İlk Derece Mahkemesi · Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/769 E. 2024/1138 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/769
Karar No
2024/1138
Karar Tarihi

T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİKARAR ESAS NO : *** KARAR NO : *** HAKİM : ... ... KATİP : ... ... DAVACI : ... - ... ... VEKİLİ : Av. ... - [15742-47980-09941] UETS DAVALI : 1- ... - ... VEKİLİ : Av. ... - [16429-24950-03362] UETS DAVALILAR : 2- ... - ... 3- ... - ... VEKİLİ : Av. ... - [16207-02070-58934] UETS Av. ... - [16429-24950-03362] UETS DAVA : Tazminat (İnanç Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : *** KARAR TARİHİ : *** GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : *** Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (İnanç Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ...'ın, davacı müvekkilin tek kardeşi olup kendisinin sadece ev hanımı olduğunu, diğer davalı ...'ın ise uzunca süre, müvekkilinin babasından bu yana devam eden ve aile şirketi olan ...'nin müdürü olarak görev yaptığını ve bu şirketteki çalışması nedeniyle emekli olduğunu, davalılar ... ve ... arasında karı-koca ilişkisi mevcut olduğunu, ...'nde müvekkilinin murisi anne ve babasının %50'şer oranda hisse sahibi iken müvekkilinin babasının vefat ettiğini, müvekkili ve kardeşi olan davalı ...'ın, anneleri ... ile birlikte bahse konu şirkette hisse sahibi olduğunu, 04.09.2020 tarihli ve ... sayılı ticaret sicil kaydında müvekkilinin babası ...'ın vefat etmesinden sonra murise ait hisseler veraseten hisse devri kararı ile müvekkilinde içinde bulunduğu hissedarlara devredildiğini, aynı sicil kaydında ise muris ... ile ...'ın müdürlük görevleri sona ermiş ve sadece müvekkil ...'ın şirketin temsile yetkili müdürü olduğunu, müvekkilinin kendisine ait hissesini kardeşine emaneten devrettikten sonra resmiyette olmasa da fiiliyatta ortak olduğu aile şirketine ait borçları doktorluk mesleğinden kazandığı parayla ve kendi adına kayıtlı banka hesabından ödemeye devam ettiğini, ayrıca şirkete ait Cihan Market adı altında gıda satımı yapılan bir işletme bulunmakta olduğunun bu marketten elde edilen gelirin bir kısmı, markette çalışan ve aynı zamanda davalı ... ile ...'ın oğlu olan Nazmi Ziya Aydın tarafından müvekkilinin hesabına "markette biriken para" açıklaması ile gönderildiğinin bu ödemelerin ise hisse devirlerinin gerçek bir satış değil sadece muhafaza amaçlı (inançlı temlik) yapıldığını ortaya koymakta olduğunu, nitekim devir işleminin gerçek bir satış olsa idi müvekkilinin hiçbir sorumluluğu olmadığı halde şirkete ait borçları kendi hesabından ödemesi beklenmeyeceği gibi şirkete ait market gelirlerinin müvekkiline gönderilmesi beklenemeyeceğini, davalı kardeş ...'ın, müvekkilinin memur olması hasebiyle kendisine bir süreliğine devredilen hisseleri tekrar müvekkile devretmemiş, müvekkilin iradesi dışında tasarrufta bulunarak şirket adına kayıtlı taşınmazların bir çoğunu rayiç değerin altında ve bedel almaksızın muvazaalı şekilde eşi olan diğer davalı ...'a devrettiğini, kalan malları ise rayiç değerinin altında yangından mal kaçırırcasına paraya çevirerek şirketin içini boşaltmış olduklarının bu tasarruflardan elde edilen miktardan da müvekkile hiçbir pay verilmediğinin bu nedenlerle davaya konu şirketin aktifinde yer alan taşınmazlar ile şirkete ait olup davalı ...'a muvazaalı şekilde devredilen taşınmazlarının 3. kişilere devrinin önlenmesi için teminatsız olarak ihtiyati tedbir konulmasına, mümkün değil ise ihtiyati haciz konulmasına, haklı davamızın kabulü ile müvekkilin miras payı olan şirket hisselerinin tekrar kendisine devredilmemesi ve şirkete ait malların satılarak şirketin boşaltılması nedeniyle fazlaya dair haklarımız saklı kalmak kaydı ile uğranılan zararın şimdilik 10.000,00-TL'sinin (belirsiz alacak) müştereken ve müteselsilen davalılar ... ve ...'dan tazminine, yargılama gideri ile ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalılar ... San. ...ltd. Şti, ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; mahkemenin görevsiz olduğunu, görevli mahkemenin Kayseri Ticaret Mahkemesi olduğunu, davalı ... ve Mustafa'nın davacının iddiası gibi bir tasarrufta bulunmuşlar ise zarar görenin davacı değil şirketin hükmi şahsiyeti olduğunu, bu aşamada davacının iddiası doğrultusunda davalı ... ve Mustafa'ya husumet yöneltilemeyeceğini, davacının husumet ehliyeti olmadığını, davacının öncelikle iddiasının hukuken doğru ise inançlı temlik gereği Haticeye devrettiği payın tasarrufunu iptal ettirip şirkete paydaş olacak, ancak bundan sonra şirket yöneticilerine karşı tazminat davası açacağını, şirket lehine hüküm doğarsa tazminatında şirketin olacağını, şu anda davacının herhangi bir taraf ehliyetinin olmadığını, davacının dosyaya ibraz ettiği dekontların şirketin önceki marketinden eşi ve kendisinin yaptığı alış verişlerin kısmi ödemesi olduğunu, davacının ve eşinin şirketin market işletmeciliğinden yaptığı alış verişten dolayı borçlarının halen mevcut olduğunu belirterek davanın reddine, yargılama gideri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER:Mahkememizce taraf teşkili sağlanmış davanın taraflarına delillerini ibraz etme olanağı tanınmış uyuşmazlığın çözümü için gereken bütün deliller toplanmıştır. Dava, Yeşilhisar Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ***karar sayılı ilamı ile görevsizlik kararı verilerek dosya mahkememize tevdi edilmiş olup mahkememizin iş bu esas sırasına kaydının yapıldığı görülmüştür. Görevsizlik kararı veren Yeşilhisar Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyası ile tarafların dayandığı tüm delillerin toplandığı görülmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, YARGILAMA VE GEREKÇE: Dava, inançlı işlem nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. İnanç sözleşmeleri kaynağını 05.02.1947 tarihli ve 20/6 E. K. sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararından almaktadır. Söz konusu kararda; eski hukuka göre mümkün ve geçerli olan muvazaa ve nam-ı müstear iddialarının, Medeni Kanun’un yürürlüğünden sonra taşınmaz mallar hakkında dinlenip dinlenemeyeceği tartışılmıştır. Anılan kararda; çeşitli sebep ve amaçlarla bir taşınmaz kaydına gerçek malik yerine başka bir nam ve bir sözleşmede akitlerden biri yerine üçüncü bir şahsın gösterilmesinin mümkün olduğu, bu gibi hallerde vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına yaptığı tasarruflarda olduğu gibi hukuki bir durum veya herhangi bir maksatla üçüncü şahıslardan gerçeği gizleme gayesi güdülebileceği, "kötü niyetli ve haksız gizlemeler" dışında, belirtilen olasılıklara göre açılacak bir davanın, gerçekten, ya mevcut bir hakka dayanarak bir el değiştirme veya bir hakkın korunması niteliğini taşıyacağı; bu durumda, halefiyeti düzeltme amacıyla öncelikle mülkiyetin vekile aidiyeti düşünülse bile, temsil hükümlerine aykırı olduğundan bunun korunması ve devamına hükmolunamayacağı, zira Borçlar Kanunu’nun "müvekkil vekiline karşı muhtelif borçlarını ifa edince vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına üçüncü şahıstaki alacağı müvekkilin olur" hükmünün bu düşünceyi doğruladığına değinildikten sonra sonuç olarak; nam-ı müstear davalarının dinlenebilir olduğuna ve yazılı delil ile ispatının mümkün bulunduğuna karar verilmiştir. İnançlı işlem, inananın (itimat edenin) bir hakkını belirli bir süre veya amaçla inanılana geçirmeyi, inanılanın da inananın emir ve talimatlarına göre kullanıp amaç gerçekleşince veya süre dolunca hakkı tekrar inanana devretmeyi yüklendiği sözleşmeler olarak tanımlanabilir (Özkaya Eraslan, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, Ankara 2004,s. 25). Yargısal kararlarda ise inançlı sözleşme, inanılan tarafın elde ettiği hakkı, taraflarca güdülen amaç sona erdikten veya belirli bir süre geçtikten sonra inanana veya üçüncü kişiye devretme taahhüdünü içeren bir anlaşma olarak tarif edilmiştir (HGK, 13.5.1992 gün ve 1992/14-249 E, 1992/323 K ). İnançlı sözleşme ile inanan (itimat eden) bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana (mutemede) devretmekte, borçlandırıcı bir sözleşme ile de inanılan kişinin hak ve yetkilerini sınırlandırmaktır. İnanılan hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca tekrar hakkı inanana iade etmeyi yükümlenmektedir. İnançlı işlemler gibi, bu işlemlerin hangi zamanaşımına tabi tutulacakları da Kanunumuzda düzenlenmemiştir. Gerek bilimsel alanda gerekse uygulamada, inanç konusunun iadesine, inanç konusu üçüncü kişiye devredilmiş, inanılan elinden çıkmışsa tazminat talebine ilişkin dava hakkının 818 sayılı BK’nun 125.maddesindeki 10 yıllık zamanaşımına tabidi olduğu kabul edilmektedir. Zamanaşımı, alacağın muaccel olduğu tarihte, başka bir anlatımla inanç konusu şeyin iadesi gerektiği tarihte işlemeye başlar. İade tarihi henüz gelmemiş inanılan, inanç konusunu elinde tutmakta haklı ise zamanaşımının başlamasına imkân yoktur.Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 15.04.2011 gün, 2011/13-14 E., 2011/189 K. ve 29.01.2014 gün, 2013/11-376 E., 2014/49 K. sayılı ilamlarında da benimsenmiştir. İnançlı sözleşmenin yazılı delil ile ispatının mümkün bulunduğu, bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2014/14-516 E. 2015/2838 K., 2014/11-801 E., 2014/891 K., 2013/11-376 E., 2014/49 K. sayılı kararları da bu doğrultudadır.) Tüm bu genel açıklamalar ışığında dava konusu incelenecek olursa, davacı tarafından sunulan belgeler arasında dava konusu olay ile ilgili HMK'nun 202. maddesi uyarınca yukarıda sayılan niteliklerde inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge bir belge bulunmamaktadır. Yani davacı delil başlangıcı niteliğini taşıayan herhangi bir belge sunamamıştır. Davacının davalı ile aralarında inançlı işlem bulunduğu iddiasını ispat edemediği kanaatine varılmakla davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenler ile; 1-Davanın REDDİNE, 2-492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarife gereğince; alınması gereken 427,60-TL harcın davacı tarafından peşin yatırılan 179,90-TL harçtan ve 17.078,00-TL tamamlama harcından mahsubu ile artan 16.830,30-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan tüm yargılama giderlerinin kararın mahiyeti gereği davacı taraf üzerine bırakılmasına, 4-Davalı ... tarafından yapılan 200,00-TL posta gideri ve 738,00-TL istinaf başvuru harcı olmak üzere toplam 938,00-TL'nin davacıdan alınarak iş bu davalıya ödenmesine, 5-Davalılar kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/2 maddesi uyarınca hesap edilen 10.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara ödenmesine, 6-6100 sayılı HMK 120 ve 333. maddeleri gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kalan kısmının kararın kesinleşmesi halinde tarafça numarası bildirilen veya bildirilecek hesaba, hesap numarası bildirilmediği takdirde adreslerine ödemeli olarak re'sen gönderilmesine, 7-Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 203. maddesi uyarınca dosyanın tarih ve işlem sırasına düzenlenip dizi listesine bağlanmasına, Yazı İşleri Müdürü tarafından kontrolü yapıldıktan sonra İstinafa gönderilmesine veya arşive kaldırılmasına, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 17/12/2024 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır

Atıf: Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/769, K. 2024/1138, T. 17.12.2024, www.arakarar.com/karar/kayseri-1-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-769-e-2024-1138-k-b2806687c40a