Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/12993 E. 2012/22029 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/12993
Karar No
2012/22029
Karar Tarihi

Mahkemesi :İş Mahkemesi No :338-505 Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalılardan ... ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını isteyen davalılardan ... ve ... 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesi delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi hükmü uyarınca, duruşma için gerekli tebligat giderlerini vermediği anlaşıldığından, duruşma isteğinin bu nedenle reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi. Savunma hakkı Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınmış, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 73. maddesi (01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesi) ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil Yargılanma" başlıklı 6. maddesinde de ayrıca düzenlenmiştir. Dava tarihinde yürürlükte olan anılan 73. madde hükmüne göre mahkeme, tarafları dinleyip; onları iddia ve savunmalarını beyan etmeleri için usulüne uygun biçimde davet etmedikçe hüküm tesis edemez. Somut olayda, dava dilekçesinin davalılar ... ve ... adına “oğlu ...”a tebliğ edildiği anlaşılmakta olup, tebliğ mazbatasında anılan şahsın davalılarla aynı adreste birlikte oturup oturmadıkları şerh verilmediği gibi; anılan şahsın da davalı olması sebebiyle aralarında menfaat çatışması bulunduğu ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 39'uncu maddesinde yer alan “ Bu kanun hükümlerine göre kendilerine tebliğ yapılması caiz olan kimselerin o davada hasım olarak alakaları varsa muhatap namına kendilerine tebliğ yapılamaz.” hükmü nedeniyle tebligatın usulüne uygun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Belirtilen hukuki ve fiili durumlar ışığında dava dilekçesinin anılan davalılara yöntemince tebliği ve taraf teşkili sağlanmadan; davalıların savunma hakkı ortadan kaldırılarak davanın esasına girilip hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir. O halde Mahkemece yapılması gereken iş, usulünce taraf teşkilini sağlamak anılan davalıların göstereceği delilleri toplamak, tanıkların temyiz dilekçesinde terekenin borca batık olduğunu ileri sürmeleri karşısında; Hukuk Genel Kurulu'nun 16.04.2008 tarih ve 2008/4-332 E, 2008/336 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, terekenin borca batık olduğunun görülmekte olan bir davada da, defi yolu ile de ileri sürebilmesi mümkün bulunduğunu gözeterek terekenin açıldığı anda borca batık olup olmadığını ölüm anında murise ait olan mallar, alacaklar ve borçlar dikkate alınarak değerlendirmek ve hasıl olacak sonuca göre hüküm kurmaktan ibarettir. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, temyiz eden davalılardan ... ve ... vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan ... ve ...'a iadesine, 15.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/12993, K. 2012/22029, T. 15.11.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2011-12993-e-2012-22029-k-961078044896