Yargıtay · 10. Ceza Dairesi

Yargıtay 10. Ceza Dairesi 2026/706 E. 2026/4357 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Ceza Dairesi
Esas No
2026/706
Karar No
2026/4357
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/351 E., 2022/508 K. SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma İNCELEME KONUSU KARAR: Mahkûmiyet KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması

Genç Asliye Ceza Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı ile hükümlü hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 191/1. ve 62. maddeleri uyarınca hükmedilen 1 yıl 8 ay hapis cezasına karar verildiği ve hükmün, istinaf edilmeksizin 18.11.2022 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.

Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı CMK'nın 309/1. maddesi uyarınca, 25.12.2025 tarihli ve 2025/28069 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 08.01.2026 tarihli ve KYB-2025/155703 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 08.01.2026 tarihli ve KYB-2025/155703 sayılı kanun yararına bozma isteminin; “Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 09.01.2023 tarihli ve 2022/13939 esas, 2023/13 karar sayılı ilâmında yer alan "... hükümlüye çıkarılan tebligat mazbatasına; “Muhatap ile birlikte oturan babaaannesi ... imzasına tebliğ edildi.” şeklinde şerh düşüldüğü; ancak, 7201 sayılı Kanun’un “Tebliğ mazbatası” başlıklı 23 üncü maddesinin yedinci fıkrasının ilgili bölümünde belirtilen; “21 inci maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara mütaallik muamelenin yapıldığını, adreste bulunmama ... sebebi,” şeklindeki hususun tebligat mazbatasında belirtilmediği, bu itibarla adı geçen hükümlü adına çıkartılan tebligatın usûlüne uygun olmadığı belirlenmiştir... kararının CMK'nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince kanun yararına BOZULMASINA,.." şeklindeki açıklamalar ile; 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 16. maddesinde yer alan, "Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır" şeklindeki, Tebligat Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 25. maddesinde yer alan "Kendisine tebligat yapılacak kişi adresinde bulunmazsa tebliğ, kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır" şeklindeki ve aynı Yönetmeliğin 29/1. maddesinde yer alan, "21, 22, 23, 25, 26... nci maddelerde yazılı kişiler, tebliğ yapılacak olanın geçici olarak başka yere gittiğini belirtirlerse, tebliğ memuru, muhatabın hangi sebeple adresten geçici olarak ayrıldığını, beyanda bulunanın adı ve soyadı ile sıfatını tebliğ tutanağına yazar. Tebliğ tutanağını beyanda bulunana imzalattırır ve tebliğ edilecek evrakı beyanda bulunana verir. Bu kişiler, tebliğ evrakını kabule mecburdurlar." şeklindeki düzenlemelere nazara alındığında; Somut olayda, sanık hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliğ edilerek kesinleştirildiği anlaşılmış ise de anılan tebligat parçası incelendiğinde, muhatabın aynı adreste oturan kuzenine tebliğ edildiği, ancak sanığın adreste bulunmama nedeni tebliğ evrakı üzerine yazılmadığından, yapılan tebligat işleminin anılan mevzuat gereğince usûlüne uygun olarak yapılmadığı ve söz konusu kararın kesinleşmediği cihetle, yazılı şekilde sanığın mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”

Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE A. Şüpheli hakkında, 10.12.2019 tarihinde işlediği iddia olunan kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonunda, Genç Cumhuriyet Başsavcılığının 17.02.2020 tarihli ve 2019/1178 Soruşturma, 2020/13 Karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesi uyarınca beş yıl süre ile kamu davasının açılmasının ertelenmesine, aynı Kanun'un 191/3. maddesi uyarınca bir yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, tedbirin infazı için kararın Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği, B. Şüphelinin, kendisine yüklenen denetimli serbestlik tedbirinin gerektirdiği yükümlülüklere uygun davranmadığının bildirilmesi üzerine, erteleme kararının kaldırılarak Genç Cumhuriyet Başsavcılığının 12.10.2021 tarihli iddianamesi ile kamu davası açıldığı, C. Genç Asliye Ceza Mahkemesinin 27.01.2022 tarihli ve 2021/408 Esas, 2022/49 Karar sayılı kararı ile sanığın, 5237 sayılı TCK'nın 191/1. ve 62. maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın, itiraz edilmeksizin 04.02.2022 tarihinde kesinleştirildiği, ihbar üzerine, Genç Asliye Ceza Mahkemesinin kanun yararına bozma istemine konu 03.11.2022 tarihli ve 2022/351 Esas, 2022/508 Karar sayılı kararı ile, sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan verilen hüküm açıklanarak, 5237 sayılı TCK'nın 191/1. ve 62. maddeleri uyarınca hükmedilen 1 yıl 8 ay hapis cezasına karar verildiği ve hükmün, istinaf edilmeksizin kesinleştiği, Anlaşılmıştır. D. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10/2. maddesinde yer alan, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise MERNİS adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanun'un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, mercii tarafından tebligata 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 23/1-8 ve Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 23/5. maddesine göre tebliğ mazbatasının "Tebliğin kime yapıldığını ve tebliğ muhatabından başkasına yapılmış ise o kimsenin adını, soyadını, adresini ve 22 nci madde gereğince tebellüğe ehil olduğu" hususunu ihtiva etmesi gerektiği, yine 7201 sayılı Kanun'nun 21. maddesi ve Tebligat Yönetmeliği’nin 30. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, tebliğ yapılacak kişinin adreste bulunmaması hâlinde, tebliğ memurunun adreste bulunmama sebeplerini komşu, yönetici, kapıcı vb. kişilere sorarak araştırması, tespitlerini onların beyanlarını ve imzalarını alarak tebliğ mazbatasına şerh etmesi ya da imzadan imtina etmeleri hâlinde bu durumu tebliğ mazbatasına şerh etmesi gerektiği, ayrıca Tebligat Yönetmeliği’nin 35/4. maddesine göre de tebliğ mazbatasının, tebliği çıkaran merci ve tebliğ memuru tarafından okunaklı şekilde düzenlenmesi gerektiği dikkate alındığında, Dosya kapsamına göre; 10.12.2019 tarihli eylemi nedeniyle verilen 17.02.2020 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararın muhatabın aynı adreste oturan kuzenine tebliğ edilerek kesinleştirildiği, ancak tebligat evrakında, sanığın adreste bulunup bulunmadığına, bulunmuyor ise geçici olarak mı yoksa sürekli olarak mı bulunmadığına ilişkin bir ibarenin yer almadığı, bu haliyle belirtilen usullere aykırı olarak yapılan söz konusu tebligatın geçerli sayılamayacağı, tebligatın usûlsüz olduğu, dolayısıyla usûlüne uygun tebligat yapılmadığı için erteleme kararı şüpheli tarafından öğrenilmiş olsa bile kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının usûlüne uygun şekilde kesinleştiğinden söz edilemeyeceği, usûlüne uygun kesinleşmeyen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı nedeniyle de denetimli serbestlik tedbirinin infazına başlanamayacağı gibi, beş yıllık erteleme süresinin de işlemeye başlamayacağı, bu nedenle yükümlülük ihlâlinden söz edilemeyeceği anlaşıldığından; Mahkemesince, kovuşturma şartı gerçekleşmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 223/8-2. maddesi uyarınca "durma" kararı verilerek, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın, karara karşı, tebliğ tarihinden itibaren 5271 sayılı CMK'nın 173. maddesinin 7499 sayılı Kanun ile değişik haline göre "iki hafta" içinde ilgili sulh ceza hakimliğine itiraz hakkı bulunduğu ihtarı ile birlikte usûlüne uygun bir şekilde tebliğ edilmesinin sağlanması ve usûlüne uygun şekilde kesinleştirilmesini takiben geçerli tebligat işlemleri yapılarak erteleme ve tedavi ve denetimli serbestlik kararının infazının sonucunun beklenilmesi gerektiği gözetilmeden mahkûmiyet kararı verilmesi, Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.

III. KARAR A. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, B. Genç Asliye Ceza Mahkemesinin 03.11.2022 tarihli ve 2022/351 Esas, 2022/508 Karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 5271 sayılı CMK'nın 309/4-b maddesi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.04.2026 tarihinde karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2026/706, K. 2026/4357, T. 07.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-ceza-dairesi-2026-706-e-2026-4357-k-2e7b2bbfb0e8