İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/253 E. 2025/446 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2025/253
Karar No
2025/446
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/253 Esas KARAR NO : 2025/446 Karar DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 14/04/2025 KARAR TARİHİ : 27/06/2025 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davalı taraftan alacağına ilişkin olarak ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ikame edildiği ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin...Esas, ... Karar sayılı ve 10.11.2020 tarihli kararıyla davanın kabulüne karar verildiğini, işbu alacağa ilişkin olarak müvekkili ... 4. İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasıyla davalı tarafa icra takibi başlatıldığını, dosyanın istinaf edildiğinden tehiri icra kararı alındığını, kararın kesinleşmesinden sonra icra takibi taraflarınca yenilendiğini, ... Esas sayılı dosyayla icra takibine devam olunduğunu, müvekkilinin geçen bu sürede davalı şirketten alacaklarını tahsil edemediklerini, bu hususta davalı şirketin mahkeme hükmüyle kesinleşmiş alacağın tamamını inkar ettiği ve temerrüde düşmede açıkça kusurlu olduğunu ve müvekkilin şahsen ve somut bir biçimde hükmedilen alacaktan çok daha fazla zarara uğramasından dolayı TBK 122 gereğince işbu davayı ikame etme zorunluluklarının hasıl olduğunu, davanın, trafik kazası sonucunda, kasko sigortası kapsamında, davacıya ödenmesi gereken hasar bedeline ilişkin munzam zararın karşılanmasına ilişkin olduğunu, munzam zararın tazmin yükümlülüğünün temerrüt sebebiyle doğan yeni ve bağımsız bir borç niteliğinde olduğunu, müvekkiline ait ...plakalı araç 28.11.2017-2018 tarihleri arasında davalı sigorta şirketi tarafından Kasko Sigorta Poliçesi ile sigortalanmıştır. müvekkilinin söz konusu poliçeye ilişkin tüm sigorta primlerini ödediğini, 02.01.2018 tarihinde henüz 1100 km yaptığı kazasız durumdaki aracı ile ... Karayolu Merter bağlantısından dönmekte iken virajı alamayarak talihsiz bir şekilde köprü ayağına çarpıtığını, kaza sırasında aracının stop etmemesi üzerine müvekkilinin o sırada çalışır durumdaki aracına bindiğini ve evine geri döndüğünü, kaza sırasında araçta herhangi bir büyük zarar görünmemekte olduğunu, araç çalışır durumda olduğunu, ancak müvekkili sabah aracı çalıştırmak istediğinde çalıştıramadığını, müvekkilinin sonradan aracın çalışamayacak düzeyde hasar aldığını fark ettiğini, olay gecesi müvekkilinin aracına binerek ...’daki evine gittiğini, yaklaşık 10 km yol aldığını, zira araçta normal bir insanın dışarıdan fark edemeyeceği bir hasar meydana geldiğini, rizikonun gerçekleştiği gecenin sabahında aracının çalışmadığını fark etmesi üzerine davalı sigorta şirketine durumu bildirdiğini ve aracının tamir edilmesini, eğer bu mümkün değilse poliçe uyarınca ekspertiz tarafından belirlenecek rayiç bedelin ödenmesini talep ettiğini, bunun üzerine davalı şirket yetkilileri müvekkili arayarak böyle bir ödeme yapmayacaklarını, müvekkilin olay günü olay yerini terk ettiğini, bu durum göz önüne alındığında talepte bulunamayacağı beyan edildiğini, müvekkili tarafından ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ...Esas sayılı dosyası ikame edildiğini ve yapılan yargılama sonucunda karar verildiğini, müvekkili tarafından işbu ilama ilişkin olarak ... Esas sayılı icra takibi başlattığını, ancak davalı şirketin tehiri icra kararı alarak icra takibini durdurduğunu ve kararın kesinleşmesiyle beraber ... 4. İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasıyla dosyanın yenilendiğini davalı şirket tarafında işbu icra dosyasına 36.07.2024 tarihinde takipte kesinleşen 103.702,16 TL yatırıldığını belirterek fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla mahkemece tespit edilecek munzam zararlarının şimdilik 5.000 TL'si ve tüm alacağımıza dava tarihinden itibaren işleyecek mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte davalı şirket tarafından müvekkiline ödenmesini ve dava giderleri ile ücret-i vekaletin davalı şirket üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili sigorta şirketi poliçeden kaynaklı sorumluluklarını yerine getirdiğini, munzam zarardan kaynaklı herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkili sigorta şirketinin riziko anında meydana gelen zarardan sorumlu olduğunu, munzam zarara yönelik taleplerden kaynaklı herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, her durumda somut uyuşmazlık bakımından munzam zararın şartlarının oluşmadığını, müvekkili sigorta şirketinin temerrüde düşmesinde herhangi bir kusurunun bulunmadığını, kaza tespit tutanağı bulunmayan, davacının beyanlarının çelişkili görülmesi ve alınan eksper raporunun Sigortacılık Kanunu m.22/f.17 uyarınca “Eksperler tarafından düzenlenen raporlar delil niteliğindedir.” Hükmü de gözetilerek, müvekkili sigorta şirketi yönünden hasar ödemesine dayanak teşkil etmesi nedeniyle, müvekkilinin meydana gelen hasarı ödemesinin beklenemeyeceğini, davacının temerrüt faizini aşan herhangi bir zararının bulunmadığını, müvekkili sigorta şirketinin temerrüdü ile davacının iddia ettiği munzam zarar arasında illiyet bağının bulunmadığını, davacının faiz taleplerinin kabulünün mümkün olmadığını belirterek müvekkili sigorta şirketinin munzam zarardan kaynaklı herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığından davanın reddini, yargılama gideri ve ücreti vekâletin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. GEREKÇE: Dava, davacı tarafın alacağını geç tahsil etmesi nedeniyle munzam zararının davalıdan avans faizi ile tahsili istemli açtığı davadır. Davacı taraf, davalıdan olan alacağına ilişkin olarak ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E sayılı dosyası ile açtığı davanın kabulüne karar verildiğini verilen kararın ... 4. İcra müdürlüğünün...E sayılı dosyası ile icra takibine konu edildiğini, davalının tehir-i icra alması sebebiyle davacının alacaklarını tahsil edememesi sebebiyle davacının munzam zararının oluştuğunu iddia ederek dava açmıştır. Munzam zarar, borçlu temerrüte düşmemiş ve borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan durum arasındaki farktır. Munzam zarardan sorumluluk, borçlunun temerrüte düşmekteki kusuruna dayanan bir sorumluluk olup kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüte uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlunun temerrütü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816). Türk Borçlar Kanununu 122. maddesinde, zararın temerrüt faizinden fazla olduğu takdirde munzam zarar talep edilebileceğinin düzenlendiği, Yargıtayın yerleşik kararlarına göre, munzam zararın olası bir zarar olmadığı, davacının iddia ve talep ettiği gibi muhtemel kar ya da karşılanan kısmı aşan zarar varsa bu husus inandırıcı bir biçimde kanıtlanabilirse ve de davalının kusuru/temerrüdü ile zarar arasında illiyet bağı kurulabilirse, bu koşullarda munzam zarar talep edilebileceğinin hüküm altına alındığı, davacının da somut bir zarardan söz etmediği, davacının muhtemel kar mahrumiyetine dayandığı, bu hususun munzam zarar kapsamı dışında olduğu, salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK nun 122. maddesi kapsamında munzam zararın kanıtı olarak ileri süremeyeceği ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzlukların alacaklı zararı olarak kabul edilemeyeceği, dolayısıyla TBK nun 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlaması gerektiği ve davacının munzam zararın oluştuğu ikna edici bir biçimde kanıtlayamadığı, davalının kanunun cevaz vermesi sebebiyle verilen karara tehir-i icra kararı almasının yasal hakkın kullanımı olması sebebiyle munzam zarar talep edilebilmesinin koşullarının oluşmadığı, davacının munzam zarar talep etme şartlarının ve munzam zararının oluşmadığı kanaatine varılmış davacının davasının reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. (Bkz. Yargıtay H.G.K.'nun : ... Esas ve... Karar sayılı ilamı) HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın reddine, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi gereğince takdiren 615,40 TL karar ve ilam harcı alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince dava değeri üzerinden takdiren 5.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 13. fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 4.600,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 6-Davalı tarafından belgelendirilen bir yargılama masrafı olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-HMK 333 maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde kullanılmayan avansın yatıran tarafa iadesine, Dair, Taraf vekillerinin yüzlerine karşı tebliğden itibaren 2 haftalık sürede HMK 341 maddesi uyarınca istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi. 27/06/2025 Katip e-imzalıdır Hakim e-imzalıdır

Atıf: İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/253, K. 2025/446, T. 27.06.2025, www.arakarar.com/karar/istanbul-5-asliye-ticaret-mahkemesi-2025-253-e-2025-446-k-0c5ba55f4d89