İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/54 E. 2025/360 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/54
Karar No
2025/360
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/54 Esas - 2025/360

TÜRK MİLLETİ ADINA

T.C.

ANKARA

2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2025/54

KARAR NO : 2025/360

....

DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük

DAVA TARİHİ : 31/01/2025

KARAR TARİHİ : 25/09/2025

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH : 25/09/2025

Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :

DAVA :

Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili bankanın, sektöründe öncü, sunduğu hizmetler ve hizmetlere bağlı markaları ulusal ve uluslararası düzeyde tanınmış olduğunu, "..." kelimesinin 100 yıldır müvekkili bankanın ticaret unvanı olduğunu, ayrıca, müvekkili bankanın, "..." tanınmış markası ile "..." ibaresi taşıyan seri marka niteliğinde bir çok markanın da sahibi olduğunu, davalı şirket markası başta müvekkili banka adına tescilli .... sayılı özel stilde yazılmış "..." kelimesinden oluşan tanınmış marka ve düz şekilde yazılmış "..." kelimesinden oluşan ....." markaları olmak üzere ... kelime markasının serisi içerisinde yer alan tüm müvekkili banka markaları ve ticaret unvanıyla benzer olup, davaya konu marka başvurusuna ilişkin yapılan itirazın .... tarafından reddinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkili bankaya ait "..." markasının tanınmış marka olduğunu, ...." esas unsurlu markaların 36. Sınıf dahil olmak üzere pek çok sınıfta tescilli olduğunu, müvekkili banka tanınmış marka sahibi olup, daha geniş bir korumaya sahip olduğunu, davalının markası 36. sınıf hizmetler için tescil edilmek istenmekte olup, söz konusu sınıfın müvekkili bankanın ana faaliyet alanı olan bankacılık ile ilgili sınıf olduğunu, müvekkili bankanın "..." ve "..." esas unsurlu çok sayıda seri markası olması sebebiyle tescil başvurusunda bulunulan marka başvurusunun müvekkili bankanın devamı, seri markası olarak anlaşılma tehlikesinin bulunduğunu, davaya konu marka başvurusun müvekkili tanınmış markalarına benzerliği tartışmasız olmakla birlikte ayrıca müvekkili banka ticaret unvanın esas unsuruna benzerliğinin de sabit olduğunu, Tescil edilmek istenen "iqbank" markasının müvekkili banka ile özdeşleşmiş olan ... kelimesine benzer olduğu gibi bank ibaresi ile bir bütün olarak değerlendirildiğinde müvekkili bankayı akla getirdiğini, davalı ya ait markanın "iqbank" şeklinde düz yazılmış olduğunu, markada büyük harflerin değil küçük harflerin tercih edilmiş olmasının bile müvekkili banka markalarına benzerliğin arttırılmasının hedeflendiğini gösterdiğini, davalı markasının tescilinin müvekkili banka markalarının itibarını azaltacağını, ayırt ediciliğini zedeleyeceğini beyan ederek .... sayılı "..... ibareli markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP :

Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; başvuru konusu ibarenin ihtiva ettiği anlam, genel görünüm, hedef tüketici kitlesi üzerinde bırakacağı etki ve izlenimin davacıya ait markalardan bütüncül anlamda tamamen farklı olduğunu, mevcut farklar karşısında markaların birbirinin serisi olarak algılanmayacağını, aralarında benzerlik bulunmayan davalı markasının davacıya ait markalara zarar vermeyeceğini ve sulandırmayacağını, taraf markaların birbirinin serisi olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, başvuru konusu markanın gerek bir bütün halinde algılanacağından gerekse de davacıya ait mesnet markaların başında yer olan “....” harflerinin markaya açıkça bir farklılık ve anlam katması nedeniyle taraf markaları arasından bu bakımdan da herhangi bir benzerlik bulunmadığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Davalı şirket vekili dilekçeleriyle özetle; müvekkilinin “iqbank” markasının, davacı yan adına tescilli markalar ile görsel, işitsel veya anlamsal olarak benzerlik etmediğini, davacı yan markalarında “q” harfine hiçbir şekilde yer verilmediği gibi müvekkilinin markasında ise herhangi bir şekilde “ş” harfinin yer almadığını, davacı yanın benzerliğe mesnet markaları ince, mavi ve lacivert renkliyken, müvekkili adına tescil edilmesine karar verilen “iqbank” ibaresi kalın ve siyah renkte olduğunu, 36. Sınıftaki hizmetler bakımından ortalama tüketici kitlesinin değil ortalamanın üzerindeki bilgi ve dikkate sahip tüketici kitlesinin esas alınması gerektiğini, davacının tanınmış olarak tescil edilen markası, müvekkilinin markasından görsel, işitsel ve anlamsal olarak farklılaşmakta olup tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığını, müvekkili adına tescil edilen “....” markası ile davacı yanın ticaret unvanı arasında ayniyet veya benzerlik bulunmadığından müvekkiline ait markanın davacı yanın ticaret unvanına iltibas ettiği iddiasının haksız ve kötü niyetli bir iddiadan ibaret olduğunu, kötü niyet iddialarının yerinde olmadığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.

GEREKÇE :

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

İşlem dosyasının tetkikinde, davalı şirket tarafından, 26.07.2023 tarihinde .... başvuru numarası ile “iqbank” ibareli marka için 36. sınıfta marka başvurusunda bulunulmuş; söz konusu marka başvurusu .... tarafından kabul edilerek 14.08.2023 tarihli ve 426 sayılı Resmi Marka Bülteni'nde ilan edilmiş, söz konusu yayına davacı şirket tarafından itiraz edilmiş, ..... tarafından davacının itirazı reddedilmiş, davacı şirket tarafından itirazın reddi kararına Türk .... nezdinde yapılan itirazlar Yeniden İnceleme Değerlendirme Kurulu tarafından incelenmiş ve ..... sayılı kararı ile davacının itirazı nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir.

DEĞERLENDİRMELER

Taraf Markaları Arasında Karıştırılma İhtimali;

6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” hükmüne amirdir.

6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi anlamında benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu markaların tescilli oldukları sınıfların birbirine benzerliğidir. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal ve hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Eğer her iki koşul da gerçekleşmiş ise markalar arasında iltibas olduğuna karar verilecektir.

Markalar arasındaki benzerlik incelenirken,

Markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları

Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlik,

Çağrıştırma,

Bir bütün olarak markaların uyandırdığı toplu kanaat,

Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu,

Markayı taşıyan mal veya hizmetin değeri ve alıcının bu mal ve hizmeti almaya ayırdığı zaman

kriterleri ele alınmalıdır.

Yerleşik Yargıtay içtihatları ile sabit olduğu üzere; bir markanın bir başka marka ile benzer olup olmadığı müşterisi hafızasında bıraktığı imaja göre belirlenir. Bir marka, hizmet veya malın, diğer bir marka, hizmet veya malla karşılaştırılarak benzerliği tespit edilirken marka, mal veya hizmete bütünsel bir açıdan yaklaşılmalı ve müşterileri nezdinde bıraktıkları izlenim dikkate alınmalıdır. ... sayılı kararında; “…556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8/1-b bendi uyarınca markaların iltibas yaratıp yaratmadıklarının belirlenmesinde, markaların kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının alıcısı olan ortalama düzeydeki halk nezdinde karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığının tespiti gereklidir. Bunun için de işaretleri oluşturan harf, kelime, şekil gibi asıl ve yardımcı unsurların değerlendirilmesi zorunludur... Dairemizin bu konuda yerleşik içtihatları uyarınca asıl unsurun; bunların ayırt edici ve baskın unsurları unutulmaksızın markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin tümüne hâkim olan görünüş ve ayırt ediciliği vurgulayan imajda aranması gereklidir...” denmektedir.

İltibas, kanunlarda tanımlanmamış olmakla birlikte öğretide “bir markanın aynen veya benzerinin kullanılması suretiyle, alıcı zihninde gerek emtiaların (veya hizmetlerin), gerekse müteşebbisin kaynağı açısından yanlış kanaatler uyandırılması ve bunların aynı yerden piyasaya sürüldüklerinin düşündürülmesi, bu yönden çağrışımlar yapması” olarak tanımlanmıştır. Sadece alıcıların belirli bir mal veya hizmet yerine başka mal veya hizmeti almak istemeleri halinde değil; alıcıların mal veya hizmetlerin birbirinden farklı olduklarını anlamalarına rağmen, bunların kaynağının aynı işletme olduğuna veya malları satan yahut hizmetleri sunanlar arasında idari veya ekonomik bağlılık olduğuna inanmaları halinde de iltibas ihtimali vardır . Dolayısıyla, iltibas bulunduğunun kabulü için işaretin marka ile bağlantı kurulmasına ve düşünsel olarak markayı çağrıştırmasına elverişli olması gerektiği anlaşılmaktadır.

Karıştırılma ihtimalinin varlığı 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi uyarınca “halk” nezdinde olmalıdır. Bir markanın diğer marka ile karıştırılma ya da iki marka arasında ilişki bulunduğu ihtimali, malın hitap ettiği uzman ya da satıcı nezdinde değil, halk nezdinde araştırılmalıdır. Dolayısıyla, markaların hitap ettiği tüketici ya da kullanıcı dikkate alınmak suretiyle, markaların bu kişiler nezdinde karıştırılıp karıştırılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasada geçen “halk” tabiri amaca uygun şekilde “markayı taşıyan ürünlerin nihai tüketici kitlesi” olarak anlaşılmalıdır. Benzerlikte görüşüne başvurulacak kişi markalı ürünün yöneldiği hedef kitleye mensup/makul derecede bilgilendirilmiş, makul derecede dikkatli ve makul derecede ihtiyatla değerlendirme yeteneğine sahip kişinin değerlendirmesidir.

İltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığının tespitinde, mal ve hizmetlerin aynı veya benzer alıcı çevresine hitap edip etmediklerine ve aynı veya benzer ihtiyaçları gidermede kullanılıp kullanılmadıklarına; markaların kullanıldığı mal veya hizmetin ekonomik değerine; bunların hitap ettiği alıcı grubunun sosyal ve ekonomik düzeyine ve orta yetenekteki alıcıların markanın kullanılacağı mal veya hizmetleri aldıkları sırada sarf edecekleri dikkat ve özene de bakılır.

Emtiaların Aynı/Benzer/İlişkili Olup Olmadığı;

Dava konusu ....sayılı ve ....” ibareli markanın hizmetleri ile davacıya ait redde mesnet markaların kapsamındaki mallar/hizmetler incelendiğinde, davalıya ait dava konusu markanın kapsamındaki hizmetlerin tamamının davacının redde gerekçe markalarının kapsamlarında aynı/aynı tür olarak yer aldığı,

Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır.

Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır.

Bu kapsamda taraflar arasında aynı olduğu kanaatine varılan 36. Sınıf hizmetlerinin tüketicisinin gündelik rutin ihtiyaçlarını karşılamadığı, sık sık satın alınan hizmetlerden olmadığı, sigorta veya finansal bir hizmetinden faydalanmak isteyen ilgili tüketicilerin çoğunlukla belli bir ihtiyaca yönelik hareket ettiği yahut bu sektörde çalışan uzman kimseler ve firmalardan oluştuğu, işbu hizmetler için yüksek bir piyasa araştırması gerektiği, zira bu hizmetlerin alıcılarının bu hizmetleri satın almadan önce, makul ölçüde bir araştırma ve inceleme aşamasından geçerek seçici davranırlar .

Örneğin, sigorta hizmetleri, genellikle günlük rutin ihtiyaçları karşılamayan ve sıkça satın alınmayan hizmetler arasındadır. Bu hizmetler, genellikle belirli bir ihtiyacı olan tüketiciler veya sektörde uzmanlaşmış kişiler tarafından talep edilir. Sigorta hizmeti almak isteyenler, çeşitli seçenekler arasından kendilerine uygun olanı belirlemek için genellikle kapsamlı bir araştırma yaparlar. Örneğin, biri hayat sigortası, araç sigortası veya gelir koruma sigortası gibi farklı seçenekler arasından ihtiyacına en uygun olanı seçmek için piyasada bulunan firmaları karşılaştırabilir. Bu nedenle, bu hizmetlerden faydalanmak isteyen tüketiciler genellikle seçici davranır ve karar vermeden önce detaylı bir araştırma yaparlar. Bu durum, tüketicilerin bilinçli, dikkatli, bilgili ve özenli olma eğiliminde oldukları şeklinde yorumlanabilir.

Marka İşaretlerinin Benzer Olup Olmadığı;

Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, yukarıda da değinildiği üzere, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. .... değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla aslolan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır.

.... kararlarından da izlenebileceği gibi, karıştırma olasılığının değerlendirmesi, aslında ileriye dönük bir tetkiktir. Bu tetkikte; “Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları” ve “davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak, global olarak yapılmalıdır” .

Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir.

Benzerlik değerlendirmesine ilişkin bu genel tespitler çerçevesinde yapılması gereken temel değerlendirme, dava konusu marka ile davacı yanın redde gerekçe gösterdiği markalar arasında SMK md. 6/1 uyarınca karıştırılmaya yol açabilecek düzeyde bir benzerliğin mevcut olup olmadığı ile ilgili olacaktır.

Dava konusu “iqbank” ibareli marka, beyaz zemin üzerine, siyah renkte, küçük, kalın harflerle “iq” ve “bank” ibarelerinin bitişik olarak yer aldığı, herhangi bir şekil unsuru içermeyen kelime markasıdır. Dava konusu markada yer alan ve banka anlamına gelen “bank” ibaresinin dava konusu hizmetler bakımından ayırt edici niteliğe haiz bir ibare olmaması nedeniyle dava konusu markanın esas unsurunun “iq” ibaresi olduğu,

Davacı markalarında “...” ibaresi münhasıran veya bu ibare ile “....” vb ibarelerinin kullanıldığı markalardır. Davacıya ait markaların esas unsurlarının “...” ibaresi olduğu, dava konusu markada yer alan “iq (intelligence quotient)” ibaresinin zeka katsayısı veya zeka seviyesi, zekayı ölçme amaçlı birkaç farklı standartlaştırılmış testlerden çıkarılan değer anlamına geldiği, davacının markalarında yer alan “...” kelimesinin ise “Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma, Bir değer yaratan emek. Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev. Sanayi, ticaret, tarım, maliye vb. alanlara ilişkin ekonomik etkinliklerin bütünü. Kamu yararına yapılan işler. Herhangi bir yere düzen verici, günlük yaşayışı sağlayıcı her türlü çalışma. Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek. Ticari anlaşma. Herhangi bir maksatla kurulan düzen. Bazı deyimlerde "yarar, çıkar" anlamında kullanılan bir söz. Yapılan şey, davranış. Nakış, örgü, makrome gibi elde yapılan şey. Emek, işçilik, ustalık. Bir kimsenin uğraştığı, yerine getirmeye çalıştığı şey. Bir kimseye özgü olan görüş, anlayış. Başarılı çalışma yapma yeteneği. Üzerinde çalışılan veya bir çalışma sonucunda ortaya çıkan şey. -e bağlı olan, … ile ilgili olan. Bir sonuca bağlanması, çözülmesi gerekli sorun. Gizli neden veya maksat. Bir kuvvetin uygulanma noktasını hareket ettirirken harcadığı güç” (www.tdk.gov.tr) anlamlarına geldiği,

Dava konusu markada yer alan “iqbank” ibaresinin davacının redde gerekçe markalarında yer alan “.../... bank” ibaresi ile marka işaretleri bakımından karıştırılma ihtimaline yol açıp açmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu açıklamalar doğrultusunda, davacı markası ile dava konusu marka, marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak karşılaştırıldığında, dava konusu marka ile davacı markalarının esas unsurlarının iki harften oluştuğu, tek farklılığın ikinci harf olan “q” ve “ş” harflerinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Söz konusu tek harf değişikliğinin iltibasa yol açacağı iddia edilse de, bu hususun her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi gerekmekte olup, somut uyuşmazlıkta bu farklılığın görsel, işitsel, yazılış ve anlamsal bakımından dava konusu markanın üzerinde kullanılacağı emtianın ortalama tüketicileri nezdinde iltibası önleyici mahiyette olduğu, dava konusu markanın esas unsurunun “ay-ku” veya “i-ku” diye telaffuz edilirken, davacı markalarının “...” diye telaffuz edildiği, dolayısıyla markalar arasında belirli düzeyde işitsel farklılığın da meydana geldiği, “iq” ile “...” ibaresinin kısa ibareler olması nedeniyle kısa işaretlerde küçük farklılıkların işitsel, görsel ve kavramsal olarak farklı bir genel izlenime yol açabileceği dolayısıyla işletmeler arasında bir farklılığa yol açacağı dikkate alındığında, dava konusu marka ile davacının markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve anlamsal olarak belirli düzeyde bir benzerlik bulunmadığı,

Sonuç olarak, her ne kadar dava konusu markanın kapsamında yer alan hizmetler redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür olarak yer alsa da, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle ve ilgili tüketici kesiminin bilinç düzeyi yüksek olduğu da dikkate alındığında dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı,

Tanınmışlık İddiaları;

6769 sayılı SMK m. 6/5 düzenlemesi “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” biçimindedir.

Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.

Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.

Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır.

Dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Somut olayda ise zaten dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmamaktadır.

Öte yandan, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği ancak bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, davalı başvurusunun davacıya ait markaların sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığına yönelik somut bir kanaat oluşmadığı, sonuç olarak davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı,

6769 Sayılı SMK’nın 6/6 Bendi Kapsamı:

6769 s. SMK’nın 6. Maddesinde sınırlı sayıda düzenlenen nispi ret nedenlerinden biri olan 6/6 bendinde “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Bu maddeden de anlaşılabileceği üzere başkasına ait ticaret unvanı, işletme adı, internet alan adı, endüstriyel tasarım tescili gibi sınaî hak sahiplerinin ve telif hakkı gibi fikri hak sahiplerinin, bu hak konularının bir başkası tarafından izinsiz olarak tescili taleplerine itirazda bulunarak tescili engellemeleri veya tescil gerçekleşmiş ise hükümsüzlüğünü talep etmeleri mümkündür. Bu halde, dava konusu marka tescillerinin davacıya ait telif hakkını veya herhangi bir fikri/sınai mülkiyet hakkını içermesi halinde, başvurunun önceki hak kapsamında kalıp kalmadığı incelenmelidir.

Davacıya ait ticaret unvanının kılavuz unsuru “...” ibaresidir. Yukarıda SMK 6/1 bendi kapsamında yapılan değerlendirme neticesinde, dava konusu “iqbank” markası ile davacıya ait “...” ibaresini içeren markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı detaylarıyla açıklanmıştır. Bu açıklamalar doğrultusunda, davacının “...” kılavuz unsurlu ticaret unvanı ile dava konusu marka arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, dolayısıyla davacının SMK 6/6 maddesi kapsamında yapmış olduğu itirazın da yerinde olmadığı,

Kötü Niyet İddiaları;

Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.

Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir.

Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Somut olayda; dosya kapsamındaki belgelerin incelenmesi neticesinde, mahkememizde dava konusu başvurunun kötü niyetli olarak yapıldığına ilişkin bir kanaat oluşmadığı,

Netice itibariyle,

Dava konusu markanın kapsamında yer alan hizmetlerin redde gerekçe markaların kapsamlarında aynı/aynı tür olarak yer aldığı,

Dava konusu marka ile davacı markaları arasında işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı,

Dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı,

Davacının tanınmışlık iddiasının yerinde olmadığı,

Davacının SMK 6/6 kapsamındaki iddiasının yerinde olmadığı,

Kötü niyet iddialarının ispat edilemediği,

.... sayılı kararının iptali koşullarının oluşmadığı, kanaatlerine varılmış aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

H Ü K Ü M :

Davanın reddine,

Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,

Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,

Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,

Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,

Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),

Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekili ile ile diğer davalı şirket vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.25.09.2025

Kâtip Hâkim ...

✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/54, K. 2025/360, T. 25.09.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-54-e-2025-360-k-ed08526e6734