İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/100 E. 2025/634 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/100
- Karar No
- 2025/634
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO:... Esas KARAR NO :2025/634 DAVA:Tazminat DAVA TARİHİ:01/05/2002 KARAR TARİHİ:11/09/2025 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili, ... bankası A.Ş. ... Şubesince ... İçme Suyu Paz. Tic. Tur. İth. Ve İhr. Ltd. Şti'ne kullandırılan 2.000.000 DEM'lik kredi ile ilgili olarak T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığının 23.01.2001 tarih 6119 sayılı yazısı ve BDDK Bankalar Yeminli Murakıpları Kurulunun 05.12.2000 tarih R-7, R-8 sayılı soruşturma raporu ile belirlendiği gibi; bankanın ... Şubesi müşterilerinden olan ... İçme Suyu Paz. Tic. Tur. İth. ve İhr. Ltd. Şti'nin 21.02.1995 tarihinde 500 milyon TL sermaye ile kurulduğunu, 31.12.1997 tarihli verilere göre 2,8 Milyar TL ödenmiş sermayesi bulunduğunu, 1997 yılı faaliyetlerini 18 Milyar TL zararla kapattığını, mali yapısı bu durumda olan bir firmaya ... Şubesince 23.03.1998 tarihinde 2.000.000 DEM lik HGM kredisi teklif edildiğini, bu teklifin Proje Kredileri Müdürlüğünce reddedildiğini, red gerekçesinde firmanın mali yapısının olumlu bulunmadığının belirtildiğini, raporda devamla şubenin adı geçen kredi teklifine istinaden, ilk kredi teklifini reddeden daire başkanlığınca firmanın mevcut mali yapısında olumlu etki yapacak yeni unsurlar olmamasına karşın öz kaynakları negatif düzeyde iken ve yeterli öz kaynaklar sağlanmadan mali yapısının karşılayabileceği ölçeklerin üzerinde kredi tespit edilerek kullandırılmasını ve kredilendirmede taşınmaz mal ipoteğinin esas alınarak yeterli fizibiliteye dayanmadan orta vadeli garanti verilmesi Banka Yönetim Kurulunca değerlendirilmediğini ve bankanın 2.000.000 DM zarara uğratıldığını, firmanın kredilendirilmesinde kredilendirme ilkelerinin dikkate alınmadığını, gereken tedbir ve basiretin gösterilmediği ve neticeten davalıların her kademede gerek genel geçer bankacılık usul ve esaslarına ve gerekse de davacı bankanın iç mevzuatı ile getirilmiş usul ve esaslara aykırı davranarak ve görevlerini suiistimal ederek bankayı zarara uğrattıklarını iddia ederek uğranılan 2.000.000 DEM karşılığı 1.022.583,77 Euro banka zararının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalılar, gerek şahsen ve gerekse de vekilleri aracılığı ile muhtelif tarihlerde vermiş oldukları dilekçeleri ile özetle, haklarındaki usulsüzlük iddialarını reddetmekte, bankacılık usul ve esaslarına uygun olarak banka iç mevzuatı doğrultusunda kredinin ilgili firmaya kullandırıldığını, kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını, ilgili firma hakkında alacağın tahsilini teminen hukuki girişimlerin sürdüğünü, bu bağlamda kısmi tahsilatlar yapıldığını, icra takipleri ve davaların devam ettiğini, henüz ilgili firma hakkındaki alacağı tahsil sürecinin sonuçlanmadığını, bu anlamda kendilerinden istenebilecek bir zarar bulunmadığını, ayrıca haklarında verilmiş bir ceza kararı bulunmadığını bu nedenle davanın reddine karar verilmesi isteminde bulunmuşlardır. Dosyanın safahatı; mahkememizde görülmekte bulunan iş bu dava .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esası ile 01.05.2002 tarihinde açılmış olup, iş bu mahkemece verilen karar bozulmakla .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esasını aldığı, tekrar bozmayla (ve mahkeme bölünmesi nedeniyle) .... Asliye Ticaret Mahkemesi 2013/... Esasını aldığı, ardından mahkeme devri ile .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esasını aldığı, mahkememizce verilen karar bozulmakla mahkememizin ... Esasını aldığı görülmüştür. Huzurdaki dava, davacı bankanın yönetim kurulu üyelerine karşı açılan bir sorumluluk davasıdır. Mahkememizin ... Esas ... Karar sayılı dosyası ile davanın davalılar ..., ..., ..., ..., ... açısından kabulüyle 669.673,39 EURO'nun 07.05.1998 tarihinden itibaren 3095 S.K.nun 4/a maddesi gereğince Devlet Bankalarının EURO ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranında temerrüt faizi ile bu davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, bu davalılar açısından 292.784,63 EURO talepte davanın konusuz kaldığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, yine bu davalılar açısından 60.125,74 EURO talebin reddine, diğer davalılar açısından davanın reddine, dair karar verilmiş olup Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2023/194 Esas 2024/3689 Karar sayılı kararı ile bozularak Mahkememizin yukarıda belirtilen esasına kaydedilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2023/1294 Esas 2024/3689 Karar sayılı kararının bozma gerekçesinde ; "Her ne kadar ... ...'nün dosyaya sunulan 14.11.2019 tarihli yazısında, banka tahsili gecikmiş alacakları portföyünde yer alan alacakların, ... A.Ş.'ye devir/temlik edilmesinin, yönetim kurulunun 26.12.2018 tarih ve ... no.lu kararı ile kararlaştırıldığı, ancak 06.07.2001 tarihinden önce kullandırılan kredilerden kaynaklı bu alacakların temlik sözleşmesinde (Ek-2) belirlenen bedelle temlik edilmiş olmasının, iş bu davaya konu banka zararını ortadan kaldırmadığı ve bu nitelikteki banka hak ve alacaklarının devir konusu yapılmadığı bildirilmiş ise de, ... ... ... Bankası A.Ş. Hukuk İşleri Direktörlüğü'nün 03.04.2019 tarihli yazısında açıkça dosya numarası da bildirilmek suretiyle banka tahsili gecikmiş alacakları portföyünde yer alan kredi takip alacaklarının, ... A.Ş.'ye temlik/devir edilmesinin, yönetim kurulunun 26.12.2018 tarih ve ... no.lu kararı ile kararlaştırıldığı ve işbu davaya konu alacakların tamamının bu kapsamda temlik/devir edildiği bildirilmiş, ekinde de yönetim kurulu karar örneği gönderilmiştir. 4.Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, dava konusu edilen alacağın da dava açıldıktan sonra devir/temlik edildiği anlaşılmış olup buna göre Mahkemece 6100 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca işlem yapılarak (görülmekte olan davada davacı yerine devralmış olan kişinin geçmesi için gerekli usuli işlemler yapılarak) bir karar verilmesi gerekirken müddeabihi devretmiş davacı huzuru ile davaya devam edilerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir. " şeklinde karar verilmiştir. Bozma üzerine Mahkememizce yeniden oturum günü tayin edilmiş, taraflara tebliğ edilmiş, tayin edilen gün yargılamaya devamla esas hakkında hüküm tesis edilmiştir. Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08.05.2024 tarih ve 2024/3689 sayılı kararıyla dosyamız "dava konusu alacağın ... A.Ş.'ye devri nedeniyle davacının aktif husumet ehliyetini kaybettiği ve HMK'nun 125/2. maddesi gereğince devralan şirketin davacı sıfatı kazanması için gerekli usuli işlemlerin yapılması" gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma sonrasında mahkememizce yapılan inceleme ve toplanan deliller ışığında, bu bozma gerekçesinin somut olayımızda geçerli olmadığının anlaşılması üzerine, daha önceki kararımızın esasa ilişkin tüm tespitlerinin aynen muhafaza edilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Öncelikle, davacı bankanın yönetim kurulu üyeleri aleyhine açılan işbu mali sorumluluk davasında, Yargıtay'ın önceki bozma kararlarında işaret ettiği dava şartı eksikliklerinin tamamen giderildiği açıktır. Davacı banka genel kurulunun bu davaya muvafakat verdiği ve denetim kurulu üyelerinin gerekli vekâletnameleri verdiği usuli eksikliklerin tamamlandığı, bu hususta artık herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı görülmektedir. Bu nedenle, dava şartları yönünden herhangi bir eksiklik kalmamış olup, esasa ilişkin inceleme yapılması mümkün hale gelmiştir. Yargıtay'ın son bozma kararında " dava konusu edilen alacağın da dava açıldıktan sonra devir/temlik edildiği anlaşılmış olup buna göre Mahkemece 6100 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca işlem yapılarak (görülmekte olan davada davacı yerine devralmış olan kişinin geçmesi için gerekli usuli işlemler yapılarak) bir karar verilmesi gerekirken müddeabihi devretmiş davacı huzuru ile davaya devam edilerek hüküm kurulması" gerekçesiyle kararımız bozularak kaldırılmış ise de ; Bozulan kararımızda da "Yargılamanın devam ettiği sırada alacağın devir edildiği, aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı iddia edilmiş ise de temlik bedeli ve 14.11.2019 tarihli cevabi yazı dikkate alındığında davaya konu banka zararının temlik edilmediği, davacının aktif husumet ehliyetinin devam ettiği anlaşılmıştır." şeklinde belirttiğimiz üzere; Her şeyden önce, 31.12.2018 tarihli "Tahsili Gecikmiş Alacakların Devir Sözleşmesi"nin 2. maddesi, devrin kapsamını son derece açık bir şekilde tanımlamaktadır. Bu maddeye göre sözleşmenin konusu, "Banka'nın Ek-1'de bilgilerine yer verilen Tahsili Gecikmiş Alacak Portföy'ünde firmalardan Hesap Kesim Tarihi itibariyle nakdi krediler ile nakde dönüşmüş gayrinakdi kredilerden kaynaklanan doğmuş alacaklarının... devir ve temlik edilmesi"dir. Bu hüküm son derece belirleyicidir, zira devredilen alacakların sadece "firmalardan" olan, yani asıl borçlulardan tahsil edilecek kredi alacakları olduğunu açıkça göstermektedir. Oysa işbu davamız, firmalara usulsüz şekilde kredi veren banka personelinden tahsil edilecek mali sorumluluk alacağına, başka bir ifadeyle rücu alacağına ilişkindir. Bu iki alacak türü arasındaki temel fark, devir sözleşmesinin kapsamını belirlemede kritik öneme sahiptir. Devir sözleşmesinin bu açık hükmünün yanı sıra, tarafların sonradan yaptıkları beyanlar da mali sorumluluk davasının devir kapsamı dışında kaldığını kesin olarak teyit etmektedir. ... ... ... Bankası A.Ş.'nin mahkememize sunduğu 26.02.2025 tarihli resmi yazısında, "işbu davaya konu edilmiş olan Bankamız eski Yönetici ve personellerinin sorumluluğundan doğan bu nitelikteki Banka hak ve alacakları devir konusu yapılmamıştır" şeklinde açık beyan bulunmaktadır. Aynı yazıda, "mali sorumluluk davasının ... Bankası ile aramızda yapılan devir/temlik işlemine dahil olmadığı" vurgulanmaktadır. Öte yandan, devir işleminin karşı tarafı olan ... A.Ş.'nin vekili de aynı doğrultuda beyanda bulunmuş, "dava konusu müvekkil şirkete temlik edilmiş olmayıp dosyadan kaydımızın silinmesi talebidir" şeklinde açık beyanında bulunmuştur. Bu beyanda ayrıca, "mali sorumluluk davasının müvekkil şirkete devir ve temlik edilen kredilerden kaynaklı risklere ilişkin olmayıp... işbu mali sorumluluk davasının ... Bankası ile aramızda yapılan devir/temlik işlemine dahil olmadığı" açıkça ifade edilmektedir. Her iki tarafın da aynı yönde beyanları, mali sorumluluk davasının devir kapsamında olmadığına dair şüpheye yer bırakmayan kesin delil teşkil etmektedir. Mali sorumluluk alacağı, banka personelinin görevlerini gereği gibi yerine getirmemeleri nedeniyle bankaya verdikleri zararın tazmini için şahsen sorumlu tutuldukları bir rücu alacağıdır. Bu alacağın hukuki kaynağı, çalışanların banka ile aralarındaki hizmet ilişkisinden doğan özen yükümlülüklerini ihlal etmeleridir. Kredi takip alacağı ise, bankanın asıl borçlu firma ile arasındaki kredi ilişkisinden doğan ve firmadan tahsil edilmesi gereken bir alacaktır. Bu iki alacak türü, hem hukuki kaynakları hem de borçluları itibariyle tamamen farklı niteliktedir, "Ek-1'de detayları verilen kredi alacaklarının tamamı" devredilmiş olup kredi alacaklarının portföyün nominal değerinin çok altında satılmasıdır ve zaten de davaya konu yöneticinin sorumluluğu kapsamındaki zarar, bu nedenle oluşmaktadır. Bu nedenle, kredi takip alacaklarının devredilmesi, fer'i alacak olarak değerlendirilemez ve de mali sorumluluk alacağının devredilmesi anlamına gelmemektedir. Davacı sıfatının açık şekilde devam ettiğinin sabit olması üzerine, mahkememizin esasa ilişkin tespitlerinin aynen geçerli olduğu değerlendirilmektedir. Bu kapsamda, ... ve ...'dan oluşan uzman bilirkişi kurulunun hazırladığı kapsamlı raporlar, davaya konu kredilendirme sürecinin her aşamasını teknik açıdan incelemiş ve önemli tespitlerde bulunmuştur. ... ve ...''dan oluşan bilirkişi kurulundan en son rapor aldırılmış, ikinci teklifin yapılıp kredinin verilmesinin nedeni olarak ileri sürülen her iki kredinin farklı vadeli olmasının sonuca etkisi, kısa vadeli kredide özkaynaklara ilave edilmemesi gereken değerler olup olmayacağı , leasing kira ödemelerinin muhasebeleştirme usulünün kredi raporuna etkisi, borcun 5 katı tutarında ipotek alınarak krediye onay verilmesi gibi hususlarında raporlarında teknik olarak irdelenmesi ile ek rapor düzenlenilmesi istenerek ek rapor alınmıştır. ... İçme Suyu Pazarlama Ltd. Şirketi ile ilgili ... Şirketi Şubesi tarafından 1998 tarihinde kredi teklifinde bulunulduğu, ... Bankası Genel Müdürlüğü Proje Kredileri Müdürlüğünün 17/04/1998 tarih ve ... sayılı yazısı ile firmanın mali yapısının olumlu bulunmadığı belirtilerek teklifin iade edildiği, 20/4/1998 tarihinde ise aynı firma ile ilgili firmanın aktifinde kayıtlı gayrimenkul ve taşınmazların yeni ekspertizinin yapılmasıyla öz varlığında değişim olması ve yatırıma yönelik orta ve uzun vadeli işletme kredisi kullanacağından bahisle tekrar ve bankanın dahili mevzuatının orta uzun vadeli kredi kullanacak firmalarda işletme içi kıymetlerin öz kaynaklara ilavesini ve dolayısıyla özkaynaklarının artması sonucunu doğurmasını öngörmesi nedeniyle kredi talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır. ... Kredi Müdürlüğünün teklifi ile yönetim kurulu onayına sunulan 2.000.000DEM tutarlı ... Şirketi lehine harici garanti mektubu kredisinin banka yönetim kurulu 21/4/1998 tarih ve ... sayılı kararı ile kabul edilmiş olup, yönetim kurulu kararında davalılar ... oybirliğiyle atılan imzaların bulunduğu anlaşılmıştır. Davalılar ... ... ve Yücel hakkında, İst. CBS'nin ... sayılı kararı ile ... sayılı kanun kapsamında görevi kötüye kullanma suçundan zamanaşımı süresi dolana kadar takip koşuluyla dava açılmasının ertelenmesine karar verildiği, davalılar ...hakkında da yine aynı gerekçelerle ....Asliye Ceza Mahkemesinin ... Sayılı kararı ile karar verilmesinin ertelenmesine karar verilmiş olduğu görülmüştür. Davaya konu kredinin incelenmesinde ilk kredi teklifinin yatırımla ilgili harcamalar yapmasına karşın oluşan zararın açıklayıcı bir proje raporunun bulunmaması nedeniyle reddedildiği, ... Bölge İstihbarat Müdürlüğünden proje raporu talebinde bulunduğu, düzenlenen proje raporunda zararın makine kira bedellerinden kaynaklandığının bildirilmesi neticesinde şubenin tekrardan yapılan teklifin değerlendirilmeye alındığı anlaşılmıştır. Yeniden hazırlanan proje değerlendirme raporunun bünye analizi bölümünde "ortaklara olan borçlarda görülen 39.031.000-TL'nin sermaye artırımında kullanılması durumunda firmanın pasif yapısı, merkez bankasından alınan yazıya göre 20.350.000-TL banka borcu, 15.662.000-TL firma özvarlık değerlendirme formunda bulunan öz varlık mahsup edildikten sonra kalan pozitifin 3.107.000-TL'lik bilanço içi özvarlığa ulaşılmış ve varsayımlar buna göre geliştirilmiştir" denilmekte olup, ilk raporda -15.662.000-TL olarak hesaplanan öz kaynak toplamı kredinin kabul edilmeme gerekçelerinden biri olmuşken 2. Kredi teklifinde kredi vadesi 2,5 yıl üzerinden yapıldığı, dolayısıyla her iki kredi teklifinin vadelerinde herhangi bir değişiklik bulunmadığı, ortaklara olan borçların sermayeye eklenmesi ve ayrıca banka eksperlerince taşınmazların cari değerlerinin yeniden tespit edilerek şirket öz varlığının eksiden artıya dönüştürülmesi yönündeki tahlil çalışması muhasebe standartları yapısından şirketin bozuk likitide olan yapısında bir değişiklik meydana getirmediği anlaşılmıştır. Öz kaynak hesaplaması ödenmiş sermaye, karların toplamından zararların çıkarılması sonucunda bulunmakta olup, bundan dolayı firmaların uzun veya kısa vadeli kredi ile borçlanmalarının da öz kaynaklara bir etkisi bulunmamaktadır, İşlemin yapıldığı tarihlerde leasing yoluyla kiralanan ve üretimde kullanılan makineler firmanın aktifinde kayıtlı olmayıp, bu yolla kiralanan makinelere amortisman ayrılamayacağı gibi leasing firmasına ödenen taksitler bilançoda gider ve dolayısıyla zarar yazıldığından öz varlıklara negatif etkisi de bulunmaktadır. Finansal kiralama ile yapılan ödemelerin geçici hesaplarda aktifleştirilerek gelecek yıllara ötelenmiş olsa dahi, likidite bakımından şirketin mali bünyesinde olumlu bir katkısının bulunmayacağı anlaşılmıştır. Ayrıca şirketin kredi borcunun 5 katı tutarında olsa dahi ipotek vermiş olmasının kredi verilmesi için tek başına yeterli olmadığı, asıl olan şirketin faaliyetleri sonucu yarattığı kazanç ile borcunu ödeyebilecek likitide yapısına sahip olması olduğu anlaşılmıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2008/11150 karar sayılı bozma ilamında belirtildiği gibi başlangıçta kredilibitesi bulunmadığı belirlenen şirkete kredi kullandırılması halinde kredinin geri dönmemesi durumunda dönmeme tarihinde bankanın zararının oluştuğu, buna göre başlangıçta kredilibitesi bulunmadığı belirlenen şirkete kredi tahsisi nedeniyle dönmeme tarihinden sonra ödemelerin olmasının sorumluğa bir etkisinin olmayıp, ancak hukuki menfaat açısından miktara etki edeceği, olayımızda dava tarihinden sonra sağlaan tahsiller nedeniyle 292.784,63 EURO açısından davanın konusuz kaldığı anlaşılmıştır. Davaya konu kredi nedeniyle 6 taşınmaz üzerinde 1. Dereceden ipotek alınmış ise de; kredi tahsisi sırasında kredilibitenin bulunmaması ve vade tarihinde kredinin dönmemesi sorumluluğun doğması için açısından yeterlidir. Nihayetinde banka vermiş olduğu kredi nedeniyle munzam karşılık ayırmış olup, borca yettiği kabul edilse dahi ipoteğin paraya çevrilmesi aşaması sırasında bankacılık faaliyetinin gerektirdiği sermaye bu süre içinde eksik kalacaktır. Bankanın yukarıda anlatılan kredilendirme süreci bilirkişi raporlarında tespit edildiği üzere, bankacılık teamüllerine ve uygulamalarına uygun olmadığı, şube tarafından yapılan kredi teklifinin teminat, vade, faiz oranı gibi koşullarda değişiklik yapılmasının firmanın mali verilerinde değişiklik olmayacak kadar kısa sürede, 1 ay içerisinde yenilenmesi ve kabulünün bankacılık uygulamalarında ve teamüllerinde çok rastlanılan bir durum olmadığı, buna göre kredilendirme sürecinin şubeden yukarıya doğru değil banka yönetiminden şube yönetimine doğru geliştiği kanaatine ilişkin bilirkişi raporuna mahkememizce katılınmıştır. Bu nedenle 31/12/2018 tarihi itibariyle oluşan 1.382.166,44 EURO tutarındaki banka zararından Genel Müdür ..., Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdür Yardımcısı ..., Yönetim Kurulu Üyesi Genel Müdür Yardımcısı ... ..., Yönetim Kurulu Üyesi ..., Yönetim Kurulu Üyesi ...'ın oluşan zararda sorumlulukların oluştuğu, Proje Koordinasyon ve İstihbarat Daire Başkanı ..., Şube Müdür Yardımcısı ... ve ...'ün oluşan zarardan sorumluklarının bulunmadığı kaanatine varılmıştır. Mahkememizce ... ve ...''dan oluşan bilirkişi kurulundan alınan kök rapor ve ek rapor doğrultusunda davalılar ..., ..., ..., ..., ... açısından 669.673,39 EURO üzerinden davanın kabulüne, davacı haklı olsa da 292.784,63 EURO talepte davanın konusuz kaldığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, yine bu davalılar açısından 60.125,74 EURO talebin reddine karar verilmiş, diğer davalılar açısından ise davanın reddine karar verilmiştir. 07.05.1998 tarihinde Euro bulunmadığından bu tarihten DEM'ın kaldırıldığı 28.02.2002 tarihine kadar 1 Euro=1,95583 DEM dönüştürme kat sayısına göre icra aşamasında dönüştürülerek 3095 S.K.nun 4/a maddesi gereğince Devlet Bankalarının DEM ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranında temerrüt faizi borç miktarı hesaplanacak 28.02.2002 tarihinden itibaren ise 3095 S.K.nun 4/a maddesi gereğince Devlet Bankalarının EURO ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranında temerrüt faizi ile borç miktarı hesaplanacaktır. Davacı bankanın şube personeli olan davalılar ..., ..., ... ve ...'ün sorumlu tutulması gerektiği yönündeki bilirkişi raporuna itirazı, mahkememizce görevlendirilen bilirkişi heyetinin teknik inceleme ve değerlendirmeleri ışığında yerinde görülmemiştir. Bilirkişi kurulunun dosya üzerinde yaptığı kapsamlı inceleme neticesinde, kredilendirme sürecinin bankacılık teamüllerinde alışılmış olan şubeden başlayarak hiyerarşik sırayla yukarı doğru gelişen normal akışın aksine, tamamen tersi bir yöntemle üst yönetimden aşağıya doğru yönlendirilen bir süreç izlediği teknik olarak tespit edilmiştir. Şöyle ki, dava dışı ... Suyu Pazarlama Tic. İth. İhr. Ltd. Şti.'ne ilişkin olarak şube tarafından 23.03.1998 tarihinde yapılan kredi teklifinin, ... Bankası Genel Müdürlüğü Proje Kredileri Müdürlüğü'nün 17.04.1998 tarih ve ... sayılı yazısı ile firmanın mali yapısının olumlu bulunmadığı gerekçesiyle iade edilmesine rağmen, firmanın mali durumunda herhangi bir iyileşme olmaksızın ve sadece üç gün gibi son derece kısa bir süre sonra 20.04.1998 tarihinde aynı firmanın lehine tekrar kredi teklifi yapılması ve bu teklifin bir gün sonra yönetim kurulunca kabul edilmesi, objektif bankacılık uygulamaları ve teamülleri açısından izah edilebilir bir durum olmayıp, kredilendirme sürecinin üst yönetimin inisiyatifi ve yönlendirmesi altında gerçekleştirildiğini göstermektedir. Bu durumda, kesin karar verme yetkisi yönetim kurulunda bulunduğu, şube personelinin sadece üst makamların direktifleri doğrultusunda hareket etme durumunda kaldığı, bağımsız değerlendirme yapma ve kredi kararını etkileme imkânlarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacının dayandığı Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2010/13718 Esas, 2012/17811 Karar sayılı emsal ilamında yer alan olayda ise şube personelinin bağımsız değerlendirme yapma imkânının bulunduğu, istihbarat raporlarının şube tarafından hazırlandığı ve dolayısıyla kredi sürecinde etkin rol oynadıkları bir durumun söz konusu olduğu, somut olayımızda ise kredilendirme sürecinin tamamen farklı bir şekilde üst yönetimin direktifi altında geliştiği anlaşıldığından, emsal karar ile somut olayımız arasında hukuki ve fiili açıdan farklılık bulunmaktadır. Bu nedenlerle, şube personeli olan davalıların oluşan zarardan sorumlu tutulmaları için gerekli olan sebep sonuç ilişkisinin ve kusurlu davranışın bulunmadığı, sorumluluklarının doğması için aranan şartların gerçekleşmediği sonucuna varılmıştır. Davacı bankanın Genel Kredi Sözleşmesi hükümlerine göre %36 oranında temerrüt faizinin uygulanması gerektiği yönündeki bilirkişi raponruna itirazı, işbu davanın hukuki niteliği ve yönetici sorumluluğunun temel ilkeleri dikkate alındığında kabul edilemez niteliktedir. Mahkememizce uygulanan yasal faiz oranının isabetli olduğu değerlendirilmektedir. Zira, işbu dava Genel Kredi Sözleşmesinden doğan bir uyuşmazlık olmayıp, yöneticilerin şahsi sorumluluklarına dayanan mali sorumluluk davası niteliğindedir. Mali sorumluluk davalarında davalıların banka ile aralarındaki sözleşmesel ilişkiden değil, görevlerini ifa ederken göstermekle yükümlü oldukları özen ve basiret yükümlülüklerini ihlal etmelerinden kaynaklanan haksız fiil sorumluluğu söz konusudur. Bu durumda, davalılar hakkında Genel Kredi Sözleşmesi'nde öngörülen faiz oranlarının uygulanması hukuki açıdan mümkün değildir. Bilirkişi heyetince yapılan hesaplamalar teknik açıdan incelendiğinde, hesaplama yönteminin objektif verilere dayandığı ve matematiksel açıdan doğru olduğu anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporu incelendiğinde, ... Mark cinsinden olan alacağın Euro para birimine çevrilmesi işleminin, Avrupa Birliği mevzuatı ve ... Cumhuriyet Merkez Bankası düzenlemeleri uyarınca belirlenen resmi kur olan 1 Euro = 1,95583 ... Mark paritesi kullanılarak gerçekleştirildiği görülmektedir. Tahsilat işlemlerinin kronolojik sırayla ve tarih sırasına göre ana borçtan mahsup edildiği, dava tarihinden sonra yapılan ödemelerin hukuki yarar açısından etkisini tespit için her bir tahsilat tarihinde kalan borç bakiyesi üzerinden faiz hesaplamasının yapıldığı, faiz hesaplamasında ... Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan "Kamu Bankalarınca Euro Üzerinden Açılan 1 Yıla Kadar Vadeli Döviz Tevdiat Hesaplarına Uygulanacağı Bildirilen Azami Faiz Oranları" listesinin en yüksek faiz oranlarının kullanıldığı tespit edilmiştir. Hesaplama tablolarında her bir dönem için geçen gün sayısının doğru olarak hesaplandığı, faiz oranı değişikliklerinin tarihsel sırasına uygun olarak uygulandığı, matematiksel işlemlerin hatasız yapıldığı görülmektedir. Davacı bankanın bu hesaplamalara karşı sunduğu itirazların teknik gerekçeye dayanmadığı, bilirkişi heyetinin objektif ve tarafsız değerlendirmelerinin mahkememizce de benimsendiği anlaşılmaktadır. Davacı bankanın dava dilekçesinde açıkça belirttiği üzere, temerrüt tarihten itibaren hesaplanarak hükme bağlanması talep edilmiş olup, bu talep doğrultusunda mahkememizce de karar verilmiştir. Dava dilekçesindeki talep, banka zararının anapara ve temerrüt faizinin toplamından oluşan bir meblağın davalılardan tahsili şeklinde olmayıp, ana borcun ve bunun üzerine temerrüt tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizinin ayrı ayrı hükme bağlanması şeklindedir. Bu nedenle mahkememizce, bilirkişi raporunda tespit edilen toplam 1.382.166,44 Euro tutarındaki zararın, içerisinde temerrüt faizi bulunan karma bir tutar olarak değil, anapara ve faizin ayrıştırılması suretiyle değerlendirilmesi yoluna gidilmiştir. Buna göre, 31.12.2018 tarihi itibariyle anapara riski olarak tespit edilen 669.673,39 Euro tutarının sorumlu bulunan davalılardan müteselsilen tahsiline, bu tutar üzerinden 07.05.1998 tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince Devlet Bankalarının Euro ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranında temerrüt faizinin ayrıca hesaplanarak ödenmesine hükmedilmiştir. Bu şekilde hüküm tesisi, hem davacının talebine uygun olmakta hem de temerrüt faizinin sürekli işlemeye devam etmesi ilkesine uygun düşmektedir. Bilirkişi raporunda yer alan toplam tutar içerisindeki faiz kısmının hükümde dikkate alınmaması, çifte faiz hesaplamasının önlenmesi amacına yöneliktir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, Yargıtay'ın bozma kararının dayandığı "alacak devri" gerekçesinin somut olayımızda mevcut olmadığı, devir sözleşmesinin açık hükümleri ve tarafların kesin beyanları ile sabit olduğu, dolayısıyla davacı bankanın aktif husumet ehliyetinin hiçbir şekilde sona ermediği ve daha önceki kararımızın esasa ilişkin tüm tespitlerinin aynen geçerli olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle önceki kararımızın tekrarlanması isabetli olacaktır. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere; 1-Mahkememizin 22/10/2020 tarihli, ... karar sayılı kararında direnilerek; Davanın davalılar ..., ..., ..., ..., ... açısından kabulüyle 669.673,39 EURO'nun (817.001,53-TL) 07.05.1998 tarihinden itibaren 3095 S.K.nun 4/a maddesi gereğince Devlet Bankalarının EURO ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranında temerrüt faizi ile bu davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, -Bu davalılar açısından 292.784,63 EURO (357.197,24-TL) talepte davanın konusuz kaldığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, -Yine bu davalılar açısından 60.125,74 EURO (73.353,40-TL) talebin reddine, 2-Diğer davalılar açısından davanın reddine, 3-Harç yönünden; (Dava tarihine göre Merkez Bankası Döviz Kuru 1,00-Euro=1,22-TL) a)Kabul edilen miktar üzerinden (669.673,39-Euro=817.001,53-TL) hesaplanan 55.809,37-TL ilam harcından peşin alınan 16.595,67-TL'nin(yeni TL'ye çevrilmiş hali) mahsubu ile bakiye 39.213,70-TL ilam harcının davalılar ..., ..., ..., ..., ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına, b)Davacı tarafından yatırılan 16.595,67-TL peşin harç ve 4,96-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 16.600,63-TL'nin davalılar ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 5-Yargılama giderleri yönünden; (Dava tarihine göre Merkez Bankası Döviz Kuru 1,00-Euro=1,22-TL) a)Davacı tarafından yapılan 21.479,70-TL yargılama giderinin red ve kabul durumuna göre takdiren oranlayarak 20.216,74-TL'nin davalılar...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine; arda kalan bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, b)Davalılardan ... vekili tarafından yapılan yargılama giderinin üzerilerinde bırakılmasına, 6-Vekalet ücretleri yönünden; (Dava tarihine göre Merkez Bankası Döviz Kuru 1,00-Euro=1,22-TL) a)Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, (961.799,13-Euro=dava tarihine göre 1.174.198,78-TL) karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 176.387,83-TL vekalet ücretinin davalılar ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, b)Davalılar ..., ..., ..., ..., kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden red olunan 60.125,74 EURO (73.353,40-TL) miktar üzerinde hesaplanan karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalı ..., ..., ...'e eşit olarak verilmesine, c)Davalılar ... ve ..., kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 186.657,31-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılar ... ve ...'e eşit olarak verilmesine, 7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu kabil olmak üzere oy birliği ile karar verildi.11/09/2025 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır