Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/15590 E. 2012/19134 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/15590
Karar No
2012/19134
Karar Tarihi

Mahkemesi :İş Mahkemesi No : 48-206 Davacı, davalıya ait laboratuvar işyerinde 01.04.1990-30.06.1992 tarihleri arasında aralıksız çalışmalarının sigortalı çalışma olarak tespitini istemiştir. Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle, davanın kabulüne davacının 01/04/1990 ile 30/06/1990 tarihleri arasında 90 gün süreyle ve günlük 6.000 Lira ücretle, = 01.07.1990 ile 31.07.1990 tarihleri arasında 30 gün süreyle ve günlük 8.000 Lira = 01.09.1990 ile 31.12.1990 tarihleri arasında 120 gün süreyle ve günlük 14.000 Lira = 01.01.1991 ile 30.06.1991 tarihleri arasında 180 gün süreyle ve günlük 12.000 Lira = 01.07.1991 ile 31.12.1991 tarihleri arasında 180 gün süreyle ve günlük 16.000 Lira = 01.01.1992 ile 30.06.1992 tarihleri arasında 180 gün süreyle ve günlük 20.000 Lira ücretle çalıştığının tespitine karar verilmiştir. Hükmün, davalılar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-)5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Diğer taraftan, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi, ya da, çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Yukarıda sayılan belgelerin ve bu kapsamda işe giriş bildirgesinin süresi içerisinde kuruma verilmesinden önceki döneme ilişkin dönemler hak düşürücü süreye tabi olur ise de, sonraki süreler bakımından hak düşürücü süre söz konusu olmayacaktır. Yukarıdaki açıklamalar gözetildiğinde davaya konu somut olayda Mahkemece, davanın ispatlandığı gerekçesi ile kabulüne karar verildiği anlaşılmakta ise de; bu kararın, eksik inceleme ve yetersiz araştırmaya dayalı olarak verildiği anlaşılmaktadır. Zira, dosya arasında mevcut olan davacıya ait hizmet döküm cetvelinde davacı adına davalı işyerinden 01.08.1990 tarihinde asgari ücret üzerinden 30 günlük bir bildirimin bulunduğu ve çıkışının da verilmediği anlaşılmakta olup, yapılan bu bildirim nedeniyle bu tarihten sonrası bakımından, davacının diğer şartların da varlığı halinde, iddiaya konu çalışma sürelerinin tespiti mümkün olabilecektir. 01.08.1990 tarihinden öncesi çalışma iddiasının ise, hak düşürücü süreyi kesen herhangi bir belge olmaması karşısında, tespiti artık mümkün değildir. Bu kapsamda, mahkemece, bu tarih öncesindeki süre bakımından kabul isabetsizdir. Bu tarih sonrası için, Mahkemece, yapılan araştırma yeterli değildir. Zira, davalı işyerinin Kurumdan gelen 15.06.2009 tarihli cevabi yazısı ile, 31.01.1991 tarihinden itibaren kanun kapsamından çıkartıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, kabul edilen sürenin davalı işyerinin kanun kapsamından çıkarılma tarihinden sonraki süreyi de kapsayacak şekilde tespiti isabetsiz olup, davacının, 31.01.1991 tarihinden sonra da çalıştığı iddiası karşısında; Mahkemece, davalı işletmenin kanun kapsamından çıkartılış sebebi, bu tarihinden sonra da faaliyetine devam edip etmediği ve davalının adına Kayıtlı veya ortağı olduğu başka işyerinin olup olmadığı, var ise, bunların kapsam tarihi ve vergi kayıtları ve davacının buralarda geçen çalışmalarının olup olmadığı hususlarında vergi dairelerinden ve kurumdan gerekli araştırma yapılmamıştır. Bu tür davalarda, davalı işyeri ile ilgili tüm belgeler, vergi kayıtları, muhtasar beyannameler ve yoklama tutanaklarının olup olmadığı araştırılmalı, davacının çalışmaları ile ilgili tüm belgeler davalı Kurumdan; puantaj kayıtları ve ücret tediye bordrolarının asılları işverenden getirtilmeli, iş bu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden imzanın davacıya aidiyeti davacı tarafından kabul edilenler ile, inkâr edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan, yine, davacı tarafından hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanması için davacıya delilleri sorulmalı, dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışan ve işverenlerin bordrolarında kayıtlı kişiler ile, aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler emniyet araştırması ve Kurumdan sorulmak suretiyle saptanarak, bilgi ve görgülerine başvurulmalı; yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, çelişkiler vaki olursa, usulünce giderilmeli, böylece, bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak, uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir. 2-) Kabule göre de, davanın niteliği gereği, çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilmesine karşılık, ücretin ispatında bu denli bir serbestliğin söz konusu olmaması, bu bakımdan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 288. Maddesindeki ücrete ilişkin yazılı belge aranması, bu nitelikte bir belge yoksa, dönemin yasal asgari ücretine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda, araştırma yaparak, elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı işveren ve Kurum avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davalı ... ...'ya iadesine, 15.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/15590, K. 2012/19134, T. 15.10.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2011-15590-e-2012-19134-k-f75d48c32d25