İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/516 E. 2026/385 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/516
- Karar No
- 2026/385
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/516 Esas - 2026/385 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2025/516 KARAR NO : 2026/385
... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali DAVA TARİHİ : 21/11/2025 KARAR TARİHİ : 23/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 23/09/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davalı şirketin ...” ibareli markaları bulunduğunu, müvekkili şirketin 25 yıldır kesintisiz olarak su ürünleri sektöründe lider konumda olduğunu, dünya çapında tanınırlığa sahip olduğunu, dava konusu marka başvurusunun müvekkili şirket markası ile ayırt edilemeyecek kadar benzerlik taşıdığını, ortalama tüketicilerin dava konusu markayı müvekkili markasının devamı olarak nitelendireceğini, davalı şirketin müvekkili ile aynı organize sanayi bölgesinde aynı faaliyet alanıyla meşgul olan bir şirket olduğunu, müvekkilinin ... ilindeki tanınırlığından faydalanmak için kötü niyetli olarak müvekkili markasını hedef aldığını, müvekkili şirketin aynı zamanda ünvanı da olan markalarını uzun süredir yoğun kullanımı neticesinde tanınmış ve ayırt edici hale getirmiş olduğunu, dava konusu markanın müvekkili markasını tanınmışlığını zedelemesi riski bulunduğunu beyanla; .... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait markalar arasında benzerlik ve karıştırılma ihtimali bulunmadığını, markaların bütünü itibarıyla bıraktıkları izlenim bakımından birbiri ile kıyaslanamayacak kadar farklı olduğunu, markalarda yer alan “...” ibaresinin maruf bir yerleşim yeri adı olduğunu ve bir kişinin tekeline bırakılamayacağını, ortalama tüketicilerin markaları karıştırmayacağını, somut olayda tanınmış marka nedeniyle ret koşullarının oluşmadığını, müvekkili Kurum tarafından tesis edilen iş ve işlemlerin hukuka uygun olduğunu beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şirket vekili dilekçeleriyle özetle; müvekkilinin marka başvurusu ile davacı markaları arasında SMK 6/1 maddesi anlamında iltibas tehlikesi bulunmadığını, markalarda yer alan “...” ve “balık/fish” ibarelerinin ayırt ediciliği zayıf ibareler olduğunu, kimsenin tekeline bırakılamayacağını, müvekkilinin marka başvurusunun “... bigfish” ibaresinde oluştuğunu, kendine özgü bir yazım tarzı, kelime yapısı ve kompozisyona sahip olduğunu, müvekkilinin “bigfish” ibareli başka markaları da bulunduğunu, davacı markalarından esinlenilmediğini ve yarar sağlama amacı bulunmadığını, markaların ortalama tüketiciler nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali olmadığını, davacının kötü niyet iddiasının dayanaksız olduğunu ve ispatlanamadığını, davacının tanınmışlık hususuna dayalı iddialarının somut olayda uygulanamayacağını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, ... Kararının iptalinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, dava konusu ... sayılı marka başvurusu, 35 / 41 / 43. sınıflar için tescil talebiyle 20.10.2023 tarihinde yapıldığı, başvurunun ilanına davacı şirket tarafından itiraz edildiği, itiraza mesnet markaların kapsamında bulunan tüm mal ve hizmetler bakımından kullanım ispatı talep edildiği, davacı şirket tarafından kullanım ispatına yönelik bir kısım bilgi/belge sunulduğu, davacı şirket itirazının önce Markalar Dairesi ve nihai olarak ... sayılı kararı ile reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; Dava Konusu Marka ile Davacının İtiraza Dayanak Markaları Arasında İlişkilendirilme İhtimali; Marka tescilinde nispi ret nedenleri arasında düzenlenen karıştırılma ihtimali uyarınca; tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Markaların, karıştırılma ihtimaline dayalı tescil engelinden veya hükümsüzlük nedeninden söz edebilmek için aşağıdaki unsurların tamamının kümülatif olarak varlığı gerekir. Bu koşullardan herhangi birinin sağlanmamış olması halinde diğerlerinin varlığı değerlendirme konusu nispi tescil engelinin varlığını kabul için yeterli olmayacaktır: Dava konusu marka ile iddialara mesnet markaların kapsamında, aynı veya benzer mal ve hizmetler bulunuyor olması. Dava konusu marka ile iddialara mesnet markaların aynı veya benzer olması. Dava konusu markalar ile iddialara mesnet markalar arasında, ilişkilendirilme ihtimali de dâhil olmak üzere, halk nezdinde karıştırılma (iltibas) ihtimali bulunması. Kullanım İspatı Bakımından Değerlendirme (... sayılı markaların kapsamlarında yer alan tüm mal ve hizmetler yönünden kullanımının ispatlanmasını talep ettiği, Somut olayda, davalı şirkete ait dava konusu ... sayılı markaların tescil tarihi üzerinden, dava konusu markanın başvuru tarihi itibarıyla 5 yıl geçmiş olduğundan, bu gerekçe ile ilgili markalar yönünden “kullanmama def’i” ileri sürülebileceği, Davacı taraf, 20.10.2018-20.10.2023 tarih aralığında.... sayılı markalarını kullandığını ispatlamalıdır. Davacı taraf, 66 sayfadan oluşan belge sunmuştur. Sunulan belgeler incelendiğinde, ...tarih aralığına ilişkin faturalar, 2022 tarihli teklif formları, 2022 tarihli sertifikalar, faaliyet belgesi, 30.01.2023 tarihli kapasite raporu, işyeri açma ve çalışma ruhsatı, işyeri fotoğrafları, 20102012 tarihli fuar katılımına ilişkin belge fotoğrafları, 2007 ve 2011 tarihli ödül fotoğrafları, 2013 tarihli teşekkür plaketi, 2019 tarihli fuar görsellerinin sunulduğu, Sunulan faturalarda satışa konu edilen ürünler, balık çeşitleridir. Fotoğraflar da incelendiğinde, davacının balık satışı yaptığı anlaşılmaktadır. Kullanımı ispatlanan emtia, ... sayılı markalar kapsamında yer alan “29. Sınıf: balık ve deniz ürünleri” emtiasıdır. Davacının ... sayılı markası kapsamında ise “29. Sınıf: balık hayvanlarının etleri” emtiası bulunmamaktadır. Sonuç olarak, karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde ... sayılı markalar kapsamında yer alan “29. Sınıf: balık ve deniz ürünleri” emtiası bakımından dikkate alınacaktır. Emtiaların Aynı/Benzer Olup Olmadığı ; Markalar arasındaki iltibas değerlendirmesi, markaların kapsamında yer alan mallardan ve hizmetlerden bağımsız değildir. Markaların tescilli oldukları sınıflar veya hizmetler farklılaştıkça markalar arasındaki benzerliklerin iltibasa neden olma ihtimali azalacaktır. Bir başka anlatımla, markaların kapsadığı malların ve hizmetlerin farklılaşması neticesinde markayı oluşturan ibarelerin benzerliğine rağmen iltibas tehlikesi azalmakta; malların ve hizmetlerin aynı olması durumunda ise markaların arasındaki ortalama bir benzerlik dahi iltibasa neden olacaktır. Mal ve hizmetlerin aynılığı, ilke olarak mal ve hizmetlerin aynı şekilde yazılmış, ifade edilmiş olmasıdır. Benzer mal ve hizmetler ise, ortalama tüketicilerce aynı (veya ilişkili) kaynaktan geldikleri varsayımıyla karıştırılma ihtimalinin konusu olabilecek mal ve hizmetleri içermektedir. Benzer mal ve hizmet tanımlamasının içeriği, aynı tür mal ve hizmeti mutlak surette kapsamakla birlikte daha geniş bir yaklaşımla benzer oldukları öngörülebilecek, tüketicilerce ilişkilendirilerek aynı kaynaktan geldikleri varsayılabilecek, aynı/benzer ihtiyaçların karşılanmasını sağlayacak mal ve hizmetleri de kapsamaktadır. Mal ve hizmetlerin benzerliği veya ilişkilendirilebilir niteliği ... İnceleme Kılavuzu’na göre aşağıda belirtilen durumlarda ortaya çıkabilir: Mal ve hizmetlerin kullanım amacı ve alanlarının benzerliği, Mal ve hizmetlerin kullanıcılarının benzerliği, Malların fiziksel görünümünün benzerliği, Mal ve hizmetlerin ticari pazara ulaşmasında kullanılan satış yollarının benzerliği, Mal ve hizmetlerin birbirleriyle rekabet eder nitelikte bulunmasından kaynaklanan benzerlik, Mal ve hizmetlerin birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olmasından kaynaklanan benzerlik, Malların mağazalarda aynı reyonda veya rafta bulunmasından kaynaklanan benzerlik. İlgili sektördeki malların niteliği, piyasaya sunuluş şekli, tüketici alışkanlıkları gibi somut olayı etkileyen ek şartların varlığı halinde hizmetlerle mallar arasında ilişkilendirilme ihtimali ortaya çıkabilmektedir. Dava konusu marka başvurusu kapsamında 35, 41 ve 43. Sınıf mal ve hizmetler bulunmaktadır. Davacıya ait ....sayılı markalar ise, kapsamında yer alan “29. Sınıf: balık ve deniz ürünleri ” emtiası bakımından kullanımını ispatlamıştır. Davacının kullanımını ispatladığı emtia ile dava konusu marka başvurusu kapsamında yer alan emtialar karşılaştırıldığında, taraf markaları kapsamında aynı/aynı tür emtia bulunmadığı, Sınıflandırma tebliği idari amaçlı olduğundan, farklı sınıflarda yer alan mal ve/veya hizmetlerin benzer olmadığı doğrudan söylenemez. Benzerliğin kabulü için, mal ve/veya hizmetin doğası, kullanım amacı, satış ve dağıtım kanalları, tüketici kitlesi gibi birçok ayrıntının göz önünde bulundurulması gerekir. ... kararlarında belirtildiği gibi farklı sınıflarda yer almalarına rağmen yöneldiği müşteri kitlesi nezdinde karıştırılmaya yol açacak nitelikteki, diğer bir anlatımla birbirinden ayrılmayacak derecede iç içe geçmiş olan, ticaret ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmetlerin benzer olduğunun kabulü gerekir. Dava konusu marka kapsamında yer alan “35. Sınıf: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.) 43. Sınıf: Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri.” ile davacının kullanımını ispatladığı “29. Sınıf: balık ve deniz ürünleri” emtiasının benzer olduğu değerlendirilmiştir. Zira tüketici nezdinde, balık ve deniz ürünü emtialarını üreten yahut piyasaya sunan işletmelerin, bu malların satış ve pazarlama faaliyetlerini de aynı ticari işletme altında yürütmesi olağan karşılanmaktadır. Bu nedenle söz konusu hizmetler ile davacının kullanımını ispatladığı emtia arasında tamamlayıcılık ilişkisi, ortak tüketici kitlesi, ortak dağıtım kanalları ve ortak ticari kaynak algısı mevcuttur. Bunun yanında dava konusu marka kapsamındaki “43. Sınıf: yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” de davacının kullanımını ispatladığı balık eti emtiası ile belirli ölçüde benzerlik göstermektedir. Özellikle balık ve deniz ürünleri sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin restoran, lokanta, balık restoranı, catering veya benzeri yiyecek-içecek sunum hizmetlerini aynı marka altında sunmaları ticari hayatın olağan akışına uygundur. İlgili tüketici kitlesi, balık ve deniz ürünü emtiaları ile bu ürünlerin tüketiciye hazırlanarak sunulduğu yiyecek-içecek hizmetlerinin aynı ekonomik işletmeden kaynaklanabileceği yönünde bağlantı kurabilecektir. Sonuç olarak, dava konusu marka kapsamında yer alan “35. Sınıf: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.) 43. Sınıf: Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri.” bakımından taraf markaları arasında “emtia/hizmetlerin benzer olması” şartının sağlandığı, İşaretlerin Benzer Olup Olmadığı ve İltibas/Karıştırılma İhtimali; Markaların emtia/hizmetlerinin aynı/benzer olduğu tespiti yapıldıktan sonra bakılması gereken ikinci kriter işaretlerin benzer olup olmadığıdır. İki markanın benzer olup olmadığı değerlendirilirken; markalar arasında görsel, işitsel veya kavramsal düzeyde ortaya çıkan benzerlik veya yakınlık dikkate alınmalıdır. Görsel, işitsel veya kavramsal benzerliğin derecesi konusundaki değerlendirmeyi malların niteliğini ve malların piyasaya sunum yöntemlerini dikkate alarak yapmak yerinde olacaktır. İlgili tüketicinin markaları doğrudan karşılaştırma imkânının bulunmadığı, markaların karşılaştırmasını zihninde muhafaza ettiği tam (eksiksiz) olmayan imaja göre yaptığı dikkat edilmelidir. Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf, kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, daha büyük etkiye sahip olacaktır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır. İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Benzerlik ve karıştırılma ihtimali telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında “bağlantı” kurma ihtimali bulunması, benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterlidir. Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılmasıdır. Global değerlendirme gereği, markaların unsurlarına bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla asıl olan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır. .... kararında belirlenen temel ilkelerin dikkate alınması gerekmektedir. Buna göre; Asıl unsuru markanın bütünü itibarıyla bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayrıcalığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Tespit edilen asıl unsur sözcükten ibaret ise markalarda ortak olarak kullanılan kök kelime ve başvuru sahibinin varsa ilave ettiği ekler belirlenmelidir. Son olarak başvuru sahibinin markasındaki eklentinin başlı başına ayırt edicilik vasfının olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Dava konusu marka başvurusu, “....” ibaresi Türkçe bir kelime olmayıp, İngilizce “big” ve ...” kelimelerinin birleşiminden meydana gelmektedir. İbarenin bütünsel algısı itibarıyla “büyük balık” anlamına gönderme yaptığı değerlendirilebilirse de, doğrudan tanımlayıcı nitelikte olmayıp, ancak balık ve yiyecek sektöründe çağrışımsal ve ayırt edicilik seviyesi düşük bir ibare niteliğindedir. Dava konusu markada, marka algısı yaratan unsur, “...” ibaresi olduğu, Davacı markaları ise “....” ibaresi ile bu ibarenin merkezinde konumlandırılmış turuncu renkli deniz kızı şekil unsurundan oluşmaktadır. Davacı markalarında yer alan “... ibaresi, doğrudan emtianın türünü ifade eden tanımlayıcı bir kelime niteliğindedir. “A.Ş.” ibaresi ise şirket türünü belirtmekte olup marka hukuku bakımından ayırt edici niteliği bulunmayan tali bir unsurdur. Bu nedenle davacı markalarının ayırt ediciliği esas olarak şekil unsurundan ve markanın bütünsel kompozisyonundan kaynaklanmaktadır. Taraf markaları karşılaştırıldığında, ortak unsurun yalnızca “...” ibaresi olduğu görülmektedir. “...” ibaresi ülkemizde bilinen bir şehir adı olup, marka hukukunda tek başına ayırt edicilik sağlamayan, herkesin kullanımına açık coğrafi yer adlarından biridir. Somut olayda taraf markalarında yer alan diğer ibareler ise birbirinden açık biçimde farklıdır. Dava konusu markada yer alan “...” ibaresi İngilizce ve birleşik bir kelime yapısına sahipken; davacı markasında yer alan “....” ibaresi Türkçe, doğrudan tanımlayıcı ve tek kelimeden oluşmaktadır. Her ne kadar “...” kelimesinin Türkçe karşılığının “balık” olması nedeniyle kavramsal düzeyde zayıf bir çağrışım ilişkisi kurulabilirse de, bu durum tek başına markalar arasında iltibas yaratacak düzeyde benzerlik doğurmamaktadır. Ayrıca davacı markalarında yer alan belirgin deniz kızı şekil unsuru da dava konusu markada bulunmamaktadır. Bu durum markaların görsel bütünlüklerini daha da farklılaştırmıştır. Taraf markalarının ortak olarak yalnızca “...” ibaresini içermesi, markalar arasında benzerlik bulunduğu sonucunu doğurmamaktadır. Aksi yaklaşım, coğrafi yer adlarının belirli kişi veya işletmeler lehine tekelleştirilmesi sonucunu doğuracaktır. Nitekim ... sayılı kararında; ülkemizdeki şehir, bölge ve maruf mahal isimlerinin tek başlarına bir kişi lehine marka olarak tescil edilmesinin, bu ibarelerin diğer kişiler tarafından kullanımını engelleyeceğini, bunun da kamu yararına aykırı sonuç doğuracağını açıkça ifade etmiştir; “… ülkemizdeki şehir, bölge veya maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak bir kişi lehine marka olarak tesciline olanak tanımak, bu isimlerin artık başkaları tarafından markalarında kullanılamayacağı sonucunu ortaya çıkaracaktır. Örnek verilmek gerekirse İstanbul, Ankara veya İzmir veya dava konusu olayda olduğu gibi İstanbul`un maruf bir ilçesinin adı olan sadece ‘Pendik’ sözcüğünün bir kişi adına marka olarak tescil edilmesi halinde, bu sözcük artık bir kişinin tekelinde kalacak ve bu şekilde bir kamu adı başkaları tarafından markalarında kullanılamayacaktır.” gerekçesine yer vermiştir..... sayılı kararında da; ortak unsur olan coğrafi yer adının herkesin kullanımına açık bulunduğu, markalarda yer alan diğer ibarelerin ise hizmetlerin niteliğini ifade eden zayıf unsurlar olduğu, bu nedenle markalar arasında karıştırılma ihtimali oluşmadığı kabul edilmiştir; “Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı şirketin "..." ibareli markaları karşılaştırıldığında, markalarda bulunulan coğrafi yer adının herkesin kullanımına açık bulunduğu, davacı markalarında yer ... diğer ibarelerinin de markanın üzerinde kullanılacağı bir takım hizmeti ifade ettiği, genel izlenim itibariyle ortalama tüketici nazarında bütün olarak yapılan incelemede tarafların markaları arasında 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (556 sayılı KHK) 8 ... maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi anlamında karıştırılma riskinin bulunmadığı, nitekim davalı Şirketin benzer nitelikteki "... Danışmalık" ibareli başvurusu ile davacının " "... ... sayılı ilamıyla kabul edildiği, diğer taraftan kötü niyet iddiasının da ispatlanamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.” Somut olayda da taraf markalarının yalnızca “...” ibaresi bakımından ortaklık taşıdığı, bu ibarenin ayırt edici niteliğinin son derece zayıf olduğu, markaların esas unsurlarının ise farklı olduğu, somut olay bakımından taraf markalarının esas unsurları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus; ortalama düzeydeki halk nezdinde bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurulmasıdır. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından umumi intiba olmasa bile halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir. Tüketicinin iki işaret arasında doğrudan ya da kaynakları bakımından idari – iktisadi bir ilişki kurma yanılgısına düşmesi iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olacaktır. Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, inceleme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. İnceleme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar. Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır. Karıştırılma ihtimali değerlendirilirken araştırılması gereken bir diğer husus da hedef tüketici kitlesidir. Tüketici kitlesi, her bir mal ve hizmet türü için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin tespitinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Yukarıdaki hususlar dâhilinde somut olayda, “...” olarak işaretlenen 35. Sınıftaki gıda ile ilintili olan mal ve hizmetlerinin hitap ettiği nihai tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi açısından somut olaya bakıldığında; genel bir tüketici grubuna hitap ettiği, özellikle hizmetlerinin günlük yaşamda en çok tüketilen hizmetlerden olduğu, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani görece ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerden olduğu ve hitap ettikleri tüketicilerin markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelemediği, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalıştığı da gözetildiğinde, bu hizmetlerde tüketicinin satın alım ve yararlanma aşamasındaki dikkatinin üst düzey olmayacağı kanaatine varılmıştır. 43. Sınıftaki gıda ile ilintili olan “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” hizmetlerinin hitap ettiği nihai tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi açısından somut olaya bakıldığında; genel bir tüketici grubuna hitap ettiği, özellikle hizmetlerinin günlük yaşamda en çok tüketilen hizmetlerden olduğu, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani görece ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerden olduğu ve hitap ettikleri tüketicilerin markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelemediği, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalıştığı da gözetildiğinde, bu hizmetlerde tüketicinin satın alım ve yararlanma aşamasındaki dikkatinin üst düzey olmayacağı, Sonuç olarak, davacıya ait ... sayılı markalar kapsamında yer alan “29. Sınıf: balık ve deniz ürünleri ” emtiası bakımından kullanımının ispatlandığı, dava konusu marka kapsamında yer alan “35. Sınıf: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.) 43. Sınıf: Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri.”nin, davacının kullanımını ispatladığı emtia ile benzer olduğu, davacı markası ve dava konusu markanın ortak olarak “...” ibaresini içerdiği, fakat “...” ibaresinin coğrafi yer adı olup, kimsenin tekeline verilemeyeceği, taraf markalarında “...” kelimesinin esas unsur olmaması, markaların bütünsel olarak ilişkilendirilebilir olmaması, tüketicinin taraf markalarını aynı/aynı tür ya da benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olması, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunmaması nedeniyle, somut olay bakımından markaların karıştırılması/ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluşmadığı, Tanınmışlık İddiaları; 6769 sayılı SMK 6/5 maddesi; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. “Tanınmış marka” kavramı Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım” olarak tarif edilmiştir (....). Bunun yanında tanınmış marka kavramı; bir markanın tanınmışlığının belirlenmesi için WIPO, 1999 yılında "WIPO Ortak Tavsiye Kararı" adı altında bazı ölçütler getirmiştir. Bu suretle bir markanın tanınmışlığında kendisinden yararlanılabilecek bazı kriterler oluşturulmuştur. Bağlayıcılığı olmamakla birlikte uygulamada da kabul gören bu kriterler şunlardır; Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu Marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları Markanın ekonomik değeri Bu kıstaslardan birisinin, birkaçının veya tamamının varlığı tanınmışlığı gösterebilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalardan çıkan sonuç; bir hizmet ya da ticaret markasının tanınmışlığından söz edilebilmesi için; toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması, başka bir anlatımla o marka telaffuz edildiğinde ilgili sektördekilerin hiç düşünmeden refleks halinde hatırlamaları gerektiğidir. 6769 sayılı SMK madde 6/5 hükmüne göre, toplumda belirli bir tanınmışlık düzeyine ulaşan önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markadan, Tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarara sağlayabilecek, Markanın itibarına zarar verebilecek, Markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabilecek durumda olan sonraki başvuru, farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile reddedilecektir. Yukarıda da belirtildiği üzere, tanınmış markalar sadece tescil kapsamındaki aynı tür mal ve hizmetler yönünden değil, ayrıca farklı türden mal ve hizmetler yönünden de sahibine koruma sağlar. Tanınmış markalara sağlanan koruma önlemleri sayesinde, sonraki markanın tescili yoluyla marka sahibinin, tanınmış markanın itibarına ve ayırt edicilik düzeyine zarar verme, bu markadan imaj transfer etme ve böylelikle haksız yarar sağlama çabalarının önüne geçilmek istenmiştir. Böylece, önceki ve tanınmış nitelikteki markanın ayırt edicilik karakterine ve tanınmışlığına zarar verebilecek, tüketicinin daha önce tanınmış markayı gördüğünde, refleks halinde tek bir işletmeyi algısında canlandıracakken, yeni durum nedeniyle eskiden olduğu gibi kişilerin aklına sadece tek bir ticari işletme gelmeyecektir. Bunun sonucunda ise, büyük emek, çaba, zaman ve masrafla tanınmış hale getirilen markanın ayırt edicilik gücü zaafa uğratılmış olabilecektir. Davacı taraf, itiraz aşamasında, kullanımı ispatlamak amacıyla bir kısım belgeler sunmuşsa da, sunulan belgeler markanın olağan kullanımını gösterir belgeler olduğu, tanınmışlığı gösterir nitelikte belgeler olmadığı, sunulan belgelerin davacının tanınmışlığını göstermediği, Somut uyuşmazlık bakımından incelendiğinde, davacı tarafça gerekçe gösterilen markalarının tanınmışlığın ispatına yönelik Türkiye’de gerçekleşen tanıtım faaliyetlerine ilişkin itiraz aşamasında dosyaya yeterli belge, ilan, reklam harcaması, haber, dergi vb. tanıtım malzemesi sunulmadığı, sunulan belgelerin kullanım ispatı aşamasında sunulan belgeler ile sınırlı olduğu, dolayısıyla tanınmışlığın değerlendirilebileceği herhangi bir belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, iddia edilen tanınmışlığın ispatlanamadığı, mahkememizin bilgi ve tecrübeleri kapsamında da davacı markasının tanınmış olarak değerlendirilemeyeceği, Kötü Niyet İddiaları; 6769 sayılı SMK’nın 6/9 maddesinde “Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” düzenlemesi yapılmıştır. Medeni Kanun’un 2. maddesine göre herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Kötüniyet, mülga 556 sayılı KHK’nın 42. maddesinde başlı başına bir hükümsüzlük hali olarak sayılmamış olsa da (... sayılı karar ile mümkün kabul edilmiştir.) 6769 sayılı yasa ile bu durum değiştirilmiştir. Gerçekten de kanunun 6/9. maddesine göre, kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Yani görüleceği üzere AB Tüzüğü m. 59/1-b’den farklı olarak mutlak red nedeni değil nispi red nedeni olarak kabul edilmiştir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. .... kararında da, “Başvuru sahibinin, bir markanın aynısı veya benzerinin, aynı veya benzer mal ve/veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi” gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edilmiştir. Tüm bu kriterler kapsamında somut uyuşmazlık ele alınacak olursa; davacı vekilince, davalının marka tescil başvurusunda kötü niyetli davrandığına yönelik ileri sürdüğü iddiaları ile ilgili olarak dosyaya herhangi bir belge sunmadığı gibi davalı yanın anılan başvuruyu kötü niyetli olarak gerçekleştirdiğini gösterir herhangi bir emareye de dosya kapsamında rastlanmamıştır. Dolayısıyla salt taraf işaretleri arasındaki benzerlik iddialarının kötü niyete delalet olarak kabul edilmesinin mümkün görülmediği, Netice itibariyle, Davacıya ait ... sayılı markalar kapsamında yer alan “29. Sınıf: balık ve deniz ürünleri ” emtiası bakımından kullanımının ispatlandığı, Dava konusu marka kapsamında yer alan “35. Sınıf: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.) 43. Sınıf: Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri.”nin, davacının kullanımını ispatladığı emtia ile benzer olduğu, Dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait ... sayılı markaların görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali şartlarının oluşmadığı, Davacıya ait markanın tanınmışlığının ispatlanamadığı, Dava konusu başvurunun kötüniyetli olduğunun ispat edilemediği, Kurum kararının hukuka uygun olduğu, iptali koşullarının oluşmadığı sonuçlarına ulaşılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile davalı şirket vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ...İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır