Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/12456 E. 2012/19536 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2011/12456
- Karar No
- 2012/19536
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi No :346-292 Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 26.maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 sayılı kararı ile 26.maddedeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptali sonrasında, 506 sayılı yasaya dayalı olarak işverenler aleyhine açılan rücuan tazminat davalarında; süregelen mevcut uygulama dışında, herhangi bir etkileşim ve değişim öngörülmediğinden, iş kazası tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı mülga Borçlar Kanununun 332/1 maddesinde (belirtilen işçi-işveren arasındaki akde aykırılık eylemleri ve bu çevrede maddenin 2. fıkrası gereğince işverenin akde aykırı davranışları (işçi sağlığı ve iş güvenliğinin gerektirdiği önlemlerin alınmaması vs.) sonucu, 26/I maddeyle vaki ilişkilendirme, bir bakıma akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabii olmakla; zamanaşımının, işverenler açısından 818 sayılı mülga Borçlar Kanununun 125. maddesine göre belirlenmesi gerektiği gözetildiğinde on yıldır. Zararlandırıcı sigorta olayına neden olan 3. şahıslar yönünden; üçüncü kişi ile sigortalı arasında akdi bir ilişki söz konusu olmayıp 506 sayılı Kanununu 26/2 maddesi ile Borçlar Kanununa yollamada bulunulduğundan, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunun 60. maddesinde öngörülen bir ve on yıllık haksız fiil zamanaşımı süresinin uygulaması gerekir. Kurum, ceza davasına müdahil olarak katılamadığından rücu davalarında, 818 sayılı mülga Borçlar Kanununun 60. maddesindeki ceza zamanaşımı ise uygulanmamaktadır. Zamanaşımnın başlangıcı konusuna gelince; 506 sayılı Kanunda zamanaşımının (özel olarak) düzenlenmediği düşünüldüğünde; genel hükümler çerçevesinde çözüm arama gereği vardır. Gerçekten, Borçlar Kanunun 128 maddesinde: “zaman aşımı, alacağın muaccel olduğu zamanda başlar” denilmektedir. Kurum açısından alacak hakkı, bağladığı gelirin yetkili organ tarafından onaylandığı tarihte ödenebilir hale geleceğinden, muacceliyet’in onay tarihi olacağı açıktır. O halde, masraflar için sarf ve ödeme, gelirler için ilk peşin sermaye değerinin başlangıçtaki gelir bağlama onay tarihinde zararın öğrenmiş olacağının ve zamanaşımının bu tarihte başlayacağının kabulü gerekir. Dava konusu somut olayda; davalı vekilinin süresinde yaptığı zamanaşımı def'inin gereğince irdelenmediği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamına göre, dava konusu tedavi gideri ve geçici iş göremezlik ödemeleri yönünden sarf ve ödeme tarihlerinden itibaren 10 yılılk zamanaşımı süresinin dolmasından sonra davanın açıldığı anlaşılmaktadır.Buna göre, tedavi gideri ve geçici iş göremezlik ödemeleri yönünden istemin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. Ayrıca, dosyada bulunan gelirin ilk peşin değer cetveline göre 110,29 TL ile sınırlı hüküm kurmak gerekirken Kanun ve katsayı artışları nedeniyle gelirde meydana gelen artışları da dahil etmek suretiyle fazlaya hükmedilmesi de isabetsiz bulunmuştur. Ne var ki, bu aykırılığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, karar bozulmamalı, (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesinde yer alan 1086 sayılı Kanunun temyize dair hükümlerinin uygulanmasının gerektiğine ilişkin düzenleme gereğince) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmalıdır. SONUÇ:Hükmün fıkrasının silinerek, yerine, “Davanın kısmen kabulüne, 1-)Gelir yönünden 110,29 TL'nin 30.07.2003 onay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemlerin reddine, 2-)Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 18,40 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 3-)AAÜT'e göre 1100 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-) Davanın bir kısmı reddedildiğinden AAÜT'e göre hesaplanan 1.100 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-)Bu dava nedeniyle yapılan 260 TL yargılama giderinden 9,13 TL sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına” yazılmasına ve kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı fazla alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 18.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.