İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/52 E. 2025/441 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/52
- Karar No
- 2025/441
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/52 Esas - 2025/441 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2025/52 KARAR NO : 2025/441
..... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 30/01/2025 KARAR TARİHİ : 23/10/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 23/10/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davalı şahsın “....” ibarelerinden oluşan..... tarafından nihai olarak kabul edilmemiş olmasının haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira taraf markalarının esas unsurlarının birebir aynı “...” ibaresi olduğunun kabulünün gerektiğini, davacının markalarında yer alan ‘’NG HOTELS’’ ibaresinin davacının çatı markası olması nedeniyle benzerlik incelemesi esnasında göz ardı edilmesi gerektiğini, taraf markalarında yer alan şekil unsurlarının da, markaların esas unsurlarının aynı olması dikkate alındığında, markaları birbirinden farklı kılmadığını, ayrıca taraf markalarının esas unsurlarının aynı şekilde okunmasının markaları fonetik açıdan da benzer kıldığını, ayrıca taraf markalarının aynı/benzer emtialarda kullanılacağını, dolayısıyla aralarında karıştırılma ihtimali olduğunun kabulünün gerektiğini, dava konusu edilen markanın tescil edilmesi halinde bu markanın tüketiciler nezdinde davacıya ait seri marka algısı yaratacağını, davacının otelcilik ve restoran sektörünün önde gelen firmalarından biri olduğunu, “...” markasını gören tüketicilerin zihninde doğrudan davacı ile bağlantılı bir algı oluştuğunu, dolayısıyla dava konusu edilen markanın tescili halinde davalının davacının markalarının bu tanınmışlığından haksız bir fayda elde edeceğini, ayrıca davacının markalarının itibarını zedeleyeceğini, davalı şahsın basiretli bir tacir gibi davranmayarak davacının tescilli ve tanınmış markalarına bu derecede benzer bir işareti kendisine marka olarak seçmiş olmasının davalının kötü niyetinin ve davacı ile haksız rekabet yapma saikinin açık bir tezahürü olduğunu iddia ederek, .... başvuru sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; somut olayda karşılaştırılan markalar arasında ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunması gerektiğine ilişkin koşulun sağlanmadığını, markaların görsel, işitsel, kavramsal açılardan ve bıraktıkları toplu intiba yönünden farklı olduklarını, bu nedenlerle ortalama tüketici nezdinde çekişme konusu emtialar açısından markalar arasında bir iltibas tehlikesinin bulunmadığını, uyuşmazlık konusu olan “...” ibaresinin markasal hüviyette ayırt ediciliğinin düşük olduğunu, davalının markasında bu ibare ötesinde davacının markalarından belirgin farklılıkların olduğunu, davacının SMK m. 6/5 ve m. 6/9 hükümlerine dayalı iddialarını da somut delillerle ispat edemediğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur. Davalı şahıs vekili dilekçelerinde özetle; taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığını, taraf markalarında ortak olan “...” ibaresinin yerleşik anlamı itibariyle davacının tekeline bırakılmayacak, markasal hüviyette ayırt ediciliği bulunmayan bir ibare olduğunu, ayrıca davalının markasında bu ibarenin tek başına ön planda olmadığını, dolayısıyla taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davacının kötü niyete ilişkin iddialarının da somut delillerle ispat edilemediğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davalı şahsın 11.03.2023 tarihinde 44. Sınıfa giren hizmetlerde kullanılmak üzere dosyaladığı marka başvurusunun .... tarafından tescil edilmek üzere 12.06.2023 tarihli ve 422 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde ilanı üzerine davacının .... sayılı markalarına ve 6769 sayılı SMK m. 6/1 ve m. 5/1-ç hükümlerine dayalı olarak bu ilana itiraz ettiği, bu itirazı inceleyen ..... sayılı kararı ile, söz konusu itirazı reddettiği, bu karara davacının aynı markalara ve bu sefer sadece SMK m. 6/1 hükmüne dayalı olarak tekrar itiraz ettiği ve bu itirazın da, .....’in Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun huzurda dava konusu edilen 05.12.2024 tarihli ve ....sayılı kararı ile bütünüyle ve nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; MARKALAR ARASINDA İLTİBAS TEHLİKESİNİN/KARIŞTIRILMA İHTİMALİ; 6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir. “Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir. Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla; Markaların ayniyeti/benzerliği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği, Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır. Buna göre; Markaların ayniyeti/benzerliği: Davalı şahsın tescil ettirmek istediği marka ile davacının tescilli markaları birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir. Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle, ki; Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur . Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır . Davacıya ait olan markalara bakıldığında; bu işaretlerin sol baş kısmında, geniş yer kaplayacak şekilde, özel bir tasarımla yazılmış “....” harflerinin altına küçük puntolarla “...” ibaresi ile sağ tarafına, düz yazım karakterindeki mavi renkli ve büyük puntolu harflerle, “.. ...” ve “...” kelimelerinin yazıldığı görülmektedir. Bu ibarelerden “Sapanca” kelimesinin coğrafi bir yer adı olması, “hotels” ibaresinin de cins isim olması itibariyle işaretin markasal hüviyette ayırt ediciliklerine katkılarının bulunmadığı, “NG” logosunun da davacının çatı markası hüviyetinde olduğu, dolayısıyla işaretlerde himaye görmesi istenilen esas unsurun “...” ibaresi olduğu, Dava konusu edilen marka da; renk, şekil ve kelime unsurlarının bir arada kullanıldığı karma bir markadır; işaretin üst kısmına, geniş yer kaplayacak şekilde, bir insan ve ağaç dalı siluetinden müteşekkil, yeşil renkli orijinal bir figür konuşlandırılmış, bunun altına da, düz yazım karakterindeki yeşil renkli büyük harflerle, alt alta iki satır olacak şekilde “... ....” kelimeleri yazılmıştır. Öncelikle; işarette kullanılan ....” ibaresinin bir cins isim olması nedeniyle, işaretin markasal hüviyette ayırt ediciliğine bir katkısının olmadığı söylenebilecektir. Diğer taraftan; işarette kullanılmış olan ve geniş yer kaplayan, orijinal tasarımlı figüratif unsurun ise, aynı yazım özelliklerini haiz biçimde aynı satır üzerinde yazılmış olması itibariyle bütünleşik olarak algılanan “... ....” kelime öbeğiyle aynı baskınlıkta algılandığı, görsel açıdan geri planda kalmadığı ve işarette, markasal hüviyette koruma altına alınmak istenilen esaslı bir unsur olduğu, Somut uyuşmazlık; taraf markalarında “...” ibaresinin ortak olarak geçmesinden hareketle, taraf markaların benzediğinin söylenip söylenemeyeceği hususunda toplanmaktadır. Zira; İngilizce “...” kelimesi, Türkçe’de “eğlenmek/tadını çıkarmak” anlamlarına gelen, ülkemizdeki konuşma diline ve ticari hayata da girmiş, dolayısıyla anlamını bilmek için İngilizce’ye hâkim olmayı gerektirmeyen, markasal hüviyette ayırt ediciliği düşük bir ibaredir. Böyle, ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş bir görüş de bulunmaktadır . Bununla birlikte; zayıf/ayırt edici niteliği düşük ibareleri ihtiva eden markaların da, zamanla reklam ve yaygın kullanım yoluyla daha yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşabileceği, hem öğreti hem Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Bazı durumlarda her ne kadar marka zayıf bir unsur içermekteyse de, herhangi bir zayıf markanın aksine koruma kapsamının genişlediği kabul edilmektedir. Zira; tanımlayıcılığı veya bilgilendirme işlevi güçlü olan ibarelerin marka olarak kullanımla ayırt edicilik kazanmaları mümkündür. Öte yandan, herkesin çok sık kullanımına açık, cins isim, sıfat veya coğrafi yer adı niteliğini haiz ibarelerde bu dönüşüme izin verilmemiştir. “...” ibaresinin de, böyle dönüşümü hak ettiğinin kabul edilebilmesi için, ülkedeki alıcı/tüketici çevresinin çok büyük bir kısmının bu işareti, davacının işletmesi ile bağlantı içinde algılaması gerekir. Bunun için aranacak ölçünün, hiçbir şekilde bir markanın tanınmış olup olmadığını tespit ederken belirlenen ölçüden daha hafif olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü; herkesin kullanımına açık ve olumlu bir anlamı çağrıştıran/algılatan, herkes tarafından marka olarak tercih edilebilecek bir kelimenin tek bir kişinin tekeline bırakılması, bir markanın tanınmış sayılmasının sonuçlarından daha önemlidir. Dosya kapsamına göre; “...” kelimesi yönünden bu tür bir bağımsızlaşmanın sağlandığından bahsedilmesi olanaksızdır . Sonuçta; taraf markalarında ortak bir şekilde “...” ibaresinin geçiyor olmasının, karşılaştırılan markaları görsel açıdan benzer kılmaya yetmediği, işaretlerin genel görünümlerinin, tümüne hâkim olan görünüşlerinin ve bilhassa da, davalının markasında kullanılmış olan ve orijinal bir tasarım/figür olarak işarette geniş yer de kaplayan şeklin geri planda kalmıyor/talî bir unsur olarak nitelendirilemiyor olmasının, markaları yeterli derecede farklılaştırdığı, yani somut olaydaki markaların, yukarıda yer verdiğimiz yerleşik içtihatlarda bahsi geçen “iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceği...” durumu ile örtüştüğü öngörülmektedir. Görsel açıdan ortaya çıkan bu farklılık, duysal/fonetik açıdan da aynı sonucu vermektedir. Karşılaştırılan markalar birbirinden çok farklı kelimeler de ihtiva ettiklerinden, markalarda ortak unsur olan “...” ibaresinin mevcudiyeti, markaları duysal açıdan yaklaştırmaya yetmemektedir. Markaların bütün olarak okunuşları esnasında kulakta bıraktıkları tını, fonetik algı birbirinden farklıdır. Kavramsal açıdan da; taraf markalarının farklı kompozisyonları itibariyle tüketici zihninde farklı algılar yaratacağı, “...” ibaresinin ortaklığının bu durumu değiştirmeyeceği, Bütün bunlara göre; taraf markalarında ortak olarak “...” ibaresinin yer almasının, markaları görsel, fonetik ve kavramsal açılardan benzer kılmaya yetmediği, Markaların kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği: 6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle; Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri, Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı, Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı, Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. Buna göre; Davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı markaları, dava konusu edilen markanın kapsamına giren hizmetlerin tamamı yönünden tescillidir; dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta, davalının markasının kapsamına giren tüm emtialar yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, ilave bir inceleme yapılmasına gerek kalmaksızın söylenebilecektir. Taraf markalarının kapsamına giren mal ve hizmetlerin hitap ettiği ortalama tüketicinin bilinç/algı/dikkat düzeyi/seviyesi de, markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz etmektedir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır . Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin, söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin, sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır. Davalının markasının kapsamına giren hizmetlerin hitap ettiği ortalama alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesi incelendiğinde; bunların alıcıların gündelik (her anının, rutininin) ihtiyaçlarını karşılamadığı, sık satın alınan hizmetler olmadığı, hatta sağlıkla ilintili oldukları, dolayısıyla alıcıların söz konusu hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirdiği, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/kalitesiz/eksik hizmet alma riskini azaltmaya çalıştığı fiili gerçekleri de gözetildiğinde, alıcıların bu hizmetleri satın aldığı anda bilgi/bilinç/dikkat/ özen/seçicilik seviyelerinin düşük olmadığı, Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali: 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici18/müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir. SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır: Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, Çağrıştırma, Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olayda; taraf markalarında “...” ibaresi ortak olarak kullanılmış ise de, markalarda geçen diğer unsurların; markaları genel görünümleri, okunuşları ve tüketici zihninde oluşturdukları algı itibariyle yeterli derece farklılaştırdığı, yani somut olaydaki markaların, yerleşik içtihatlarda bahsi geçen “markasal hüviyette zayıf ibarelerden oluşan markalar arasında iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceği...” durumu ile örtüştüğü öngörülmektedir. Zira; yerleşik anlamı nedeniyle markasal hüviyette soyut ayırt edici niteliği zayıf olan/bulunmayan “...” ibaresine davacının yoğun ve ciddi ticari faaliyetler neticesinde “tanınmış marka seviyesinde korunması gereken bir ekonomik değer kattığı”, davacının dava/marka işlem dosyasına sunduğu delillerden anlaşılamamaktadır. Ayrıca bu ibarenin dava konusu edilen markada, bütünleşik, orijinal ve geniş yer kaplayan bir şekil unsuruyla birlikte, “... ....” şeklindeki kelime öbeği içerisinde, tek başına ön plana çıkartılmadan, ticari dürüstlük kurallarına uygun olarak kullanılmış olmasının da, markaları benzer kılmaya yeten baskınlıkta bir durum yaratmadığı değerlendirilmektedir. Bütün bu hususlar, davacının markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının dava konusu edilen markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması ve karıştırması” ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca; her ne kadar, dava konusu edilen markanın kapsamına giren hizmetlerin tamamı yönünden somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti şartı gerçekleşmiş ise de, bu hizmetlerin hitap ettiği alıcı kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi düşük de olmadığından, ilgili alıcıların bu markalar altında sunulan hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma/yanılma ihtimalinin bulunmadığı, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri, Sonuç olarak; taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik bulunmadığından, somut olayda emtia ayniyeti şartının gerçekleşmiş olmasına rağmen, markaların karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, TANINMIŞLIK İDDİALARI; Somut olayda; her şeyden önce, taraf markaları benzer olmadığından , davacının markasının ilgili sektörde tanınmış olduğu kabul edilse dahi, tanınmış markanın bir benzerinin farklı mal ve hizmetlerde kullanılması somut olayda söz konusu olmayacağından ve davacı da dava/itiraz dosyalarına aksi yönde bir delil sunmadığından, davalının markasını tescil ettirmesi ve kullanması sonucunda haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi ya da tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarından birinin gerçekleşme ihtimalinin olmadığı, ayrıca; davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı “...”lu markalarının ilgili sektörde/piyasada bilinirliği, bu markalara yapılan yatırım, bu markaların piyasa payı, dava/marka işlem dosyaları içeriğindeki belge ve delillerden anlaşılamadığından, bu markaların söz konusu sektörde “tanınmış” olduğunun söylenmesinin mümkün olmadığı, bu nedenlerle; somut olayda, davacının “tanınmışlık” iddialarının, dava konusu edilen markanın hükmüne bir etkisinin olamayacağı, KÖTÜ NİYET İDDİALARI; Davalının dava konusu işareti kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla hareket ettiği yönünde dava/marka işlem dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığının ispat olunamadığı, Netice itibariyle, Karşılaştırılan işaretlerin/markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığı, Dava konusu edilen markanın kapsamına giren tüm hizmetler yönünden emtia ayniyeti şartının gerçekleştiği, Dava konusu edilen markanın kapsadığı hizmetlerin hitap ettiği ortalama alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesi düşük olmasa da karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı, Davacının “tanınmışlık” iddiasının davalının markasının hükmüne bir etkisinin olamayacağı, Kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, Dava konusu edilen 05.12.2024 tarihli ve ..... kararının yerinde olduğu, hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şahsın yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile davalı şahıs vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ..... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.23.10.2025
Kâtip Hâkim ..... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır