işlettiğinin nakil gelinen vergi dairesinden sorulması ve bu kapsamda davalı adına tescilli olduğu aracın ne zamandan beri faaliyette kullanıldığının belirlenmesi, davacının çalıştığını iddia ettiği hatta ne zamandan beri çalıştığının ve davalı yanında şöför olarak çalışan davacıdan başka kimselerin olup olmadığının ve bu kişilerin trafik cezası alıp almadığının tespiti gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetli görülmemiştir. Bu tür davalarda davalı işyeri ile ilgili tüm belgeler, vergi kayıtları, muhtasar beyannameler ve yoklama tutanaklarının olup olmadığı araştırılmalı, davacının çalışmaları ile ilgili tüm belgeler davalı kurumdan; puantaj kayıtları ve ücret tediye bordrolarının asılları işverenden getirtilmeli, iş bu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden imzanın davacıya aidiyeti davacı tarafından kabul edilenler ile, inkâr edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine davacı tarafından hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanması için davacıya delilleri sorulmalı dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışan ve işverenlerin bordrolarında kayıtlı kişiler ile aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler emniyet araştırması ve Kurumdan sorulmak suretiyle saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı; yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, işin niteliği nazara alınmalı, çelişkiler vaki olursa, usulünce giderilmeli, böylece, bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir. Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak, elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı ve davalı Kurum avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 24.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.