İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/632 E. 2025/735 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/632
- Karar No
- 2025/735
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2025/632 Esas KARAR NO:2025/735
DAVA:Ticari Şirket (Tasfiyeye İlişkin) DAVA TARİHİ:18/09/2025 KARAR TARİHİ:20/11/2025
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Tasfiyeye İlişkin) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP:Davacı vekili tarafından sunulan 18/09/2025 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketin, tasfiye hâline girdiğini alacaklılara çağrı amacıyla 11/06/2025 tarihli ve ... sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nin 331. sayfasında yayımlanan ilanla duyurduğunu, TTK m. 541 uyarınca tasfiye sürecinde alacaklılara çağrı usulünün işletilmesi zorunlu olduğunu, yerleşim yeri bilinen alacaklılara taahhütlü mektup, diğerlerine ise Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde birer hafta arayla üç kez ilan yapılması gerektiğini, ticaret siciline beyan edilen adrese gönderdikleri iki ayrı noter ihtarnamesi “muhatap bulunamadı” şerhiyle iade edildiğini, ... Noterliği’nin 05/08/2025 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesine ilişkin 07/08/2025 tarihli tebligat işleminin, “muhatabın adresten ayrıldığı ve adreste bulunmadığı” gerekçesiyle iade edildiğini; 05/09/2025 tarihli ikinci tebligat işlemi ise “muhatap adreste tanınmıyor” şerhiyle geri döndüğünü, şirketin sicil adresinin fiilen kullanılmadığını göstermekte ve alacaklılara çağrının gereği gibi yapılmasını fiilen engellediğini, alacaklılara çağrı usulü tamamlanmadan tasfiyenin ilerletilmesi ve dağıtım ile terkin işlemlerinin yapılması hukuken mümkün olmadığını, alacaklar taleplerinin işçilik alacağı olduğunu, işçilik alacağı öncelikli olarak deftere yazılması gerekirken kaldı ki, bu alacak bakımından herhangi bir uyuşmazlık bulunduğu ileri sürülse dahi, TTK m. 541/3 uyarınca henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçlar için, borcu karşılayacak tutarda paranın notere depo edilmesi gerektiğini, davalının, ticaret sicilinde kayıtlı adresini fiilen terk ederek tebligatları imkânsız kılması, yalnızca alacaklılara çağrı usulünü ihlal etmekle kalmamakta, aynı zamanda alacaklılardan mal kaçırma veya şirketin mevcut borca batıklık durumunu gizleme amacı taşıdığına dair ciddi şüpheler doğurduğunu, bu nedenlerden dolayı; telafisi imkânsız zararların önlenmesi amacıyla, HMK m. 389 vd. uyarınca, dava sonuçlanıncaya kadar davalı şirketin tasfiye işlemlerinin, malvarlığı üzerindeki tasarruflarının, ortaklara pay dağıtımının ve ticaret sicilinden terkin işlemlerinin ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasına ve bu tedbir kararının ilgili Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne bildirilerek sicile şerh edilmesine, tasfiye işlemlerinin, özellikle alacaklılara çağrı usulüne ilişkin TTK m. 541 hükümlerine aykırı (usulsüz) yürütüldüğünün tespitine, davalı şirketin sicilde kayıtlı adresinin fiilen bulunmadığı ve işlevsiz olduğu anlaşıldığından, doğru ve fiilî adresinin tespit edilerek sicil kaydının düzeltilmesine ve bu yeni adrese TTK m. 541'de öngörülen usule uygun olarak bilinen alacaklılara taahhütlü mektupla yeniden çağrı yapılmasına, müvekkilinin işçilik alacağı hakkında uyuşmazlık bulunduğu anlaşıldığından, TTK m. 541/3 uyarınca alacağı karşılayacak tutarda paranın notere depo edilmesine veya yeterli teminat gösterilmesine; bu güvence sağlanmadıkça TTK m. 543 gereğince ortaklara pay dağıtımı ve sicilden terkin işlemlerinin yapılmamasına karar verilmesine, mahkemece verilecek sürede yukarıdaki yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde, görevini ağır şekilde ihlal eden mevcut tasfiye memurunun görevden alınarak yerine yeni bir tasfiye memurunun atanmasına, dava devam ederken şirket sicilden terkin edilmiş ise, TTK m. 547 uyarınca ek tasfiye (ihya) yoluyla şirketin yeniden tesciline karar verilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir. CEVAP: Davalı vekili tarafından sunulan 31/10/2025 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davacının müvekkili şirketten alacaklı olduğu iddialarının asılsız olduğunu, davacının müvekkili şirket ile herhangi bir bağı bulunmadığını, davacının tasfiye halinde olduğunu öğrendiği bir şirketten haksız ve mesnetsiz bir şekilde faydalanma saiki içerisinde olduğunu, müvekkili şirkete haksız ve mesnetsiz bir şekilde ihtarname gönderildiğini, müvekkili şirket de bu konuda davacıya karşı cevap beyanlarını .... Noterliği 29/08/2025 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarname ile gönderdiğini, davacının işyeri adresinin atıl bırakıldığı iddialarının tamamen asılsız olduğunu, müvekkili şirkete 2 adet ihtarname gönderildiğini, bu ihtarnamelerin habersiz bırakılmak amacıyla ulaştırılamadığını, şirket yetkilisinin adresi boş bırakarak alacaklıları zarara uğratmaya çalıştığı iddia edildiğini, Müvekkili şirketin kullanmış olduğu "... ..." adresi müvekkilinin işbu dilekçe ekinde de yer alan iş yeri adresi olduğunu, müvekkili şirket ilgili adresi faal olarak kullandığını, ticaret sicilinden ilgili adresin terkinini de yapmadığını, hali hazırda ilgili adres kullanıldığını, yaşanan ekonomik sorunlar ve şirketin sağlıklı işleyişine devam edebilmesi için kiralık olarak sanal ofis kiralandığını, tasfiye işlemleri kanunun belirlediği kurallar çerçevesinde usule uygun bir şekilde ilerletildiğini, bu nedenlerden dolayı; davacının haksız ve mesnetsiz davasının reddine, yargılama gideri ve yasal vekalet ücretinin davacı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmişlerdir. DELİLLER: Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtları, TTSG ilan suretleri, .... Noterliği 05/08/2025 tarih ve ... yevmiye ihtarname ve tebligat iade şerhleri, .... Noterliği'nin 26/08/2025 tarih ... yevmiye sayılı ihtarname cevabı, Davacının SGK hizmet döküm cetveli. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkamemizce yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; dava davacı tarafça açılan davalı şirketin tasfiye işlemlerinin usulsüz yürütüldüğünün tespiti ile gerçek adresinin sicil kaydında düzeltilmesi istemine ilişkindir. Davacı taraf müvekkil tarafından davalı şirket adına sicil adresine gönderilen ihtarnamelerin iade edildiğini, davalı şirketin tasfiye işlemlerinin, özellikle alacaklılara çağrı usulüne ilişkin TTK m. 541 hükümlerine aykırı (usulsüz) yürütüldüğünün tespitine, Davalı şirketin sicilde kayıtlı adresinin fiilen bulunmadığı ve işlevsiz olduğu anlaşıldığından, doğru ve fiilî adresinin tespit edilerek sicil kaydının düzeltilmesine ve bu yeni adrese TTK m. 541'de öngörülen usule uygun olarak bilinen alacaklılara taahhütlü mektupla yeniden çağrı yapılmasına, Müvekkilin işçilik alacağı hakkında uyuşmazlık bulunduğu anlaşıldığından, TTK m. 541/3 uyarınca alacağı karşılayacak tutarda paranın notere depo edilmesine veya yeterli teminat gösterilmesine; bu güvence sağlanmadıkça TTK m. 543 gereğince ortaklara pay dağıtımı ve sicilden terkin işlemlerinin yapılmamasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili Mahkememizin ön inceleme duruşmasında; "Bu davaya açtığımız tarihte işçi alacağımıza ilişkin davayı açmamıştık, daha sonra açtık, şuan .... İş Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında görülmektedir, biz bu davayı şirketin tasfiye sürecini durdurma amacı ile açtık, dava açma sürecindeki davalı şirketin adresinden kaynaklı aksaklıklar nedeni ile süreç uzamıştır, davamızın kabulüne karar verilsin" şeklinde beyanda bulunmuştur. Davalı taraf ise davacının hukuki yararı bulunmadığını, bu yüzden öncelikle davanın usulden reddi gerektiğini, aksi halde esastan reddine karar verilmesini, davacı tarafça gönderilen ihtarnameye .... Noterliğinin ihtarnamesi ile cevap verildiğini, davacının davalı şirketle bir ilgisi olmadığını, müvekkil şirkette hiç bir zaman çalışmadığını, bu nedenle davacı tarafça açılan haksız ve yersiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı tarafın dava sonuçlanıncaya kadar davalı şirketin tasfiye işlemlerinin, malvarlığı üzerindeki tasarruflarının, ortaklara pay dağıtımının ve ticaret sicilinden terkin işlemlerinin ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasına yönelik ihtiyati tedbir talebinin yaklaşık ispat şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir. Davacı taraf davalı şirket ortağı ve yetkilisi olmasa bile davalı şirketten alacaklı olduğunu iddia etmesi nedeniyle tasfiye sürecindeki davalı şirketin alacaklılara çağrı ilanı üzerine işçilik alacağından bulunduğundan bahisle davalı şirketin tasfiye işlemlerine yönelik eldeki davayı açmasında aktif husumetinin bulunduğu anlaşılmıştır. Dava konusu ihtilafın davalı ticari şirketin tasfiye sürecine yönelik tespit davası nedeniyle davalı şirketin tasfiye işlemlerinin usulüne uygun yürütülüp yürütülmediği, davalı şirketin faaliyet adresinin ticaret sicilde düzeltilip düzeltilemeyeceği hususundan kaynaklandığı anlaşılmıştır. İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü nezdindeki davalı şirketin sicil kayıtlarının incelenmesinde; Tasfiye Halinde ... Ltd. Şti. unvanlı şirketin 1017300 sicil numarasında kayıtlı olduğu, faaliyet merkezinin ...olduğu, şirketin tasfiye sürecinde olduğu ve tasfiye memurunun ... olduğu anlaşılmıştır. Davacı tarafın davalıdan işçi alacağı bulunduğu iddiasıyla bu hususta davalı şirkete başvurması nedeniyle davacının SGK hizmet döküm cetveli uyap entegrasyon ekranından temin edilmiş ve yapılan incelemede davacının davalı şirkette çalıştığına dair hizmet kaydı bulunmadığı anlaşılmıştır. HMK'nın 115/1 maddesi gereğince Mahkemeler dava şartının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. HMK 114/1-h maddesindeki düzenlemeye göre; davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması dava şartı olarak belirlenmiştir. Hukuki yarar koşulu, tüm davalarda aranmaktadır. Bir hukuki ilişkinin, hemen tespitinde, hukuki yararın varlığının kabul edilebilmesi için, üç koşulun birlikte olması zorunludur. Sözü edilen üç koşulu hemen açıklamak gerekirse; a) Davacının bir hakkı veya hukuki durumunun halihazır bir tehlike ile ciddi biçimde tehdit edilmiş olması ve sözü edilen tehlikenin yakın ve tehdidin ciddi olması gerekir. b) Bu ciddi tehdit sebebiyle davacının hukuki durumunun tereddüt ya da belirsizlik içinde olması, bu hususun davacı için bir zararı meydana getirebilecek nitelikte bulunması gerekir. Tehdit, objektif olarak değerlendirildiğinde, bir zarar doğurabilecek nitelikte olmalıdır. c) Yalnızca koşulları usulün 237. maddesi hükmünde tanımlanan biçimde kesin hükmün sonuçlarını meydana getiren, cebri-icraya yetki vermeyen bir başka deyişle icra ve infaz kabiliyeti bulunmayan tesbit hükmünün bu tehlikeyi ortadan kaldıracak nitelikte olması zorunlu olduğu gibi, davacının, hukuken korunma ihtiyacı da halihazırda bulunmalıdır. Özellikle hukuki yarar koşulu tesbit davasının açıldığı günde mevcut olmalı ve hüküm verilene değin varlığını da sürdürmesi zorunludur. Açıklanan nedenle davacının, hukuki korunma ( himaye ) ihtiyacını, başka bir vasıta ile tamamen tatmin edebilmesinin mümkün olduğu hallerde, hukuki ilişkinin mücerret tespitinde, hukuki yararının bulunmadığı bu nedenle dava açamayacağı kuşkusuzdur. Bu hukuksal olguların ışığı altında duraksamasız belirtmek gerekirse hukuki yarar, dava şartıdır. Hukuki yarar olumlu dava şartı olup, taraflarca öne sürülmese dahi mahkemece "re'sen" kendiliğinden dikkate alınması zorunludur. 6102 sayılı TTK 643. maddesi atfıyla TTK 545. maddesi uyarınca; "Tasfiyenin sona ermesi üzerine şirkete ait ticaret unvanının sicilden silinmesi tasfiye memurları tarafından sicil müdürlüğünden istenir. İstem üzerine silinme tescil ve ilan edilir." düzenlemesi getirilmiştir. Bu haliyle davacı tarafça davalı şirketin tasfiye işlemlerinin usulsüz yürütüldüğünün tespiti ile şirketin gerçek adresinin sicil kaydında düzeltilmesi istemine yönelik elde dava açılmış ise de, davalı şirketin tasfiye sürecinde şirket tasfiye memuru tarafından Ticaret Sicil Gazetesinde alacaklılara yönelik gerekli çağrı ilanının yapıldığı, ilanda belirtilen adres esas alınarak davacı tarafça davalı şirkete hitaben gönderilen işçilik alacaklarının ödenmesine ilişkin ... Noterliği 05/08/2025 tarih ve ... yevmiye ihtarnamesinin davalı şirkete tebliğ edilemediği, davacı tarafça buna binaen davalı şirketin adresinin gerçeği yansıtmadığı ileri sürülse de davalı şirket adına sunulan cevap dilekçesinde şirketin bildirilen adresin sanal ofis olması nedeniyle görevli personelden kaynaklı olarak tebligatın yapılamadığının beyan edildiği, ayrıca davacının ihtarına davalı şirket tasfiye memuru tarafından gecikmeksizin .... Noterliği'nin 26/08/2025 tarih 11641 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile cevap verildiği açık olup, davalı şirketin tasfiye sürecinde olması nedeniyle aktif ticari faaliyeti sonlanmış olduğundan sanal ofis üzerinden tasfiye sürecinin yürütülmesinde yasa ve hakkaniyete aykırı bir durum bulunmadığı, davacının alacak iddiasına yönelik ihtarnamesine davalı şirket tasfiye memuru tarafından gecikmeksizin yine noter ihtarıyla cevap verildiği açık olup, davacı tarafça davalıdan işçilik alacağı bulunduğu ileri sürülmüş ise de uyap entegrasyon ekranından alınan Davacının SGK hizmet döküm cetveline göre davalı şirkette çalıştığını gösterir hizmet tescili bulunmadığı, davacı vekilinin duruşmada eldeki davayı şirketin tasfiye sürecini durdurma amacı ile açtığı yönündeki beyanları göz önüne alındığında, davacı tarafça tasfiye sürecindeki davalı şirkete yönelik doğrudan işçilik alacağı davası açması ve açtığı bu davaya bakan mahkemeden tasfiye sürecindeki davalı şirketin tasfiyenin sona ermesi halinde sicilden terkin işlemlerinin tedbiren durdurulmasını talep etmesi veya davalı şirket sicilden terkin olsa bile TTK 547 maddesi uyarınca devam eden davanın yürütülmesi hususunda ek tasfiyeyi sağlamak üzere şirketin ihyasını talep etmesi mümkünken eldeki davada tasfiye işlemlerinin usulsüzlüğünün tespitini talep etmesinde davacının hukuki bir yararı bulunmadığı anlaşıldığından davacı tarafça açılan davanın hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davacı tarafça açılan DAVANIN, HMK'nın 114/1-h gereği hukuki yarar yokluğundan 115/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğu sebebiyle USULDEN REDDİNE, 2- Davacı tarafça yatırılan peşin harç yeterli olduğundan başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3- Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4- Davalı taraf yargılama sırasında kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT 7/2 maddesi uyarınca belirlenen maktu 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5- Davacı tarafça yatırılan gider avansının harcanmayan kısmının karar kesinleştiğinde davacı tarafa resen iadesine, Dair, Davacı asilin ve vekilinin ve Davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize sunulacak bir dilekçe ile İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 20/11/2025
Başkan ... e-imza* Üye ... e-imza* Üye ... e-imza* Katip ... e-imza*