İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/244 E. 2024/815 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2021/244
- Karar No
- 2024/815
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2021/244 Esas KARAR NO:2024/815 DAVA:Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) DAVA TARİHİ:09/04/2021 KARAR TARİHİ:23/10/2024 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil ... 15/09/2015 tarihinde ... adresindeki evinin önündeki kaldırımda bulunduğu esnada plakası tespit edilemeyen bir araç süratle gelerek kaldırıma çıktığı ve müvekkile çarptığı sonrasında da olay yerinden hemen uzaklaştığı, çarpmanın etkisi söz konusu aracın süratli olması ve bur aracın olay yerinde durmandan kaçması nedenleriyle araç sürücüsünü ve plakasını göremediği gibi olay yerinde yapılan araştırmalar kapsamında da ilgili kişi ve araç tespit edilemediği, kaza neticesinde müvekkilin sağ ayak bileği çatladığı ve kazaya neden olan araç tekerleği sağ ayağını ezerek deride yırtılmaya neden olduğu, ayrıca yine vücudunun çeşitli bölgelerinde çok sayıda yaralanma meydana geldiği, yukarıda açıklanan nedenlerle davanın kabulü ile bilirkişi raporundan sonra artırılmak üzere geçici ve kalıcı maluliyetten kaynaklı belirsiz olan maddi tazminat alacak bakımından olay tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizleri ile birlikte şimdilik 100,00 TL maddi tazminatın davacı müvekkile ödenmesine karar verilmesini, ayrıca yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin de davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kazaya sebebiyet verdiği iddia edilen taşıtın cinsinin tespiti ve araç plakası ve sürücüsünün tespit edilemediğinin ispatı gerektiği, davaya konu kazanın oluşumundaki kusur oranlarının tespiti adli tıp vasıtasıyla yapılmasını, davacının daimi Maluliyet Durumunun Tespiti Adına Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi’nden Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğe uygun olarak hazırlanmış sağlık raporu alınması gerektiği, davacının kalıcı sakatlık tazminatı talebi için; Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğe göre kişinin kalıcı bir sakatlığının olup olmadığı tespit edilmesini, yine aynı yönetmeliğin eklerinde yer alan kas-iskelet sistemi ile ilgili yaralanma modeli veya tanı ilişkili değerlendirme kriterlerine göre, davacının tüm tedavileri tamamlandıktan sonra sakatlığın 12 ay boyunca stabil ve kalıcı olması gerektiği, müvekkil kurumun geçici işgöremezlik tazminatından sorumluluğu bulunmadığı, yeni genel şartların yürürlüğe girmesi sonrası gerçekleşen kazalarda geçici işgöremezlik zararından sosyal güvenlik kurumu sorumlu olmasını, ...’nın sorumluluğu poliçedeki teminat limiti ve kusur oranı ile sınırlıdır. yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle haksız ve mesnetsiz açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı yan üzerine bırakılmasına, karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar sebebiyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Dava dilekçesi, cevap dilekçesi ve sair tüm evraklar hep birlikte incelenmiştir. Mahkememizce 17/04/2024 tarihli duruşma ara kararı ile; "Davacının meydana gelen trafik kazası sonucunda maluliyetinin kaza tarihi olan 15/09/2015 tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik Hükümleri uyarınca özellikle dava dilekçesi ve tıbbi belgelerdeki yaralanmanın niteliği ile çarptığı iddia edilen aracın çarpma öyküsüne göre yaralanmanın trafik kazası sonucunda meydana gelip gelmediği, yönünde de değerlendirme ve tespitte bulunulmak suretiyle belirlenmesi için dosyanın ATK'ya gönderilmesine, gereğince dosyanın ATK'ya gönderilmesine," dair karar verildiği, ATK tarafından sunulan 06/08/2024 tarihli raporda özetle; "Hasan ve ... oğlu, 11/07/2010 doğumlu, ...’ın 15/09/2015 tarihinde geçirdiği trafik kazasına bağlı gelişen yaralanmasının, 30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı resmi gazetede yayımlanan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik Hükümleri kapsamında engelliliğine neden olacak düzeyde araz bırakmamış olduğundan; 1. Kişinin tüm vücut engellilik oranının %0 (yüzdesıfır) olduğu, 2. İyileşme (iş göremezlik) süresinin kaza tarihinden itibaren 4 (dört) aya kadar uzayabileceği, 3. Dava dosyasının tetkikinde olay tarihli tıbbi belgede kişinin sol ayak bileğinde ve dizinde hassasiyet tanımlandığı, kişinin olay tarihli (15/09/2015) görüntüleme tetkiklerinin kurulumuzca değerlendirilmesinde, tibia alt uç kırığı izlendiği, tanımlanan bu lezyonun sorulduğu üzere araç dışı trafik kazası ile meydana gelebileceği gibi, sert ve künt bir cismin direkt havalesi ile meydana gelebileceği gibi düşme, düşürülme ile de meydana gelebileceği, aralarında tıbben ayrım yapılamadığı oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde görüş bildirilmiştir. Mahkememizce davacı tanıkları dinlenilmiş olup, Tanık ...'nin 22/02/2023 tarihindeki tanık beyanında; "Ben arkadaşım ... ve ... oğlu ... üçümüz apartmanın önünde kaldırımın üstünde oturuyorduk. Bu esnada bir araç gelip kaldırıma çıkıp çocuğa çarptı. Ayağına çarptı. Ayağındaki yaralanmayı görünce çocuğu hastaneye götürdük. Ayağının birini alçıya aldılar. Daha sonra eve getirdik. Başka bir diyeceğim yoktur." şeklinde beyanda bulunulmuştur. Tanık ... 22/02/2023 tarihindeki tanık beyanında; "Ben halamın kızı ... ziyarete gittim. Kaza olmuş. Çocuk yaralanmış, yatıyordu. Sonra .... sordum kaza olduğunu söyledi. Çocuk bir ayağından yaralandığını söyledi, Başka bir diyeceğim yoktur" şeklinde beyanda bulunulmuştur. Mahkememizce ön inceleme celsesi 2 nolu ara karar ile, davacı vekiline davaya konu kaza sebebiyle herhangi bir soruşturma yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise soruşturma dosya bilgilerinin mahkememize bildirilmesi hususunda iki haftalık kesin süre verildiği ancak davacı vekili tarafından şikayette bulunulduğuna ve/veya soruşturma yapıldığına dair herhangi bir beyanda bulunulmadığı, yukarıda ayrıntılarına ye verilen tanık beyanlarına göre tanıklardan davacı annenin arkadaşı olduğunu bildiren ... kazayı gördüğünü beyan ettiği, diğer tanığın ise kaza anına tanıklığı olmadığı, dosya kapsamında herhangi bir görüntü kaydı ve başkaca bir görgü tanığı bulunmadığı, yukarıda ayrıntılarına yer verilen ATK maluliyet raporunda da bildirildiği üzere yaralanmanın niteliği itibari ile trafik kazası dışında bir sebeple de gerçekleşmiş olabileceği hususları bir bütün olarak gözetildiğinde; davacı tanığı ... beyanı dışında trafik kazasının varlığına ilişkin dosya kapsamında bir delil bulunmadığı görülmektedir. Dolayısı ile açıklanan veriler ışığında tanık beyanına itibar edilmemiş olup, ayrıca somut olay bakımından tanık beyanının tek başına haksız fiilin varlığının ispatına elverişli kabul edilemeyeceği anlaşılmıştır. 6098 sayılı TBK'nın 49. maddesine göre, hukuka aykırı kusurlu bir fiille başkasına zarar veren kimse bu zararı tazmine mecburdur. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Haksız fiil sorumluluğunda genel davranış kurallarına aykırılık söz konusu olmaktadır. Özel bir sorumluluk hükmüyle düzenlenmemiş olup bütün hallerde bir kimse için haksız fiil sorumluğunun söz konusu olması, 6098 sayılı TBK'nın 49' deki şartların gerçekleşmesine bağlıdır. Diğer bir deyişle, ayrık bir düzenleme bulunmadığı kusur sorumluluğu hallerinde 6098 sayılı TBK'nın 49. ve devamında yer alan esaslar uygulanır. Madde 49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Düzenlemesi mevcuttur. Haksız fiil sorumluluğunun ortaya çıkabilmesi için gerekli olan ikinci koşul, zarara sebebiyet veren hukuka aykırı fiilin, fail tarafından kusurlu olarak yapılmış olmasıdır. Kusur, hukuk düzeninin kurallarının bilerek ve isteyerek yada ihmal sebebiyle ihlal edilmesi gerekecektir.Kusurun kanunlarımızda tanımı yapılmamıştır. Uygulama ve öğretide kabul görmüş tanıma göre; kusur, hukuk düzenince kınanabilen davranıştır. Kınamanın nedeni, başka türlü davranma olanağı varken ve zorunlu iken, bu şekilde davranılmayarak, bu tarzdan sapılmış olmasıdır. Kısacası; kusur, genel tanımıyla, hukuk düzeni tarafından bir davranış tarzının kınanması olup; bu kınama, o davranışın belirli koşullar altında bireylerden beklenen ortalama hareket tarzından sapmış olmasından kaynaklanır. Haksız fiil öğretide hukuka aykırı zarar verici fiil olarak tanımlanmakta ve unsurları; hukuka aykırı fiil, zarar, kusur ve illiyet bağı olarak belirlenmektedir. Buna göre haksız fiilden bahsedebilmek için hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, bu fiil bir zararın doğması neden olmalı, zarara neden olan kişinin kusurlu bulunması ve zarar ile kusur arasında illiyet bağının olması gerekmektedir. Bu beş unsurun varlığı halinde zarar veren kişi fiilden dolayı zarara uğrayan kişi ya da kişilerin maddi zararlarını karşılamak durumundadır. Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesine göre haksız fiilin unsurlarını ispat etme yükü davacıdadır. Davacı zararın haksız fiili ile gerçekleştiğinin diğer söylemle zarar ile haksız fiil arasındaki illiyet bağını ispat etmek durumundadır. Açıklanan yasal mevzuat ışığında somut olayımıza bakıldığında; davacı tarafça plakası belirsiz bir aracın çarptığı, çarpma nedeniyle yaralanmalı trafik kazasının meydana geldiği ve kaza sebebiyle malul kaldığı, davalı .... Hesabının aracın olay yerinden kaçmış olması ve plakasının tespit edilememesi sebebiyle sorumluluğu bulunduğu iddia edilmiş ise de, iddia edildiği gibi bir trafik kazasının meydana gelip gelmediği, gelmiş ise (trafik kazasının nasıl gerçekleştiğinin dolayısı ile trafik kazasında tarafların kusur durum ve oranlarının tespit edilerek) plakası tespit edilemeyen araç sürücüsünün olayda kusurunun bulunduğunun öncelikli olarak davacı tarafça ispatı gerekir. Yukarıda ayıntılarına değinildiği üzere haksız fiil sorumluluğunun şartlarının oluştuğunun davacı tarafça ispatlanması gerekmekte olup, davacı tarafça dava konusu tazminat talebine dayanak haksız filin varlığı, haksız fiil sebebiyle oluştuğu iddia edilen zarardan davalı .... Hesabının sorumlu olduğu ispatlanamamış olduğundan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı olarak izah edildiği üzere; 1-Davanın REDDİNE. 2-Alınması gereken 427,60-TL karar ve ilam harcından peşin alınan 59,30-TL harcın mahsubu ile geriye kalan 368,30 TL eksik harcın davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 3-Yargılama giderlerinin davacının üzerinde bırakılmasına, 4-Karar kesinleşinceye kadar yapılacak giderlerin davacının yatırmış olduğu gider avansından karşılanmasına, karar kesinleştikten sonra bakiye avansın davacıya iadesine, 5-Davalı kendini vekille temsil ettirdiğinden lehine Asgari Ücret Tarifesi gereği 100,00-TL ücret takdirine, bunun davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine 6-1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, Dair,davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda, kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 23/10/2024 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır