Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/10018 E. 2012/14422 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2011/10018
- Karar No
- 2012/14422
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi No :1039-206 Davacı, davalı şirkete ait kuyumculuk işyerinde 27.11.2000-01.05.2004 ve 01.09.2005-15.07.2008 tarihleri arasında askerlik süresi haricinde aralıksız çalışmasına rağmen davalı şirket tarafından kuruma bu süreler içerisinde eksik bildirilen çalışma sürelerinin sigortalı çalışma olarak tespitini istemiştir. Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle Davanın kısmen kabulü ile davacının, 27.11.2000-31.03.2001 arası 124 gün,günlük 5.00 TL ücretle 01.04.2001-31.12.2001 arası 270 gün,günlük 7.00. TL ücretle 01.01.2002-31.03.2002 arası 90 gün, günlük 7.40 TL ücretle 01.04.2002-30.06.2002 arası 90 gün, günlük 9.26 TL ücretle 01.07.2002-25.08.2002 arası 55 gün, günlük 10.92 TL ücretle 25.08.2002-31.01.2003 arası 155 gün, günlük 17.56 TL ücretle 01.09.2005-31.12.2005 arası 120 gün, günlük 33.38 TL ücretle 01.01.2006-31.12.2006 arası 360 gün, günlük 36.27 TL ücretle 01.01.2007-30.06.2007 arası 180 gün, günlük 38.42 TL ücretle 01.07.2007-21.08.2007 arası 51 gün günlük 55.82 TL ücretle davalı işyerinde çalıştığının tespitine karar verilmiştir. Hükmün, davacı, davalı şirket avukatı ve davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-)5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde, re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre ise ; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Yukarıda sayılan belgelerin ve bu kapsamda işe giriş bildirgesinin süresi içerisinde kuruma verilmesinden önceki döneme ilişkin dönemler hak düşürücü süreye tabi olur ise de, sonraki süreler bakımından hak düşürücü süre söz konusu olmayacaktır. Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21 - 43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını yada kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değerde delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez. Bu halde ise hak düşürücü sürenin kesinti tarihleri dikkate alınarak her bir dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir. Bu açıklamalar ışığında, dava konusu somut olayda; davacının, hizmet döküm cetvelinde davalı şirkete ait 1000911 numaralı işyerinden 01.02.2003 tarihinden ilk kez bildirimin yapıldığı ve 01.05.2004 tarihine kadar bildirimlerinin düzenli olduğu, davacının 21.05.2004 ile 24.08.2005 tarihleri arasında askerde olduğu ve askerlik sonrası dönemde, 22.08.2007-14.07.2008 tarihleri arasında, davalı işyerinden bildirimlerinin bulunduğu anlaşılmasına göre; davacının, talep edilen sürelerde davalı işyerinde kesintili çalışıp çalışmadığı ve hak düşürücü sürenin bildirim öncesi bakımından, gerçekleşip, gerçekleşmediğinin araştırılması ve davacının askere gidiş ve dönüş sürelerinde makul sürenin de gözetilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli görülmemiştir. 2-) 506 sayılı Kanunun 3/II–B maddesinde, özel kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında, çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu kanunun 35 inci maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda; sigortalı ile işveren arasındaki hukuki ilişkinin niteliği ve sigortalının çırak olup olmadığı belirlenirken çalışma ilişkisi irdelenmeli, çıraklık sözleşmesinde akdi ilişkinin üstün niteliğinin çalışma yerine, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesi olduğu hususu gözetilmeli, sigortalının iş yerinde üretimle ilgili çalışmalara eylemli olarak katılması ve meslek ve sanat eğitiminin ikinci plânda tutulması, bir başka anlatımla sigortalının emeğiyle iş yeri ve işverene katkıda bulunması durumlarında çıraklık ilişkisinin söz konusu olamayacağı benimsenmelidir. Dava konusu somut olayda; dinlenen tanık beyanlarına ve davalı şirketin savunmasna göre davacının çırak olduğunun belirtilmesi ve kuyumculuk işinde kalemdarlık sanatının çıraklık devresi söz konusu olmadan yapılmasının hayatın olağan akışı içerisinde mümkün olmamasına göre, davacının, davalıya ait işyerlerinde çırak olarak herhangi bir çalışmasının bulunup bulunmadığı, bu kapsamda davacının Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğünden Mesleki eğitim alıp almadığı ve çıraklık sözleşmesinin bulunup bulunmadığı, araştırılmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. 3-)Ayrıntıları Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2005/21-409 Esas, 2005/413 Karar sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, Davanın niteliği gereği, çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilmesine karşılık ücretin ispatında bu denli bir serbestlik söz konusu değildir. Bu bakımdan, davaya konu olayda olduğu gibi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 288. maddesindeki yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Mahkemece, dava konusu dönemde davacının kabul edilen sürelerden ilk dönemi bakımından yasal asgari ücret hükmedilmiş ise de, 01.09.2005 tarihi sonrası bakımından, emsal ücrete oranlanarak tespit yapıldığı anlaşıldığından; ücrete ilişkin kabul gerekçesinin yeterince tartışılmamış olması ve ücret konusunda, tespiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıcı sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa, dönemin asgari ücretine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 4-) Kabule göre de; 25.08.1984 doğumlu davacının, 27.11.2000 tarihinde henüz 18 yaşının doldurmamış olduğu, buna göre de; 506 sayılı Yasanın 60/G maddesinde yer alan, “18 yaşından önce malullük, yaşlılık ve ölüm Sigortalarına tabi olanların sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir. Ancak, bu tarihten önceki süreler için ödenen malullük, yaşlılık ve ölüm Sigortaları primleri, prim ödeme gün sayılarının hesabına dâhil edilir.” düzenlemesi karşısında; aynı Yasanın Geçici 54. maddesi uyarınca 01.04.1981 tarihinden önce malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tescili bulunmayan davacı sigortalının; 18 yaşını ikmal ettiği tarihten önceye ilişkin tespite konu sigortalılığının bu çevrede değerlendirilmesi gereğinin hükümde gözetilmemiş olması isabetsizdir. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 10.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.