İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/10 E. 2024/251 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/10
Karar No
2024/251
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2024/10 Esas KARAR NO :2024/251

DAVA:Menfi Tespit DAVA TARİHİ:04/01/2024 KARAR TARİHİ:26/03/2024

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılamasının sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; müvekkili aleyhine .... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, söz konusu takipte ... ...'nin borçlu olduğunu, bu kapsamda icra takibinde borçlu olarak gözüken Vedat Kalfa ve müvekkili ...'ın kefil sıfatıyla sorumlu olduğunu, borcun muhatabının ... AŞ'nin ...'na devredildiği de dikkate alındığında ...'nin hak sahibi olduğu iddia edilmiş olduğunu, taraflarınca söz konusu takibe süresi içinde itiraz edilmiş olsa da, Bankacılık Kanunu'nun 138inci maddesinin 4üncü fıkrasında belirtilen "Fonun alacaklı olduğu ve 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu uyarınca yapılan takiplerde borçlular tarafından yapılan itirazlar satış dışında takip işlemini durdurmaz" hükmü gereği icra müdürlüğünce takibin kesinleştirilmesine karar verilmiş ve müvekkilinin tüm malvarlığı üzerinde haciz uygulanmış olduğunu, takibe dayanak gösterilen, 17 Ağustos 2001 tarihli .... Noterliği tarafından düzenlenen ihtarnamede müvekkilinin ne şekilde borca muhatap olduğunun belirtilmemiş olduğunu, bunun yanında müvekkilinin borca kefil olduğunun taraflarına şifahen paylaşılmış olduğunu, hal böyleyken davalının Bankacılık Kanunu'ndaki lehine hükümleri suiistimal ederek müvekkilini haciz baskısı altında tutması, bu sebeple müvekkilinin ödeme yapmasını hukuka aykırı bir şekilde icbar etmesinin açıkça kötüniyetli olduğunu, bununla birlikte Bankacılık Kanunu'nda davalı lehine imtiyazlı hükümlerde bile zamanaşımı 20 sene olarak belirtilmiş olup, söz konusu 20 yıllık sürenin de 30 Temmuz 2019 tarihi itibariyle dolduğu, ihtarname keşide etmenin zamanaşımını kesmeyeceği, ihtarnamenin çekildiği tarihten itibaren 20 yıllık sürenin de 17 Ağustos 2021 itibariyle dolduğunun aşikar olduğunu, davalının müvekkilinin borçlu olmadığını, kefaletin süresinin bittiğini, kefalet sözleşmesi yürürlükte olacaksa bile ayrıca 10 yıllık zamanaşımının da dolduğunu bilebilecek konumda olduklarının açık olup, aksi düşünce hayatın olağan akışına aykırı olacağını, bu nedenle davalı tarafın aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, yukarıda açıklanan nedenlerle; ihtiyati tedbir taleplerinin kabulü ile, öncelikle müvekkilinin daha fazla mağdur olmaması için öncelikle teminatsız, Mahkeme aksi kanaatte ise teminat karşılığı kötü niyetli olarak başlatılan icra takibinde ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasını ve hacizlerin fekkini, müvekkilinin .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosyasından ve takibe konu edilen senetten dolayı borçlu olmadığının tespitini, davalı taraf aleyhine alacağın %20’sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ile dava ettiği görüldü. Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; müvekkili kurumun halen bu kredi ilişkisi sebebiyle alacaklı olduğunu, davaya konu icra takibinin .... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyası ile başlatılmış olduğunu, dosyanın taraflarına devredildiğini ve eski olduğu için dosyanın geçmişi ve yapılan işlemler hakkında bilgileri bulunmadığını, kurum kayıtlarında yapılacak bilirkişi incelemesi ile bu durumun tespit edileceğini, huzurdaki davanın kötü niyetle olarak açılması sebebiyle uğrayacakları herhangi bir zararda dava açma haklarının saklı kaldığını belirttiklerini, davacı borçlunun iddialarının haksız ve kötüniyetli olduğunu, dava dışı ... Ltd Şti'nin müvekkili kurum bünyesinde devren birleştirilen ... A.Ş.’nin devir öncesi kredili müşterisi olup imzaladığı Kredi Sözleşmesine istinaden kredi kullanmış olduğunu, davacının ilgili kredilerin teminatı olarak Genel Kredi Sözleşmelerini müşterek borçlu müteselsil kefil olarak imzalamış olup, borç ve fer’ilerinden sorumlu olduğunu, dava dışı asıl borçlu ve davacı kefillerin davaya konu imzalamış oldukları Kredi Sözleşmeleri'nin kefalet başlıklı 19.md.si ve içeriğine bakıldığında müteselsilen borçlu ve kefil olduklarını hür iradeleri ile kabul ederek imza altına almış olduğunu, kefalet sözleşmesinin usul ve yasaya uygun olduğunu, davacının kefalet borcunun zamanaşımına uğramadığını, müvekkili bankanın alacakları yönünden 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçerli olması karşısında haklı davalarının kabulü gerektiğini, davaya konu icra dosyasından gelen bir ödeme ve ... hesaplarına yapılan bir reddiyatın söz konusu olmadığını, huzurdaki davanın kötü niyetle olarak açılması sebebiyle uğrayacakları herhangi bir zararda dava açma haklarının saklı kaldığını belirttiklerini, davacının iddialarının haksız ve kötüniyetli olup kabulü mümkün olmadığını, yukarıda açıklanan nedenlerle; hukuki gerekçeden yoksun haksız ve zaman kazanmaya yönelik itirazları içerir davanın reddini, haksız kötüniyet tazminatı, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ile cevap verdiği görüldü. DELİLLER VE GEREKÇE; .... İcra Müdürlüğü’nün ... E.,....İcra Müdürlüğü’nün (Eski: ....İcra Müdürlüğü) ... E. sayılı dosyaları, genel kredi sözleşmesi, hesap kat ihtarnamesi ve dayanılan diğer deliller celp edilip incelenmiştir. .... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası celp edilip incelendiğinde; davacının müteselsil kefil olduğu genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsilini teminen, davalı ... tarafından, davalı ile dava dışı asıl borçlu ve dava dışı kefile karşı, asıl alacak, faiz olmak üzere toplam 18.806-USD. üzerinden, 27/04/2023 tarihinde ilamsız icra takibi başlatıldığı görülmüştür. Davalı yanca, davacı ve dava dışı kredi borçluları aleyhine, ....İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyasından da takip yapıldığı beyan edildiğinden, kapatılan .... İcra Müdürlüğü nedeniyle dosyanın devredildiği, ....İcra Müdürlüğü’ne yazılan müzekkereye, dosyanın yeni bir esas almadığı 2004 yılına ait UYAP ortamında da bir belge bulunmadığı bildirilmiş olup, davalı tarafından TBK'nın yürürlüğe girmesinden önce ....İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyasından icra takibine girişilmiş ise de, iş bu takip dosyasının yenilenmesinin talep edilmediği, davaya konu takip dosyasından yeni takip başlatıldığı, iş bu yeni dosyanın da ....İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyasının devamı niteliğinde sayılamayacağı anlaşılmıştır. Dava, menfi tespit davasıdır. Dava konusu alacağın, dava dışı (takip borçlusu) ... Ltd.Şti. ile ... A.Ş. arasında,30/07/1999 tarihinde akdedilen genel kredi sözleşmesine dayalı olduğu, sözleşmenin davacı (takip borçlusu) ... ve dava dışı (takip borçlusu)Vedat Kalfa tarafından müşterek borçlu müteselsil sıfatı ile imzalandığı, ... A.Ş.’nin 27/10/2002 tarihli karar ile davalı ...’na devredildiği anlaşılmıştır. Davalı tarafından 6098 Sayılı TBK'nın 598. maddesi çerçevesinde kefalet için öngörülen 10 yıllık sürenin dolduğu, bu nedenle kefaletin geçersiz hale geldiği ileri sürülerek, davalıya borçlu olmadığının tespiti talep edilmiştir. Davaya konu kredi sözleşmesinin kurulma tarihi 30/07/1999, hesap kat ihtarı tarihi 17/08/2001 olup buna göre alacağın muaccel hale gelmesi, Mülga 818 Sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olduğu dönemde gerçekleşmiştir. Ancak 01/07/2012 tarihinde 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmiştir. Türk Borçlar Kanununun Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 Sayılı Kanunun 1. maddesinin son cümlesinde ''....Ancak Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiili ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye Türk Borçlar Kanununun hükümlerine tabidir.'' denilmiştir. Bu durumda somut olayda borcun sona ermesiyle ilgili olarak 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun hükümlerinin uygulanması gerektiği açıktır. Türk Borçlar Kanununun 598/3. maddesinde ''Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.'' denilmiştir Türk Borçlar Kanununun 598/4. maddesinde ''Kefalet 10 yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır. Davacının müteselsil kefil olduğu sözleşmenin tarihi 30/07/1999 olup, TBK’nun 598/3. maddesi uyarınca, sözleşmenin kurulduğu tarihten 10 yılın geçmesiyle kefaletin sona ereceği kabul edilmelidir. Nitekim anılan maddede de açıkça sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kefaletin kendiliğinden ortadan kalkacağı ifade edilmiştir. Buna göre 1999 tarihinden itibaren 10 yıllık sürenin sonu olan 2009 tarihi itibariyle kefaletin kendiliğinden ortadan kalktığının kabul edilmesi gerekir. 6101 Sayılı Kanunun 5/2. maddesinde ''Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır. 6101 Sayılı Kanunun 6. maddesinde ise ''Bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde Türk Borçlar Kanununda öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanır.'' denilmiştir Taraflar arasındaki sözleşmenin akdedildiği tarihte yürürlükte bulunan Mülga 818 Sayılı Borçlar Kanununda kefalet için herhangi bir sürenin öngörülmediği, ancak 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanununda azami 10 yıllık sürenin getirildiği ve bu düzenlemenin 6101 Sayılı Kanunun 5/2. maddesinde ifade edildiği şekilde ''ilk defa öngörülen'' süre niteliğinde olduğu ve kefaletin 10 yıllık sürenin sonunda kendiliğinden kalkacağı 598/3. maddesinde açıkça ifade edilmiş olduğundan bu sürenin zamanaşımı süresi değil, hak düşürücü süre olarak kabul edilmesi gerekir. Nitekim öngörülen 10 yıllık süre dolduğunda, kefalet ortadan kalkacaktır. Başka bir deyişle 10 yıllık sürenin dolmasının neticesinde kefalet geçersiz hale gelmektedir. Yasada geçersiz hale geldiği belirtildiğinden bu hususun mahkemece de resen dikkate alınması gerekmektedir. Yukarıda açıklandığı şekilde sözleşme tarihinden itibaren 10 yıllık sürenin sonu 2009 yılıdır. Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği 01/07/2012 tarihinden önce kefalet için öngörülen 10 yıllık sürenin dolduğu anlaşılmaktadır. 6101 Sayılı Kanunun 5/2. maddesinde Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü sürenin ilk defa öngörülmesi ve bu sürenin kanunun yürürlüğünden önce dolmuş olması halinde hak sahiplerine yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanabilme imkanının getirildiği anlaşılmaktadır. Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce 2009 tarihine kefalet için öngörülen 10 yıllık sürenin dolduğu, kanunun 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe girdiği ve bu tarihten itibaren hak sahiplerine bir yıllık sürenin tanındığı ve bu sürenin de 01/07/2013 tarihi itibariyle dolduğu görülmektedir. Davaya esas icra takibi ise 27/04/2023 tarihinde yapılmıştır. Buna göre yasayla tanınan ek sürenin dolmasından (01/07/2013) yaklaşık 10 yıl sonra yapılan bu takibe dayalı olarak, 6098 sayılı TBK. 598/3, 6101 sayılı Kanunun 1. ve 5/2. maddesi çerçevesinde, davalının artık, davacı kefili takip etme hakkının ortadan kalktığı (Yargıtay 11.HD. 22/06/2021 T., 2020/3217 E.-2021/5286 K.) kanaatine varılmakla, davacının davasının kabulü ile, ....İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyasından, davacının davalıya 366.096,39-TL.’dan borçlu olmadığının tespitine, şartları oluşmayan davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının davasının kabulü ile, ....İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyasından, davacının davalıya 366.096,39-TL.’dan borçlu olmadığının tespitine, 2-Davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, 3-Davalı harçtan muaf olmakla harç alınmasına yer olmadığına, 4-Davacı tarafından dava açılırken yatırılan 427,60-TL. başvurma harcı + 6.252,01-TL. peşin harç olmak üzere toplam 6.679,61-TL.'nın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine 5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 56.914,46-TL. vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan 427,60-TL. başvurma harcı yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 8-6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-(11)-(13) maddesi ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120-TL. arabuluculuk ücretinin tamamının, davalıdan tahsiliyle hazineye irat kaydına, 9-Taraflarca yatırılan bakiye gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere mahkememize hitaben yazılmış, mahkememize verilecek ya da başka mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderilecek bir dilekçe ile gidilebilecek İSTİNAF yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.26/03/2024

Katip ... e-imzalıdır

Hakim ... e-imzalıdır

Atıf: İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/10, K. 2024/251, T. 26.03.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-9-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-10-e-2024-251-k-2f865f404269