İlk Derece Mahkemesi · İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/187 E. 2024/666 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/187
- Karar No
- 2024/666
- Karar Tarihi
T.C. İstanbul Anadolu 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2024/187 Esas KARAR NO: 2024/666 DAVA: Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 26/02/2024 KARAR TARİHİ: 17/09/2024 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkili şirket ----------- Şti. tarafından --------Ş.’ye karşı--------- Esas sayılı dosyası ile açık hesaptan kaynaklı ticari alacak davası açıldığını, Kanunda yapılan değişiklik nedeniyle davanın görüldüğü mahkemenin artık ----------- Asliye Ticaret Mahkemesi olarak faaliyet göstermesi kararlaştırıldığından yargılamaya ----------- Esas sayılı dosyasında devam edildiğini, -------- sayılı 02.12.2015 tarihli kararıyla davanın kabulü ile bir kısım alacağın davalı ... Tic. A.Ş.den alınarak davacı müvekkili --------- verilmesine hükmedildiğini, Davalı şirketin ise işbu karara karşı temyiz yoluna başvurmuş olup, --------- sayılı kararında “ıslah dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilmeden verilen kararın savunma hakkını kısıtladığı” gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verildiğini, Yerel Mahkemenin kararı lehine bozulan davalı şirketin --------- Hukuk Dairesi'nin kararına istinaden karar düzeltme talebinde bulunduğunu ve dosyanın tekrar Yargıtay'a gönderilmişse de davalı şirketin karar düzeltme talebinin reddedildiğini, -------- sayılı karar ile davanın kısmen kabulüne, bir kısım alacağın davalı ...’den alınarak ------------ verilmesine hükmedildiğini, hüküm davalı ... tarafından temyiz edildiğinden 10.08.2021 tarihinde Yargıtay'a gönderildiğini, yapılan inceleme neticesinde ---------- sayılı ilamıyla Yerel Mahkeme kararının onanmasına karar verildiğini ve kesinleşen karar ile birlikte müvekkili tarafından kapak hesabı uyarınca alacağın icra dosyasından tahsil edildiğini, müvekkili şirket tarafından alacağın varlığı ve davalı tarafın temerrüde düştüğü hususları ispatlanmışsa da hükmedilen alacak tutarı ve işletilecek temerrüt faizinin toplamının müvekkilinin gerçek zararını karşılamasının olanak olmadığını ve zararı oluştuğunu, müvekkilinin munzam zararının tespitinde, temerrüde düşülen borcun ödenmemesinden kaynaklı zararın somut veriler ile ispatı kadar enflasyonun-paranın alım gücünün düştüğünün de değerlendirilmesi gereken kıstaslardan biri olduğunu, borçlunun zararının varlığını miktarını kusuru olmasa dahi temerrüt faizi nispetinde tazmin ve ödemeden sorumlu olduğunu, davalının --------Ş. Bünyesinde faaliyette olduğu ve 1300 adet mağazasının bulunduğu hususları bir bütün olarak ele alındığında müvekkil Şirketi zarara uğratmakta kusuru ve hatta kastı bulunduğunun açık olduğunu, müvekkilinin zarara uğradığını ve bu zararın davalının kötü niyetli olarak satın ve teslim aldığı ürünleri sistematik olarak iade etmemesine rağmen aynı kalemde farklı adet ve tutarlarda iade faturaları kesmek suretiyle teslim almış olduğu malların bedelini ödememek suretiyle gerçekleştirdiğini ayrıca perakende sektöründe faaliyet gösteren bir firma olarak hileli şekilde ödemekten kaçındığı mal bedellerinin yani paranın kullanım bedelinin farkında olarak müvekkiline ait olan parayı haksız şekilde yılllarca kullanmış olması suretiyle gerçekleştiğinin açık olduğunu, müvekkili şirketin --------- alacaklarını alamaması nedeniyle ticari faaliyetini sürdürmekte zorlandığını, aleyhine icra takipleri başlatıldığını ve hatta ---------- aleyhine açmış olduğu alacak davasındaki hak ve alacaklarının bir kısmını borçlu olduğu kişi ve şirketlere de temlik etme mecburiyetinde kaldığını, müvekkili şirketin ticari defterleri incelendiğinde --------- sebebiyle borç batağına sürüklendiği ve faaliyetlerinin tamamen durma noktasına geldiğinin görüleceğini beyan ederek 6100 sayılı HMK'nın 107. Maddesi uyarınca şimdilik 30.000,00 TL munzam zararın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini taleple dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacı---------- şirketinin 19.10.2015 tarihli ----------- ilanı ile 09.10.2015 tarihinde ticaret sicilinden resen silinerek, münfesih sayıldığını bu nedenle davacının taraf ehliyeti bulunmadığından yapılan yargılamanın dava şartlarına aykırılık teşkil ettiğini bu sebeple davanın aktif husumet/taraf ehliyeti yokluğundan reddi gerektiğini, davacı şirketin işbu dava bakımından vermiş olduğu kanuni/iradi temsil yetkilerinin de geçersiz sayılacağını, dava konusu munzam zarar talebinin zamanaşımına uğradığını, davacının iddia ettiği zararını belirleyebilecek durumda iken işbu davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının usule aykırı olduğunu, davacı şirketin munzam zararını soyut olarak değil somut olarak ispat yükü altında olduğunu ve iddiasını ispata elverişli somut herhangi bir delil sunamadığını, döviz kurundaki dalgalanmalar nedeniyle oluşabilecek riskleri gözeterek ve enflasyon riski göze alınarak ticari ilişkiler içine girilmesi gerektiğini bu sebeple salt enflasyon artışı ve döviz kurundaki dalgalanmaların munzam zarar talebine dayanak oluşturmadığının sabit olduğunu, davacının dava dilekçesinde belirttiği anayasa mahkemesi kararlarının kamu hukuku yönünde olduğunu bu kararın sanki özel hukuka ilişkin tüm munzam zarar davalarında emsal olduğu ve salt enflasyon olgusunun munzam zararın oluştuğuna karine teşkil ettiği şeklinde yorumlanmasının hukuka uygun olmadığını, davacı tarafça oluştuğu iddia edilen zararın davalının borcu ödemekten kaçınması sebebiyle oluştuğunu iddia etse de bu uyuşmazlığın kendi kusurundan ve ticari defterlerindeki çelişkiler bakımından ortaya çıktığını ve müvekkili şirket bakımından ödemekten kaçınma gibi bir olgunun söz konusu olmadığını aksine yargılamayı gerektirir bir durum olduğu da gözetilmesi gerektiğini, mahkeme kararının kesinleşmesi akabinde süresi içerisinde ödeme yapıldığını, yargılamanın uzun sürmesi ve davacı yanın bu sebebi öne sürerek munzam zararın oluştuğunu belirtmesi ve talepte bulunmasının haksız olduğunu, davacının ilgili dönemde süre gelen anlaşmalarında kur sabitleme yapılıp yapılmadığının araştırılması gerektiğini, basiretli tacirler tarafından kur sabitlemek suretiyle ticaret yapıldığından, kurdan kaynaklı olarak herhangi bir zararın oluşmadığını, basiretli bir tacirin kurdaki dalgalanmalara göre ticari hayatını düzenlemesi gerektiğini beyan ederek davanın gerek usulden gerekse esastan reddine ve yargılama ile vekalet ücretinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:Dava, ---------- Asliye Ticaret Mahkemesi’nde satış akdi nedeniyle oluşan cari hesap alacağı istemi ile 23/11/2013 tarihinde açılan davada Kanunda yapılan değişiklik nedeniyle davanın görüldüğü mahkemenin ----------- Asliye Ticaret Mahkemesi olarak faaliyet göstermesi verilen karar sonrası alacağın tahsilinin kararın Yargıtay tarafından onanma tarihi olan 30/03/2023 tarihinden sonra gerçekleşmesi ve faizin zararı karşılamadığı gerekçesi ile oluştuğu iddia olunan munzam zararın tahsili istemine ilişkindir.6098 sayılı TBK'nın "Aşkın zarar" yan başlıklı 122. maddesi "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." şeklinde düzenlenmiştir. Yasa uyarınca, alacaklının geçmiş günler faiziyle karşılanamayan zararlarını, borçlu kusurlu olmadığını ispat edemedikçe tazmine yükümlüdür. Borcun kaynağı satış akdi nedeniyle oluşan cari hesap alacağı istemine ilişkin olup, davalı sigorta şirketi mahkeme ilamı ile belirlenen ve kesinleşmiş tazminat tutarını icra takibi sonucunda ödemiştir. Davacı tarafından yasal faiz uygulanması ve tazminatın geç ödenmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmayan zararı olduğu ileri sürülmüştür.Uyuşmazlık, davacının geçmiş günler faizinden fazla zararının varlığını somut delillerle ispat etmesinin gerekip gerekmediği noktasındadır. Alacaklı T.B.K'nın 120. (818 sayılı BK'nın 103. maddesi.) maddesi uyarınca borcun geç ödenmesinden kaynaklanan temerrüt faizini (geçmiş günler faizini) zararın varlığını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın talep edebilir. Munzam zararda ise, geçmiş günler faizi ile karşılanamayan bir zararı olduğunu kanıtlamak zorundadır.120. madde ile geçmiş günler faizinin nasıl belirleneceği düzenlenmiş iken, 122. (818 sayılı BK'nın 105. maddesi) maddede buna ilişkin bir düzenlemenin yer almamış olması da davacının zarara uğradığını kanıtlama yükünde olduğunu göstermektedir. Salt ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar munzam zararın kanıtı olarak kabul edilemez. O halde davacının munzam zararını genel ekonomik olumsuzluklar dışında, somut vakıalarla kanıtlaması gerekir. Ancak somut zararın kanıtlanması halinde ekonomik veriler dikkate alınarak zarar miktarı belirlenebilir. Nitekim --------- sayılı kararında da, “Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. BK'nın 105. maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Munzam zarar alacaklısı, 818 sayılı BK’nın 105. maddesine dayalı tazminat isteminde bulunabilmesi için, kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu ve illiyet bağını, eş söyleyişle bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.Alacaklının, borcun yerine getirilmemesinden, kısmen yerine getirilmesinden veya geç ifadan maddi bir zarar veya kazanç yoksunluğuna uğradığını ispat etmiş sayılması için, borçlunun borcunu zamanında gereği gibi yerine getirse idi, zarar ve kar yoksunluğunun önleneceğini kanıtlaması başka bir anlatımla illiyet bağını da kurması zorunludur. Kanun koyucu, bir para borcunun gününde ödenmemesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağını kabul edip, bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik konjonktürü dikkate alarak belli bir oranda olacağını benimsemiştir. Nitekim 818 sayılı BK’nın 103. maddesine göre temerrüt faizi oranı %5 iken, 04.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanun ile bu oranın %30’a çıkarılması ve yine 3095 sayılı Kanunda 15.12.1999 tarihli ve 4489 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu ------- kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont faiz oranı esas alınarak, değişen faiz oranlarının benimsenmesi bunun kanıtıdır. Bu noktada ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar (enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki devamlı düşüş) dikkate alınarak, kanun hükmüyle geçmiş günler faizine ilişkin düzenleme yapılmış iken, aynı olguların 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde öngörülen munzam zararın bilinen kanıtları olarak gösterilip, bunların doğurduğu olumsuzluklar gerçek zarar olarak gösterilemez. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Örneğin, alacağını gününde alamayan alacaklının, aynı gün vadesi gelmiş bir borcunu ödemek için, borçlunun ödediği geçmiş günler faizi yerine bunun üzerindeki bir faizle borçlanması, ya da alacaklısına daha yüksek oranda faiz ödemek durumunda kalması; dövizle ödemeyi kabul ettiği borcu için, alacağını gününde tahsil edememesi nedeniyle sonraki günlerde daha yüksek kurdan döviz satın almak zorunda kalması gibi maddi olgularla kanıtlanan zarar söz konusudur. 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde öngörülen munzam zararın, aynı Kanun’un 103. maddesi ve 3095 sayılı Kanun ile saptanan faiz oranının dayanağı olan ekonomik olumsuzluklara dayandırılması ve herkesçe bilinenin kanıtlanmasına gerek olmadığı sonucuna varılması mümkün değildir. Bu itibarla 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Aksinin kabulü hâlinde 3095 sayılı Kanun ile diğer Kanunlardaki faizle ilgili hükümlerin uygulanması sonuçsuz kalacak, her olayda munzam zarara hükmedilmesi sonucunu doğuracaktır ki, kanun koyucunun 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde yaptığı düzenlemenin amacının da bu olmadığı anlaşılmaktadır. O hâlde somut uyuşmazlıkta yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde, somut vakıalara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanmadığından, 818 sayılı BK’nın 105. maddesi gereğince tazminata hükmedilemeyeceği sonuca varılmıştır. “ denilmektedir. Anılan kararda, ---------- başvuru numaralı kararında; başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verildiği belirtilerek, fiyatların aşırı yükseldiği, döviz fiyatlarında öngörülmeyen değişikliklerin olduğu dönemlerde gerçekleşen enflasyona bağlı olarak alacaklının alacağını geç alması nedeniyle zararın gerçekleşeceği hayatın olağan akışında herkesce bilinen bir olgu olmakla birlikte, bu gibi durumlarda munzam zararın gerçekleştiğinin karine olarak kabul edilmesinin gerektiği, bu düzeye ulaşmamış olağan yükselmelerde ise bu karinenin uygulanmayacağı görüşü de ileri sürülmüşse de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Açıklanan nedenlerle davanın reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2- Alınması gerekli 427,60-TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 512,33-TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 84,73TL peşin harcın karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4- Davalı tarafından sarf edilen yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5- Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştikten sonra talep halinde yatırana iadesine, 6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca (red olunan dava değeri üzerinden hesaplanan nispi vekalet ücreti tutarı) 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili davalıya verilmesine, 7-6325 sayılı Kanun'un 18-A/13. bendi uyarınca --------- tarafından karşılanan 3.120,00-TL zorunlu arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir olarak kaydedilmesine, Dair, Davacı vekilinin yüzüne, davalı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğden itibaren 2 hafta süre içinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 17/09/2024