İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/816 E. 2024/786 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2023/816
Karar No
2024/786
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/816 Esas KARAR NO : 2024/786 DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 12/12/2023 KARAR TARİHİ : 21/11/2024 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... gazetesinde, diğer davalı ... ... tarafından yazılan ve 17.09.2023 tarihinde https://www.....net/haber/ ... linki üzerinden yayınlanan "... ..." başlıklı haber içeriğinde davacılar hakkında endüstri özel bölgesi adı altında her türlü kolaylığın sağlandığı, hazine arazilerinin vergi ödemeksizin teşvik alınarak tahsis edildiği, yandaş şirketlere iktidarın her türlü kıyağı sağladığı, ... Şirketi'ne ... sağlandığı şeklinde haber yapıldığını, iftira ve karalama kastının açıklığı hiçbir şüpheye yer vermeyecek ve herhangi bir özgürlük biçimi ile açıklanamayacak kadar aşikar olduğunu, ilan edilen endüstri bölgelerine ilişkin diğer şirketler arasında bir fark olmamasına ve yasal olarak aynı statüye tabi olmalarına rağmen diğer şirketler yerine özellikle davacıların kamu kaynaklarında soygun yapıyormuş gibi haberinin yapıldığını, davalıların ifadelerinin süreklilik arz ettiğini, davacıların bugüne kadar bu tip iftira ve karalamalardan elde ettiği tazminatları şehit aileleri çocuklarına burs olarak verdiklerini, zenginleşme aracı olarak kullanmadıklarını, davalının gerçeğe aykırı ifadelerle kişilik hakları zedelenen ve hakarete uğrayan davacı ... yönünden 1.000.000,00-TL, davacı ... ... yönünden 1.000.000,00-TL olmak üzere toplam 2.000.000,00-TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davalılardan ...'ın ... Gazetesi ve gazetenin internet sitesinin sahibi, diğer davalı ... ...'nın gazeteci ve davalı gazetenin muhabiri olduğunu, davacılardan ... ...'ın ... A.Ş. ise ... ...'ın yönetim kurulu başkanı olduğu ... üreten bir şirket olduğunu, ... döneminde kurulan endüstri bölgeleri ve de bu kapsamda ... ne yakınlığı ile bilinen şirketlere tanınan imtiyazlara ilişkin haber yapıldığını, haberde eleştirilen hususun endüstri bölgeleri kurulması değil, endüstri bölgeleri ile kapsamındaki imtiyazların sıklıkla iktidara yakın şirketlere tanınması olduğunu, ... 'nde de davacılara teşvik ve imtiyazların sağlandığının açık olduğunu, huzurdaki davanın tipik bir kamusal katılıma karşı stratejik dava niteliğinde olduğunu, bu dava türlerinde toplumun haber alma hakkının kullanımını etkilemek için gazetecileri hedef almakta ve esasen oluşmayan zararları varmış gibi göstererek veya abartarak haberleri bağlamından kopararak davanın konusu saptırıldığını, manevi tazminat koşullarının oluşmadığını, dava konusu haberin toplumsal tartışmalara katkı niteliğinde olduğunu, somut olayda haberin gerçekliğine ilişkin en küçük bir tartışma olmadığını, endüstri bölgesinde faaliyet gösteren şirketlere imtiyaz ve muafiyetler tanındığının açık olduğunu, haberde kullanılan " ... " ifadesi olmak üzere olgusal temellerin bulunduğunu, sert eleştiri olarak nitelendirilebileceğini, davanın reddini talep etmiştir. Dava konusu yayının incelenmesinde; ... gazetesinde, 17.09.2023 tarihinde https://www..../haber/... linki üzerinden yayınlanan haberde kalın ve koyu renk puntolu "... ..." başlığı bulunduğu, onun altında daha ince puntolu " ... " şeklinde alt başlık atıldığı, Haber içeriğinin aşağıdaki şekilde olduğu görülmüştür: " ..." "şeklinde haber yapıldığı görülmüştür. ... 'nın cevabi yazısında; endüstri bölgesi başvurularının 4737 sayılı kanının 3.maddesi, özel endüstri bölgeleri başvuruları ise aynı kanunun 4/Ç maddesi kapsamında değerlendirildiğini, özel endüstri bölgelerinin en az 750.000.000-TL (2024 yılı rakamı 2.650.000.000-TL)tutarında yeni yatırım taahhüdünde bulunan, önerilen alanın en az %51'inin mülkiyetine ve/veya varsa süreleri ile sınırlı olmak kaydıyla irtifak hakkına veya kullanma iznine sahip, Çed olumlu kararı veya Çed Gerekli Değildir kararını almış gerçek veya tüzel kişilerin başvuruları üzerine Cumhurbaşkanınca özel endüstri bölgesi ilan edilebildiğini, şartları sağlayan başvurular için detaylı yer seçimi çalışması yürütüldüğünü, ilgili tüm kurum ve kuruluşların proje ve alan hakkında görüşlerinin alındığını, endüstri bölgesi olarak önerilen alanın tüm özellikleri çerçevesinde değerlendirildikten sonra yer seçimi çalışması tamamlandığını, ... A.Ş. ... de detaylı ve titiz bir değerlendirme süreci ardından ilgili kurum ve kuruluşların olumlu görüşü alınarak ilan edildiğini, bugüne kadar ... Endüstri Bölgesi de dahil olmak üzere 287 ... ilan edildiği, 15 endüstri bölgesi ile de de toplam endüstri bölgesi sayısının 43'e ulaştığını, Endüstri Bölgeleri Kanunu 4/Ç uyarında altyapı ve kamulaştırma maliyetlerinin tamamı başvuru sahibi tarafından karşılanmakta bu sayede özel endüstri bölgeleri özelinde herhangi bir kamu harcaması yapılmadan tamamen özel sektör girişimiyle sanayi alanlarının oluşturulması ve yatırımların arttırılmasının hedeflendiğini belirtilmiştir. Özel Endüstri bölgeleri talep eden firmaya özel olarak yalnızca yatırımın yapılacağı alana statü verilmesi ile oluşturulan sanayi alanları olduğu, yatırımların hızlı bir şekilde hayata geçirilmesi amaçlandığından bakanlığın özel endüstri bölgeleri projeleri ile yatırımcıların en çok ihtiyaç duyduğu yapılaşmaya izin, onay, ruhsatları vererek bürokratik süreçlerin hızlandırıldığını, ... A.Ş. Özel Endüstri Bölgesi de bu amaç doğrultusunda ilan edilen 28 özel endüstri bölgesinden biri olduğunu, söz konusu bölge içerisindeki alanların tamamı ... mülkiyetinde veya ... lehine irtifak hakkı tesisli hazine arazisi olup alan içinde yalnız ... San ve Tic A.Ş. faaliyet gösterdiğini...4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunun "Özel Endüstri Bölgesi" başlıklı 4/Ç maddesindeki başvuru şartlarını sağlayan tüm özel endüstri bölgesi talepleri için bakanlıkça yer seçimi çalışmasını başlatıldığını, ilgili kurum ve kuruluşlardan gelen görüşler doğrultusunda yer seçimi çalışmasının olumlu sonuçlanması durumunda başvurular ilan edilmek üzere Cumhurbaşkanlığına sunulduğu belirtilmiştir. Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Basın özgürlüğü, demokratik toplumun temel taşlarından biri olup, Anayasa'nın 28. maddesi ile Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum, halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Ancak günümüz medya ortamında, bu klasik basın özgürlüğü tanımı ve kapsamı yeni zorluklarla karşı karşıyadır. Özellikle dijital medyanın yaygınlaşması ve haber üretim-tüketim hızının artmasıyla birlikte, manipülatif kolaj tekniği olarak adlandırılabilecek yeni bir gazetecilik pratiği ortaya çıkmıştır. Bu teknik, farklı olay ve olguların bağlamından koparılarak bilinçli şekilde yeniden kurgulanması ve bu yolla gerçekliğin çarpıtılması riskini barındırmaktadır. Basın özgürlüğünün modern yorumu, bu yeni zorluklara karşı dengeli bir yaklaşım gerektirmektedir. Basının; 1. Olayları izleme, araştırma ve değerlendirme, 2. Toplumu bilgilendirme, öğretme ve aydınlatma, 3. Kamuoyu denetimi sağlama gibi temel işlevleri, manipülatif kolaj tekniğinin yarattığı riskler gözetilerek yerine getirilmelidir. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda, bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiğinde, temel ölçüt kamu yararıdır. Ancak günümüzde kamu yararı kavramı, üretken bireylerin topluma katkısını da içerecek şekilde geniş yorumlanmalıdır. Özellikle teknoloji, ... gibi stratejik sektörlerde faaliyet gösteren kişi ve kurumlar hakkındaki haberlerde, eleştiri sınırlarının belirlenmesinde bu husus gözetilmelidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarında vurgulandığı üzere, ifade özgürlüğü sadece lehte olan veya zararsız kabul edilen "haber" ve "düşünceler" için değil, aynı zamanda devleti veya toplumun bir kesimini rahatsız eden haber ve düşünceler için de geçerlidir. Ancak bu özgürlük, özellikle dijital çağda, manipülatif kolaj tekniğinin yarattığı tehlikelere karşı bazı güvencelerle dengelenmelidir: 1. Haber ve yorumlarda bağlamın korunması zorunluluğu 2. Seçici kolajlamanın önlenmesi için çoklu kaynak kullanımı 3. Algı yönetimi yerine kanıta dayalı gazetecilik pratiklerinin teşviki 4. Üretken bireylerin toplumsal katkısının gözetilmesi Basın organları bu işlevlerini yerine getirirken özellikle: - Yayının gerçek olması - Kamu yararı bulunması - Toplumsal ilginin varlığı - Konunun güncelliği - Özle biçim arasındaki denge kriterlerini gözetmeli ve bu kriterleri modern medya ortamının gereklilikleri ışığında yorumlamalıdır. Modern medya ortamında manipülatif kolaj tekniği, hukuki literatürde "Hakların Kötüye Kullanılması" (Abuse of Right) kapsamında değerlendirilmesi gereken yeni bir tehdit olarak ortaya çıkmaktadır. Temel gazetecilik unsurlarını (5N1K) içermeyen, bağlamından koparılmış haberleştirmeler, basın özgürlüğünün kullanımı değil, tam tersine basın sorumluluğunun ihlali niteliğindedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 17. maddesi de "Hakların Kötüye Kullanılması Yasağı" ile bu durumu açıkça yasaklamaktadır. Günümüz medyasının en ciddi sorunlarından biri, sistematik etiketleme ve araştırma etiğinin ihmal edilmesidir. İdeolojik konfor alanında hareket eden basın organları, gerçek gazeteciliğin gerektirdiği emek ve etik sorumluluktan kaçınmakta, bu durum ise toplumsal manipülasyonu kolaylaştırmakta ve demokratik tartışma zeminini zayıflatmaktadır. Özellikle dijital medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte, yankı odaları ( ... ) içinde yayılan manipülatif haberler, bireylerin savunma imkanlarını ortadan kaldırmaktadır. Hukuk sisteminin en temel görevlerinden biri, masumiyeti korumaktır. Ancak modern medya pratiklerinin yarattığı yeni tehditler karşısında, klasik hukuki koruma mekanizmaları yetersiz kalabilmektedir. Manipülatif kolaj tekniği ile oluşturulan algı, zamanla gerçekliğin yerini almakta, dijital linç süreçleri başlamakta ve gerçeklik algısı çarpıtılmaktadır. Bu noktada hukuki çerçevenin güçlendirilmesi, basın organlarının basit enformasyon aracı olmaktan çıkıp, gerçek gazetecilik standartlarına yükselmesini sağlayacak yeni mekanizmaların geliştirilmesi hayati önem taşımaktadır. Basın özgürlüğü, kontrolsüz enformasyon yayılımının ve temelsiz retoriğin değil, kanıta dayalı araştırmacı gazeteciliğin güvencesi olmalıdır. Bu bağlamda hukukun görevi, basın özgürlüğünü kısıtlamak değil, tam tersine nitelikli gazeteciliği ve sağlıklı kamusal tartışmayı mümkün kılacak güvenceleri sağlamaktır. Özellikle üretken insanların, karakter suikastından korunması, topluma katkılarının engellenerek toplumun yalınlaştırılmasına umutsuz bırakılmasına ve bunların kast ile sistematik yapılmasına hukukun izin vermemesi , yaratıcı potansiyellerinin bloke edilmemesi ve gelecek dönem için savunmasız bırakılmaması, hukuk sisteminin temel hedefleri arasında yer almalıdır. "Basın özgürlüğü" soyut bir kavram olarak kalmamalı, içerik üreticilerinin ideolojik konfor alanlarından, finansal paydaşların baskısından ve grup taassubundan özgürleşmesiyle, gazete çalışanları gazete patronlarının ve yaslandığı grubun iktidarından korunmalı ve bu kapsamda Basın Özgürlüğünden daha önemli olan "Basın Çalışanlarının Özgürlüğü" inşa edilerek somutlaşmalıdır. Basın özgürlüğünün gerçek anlamda var olabilmesi için, içerik üreticilerinin kendi önyargılarından, grup baskılarından ve finansal bağımlılıklardan arınması; temelsiz retorik yerine kanıta dayalı, araştırmacı bir gazetecilik pratiğinin benimsenmesi gerekmektedir. Bu hukuki ve kavramsal çerçeve ışığında somut olaya gelindiğinde; davalı ... gazetesinde, 17.09.2023 tarihinde yayınlanan "... ..." başlıklı haber ve içeriği, öncelikle basın özgürlüğünün sınırları yönünden incelenmelidir. 1. Görünürde Gerçeklik Unsuru Yönünden: a) Haberde yer alan genel bilgi ve iddiaların incelenmesi: - "Endüstri Bölgesi" statüsü ve yasal çerçevesi doğru aktarılmıştır - Ruhsat, emlak ve damga vergisi muafiyetleri gerçek yasal düzenlemelerdir - Cumhurbaşkanı'nın ek teşvik belirleme yetkisi kanunda mevcuttur b) Özel Endüstri Bölgeleri ile ilgili yanıltıcı bilgiler: - Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın cevabi yazısından anlaşıldığı üzere, özel endüstri bölgelerinde altyapı ve kamulaştırma maliyetlerinin tamamı başvuru sahibi tarafından karşılanmaktadır. - Dolayısıyla "Altyapı masraflarını bakanlık karşılıyor" iddiası gerçeği yansıtmamaktadır c) " ... " iddiasının değerlendirilmesi: - Yasal düzenlemelerin kayırmacılığa açık olduğu veya uygulamada ayrımcılık yapıldığı iddiaları meşru eleştiri konusu olabilir - Ancak haberde: * Somut usulsüzlük tespiti yapılmamıştır * Diğer başvurulara göre ayrımcılık yapıldığına dair veri sunulmamıştır. * Kayırmacılık iddiasını destekleyecek somut olgu ve belgeler gösterilmemiştir * İdari süreçteki olası usulsüzlüklere dair araştırma yapılmamıştır d) Bağlamından koparılan hususlar: - Davacı şirket, salt iktidara/Cumhurbaşkanına yakınlık iddiası üzerinden, ilgisi olmayan farklı şirket gruplarıyla birlikte değerlendirilmiş, bu değerlendirme üzerinden ... aldığı sonucuna varılmıştır. Ancak bu iddia zincirinin hiçbir halkası somut verilerle desteklenmemiştir: Başvuru sürecinde herhangi bir ayrıcalık gösterildiğine dair tespit bulunmamakta, diğer başvurulardan farklı bir işlem yapıldığına dair veri yer almamakta, yasal prosedürlerin dışına çıkıldığına dair bulgu sunulmamaktadır. Kaldı ki, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın verileri, özel endüstri bölgesi statüsünün genel kriterlere uygun olarak verildiğini göstermektedir. - Yasal prosedürler ve teşvikler, sanki sadece davacıya özel imtiyazlarmış gibi sunulmuştur - Genel endüstri bölgeleri ile özel endüstri bölgelerinin farklı hukuki statüleri göz ardı edilmiştir. Bu değerlendirmeler ışığında; haber içeriğinde bazı doğru bilgiler bulunmakla birlikte, özellikle davacılara yönelik iddiaların somut olgulara dayanmadığı, araştırma yapılmadan genelleme ve değer yargılarıyla manipülatif bir anlatım oluşturulduğu, bu nedenle görünürde gerçeklik unsurunu tam olarak taşımadığı kanaatine varılmıştır. 2. Kamu Yararı Dengesi Açısından: Mahkememiz basın özgürlüğü ile kişilik hakları arasındaki dengenin tespitinde kamu yararı kriterini şu şekilde değerlendirmiştir: a) Haberin/Eleştirinin Topluma Sağladığı Fayda: - Endüstri bölgelerinin tahsisi ve işleyişinin veya buna ilişkin kanunun kamuoyu tarafından tartışılması meşru bir konudur. - Kamu kaynaklarının kullanımı ve teşvik sistemlerinin denetlenmesi basının görevlerindendir. - Bu yönüyle haberin genel çerçevesi toplumsal tartışmaya katkı sağlama potansiyeli taşımaktadır. b) Bireye/Kuruma Verilen Zararın Boyutu: - ... alanında faaliyet gösteren davacı şirketin "yandaş" olarak etiketlenmesi - Yasal prosedürlerle elde edilen hakların " ... " olarak nitelendirilmesi - Somut veri olmadan kayırmacılık algısı yaratılması şirketin ticari itibarına zarar verme potansiyeli taşımaktadır. c) Üstün Kamu Yararının Değerlendirilmesi: - Haberde iddia edilen hususlar somut verilere dayanmamaktadır - Eleştiriler araştırmaya değil, varsayımlara dayanmaktadır - Kamuyu bilgilendirmekten ziyade belirli bir ideolojik bakış açısının yansıtıldığı görülmektedir - Haberin yazılış ve sunuş biçimi, sırf zarar verme amacı güttüğü izlenimi uyandırmaktadır. d) Kamu Yararı Testi: - Toplumsal tartışmaya yapılan katkı, seçilen yöntem nedeniyle etkisiz kalmıştır - Kamuyu bilgilendirme amacı, araştırma eksikliği nedeniyle gerçekleşmemiştir - Haberin üslubu ve içeriği, meşru eleştiri sınırlarını aşmıştır Bu değerlendirmeler ışığında; endüstri bölgeleri konusunun kamusal tartışmaya açılmasında üstün bir kamu yararı bulunmakla birlikte, somut haberde veri içeriksizliği, araştırma yoksunluğu, seçilen yöntem ve kullanılan ifadeler bu amacın ötesine geçmiş, kişilik haklarına verilen zarar topluma sağlanan faydanın önüne geçmiştir. Bu nedenle, basın özgürlüğünün kamu yararı gerekçesiyle genişletilmesi mümkün görülmemiştir. 3. Öz ve Biçim Dengesi Bakımından: Yapılan "görünürde gerçeklik" ve "kamu yararı" değerlendirmeleri sonucunda haberin: - İddiaların somut verilere dayanmadığı - Araştırma ve belgelendirme eksikliği bulunduğu - İdeal bir kamuyu bilgilendirme amacı taşımadığı tespit edildiğinden, haberde değerlendirilebilecek meşru bir "öz" bulunmamaktadır. Öz ve biçim dengesi, ancak gerçeklik unsuru taşıyan ve kamu yararına hizmet eden haberlerde değerlendirilebilecek bir unsurdur. Somut olayda bu ön şartlar sağlanmadığından, öz ve biçim dengesi değerlendirmesi yapılamamaktadır. Kaldı ki, öz ve biçim dengesi aranacak olsa bile: - Haberin başlığında kullanılan "... ..." ifadesi - Metin içinde geçen " ... " nitelendirmesi - Davacının, içeriksizliği, araştırma yoksunluğuna rağmen seçilen yöntem ve kullanılan ifadeler diğer şirketlerle birlikte ele alınması - Yasal prosedürlerin kamuoyuna "kayırmacılık" olarak sunulması gibi tercihler, haberciliğin temel ilkelerine ve üslup gerekliliklerine aykırılık teşkil etmektedir. 4. Kusurun Değerlendirilmesi: Yapılan incelemeler sonucunda: a) Araştırma ve Doğrulama Yükümlülüğü Açısından: - Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı verilerine başvurulmadığı - Özel endüstri bölgeleri ile genel endüstri bölgelerinin farklı hukuki statülerinin araştırılmadığı - Altyapı ve kamulaştırma maliyetlerinin kim tarafından karşılandığının teyit edilmediği - Davacı şirketin başvuru ve tahsis sürecinin diğer başvurulardan farklı işleyip işlemediğinin incelenmediği tespit edilmiştir b) Haberin Hazırlanış Yöntemi Bakımından: - İddialar somut veri ve belgelere dayandırılmamış - "Yandaş" ve " ... " gibi değer yargısı içeren ifadeler tercih edilmiş - Davacı, ilgisi olmayan, içeriksizliği, araştırma yoksunluğuna rağmen seçilen yöntem ve kullanılan ifadeler diğer şirketlerle birlikte değerlendirilmiş - Yasal prosedürler ve genel teşvikler özel imtiyaz gibi sunulmuştur c) Özen Yükümlülüğü Yönünden: - Haberin içeriksizliği ile kamuyu bilgilendirme amacından uzaklaşıldığı - ... gibi stratejik bir alanda faaliyet gösteren şirketin itibarını zedeleyebilecek nitelendirmeler yapılmaya çalışıldığı - Eleştiri sınırlarının aşıldığı - Yayın öncesi teyit ve doğrulama mekanizmalarının işletilmediği görülmüştür d) Kasıt Değerlendirmesi: Bu eksiklik ve ihmallerin; - Sistematik bir şekilde tekrarlanması - Basit bir araştırma ile tespit edilebilecek yanlışların düzeltilmemesi - İdeolojik bir bakış açısıyla gerçeklerin çarpıtılması - Haber yapma hakkının kötüye kullanılması nedeniyle kasıt düzeyine ulaştığı değerlendirilmiştir. Bu tespitler ışığında, davalıların kusurunun ağır olduğu ve basın özgürlüğünün sağladığı güvencelerin arkasına sığınılamayacağı sonucuna varılmıştır. 5. "Kamusal Katılıma Karşı Stratejik Dava" (SLAPP) İddiasının Değerlendirilmesi: Davalı taraf, mevcut davanın kamusal tartışmayı engellemeye yönelik bir ...davası olduğunu ileri sürmüştür. Ancak: a) Öncelikle belirtmek gerekir ki, SLAPP değerlendirmesi ancak basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kalan bir yayına karşı açılan davalarda yapılabilir. Yukarıdaki değerlendirmelerde: - Haberin görünürde gerçeklik unsuru taşımadığı - Kamu yararı dengesinin gözetilmediği - Meşru bir "öz" bulunmadığı - Ağır kusur içerdiği tespit edildiğinden, yayının basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır. b) Kaldı ki, bir davanın SLAPP niteliği taşıdığının kabulü için: - Davanın salt kamusal tartışmayı engelleme amacı taşıması - Davacının asıl hedefinin eleştirileri susturmak olması - Tazminat talebinin caydırıcı nitelikte olması gerekir. Somut olayda: - Davacıların talebi, manipülatif kolaj tekniği ile oluşturulan gerçek dışı algının düzeltilmesidir - Endüstri bölgeleri uygulamasının genel olarak tartışılması engellenmemektedir - Talep edilen tazminat miktarı, oluşan zararla orantılıdır Tüm bu değerlendirmeler ışığında: Dava konusu haber, basın özgürlüğünün sınırlarını aşmıştır çünkü - Somut verilere dayanmamaktadır - Araştırma yükümlülüğü yerine getirilmemiştir - Kamuyu bilgilendirme amacından sapılmıştır - Ağır kusur içermektedir SLAPP iddiası yerinde değildir çünkü: - Yayın basın özgürlüğü kapsamında değildir - Dava kamusal tartışmayı engelleme amacı taşımamaktadır - Tazminat talebi orantılıdır Bu nedenlerle: - Davalıların kusurlu davranışı ile davacıların uğradığı zarar arasındaki illiyet bağının bulunduğunun açık olduğu Hukuka Aykırılık Değerlendirmesi: A) Davacı ... San. açısından: Somut olayda hukuka aykırılık şu noktalarda gerçekleşmiştir: 1. Özel Endüstri Bölgesi Statüsünün Çarpıtılması: - 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu'nun 4/Ç maddesi kapsamındaki yasal statü göz ardı edilmiştir - Başvuru ve değerlendirme sürecindeki objektif kriterler belirtilmemiştir - Altyapı ve kamulaştırma maliyetlerinin başvuru sahibi tarafından karşılandığı gerçeği gizlenmiştir - Genel teşvik sistemi, özel imtiyaz gibi gösterilmiştir 2. İlişkilendirme ve Gruplandırmadaki Hukuka Aykırılık: - Şirket, salt iktidar yakınlığı iddiasıyla, organik veya hukuki bağı olmayan şirketlerle ilişkilendirilmiştir - Bu ilişkilendirme hiçbir somut veriye dayanmamaktadır - İlişkilendirmenin amacı şirketin ticari itibarını zedelemektir - Şirketin ... ndeki stratejik konumu ve üretim kapasitesi göz ardı edilmiştir 3. Araştırma ve Belgeleme Eksikliği: - Bakanlık verileri incelenmemiştir - Diğer özel endüstri bölgeleriyle karşılaştırma yapılmamıştır - Başvuru sürecindeki objektif kriterlerin varlığı araştırılmamıştır - İddialar somut veri ve belgeyle desteklenmemiştir. B) Davacı ... ... açısından: Somut olayda hukuka aykırılık şu noktalarda gerçekleşmiştir: 1. Kişisel ve Mesleki Kimliğin İndirgenmesi: - Davacının mühendis kimliği ve teknolojik katkıları göz ardı edilmiştir - Salt " ... " sıfatı üzerinden değerlendirme yapılmıştır - Mesleki başarıları ve bilimsel çalışmaları yok sayılmıştır - Kişisel birikimi ve kariyeri önemsizleştirilmiştir 2. Yakınlık-Kayırmacılık İlişkisinin Kurulması: - ... 'na yakınlık, doğrudan kayırmacılık varsayımına dönüştürülmüştür - Bu varsayım hiçbir somut veriyle desteklenmemiştir - İma yoluyla kişilik hakları zedelenmiştir - Mesleki kazanımları şaibeli gösterilmiştir 3. Haber Yapma Hakkının Kötüye Kullanılması: - Eleştiri sınırları aşılmıştır - Kişisel ve mesleki itibarı zedeleyici ifadeler kullanılmıştır - Gerçek dışı algı oluşturulmuştur - Kamuyu bilgilendirme amacından sapılmıştır Her iki davacı açısından da hukuka aykırılığın ortak noktası, basın özgürlüğünün sağladığı güvencelerin arkasına sığınılarak: - Davacılar açısından somut veriye dayanmayan iddiaların ortaya atılması - Manipülatif kolaj tekniğinin kullanılması - Araştırma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi - Gerçeklerin çarpıtılması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu hukuka aykırılıklar, basının haber verme hakkının sınırlarını aşmış, eleştiri boyutunu geçerek kişilik haklarına saldırı niteliğine bürünmüştür. Araştırma etiğine uyup, basının 5N1K ilkeleri çerçevesinde görevini yerine getirerek ... veya usulsüzlük iddiasında bulunan bir gazeteci, normal prosedürden sapma olup olmadığını, diğer başvurulardan farklı davranılıp davranılmadığını araştırabilir. Verilen statünün amacına ulaşıp ulaşmadığı, taahhütlerin yerine getirilip getirilmediği, kamu yararı-özel yarar dengesi değerlendirilebilir. Etkili bir araştırma için ilgili mevzuatın incelenmesi, benzer statüdeki başvuruların karşılaştırılması, resmi kayıtların ve verilerin toplanması, uzman görüşlerinin alınması ve ilgili taraflara söz hakkı verilmesi önem taşır. ... /usulsüzlük iddiası için normal prosedürün ne olduğu, hangi aşamada sapma bulunduğu, benzer başvurulardaki durum araştırılabilir. İddiaların dayanakları ortaya konabilir. ... /usulsüzlük iddiası içeren haberlerde temel amaç kamusal denetimi sağlamak, şeffaflığı artırmak ve hesap verebilirliği teşvik etmektir. Bu yapılırken hukuki sınırlar içinde kalınması ve kamu yararının gözetilmesi önem taşır. Tazminat miktarı belirlenirken: - Basının...ilkeleri çerçevesinde görevini yerine getirmesine imkan sağlanması - Basın özgürlüğünün özüne dokunmayacak makul bir sınır gözetilmesi - Hukuka uygun eleştiri ve haber yapma faaliyetlerinin engellenmemesi dikkate alınmıştır. Tazminat miktarının makul tutulmasının nedeni toplama ilişkin yeni bir başlangıçta aşağıdaki seslenişimizdir. Modern demokratik toplumlarda basın özgürlüğü ile kişilik haklarının dengelenmesi, salt hukuki bir mesele olmayıp, toplumsal barış ve gelişimin de temel taşlarından biridir. Mahkememiz, somut olayı değerlendirirken, ülkemizin içinden geçtiği hassas dönemin de bilinciyle hareket etmiştir. Günümüzde toplumun farklı kesimleri, birbirlerini "öteki" olarak konumlandırmakta, karşılıklı olarak taraflar, karşı tarafı peşinen mahkum etmektedir. Bu kutuplaşma ortamında, çeşitli eksenlerde oluşan kamplaşma, küçük veya büyük çıkar odaklarının güdümüne girme riskini de beraberinde getirmektedir. Oysa bir ülkenin kalkınması ve ilerlemesi, ancak tüm toplumsal kesimlerin birbirlerinin meşruiyetini tanıması ve yapıcı eleştiri zemininde buluşmasıyla mümkündür. Bu bağlamda basın organları, ideolojik konfor alanlarından çıkıp, manipülatif kolaj tekniklerinden uzak durarak, araştırmacı gazeteciliğin evrensel ilkelerini benimsemelidir. Öte yandan, üretken bireylerin ve kurumların da eleştiriye açık olması, şeffaflığı ve hesap verebilirliği içselleştirmesi gerekmektedir. Mahkememiz, bu kararıyla hem basın özgürlüğünün hem de kişilik haklarının korunmasının, ancak tarafların birbirlerini "düşman" değil "insan" = "vatandaş" = "yurttaş" olarak görmesiyle mümkün olacağını vurgulamak ister. Hukuk devletinin temel görevi, adaleti sağlamak ve toplumsal barışa hizmet etmektir. Bu değerlendirmeler ışığında; Davacı ... San açısından 50.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmiş, davalı tarafın ekonomik sosyal durumu dikkate alınarak davalı ... Tic A.Ş. bu tazminatın tamamından sorumlu tutulur iken davalı ... ... ise 50.000 TL'lik tazminatın 20.000,00-TL'lik kısmı açısından sorumlu tutulmuştur. Davacı ... ... açısından 50.000,00-TL manevitazminata hükmedilmiş, davalı tarafın ekonomik sosyal durumu dikkate alınarak davalı ... Tic A.Ş. bu tazminatın tamamından sorumlu tutulur iken davalı ... ... ise 50.000 TL'lik tazminatın 20.000,00-TL'lik kısmı açısından sorumlu tutulmuş ve sonuçta aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere; 1-Davanın KISMEN KABULÜ a)Davacı ... San açısından 50.000,00-TL manevi tazminatın davalı ... Tic A.Ş.'den, 20.000,00-TL manevi tazminatın ... ...'dan müteselsilen 17.09.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilde tekerrür olmamak üzere alınarak davacı ...'a verilmesine, b)Davacı ... ... açısından 50.000,00-TL manevi tazminatın davalı ... Tic A.Ş.'den 20.000,00-TL manevi tazminatın ... ...'dan müteselsilen 17.09.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilde tekerrür olmamak üzere alınarak davacı ... ...'a verilmesine, c)Fazlaya ilişkin talebin reddine, 2-Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 9.563,40-TL ilam harcından peşin alınan 34.155,00-TL'den mahsubu ile bakiye 24.591,60-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine, 3-Davacılar tarafından yatırılan 9.563,40-TL peşin harç ve 269,85-TL başvuru harcı olmak üzere toplam 9.833,25-TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, (Davalılardan ... ... 2.732,40-TL'sına kadar sorumlu olmak kaydıyla) 4-Davacılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 5-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olmakla, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 30.000,00-TL ücreti vekaletin davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalıya verilmesine, 6-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşmamaları nedeniyle 6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 3.200,00-TL'nin Kabul-red oranına göre 224,00TL'sinin davalılardan, geri kalan 2.976,00-TL'nin davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek hazineye gelir kaydına, 7-Davacılar tarafından yapılan 229,50-TL yargılama giderinin red ve kabul durumuna göre takdiren oranlayarak 16,06-TL'nin davalılardan tahsili ile davacılara verilmesine; arda kalan bakiye kısmın davacılar üzerinde bırakılmasına, 8-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde ... Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere oy çokluğu ile karar verildi.21/11/2024 Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸(Muhalif) Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır MUHALEFET ŞERHİ Davalıların yapmış olduğu 17.09.2023 tarihli dava konusu edilen yayının basın özgürlüğü ve eleştiri kapsamında kaldığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü ile verilen sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim. Üye ... ¸e-imzalıdır Bu belge elektronik imza ile imzalanmış olup ayrıca ıslak imza uygulanmayacaktır.“5070 sayılı Yasanın 5. ve 22. maddeleri gereğince elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan ıslak imza ile aynı hukuki sonucu doğurur.”

Atıf: İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/816, K. 2024/786, T. 21.11.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-14-asliye-ticaret-mahkemesi-2023-816-e-2024-786-k-dc43e852c7b6