İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/922 E. 2026/109 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/922
- Karar No
- 2026/109
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/922 Esas KARAR NO : 2026/109
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 13/10/2025 KARAR TARİHİ : 03/02/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 05/02/2026 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili davalı ..... Sigorta A.Ş. nezdinde kasko sigortası kapsamında bulunan ..... plakalı aracın 28.07.2024 tarihinde karıştığı trafik kazası sonucunda uğradığı maddi hasar nedeniyle sigorta şirketine başvurduğunu, davalı sigorta şirketi, rizikonun poliçe teminatı dışında olduğu iddiasıyla tazminat ödememiş; bunun üzerine müvekkili tarafından Sigorta Tahkim Komisyonu’na 14.11.2024 tarihinde, .... başvuru numarasıyla başvuru yapıldığını, tahkim yargılaması kapsamında alınan 05.03.2025 tarihli bilirkişi raporunda, aracın hasar bedeli KDV dâhil 524.972,13TL olarak tespit edildiğini, ancak müvekkili fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak kısmi dava açmış ve yalnızca 408.034,70TL’lik kısmın tahsilini talep ettiğini, yapılan inceleme sonucunda, Sigorta Tahkim Komisyonu Başkanlığı’nın 26.03.2025 tarih ve ..... sayılı Uyuşmazlık Hakem Heyeti Kararı ile müvekkil lehine 408.034,70 TL tazminatın davalı sigorta şirketince ödenmesine karar verildiğini, kararda, kazanın poliçe teminatı kapsamında olduğu, alkol iddiasının ispatlanamadığı ve sigorta şirketinin sorumluluğunun devam ettiğinin açıkça belirtildiği, bu karar kesinleşmiş olmasına rağmen, davalı şirketin yasal sürede ödemede bulunmadığını, hakem kararına rağmen davalı sigorta şirketi, ödemediği 116.937,43 TL’lik bakiye alacak için başlatılan Bakırköy ...... İcra Müdürlüğü’nün ..... esas sayılı dosyasındaki ilamsız takibe haksız biçimde itiraz ettiğini, itiraz dilekçesinde, “tahkim dosyasının derdest olduğu, ödemelerin yapıldığı ve taleplerin poliçe teminatı dışında kaldığı” yönünde soyut beyanlar ileri sürüldüğünü, davalı şirketin bu itirazı, kesinleşmiş tahkim kararıyla bağdaşmadığı gibi kötü niyetli olduğunu, bu nedenle İİK m.67 uyarınca itirazın iptali, takibin devamı ve icra inkâr tazminatına hükmedilmesi takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte 116.937,43 TL asıl alacağın davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;müvekkili şirket nezdinde ..... numaralı hasar dosyası kapsamında kazanın beyan edilen yerde ve beyan edildiği şekilde meydana gelmemiş olması sebebiyle talebin teminat dışında olduğu, Sigorta Tahkim Komisyonu .... sayılı dosyadan verilen karara istinaden temyiz başvurusu yapılmış olup dosyanı derdest olduğu, haciz tehdidi altında Bakırköy ..... İcra Dairesi ..... E. Sayılı dosyaya 408.034,70-TL asıl alacak ve ferileri toplamı olan toplam 530.298,79-TL ödendiğini,28/07/2024 tarihli kaza sebebiyle ...... plakalı araçta meydana gelen hasarın tazmini için için .... aleyhine Sigorta Tahkim Komisyonu ......E....... sayılı dosya ile başvuru yapılmış; yapılan yargılama neticesinde bakiye 408.034,70-TL hasar bedelinin ödenmesine hükmedildiğini, karara karşı itiraz yoluna başvurulmuş; itiraz hakem hayatine karşı ise temyiz başvurusu yapıldığını, dosyanın temyiz aşamasında olduğu, derdestlik itirazının kabulüne karar verilmesini, davacı tarafından dava şartı arabuluculuk yoluna başvurulmadığını, 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı yasanın 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesine eklenen 5/A- 1maddesinde; " Bu Kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmüne, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 2. Fıkrasında ise ;"davacı arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması halinde mahkemece davacıya, son tutanağın 1 haftalık kesin süre içerisinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içerir davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." düzenlemesine yer verildiğini, ticari dava niteliğinde olan işbu davada arabulucuya başvurulmadan dava açıldığından açılan davanın 6100 sayılı HMK 114/2-115/1,2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğundan (usulden) reddine karar verilmesini, müvekkili şirketin ticari merkezi, Beykoz İlçesi adli hudutları dâhilinde olduğunu, ancak Beykoz Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmaması sebebi ile yetkili mahkeme Anadolu Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, iş bu hükümler çerçevesinde davanın öncelikle yetkisizlik sebebiyle reddini, davacı taraf hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davacının aracını anlaşmalı serviste tamir etmemesinin hiçbir açıklaması olmadığını, söz konusu dosyalarda servis ve davacının hasar büyütme, tamir edilmeyen bir parçayı tamir etme ve hatta teminat dışında olan bir hasarı teminat içerisine dahil etmeye çalışma olasılıkları bulunmadığını, izin verilmesi halinde müvekkili şirket tarafından anlaşmalı ve yetkili servis ile anlaşma yoluna gidebilecek, parça üzerinde tamir yöntemini dahi seçebileceğini, kabul manasında olmamak üzere müvekkili şirket gerçek zarar ile sorumlu olup araç davacının hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle kasta dayanan kusur sonucunda tazminat yükümlülüğümüzün ortadan kalkması veyahut ağır kusurunun tenzilini talep etme zarureti doğduğunu, kabul manasında olmamak üzere davanın kabulü halinde dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi gerektiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ..... E., ...... K.,16.02.2000 Tarihli Kararında; “....TK. 21/11. maddesinin uygulanabilmesi için aranan ön koşul; az yukarıda anlatıldığı şekilde, taraflar arasındaki ilişkinin bir sözleşmeden kaynaklanmış olması zorunluluğudur. O nedenle taraflar arasındaki ilişki bir haksız fiilden ya da haksız iktisaptan kaynaklanıyorsa bu hükmün uygulanabilme olanağının bulunmadığında kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Burada yasa; Münhasıran sözleşmeleri ele almış, işletme ile ilgili muamele ve işleri "ticariliğin diğer tarafa aksettirilmesi" veya "Ticaret Karinesi" olarak nitelendirilen TK. 21/2. maddesinden ayrık tutmuştur. Bu durumda, bir taraf için ticari sayılan husus sözleşme mahiyetini arz etmiyorsa karşı taraf için her halde ticari sayılmayacaktır. Bu konu önemini daha çok davanın somut olayında belirgin olduğu üzere haksız fiillerde göstermektedir. Ortada bir haksız fiilin söz konusu olduğu durumlarda; taraflar arasında sözleşmeden kaynaklanan bir hukuki ilişkinin varlığından söz edilemeyeceği için, işin bir taraf yönünden ticari olarak nitelendirilmesi, diğer taraf yönünden de aynı nitelendirmede bulunulmasını hukuken haklı göstermez. Dahası; haksız fiilden doğan ilişkiler Ticaret Kanunu`nda da düzenlenmedikleri için bu nedenle de ticari iş niteliğini kazanamayacakları kaçınılmazdır. Tüm açıklamaların ışığı altında davanın çözümüne bakıldığında tacir olan davacı Kurum ile davalı arasında sözleşmeden doğan bir hukuki ilişki bulunmayıp haksız fiilden kaynaklanan ilişki bulunmaktadır. O nedenle davada TK. 21/2. maddesinin uygulama olanağından söz edilemeyeceğine göre, tacir olan davacı yönünden ticari bir iş niteliği kabul edilemez. Bu durumda tacir olan davacı ancak açacağı ayrı bir dava yoluyla B.K. 105. maddesindeki yasal koşulları kanıtlamak suretiyle munzam zararını isteyebilir. Hal böyle olunca hükmedilen tazminata yürütülecek faiz reeskont faizi değil yasal faizdir. O nedenle mahkemenin direnme kararı usule ve yasaya uygun olup onanmalıdır.” izah edilen nedenlerle Yargıtay Kararında görüleceği üzere davayı kabul manasında olmamak üzere, söz konusu davanın haksız fiile dayanması sebebiyle uygulanacak faiz yasal faiz olması gerektiği, davanın reddi ile yargılama gideri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, maddi tazminat nedeniyle başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yöntemi ile çözülmesi ihtiyari olmakla birlikte, 6325 sayılı Kanun’da 06.12.2018 tarihli ve 7155 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, mahkemelerin iş yükünün azaltılması için bazı tür uyuşmazlıklar için mahkemeye başvurmadan önce bir dava şartı olarak “zorunlu arabuluculuk” şartı getirilmiştir. Bu bağlamda aynı kanun ile 6102 sayılı TTK’nın 5/A maddesi ile getirilen düzenlemede, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında ve yapılan değişiklik sonucu menfi tespit ve istirdat davaları yönünden dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması bir dava şartı olarak kabul edilmiştir. 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesine göre, ilgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edilmiş olması durumunda, davacının arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılmadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olduğu, bu zorunluluğa uyulmaması halinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiyenin gönderilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine mahkemece gönderilen ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesi ayrıca arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Dava açılmadan önce arabulucuya hiç başvurulmamış olması dava şartı yokluğu sebebiyle davanın reddini gerektiren bir husus olup, arabulucuya başvurulmuş olmakla birlikte anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin mahkemece verilen kesin süre içerisinde sunulmamış olması ise davanın usulden reddi yaptırımına bağlanmıştır. Açıklanan nedenlerle; davadan önce arabuluculuğa başvurulmadığı sabit olup davanın niteliği gereği zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu, TTK’nın 5/A ve 6325 SK'nun 18/A maddesi 2.bendi son cümlesi uyarınca arabulucuya başvurulmadan dava açılamayacağı anlaşılmakla dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda yazılı olduğu üzere; 1-Davanın arabuluculuk dava şartı yokluğundan usulden reddine, 2-Harçlar Kanunu'na göre belirlenen 732,00TL ilam harcından peşin alınan 1.997,00TL harcın mahsubu ile bakiye 1.265,00TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 45.000,00TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalıya verilmesine, 5-HMK’nın 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra artan avansın taraflara iadesine, Dair davacı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 03/02/2026 Katip ¸e-imzalıdır Hakim..... ¸e-imzalıdır