İlk Derece Mahkemesi · İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/98 E. 2025/552 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/98
- Karar No
- 2025/552
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/98 Esas KARAR NO : 2025/552 DAVA : Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 31/01/2025 KARAR TARİHİ : 04/06/2025 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... K. Sayılı dosyasında yapılan yargılamada, müvekkili şirkete kasko poliçesi ile sigortalanan..... marka, 2010 model aracın, motor arızası için servis hizmeti sunan davalı şirkete bırakıldığı, davalı şirket çalışanı tarafından test sürüşü yapıldığı esnada çıkan yangın sonucu kasko sigortalı aracın tamamen yandığı, aracın hasar tarihindeki emsalinin değeri olan 220.000.00-TL'nin 20.07.2015 tarihinde müvekkil şirket tarafından kasko poliçesi kapsamında sigortalısına ödendiği ve davalı şirketin aracın yanmasından sorumlu olması nedeniyle 6.600.00-TL sovtaj düşülerek talep gibi 213.400.00-TL'nin 20.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile birlikte davalıdan rücuen tahsil edilerek müvekkiline ödenmesine karar verildiğini, İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... K. Sayılı kararı davalı tarafça istinaf edildiğini ve İzmir BAM.... Hukuk Dairesi ... K. Sayılı kararı ile esastan reddedilerek kesinleştiğini, ilamda yazılı alacak, işlemiş faizi ile birlikte icraya konu edildiğini, davalı İzmir.... İcra Müdürlüğü... E. sayılı dosyasına 16.11.2023 tarihinde 593.287,62-TL ödeme yaptığını, müvekkili şirket tarafından kasko sigortalısına 20.07.2015 tarihinde 2010 model,... marka (... 3.0 TDV6 HSE) araç karşılığında ödeme yapıldığını, davalı tarafın bundan 8 sene sonra 16.11.2023 tarihinde yaptığı ödeme ise 213.400.00-TL asıl alacak ve 237.997.99-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 451.397.99 TL olduğunu, ancak aradan geçen sürede müvekkilinin yaptığı ödemeye karşılık gelen aracın 5 yaşındaki emsallerinin ödeme tarihindeki değerinin en az 3.000.000.00-TL civarına ulaştığını, dolayısıyla müvekkilinin 2015 yılında sigortalı araç için yaptığı ödeme karşılığı davalının tazmin ettiği tutarın aynı aracın yerine konulmasına yetmediğini, haksız fiil hükümleri gereğince davalının neden olduğu zararı aynen tazmin etmesi gerektiğini, ancak davalının haksız direnimi nedeniyle geçen sürede paranın alım gücündeki azalma, faiz oranlarının ekonomik verilere göre düşük kalması, araç fiyatlarında artış sonucu davalı tarafın esasen yanarak zayi olmasına neden olduğu aracın yerine bu aracın neredeyse %15 kısmını, tabiri caizse ancak ve ancak lastiklerinin bedelini ödeyerek müvekkili aleyhine sebepsiz zenginleştiğini, müvekkilinin bedelini ödemiş olduğu araç ile aynı marka ve özellikte bulunan ve davalının ödeme tarihi olan 2023 tarihinde, sigortalı araç gibi 5 yaşında olan bir aracın değerinin bu tarz otomobillerin alım-satım bedellerine ve piyasasına vakıf, otomotiv uzmanı bilirkişi marifeti ile tespit edilerek, ödenen 451.397.99-TL ile karşılaştırılması sonucu bulunacak farkın müvekkilinin geçmiş gün faizi ile karşılanmayan zararı olarak belireceğini, bu nedenle ortada belirsiz alacak söz konusu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000.00-TL tazminatın 16.11.2023 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini, masraf ve vekalet ücretinin de davalıya yüklenmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin tazminata konu edilen hususlarda doğrudan ya da dolaylı olarak bir kusuru ve sorumluluğu bulunmadığını, 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu araçta meydana gelen yangının elektrik devresinde oluşan kısa devre sonucu çıktığı, davalı servisin yapmış olduğu işlemlerin elektrik devresi ile ilişkisi olmadığı ve bu nedenle yangının müvekkil şirketin kusuru neticesinde meydana geldiğinin kabul edilemeyeceğinin tespit edildiğini, bilirkişilerin dahi farklı görüşler ilettiği ve müvekkili şirketin kusurunun ya da ihmalinin tam olarak kanıtlamadığı bir olguya dayanılarak munzam zarar talep edilmesinin hukukla ve hakkaniyetle bağdaşmadığını, yüksek enflasyonun müvekkili şirketin kusurundan kaynaklanmadığı dolayısıyla sırf buna dayalı iddiaların da müvekkili şirkete yöneltilmesinin hukuken mümkün olmadığını, davacı tarafça munzam zararın varlığına ilişkin somut bir delil sunulamadığını belirterek haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ...E sayılı dosyası, İzmir... İcra Müdürlüğünün...sayılı dosyası, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, davacı sigorta şirketi tarafından kasko poliçesi ile sigortalanan aracın, satıcısı ve yetkili servisi olan davalı şirkete bırakıldığı esnada yanması sonucu sigortalısına ödenen bedelin davalı şirket tarafından davacıya geç ödenmesi nedeniyle oluştuğu belirtilen munzam zararın davalıdan tahsili istemine yönelik davadır. Dava konusu munzam zarar talebine ilişkin delil olarak gösterilen ve dosya arasına alınan İzmir... ATM'nin ... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; Davacı tarafından kasko poliçesi ile sigortalanan...plakalı,... marka, 2010 model aracın, motor arızası için servis hizmeti sunan davalı şirkete bırakıldığı, davalı şirket çalışanı tarafından test sürüşü yapıldığı esnada çıkan yangın sonucu kasko sigortalı aracın tamamen yandığı, aracın hasar tarihindeki emsalinin değeri olan 220.000.00-TL'nin 20.07.2015 tarihinde kasko poliçesi kapsamında sigortalısına ödendiği, davalı şirketin aracın yanmasından sorumlu olması nedeniyle aracın 6.600,00 TL hurda bedeli de düşülerek 213.400,00 TL araç hasar bedelinin davalı satıcı/yetkili servisten 20.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte tahsili istemine yönelik İzmir... Tüketici Mahkemesi'nin ... Esasında dava açıldığı, yapılan yargılama sonucunda 10.11.2015 tarih ve... Karar sayılı karar ile davada asliye ticaret mahkemesi görevli olduğundan görevsizlik kararı verildiği, görevsizlik kararı kesinleştirilerek dosyanın İzmir .... ATM'ye gönderildiği ve İzmir ... ATM'nin ... Karar sayılı kararı ile serviste yapılan işlemlerle gerçekleşen yangın arasında illiyet bağı kurulamadığı, oluşan riskin sigorta teminatı kapsamında bulunduğu, davacı sigorta şirketinin davalıya rücu edemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği, kararın istinaf incelemesi sonucunda İzmir ... HD'nin ... Karar sayılı kararı ile önceki bilirkişi raporlarındaki çelişkiyi giderecek mahiyette en az üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği gerekçesi ile İzmir... ATM'nin... Karar sayılı kararının kaldırılmasına karar verildiği, yapılan yargılama sonucunda İzmir... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Karar sayılı ve 25.05.2023 tarihli karar ile davanın kabulüne karar verilerek, 213.400,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 20.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, kararın tehir-i icra istemli olarak davalı tarafından istinaf edildiği ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi... Hukuk Dairesi'nin ... Karar ve 01.11.2023 tarihli kararı ile davalı sigorta şirketinin istinaf itirazlarının esastan reddine kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır. Mahkeme ilamına istinaden İzmir... İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosyası ile ilamlı icra takibi başlatıldığı ve 16.11.2023 tarihinde mahkeme kararına konu borcun fer'ileri ile birlikte ödendiği anlaşılmıştır. Davacı tarafça kasko sigortalısına 20.07.2015 tarihinde ödeme yapıldığı, davalının ise davacıya 16.11.2023 tarihinde ödeme yaptığı belirtilerek, aradan geçen sürede döviz kurunda meydana gelen dalgalanmalardan ve yüksek enflasyon sebebiyle paranın değer kaybetmesi, faiz oranlarının ekonomik verilere göre düşük kalması ve araç fiyatlarındaki artıştan dolayı davacının munzam zarara uğradığı iddia edilerek bu zararın tahsili talep edilmiştir. 6098 Sayılı TBK'nın 120. maddesine göre; "Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur." TBK'nın 121. maddesi uyarınca "Faiz veya irat borcunu ya da bağışladığı bir miktar parayı ödemekte temerrüde düşen borçlu, icra takibine girişildiği veya dava açıldığı günden başlayarak, temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. Buna aykırı olarak yapılan anlaşmalar, ceza koşulu hükümlerine tabi olur. Temerrüt faizine, ayrıca temerrüt faizi yürütülemez." Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesinde aşkın zarar düzenlenmiş ve buna göre; " Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29.03.2022 tarih, 2021/11-938 Esas ve 2022/401 Karar sayılı kararı gerekçesinde, "15.Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 16.Borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. 17.Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur. Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir. 18.Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (Barlas, Nami; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127). 19.Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir. 20.Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. 21.Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. 22.Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. 23.Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. 24.Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. 25.Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür. 26.Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. 27.Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816). 28.Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez. 29.Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. 30.Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından 09.12.1999 tarihinde toplam 450.000TL’nin ... A.Ş.’nin Fatih Şubesi’ne yatırıldığı, anılan bedelin ... Ltd. adlı bankaya ait hesaba aktarılması sonrasında davacı tarafından bu paranın tahsili için açılan davada yapılan yargılama sonucunda İstanbul... Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.02.2015 tarihli ve... K. sayılı kararı ile 450.000TL’nin 09.12.1999 tarihinden itibaren işlemiş avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, anılan kararı müteakip davacı tarafından İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası ile başlatılan icra takibi sonrasında 09.05.2016 tarihinde mahkemece hüküm altına alınan bedelin faiziyle davalıdan tahsil edildiği anlaşılmaktadır. 31.Dava dilekçesinde; davacının hüküm altına alınan alacağının 16 yıl sonrasında avans faiziyle tahsiline karar verildiği, sadece anaparaya işletilen avans faizi sonrasında temerrüt faiziyle karşılanamayan bir zararın ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu, bu suretle paranın satın alma gücünün azaldığı, enflasyon oranın temerrüt faiz oranından fazla olması nedeniyle aradaki farkın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu, ekonomik olumsuzlukların mevcut olduğu bir durumda bireyin parasını atıl tutmak yerine döviz, altın, devlet tahvili, gayrimenkul gibi yatırım araçlarına yönlendirerek yahut bir yıllık vadeli hesaba yatırıp enflasyonun olumsuz etkisinden korunacağı, bu sebeple benzer yatırım araçlarının getirisinin ortalaması bulunarak davacının aşkın (munzam) zararının belirlenmesi gerektiği iddiasıyla aşkın zararın tahsili talep edilmiştir. 32.Her ne kadar bozma kararında, ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma değerinin önemli derecede azaldığı, böyle bir ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için girişimlerde bulunmasının olayların normal akşına, genel hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının kamu tarafından bilindiği yahut bilinebileceğinden bu durumun mahkemelerin bilgileri dâhilinde olduğu, bu sebeple aşkın (munzam) zararın oluşumundaki zaman diliminin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeksizin tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçeyle sonuca gidilmesinin hatalı olduğu belirtilmiş ise de; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür. 33.Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. 34.Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. 35. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez. 36.Bu nedenle ilk derece mahkemesince verilen davanın reddine dair direnme kararı, temerrüt faiziyle birlikte davacıya ödenen anapara yanında temerrüt faizini aşan zararın, davacı tarafından kendi duruma özgü şekilde somut olarak ispat edilememiş olması nedeniyle yerindedir." şeklindeki gerekçelerle benzer nitelikli munzam zarar istemi hakkında açılan davanın reddine ilişkin kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamına istinaden bozulması üzerine davanın reddine yönelik direnme kararının onanmasına karar verilmiştir. Somut olayda; davacı tarafından 20.07.2015 tarihinde sigortalısına ödenen 213.400,00 TL araç hasar bedelinin dava konusu aracın yetkili servisi olan davalıdan tahsili istemine ilişkin 31.07.2015 tarihinde dava açıldığı, yapılan yargılama ve istinaf incelemeleri sonucunda İzmir ... ATM'nin... Karar sayılı ve 25.05.2023 tarihli kararı ile davanın kabulü ile 213.400,00 TL'nin 20.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, kararın davalı tarafından icranın geri bırakılması talebi ile birlikte istinaf edildiği, ilgili istinaf dairesince ilamın icrasının geri bırakılmasına karar verildiği ve istinaf incelemesi sonucunda 01.11.2023 tarihli kararla istinaf isteminin esastan reddine karar verildiği ve ilamın icra takibine konu edildiği, mahkeme ilamına istinaden başlatılan icra dosyasına 16.11.2023 tarihinde 593.287,62 TL ödeme yapıldığı anlaşılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/401 Karar sayılı, 29.03.2022 tarihli kararı gerekçesinde belirtildiği üzere, aşkın zararın para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faizi ile karşılanamaması halinde söz konusu olan bir zarar olduğu, aşkın zararın varlığı için gerekli koşullardan birinin borçlunun temerrüde düşmesi olduğu, ayrıca borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faizi ile karşılanamayan alacaklının zararının bulunması gerektiği, bunların yanında borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması gerektiği, zira aşkın zarar sorumluluğunun temerrüt faizi sorumluluğundan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayandığı, kusurun varlığı asıl olduğundan temerrüde düşmede kusursuz olduğunun ispat yükünün davalıda olduğu, ayrıca aşkın zararla temerrüt arasında illiyet bağının bulunması gerektiği, aşkın zararın ayrı bir dava ile ayrı bir alacak olarak talep edilebileceği, aşkın zararı ispat yükünün zararın varlığını iddia eden alacaklıda olduğu, bu bağlamda aşkın zarar alacaklısının aşkın zararını kanıtlamak durumunda olduğu ve aşkın zararın somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlanması gerektiği, bu kapsamda yapılan değerlendirmede; bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek, bu zararın ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağının benimsenmiş olduğu ve TBK'nın 120. maddesi yollaması ile 3095 Sayılı Kanun'un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranlarının belirlendiği, buradan hareketle Kanun koyucunun tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranının Anayasa'dan aldığı yasa yapma yetkisine dayanarak temerrüt faizi olarak belirlemiş olduğu, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülerek sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğunun kabul edilemeyeceği, aşkın zararın istenilmesi halinde açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerektiği, alacaklı yönünden aşkın zararın açık ve somut bir biçimde ispatı gerektiği, bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın alacaklı yönünden aşkın zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi bu olguya dayanılarak zararın ispatının gerçekleştiğinin ileri sürülemeyeceği, belirli dönemlerde var olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın zarar talebinin zarar olgusunun delili olarak kabul edilemeyeceği, zira belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı olarak değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan döviz kurlarındaki dalgalanma ve paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzlukların bir karine olarak kabul edilemeyeceği ve kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia edilen zararın ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamayacağı, davacı tarafından sigortalısına ödenen araç hasar bedelinin rücuen davalıdan tahsili istemi yönünden ödenen bedelin davalının haksız direnmesi sonucunda geç tahsili nedeniyle aşkın zarar oluştuğu iddiası ile oluşan aşkın zararın davalıdan tahsilinin talep edildiği, açılan davada yapılan yargılama sonucunda davalının davacı sigorta şirketinin ödediği hasardan sorumlu olduğu tespit edilerek ve sorumlu olduğu tutarda belirlenerek talep gibi ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, verilen hükmün kesinleştiği ve ilamlı icra takibi başlatıldığı ve icra dosyasına hüküm altına alınan alacak fer'ileri ile birlikte 16.11.2023 tarihinde toplam 593.287,62 TL olarak icra dosyasına ödenmiş olduğu, yalnızca ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma nedeniyle geçmiş günler faizinden fazla zararının bulunduğu iddiası ile aşkın zarar talep edilemeyeceği kanaatine varılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 615,40 TL peşin karar ve ilam harcı başlangıçta peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan masrafların davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihindeki AAÜT gereğince belirlenen 1.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-7155 sayılı yasanın 19/12/2018 tarihinde yürürlüğe giren 23.maddesiyle eklenen 6325 sayılı yasanın 18/A maddesi gereğince taraflar arasında yapılan arabuluculuk faaliyeti sonunda Hazine tarafından karşılanan 3.600,00 TL arabulucu ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 6-Karar kesinleştiğinde ayrıca karar yazmaya gerek görülmeden kalan gider avansının yatırana iadesine, Dair; davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde mahkememize yahut başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamını ödemek suretiyle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 04/06/2025 Katip ... E-imzalıdır.
Hakim ... E-imzalıdır.