Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2023/3936 E. 2024/5400 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/3936
Karar No
2024/5400
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2247 E., 2023/248 K. HÜKÜM/KARAR : Ret / Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Niğde 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/115 E., 2021/459 K. Taraflar arasındaki muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların babası ...'nın 20.09.2016 tarihinde vefat ettiğini, murisin vefatı üzerine davacıların babalarından kalan taşınmazların paylaşımı için Niğde iline geldiklerinde babalarına ait taşınmazlardan yalnızca iki tanesinin muris uhdesinde kaldığını gördüklerini, bu kapsamda Niğde ili ... Köyünde kayıtlı 2595, 2600, 1745, 3247, 3243, 2066,1556, 3897 ve 3898 parsel sayılı taşınmazların, yine Mersin ili Tırhan köyünde kayıtlı 8 ve 9 parsel sayılı taşınmazlar ile Mersin ili ... ilçesi ... Mahallesinde kayıtlı 3622 ada 9 parsel sayılı taşınmazın muvazaalı olarak davalılara devredildiğini belirterek söz konusu taşınmazların tapusunun iptali ile müvekkillerinin veraset ilamındaki hisseleri oranında tapuya kayıt ve tesciline, olmadığı takdirde taşınmazların saklı payları oranında tenkis edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; yapılan satışların gerçek satış olup murisin kendi iradesiyle bizzat sattığını ve parasını da aldığını, murisin 2008 yılında karıştığı ve iki kişinin ölümüyle sonuçlanan trafik kazasında hayatını kaybedenlere tazminat ödemek üzere davaya konu taşınmazları sattığını, bu durumun davacıların da bilgisi dahilinde olduğunu, davaya konu tüm taşınmazların 27.03.2016 tarihinde satışının gerçekleştiğini, buna karşılık ilk elden temlik alan davalıların bu taşınmazları farklı tarihlerde devrettiklerini, bu durumun da satış işlemleri arasında bir ilişkinin bulunmadığının bir göstergesi olduğunu, hem muristen temlik alanların hem de ikinci el maliklerin yaptığı işlemlerin gerçek satış olduğunu ve bedelin ödendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesi, 17.07.2019 tarih ve 2016/540 Esas, 2019/840 Karar sayılı kararıyla; davalı tarafça murisin yaptığı kaza nedeni ile taşınmazların satıldığı iddia olunmuş ise de murise karşı açılan bir tazminat davası olmadığını ve ayrıca tazminata ilişkin ödeme konusunun davalı yanca ispat olunamadığını, davalı ...'in muristen temlik aldığı iki taşınmazı daha sonra murisin oğlu ... ve ...'in eşi ...'a devrettiğini, murisin tüm işleri ile davalı oğlu ...'in ilgilendiğini, davaya konu taşınmazların davalılar arasında el değiştirmiş olduğunu, davalıların aynı köyde ikamet ettiklerini ve satış bedelleriyle taşınmazların tespit olunan değeri arasında fahiş fark bulunduğunu belirterek davanın kabulüne karar vermiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; muris ile müvekkilleri arasında yapılan taşınmaz satışlarının tapuda düşük gösterildiğini, tüm tanık beyanları bir bütün olarak değerlendirildiğinde birbirini tamamlayan beyanlar olduğunu, taşınmaz satışlarının farklı tarihlerde yapılmasının dahi satış işlemlerinin gerçek satış olduğunun açık göstergesi olacağını, davalıların taşınmazları alacak ekonomik güçleri olmadığına dair raporlara ve tanık beyanlarına yansıyan olguların tamamen gerçek dışı olduğunu, yalnızca bedelin düşüklüğünün muvazaanın ispatı için tek başına delil olarak kullanılamayacağını, murisin trafik kazası sonucu mağdurlara yüksek miktarda tazminat ödediğini, Yerel Mahkemece bu hususta eksik inceleme yapıldığı, murisin taşınmazları satma iradesine dair kendi eliyle hazırlamış olduğu ilanların olduğunu, müvekkillerinin murise taşınmazların satış bedelini elden ödediklerine ilişkin tanık beyanlarına itibar edilmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 27.01.2020 tarih ve 2019/1415 Esas, 2020/103 Karar sayılı kararıyla, davaya konu Tırhan Köyü 8 ve 9 parsellerin tapu kaydının iptaline karar verilmiş ise de söz konusu parseller toplulaştırma sonucunda 101 ada 15 nolu parsel numarasını aldığı ve Mahkemece pasif tapu kaydı esas alınarak verilen tescil hükmünün hatalı olduğu, İlk Derece Mahkemesince murisin karıştığı trafik kazasına ilişkin soruşturma dosyasının ve Niğde Ağır Ceza Mahkemesi önündeki yargılamalara ilişkin dosyaların celp edilerek bu trafik kazasında ölenlerin mirasçılarının şikayetten vazgeçme, tazminat yönünden uzlaşma ya da tazminat yönünden vazgeçmeye ilişkin beyanlarının olup olmadığının incelenmemesinin hatalı olduğu, aynı ilçeden ve mahalleden olmanın muvazaa olgusunun sabit oluduğu sonucunu doğurmayacağı, bu kapsamda davalılar arasındaki akrabalığın tespit edilmesi gerektiği belirtilerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın Mahkemesine geri gönderilmesine karar verilmiştir. D. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı Sonrasında İlk Derece Mahkemesince Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesi kararı sonrasında yapılan yargılamada, Niğde 1. Asliye Hukuk Mahkemesi 08.09.2021 tarih ve 2020/115 Esas, 2021/459 Karar sayılı kararıyla; eldeki davada mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerektiği, aynı ilçeden ve mahalleden olmanın muvazaa olgusunun sabit olduğu sonucunu doğurmayacağı, taşınmazın satış değeriyle gerçek değer arasındaki farkın da muvazaanın ispatı için tek başına yeterli olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. E. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı 1. Niğde 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.09.2021 tarih ve 2020/115 Esas, 2021/459 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 2.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; murisin, oğlu ...'in yanında kaldığı ve orada 20.09.2016 tarihinde öldüğü, murisin davalı oğlu ...'den dolandırıcılık iddiası ile şikayetçi olduğu ve bu soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, dosya içeriği ve tanık beyanlarına göre murisin karıştığı trafik kazasından kısa süre sonra murise ait Niğde ilindeki 11 adet taşınmazın 27.03.2009 tarihinde bizzat satıldığı resmi senetlerden anlaşılmakla devrin mirasçılardan mal kaçırmaya yönelik olmadığı, zira murisin devir haricinde iki taşınmazının daha bulunduğu, kaza nedeni ile ölen 2 kişinin mirasçıları ile anlaşılarak bunlara haricen ödeme yapıldığı, aynı ilçeden veya mahalleden olmanın muvazaa olgusunun sabit olduğunu göstermeyeceği, akrabalık ve bedeller arasındaki farkın ise muvazaanın sabit görülmesi için tek başına yeterli olmadığı gerekçeleriyle davacılar vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; murisin davalı ...'den dolandırıcılık iddiasıyla şikayetçi olduğunu, davalıların taşınmaz satılarak trafik kazasında ölenlerin mirasçılarına tazminat ödendiği yönündeki iddiasının ispatlanamadığını, davalı ...'in aldığı iki taşınmazı daha sonra davalılar ... ve ...'a devretmesinin ve davalı ...'in muristen temlik aldığı Mersin ilindeki taşınmazı aynı köylü Sefa'ya devri ile buna yakın tarihlerde ...'ın aldığı taşınmazı Nurullah'a devretmesinin muvazaanın açık kanıtlarından biri olduğunu, davaya konu taşınmazların davalılar arasında el değiştirdiğini, davalıların aynı köylü olup birbiri ile akraba olmasının da muvazaaya işaret ettiğini, tapuda gösterilen bedel ile tespit olunan bedel arasında fahiş fark bulunduğunu, davaya konu taşınmazların davalı ...'in kullanımında olduğunun Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) kayıtları ile sabit olduğunu ve İlk Derece Mahkemesi gerekçesinin ayrıntılı ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptal ve tescil, mümkün olmaz ise tenkis isteğine ilişkindir 2. İlgili Hukuk 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı; Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706 ncı; Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237 nci ve Tapu Kanunu'nun 26 ncı maddeleri; 3. Değerlendirme 1.Dosyanın incelenmesinden; 1933 doğumlu mirasbırakan ...'nın 20.09.2016 tarihinde öldüğü, geriye mirasçısı olarak çocukları davacı ..., ....ve ...ile davalı ...'in kaldığı, mirasbırakanın; 27.03.2009 tarihinde Niğde ili ... Mahallesinde kayıtlı 2595 ve 2600 parsel sayılı taşınmazlar ile Niğde ili .... köyünde kayıtlı 8 ve 9 parsel sayılı taşınmazları davalı ...'ya, ... Mahallesinde kayıtlı 1745, 3247, 3243, 2066 ve 1556 parsel sayılı taşınmazları davalı ...'ya, ... Mahallesinde kayıtlı 3897 parsel sayılı taşınmaz ile aynı yer 3898 parsel sayılı taşınmazdaki 3/5 payını davalı ...'ya, 10.04.2009 tarihinde ise Mersin ili ... ilçesi ... Mahallesinde kayıtlı 3622 ada 9 parsel sayılı taşınmazı davalı ...'ya satış suretiyle temlik ettiği sabittir. 2. Davalı ...'nın mirasbırakandan temlik aldığı ..... Mahallesinde kayıtlı 3622 ada 9 parsel sayılı taşınmazı 16.04.2010 tarihinde davalı ...'e satış suretiyle temlik ettiği; davalı ...'nın muristen temlik aldığı .... Mahallesinde kayıtlı 3897 parsel sayılı taşınmaz ile aynı yer 3898 parsel sayılı taşınmazdaki 3/5 payı 17.06.2010 tarihinde davalı ...'ya satış suretiyle temlik ettiği, davalı ...'nın ise mirasbırakandan temlik aldığı ... Mahallesi 2066 parsel sayılı taşınmazı 26.06.2012 tarihinde davalı ...'ya, aynı yer 1556 parsel sayılı taşınmazı da 26.04.2016 tarihinde ...'ya satış suretiyle temlik ettiği görülmektedir. 3. Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan, gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de TMK'nın 706 ncı, TBK'nın 237 nci, ve Tapu Kanunu'nun 26 ncı maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. 4. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. 5. Dosya kapsamından; murisin maliki olduğu 2066 ve 1556 parsel sayılı taşınmazları ara malik kullanmak suretiyle oğlu ... ve ...'in eşi olan ...'a, sağlığında oturmakta olduğu evin de içerisinde bulunduğu 3897 ve 3898 parsel sayılı taşınmazları da gelini ...'a satış suretiyle devrettiği ve bu taşınmazların davalılar ... ve ... tarafından kullanıldığı, miras bırakanın 27.03.2009 tarihli resmi senetle devrettiği 11 parça taşınmaz ile bundan 13 gün sonra devrettiği Mersin ilindeki taşınmazın terekenin önemli bir kısmını teşkil ettiği, satış suretiyle temlik edilen taşınmazların tapudaki satış bedelleriyle gerçek bedelleri arasında fahiş bir fark bulunduğu görülmektedir. Buna ek olarak, davaya konu taşınmazların temliki karşılığında herhangi bir bedel ödendiği de ispatlanabilmiş değildir. Dava konusu taşınmazların bir kısmı mirasçı olmayan davalılar adına kayıtlı ise de, Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) kayıtlarından bu taşınmazların mirasbırakanın oğlu olan davalı ... tarafından kullanıldığı, ayrıca tanık beyanlarından, murisin, oğlu ... ile birlikte ikamet ettiği, davacıların ise Bursa'da ikamet ettikleri, murisin birlikte oturduğu oğlu ...'i Bursa'da yaşayan çocuklarından üstün tuttuğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, miras bırakanın davaya konu temliklerden önce bir trafik kazasına karıştığı ve bunun sonucunda iki kişinin ölümüne sebebiyet verdiği gerekçesiyle yargılanıp mahkum olduğu sabit ise de bu kazada ölenlerin yakınlarına tazminat ödenip ödenmediği, ödenmiş ise ödemenin ne şekilde yapıldığı ispatlanamamıştır. 6. Yukarıda değinilen ilke ve olgular birlikte değerlendirildiğinde; muris tarafından davaya konu taşınmazların bedelsiz olarak yanında yaşadığı oğlu ...'e bazıları ara malik kullanılarak temlik edildiği, bir kısmının da gelinine ve torununa temlik edildiği, 27.03.2009 tarihli satış işleminde murisin mal kaçırma kastıyla hareket ettiği ve temliklerin muvazaalı olduğu, murisin aynı resmi senetteki iradesinin bölünemeyeceği bu kapsamda mirasçılar dışındaki davalılara yapılan temliklerin de bedelsiz olduğu anlaşıldığından bu temliklerin de mal kaçırma amacıyla yapıldığının ve muvazaalı olduğunun kabulünün gerekeceği, aynı köylü ve akraba oldukları nüfus kayıtlarından anlaşılan Nurullah ve Sefa'nın bu durumu bilen ya da bilmesi gereken kişi konumunda bulundukları, bu itibarla iyiniyetli olmadıkları ve TMK'nın 1023 üncü maddesi koruyuculuğundan yararlanamayacakları sonucuna varılmaktadır. 7. Hal böyle olunca, dava konusu edilen tüm parseller yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2023/3936, K. 2024/5400, T. 03.10.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2023-3936-e-2024-5400-k-2ce4786de63f