İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/442 E. 2026/287 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/442
- Karar No
- 2026/287
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/442 Esas - 2026/287 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2025/442 KARAR NO : 2026/287
... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali DAVA TARİHİ : 10/10/2025 KARAR TARİHİ : 18/06/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 18/06/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili adına tescili talep edilen "... ..." ibareli marka ile redde gerekçe gösterilen "... şekil, ..., ... pos " ibareli markalar arasında ayniyet ya da ayırt edilemeyecek derecede bir benzerliğin söz konusu olmadığını, ihtilafa konu markalar bir bütün olarak ele alındıklarında; halk tarafından karıştırılma ihtimallerinin bulunmadığını ve müvekkiline ait markanın özgün nitelikte olduğunu, müvekkili markası ile karşı tarafın benzer olduğunu iddia ettikleri markaların ne fonetik, ne anlamsal ne de görsel olarak benzemediğini, müvekkiline ait başvurusu yapılan “... ...” markasında yer alan “...” ve “...” kelimelerinin ayırt ediciliği net biçimde sağlayan ibareler olduğunu, “...” ibaresinin markada esas unsur olduğunu, müvekkili markasının “... ...” olduğunu ve “...” markası ile karıştırılmasının söz konusu olmadığını, müvekkili markasının iki kelimeden oluştuğunu, markaların hece sayıları ve son hecenin okunuşunun farklı olduğunu, ''...'' kelimesi ''Cüzdan'' anlamına gelmekte olup dünya çapında birçok farklı firma tarafından kullanılan katalog bir ürün ve model ismi olduğunu, ''...'' kelimesinin üretici tarafından bir modele verilen isim olduğunu, ''...'' kelimesi bir eşya ismi olup ancak marka ile birlikte kullanıldığında anlam ifade ettiğini, yani ayırt edici unsurun markanın kendisi olduğunu, aksi halde ''...'' kelimesinin sıradan, herhangi bir ayırt edici özelliği bulunmayan bir model/eşya ismi olduğunu, dolayısıyla müvekkili şirketin unvanında da yer alan ''...'' kelimesi ve markası esas olup ayırt edici özelliğe sahip olduğunu beyan ederek .... sayılı Yeniden İnceleme Değerlendirme Kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu .... sayılı davacı markası incelendiğinde, “... ...” ibaresinden oluştuğunun görüldüğünü, markanın münhasıran kelime unsurundan oluştuğunu, ... ibaresinin markada ilk görülen ve algılanan unsur olduğunu, .... sayılı markanın kelime ve kelime unsuru ve genel görünümü değiştirmeyen standart şekil unsurundan oluştuğunu, “söz görünümden yüksek sesle konuşur” ilkesi ve kelime unsurlarının markadaki kullanımı ve konumlandırılışı dikkate alındığında, marka algısının kelime unsuru üzerinde şekilleneceğini, nitekim kelime unsurunun şekil unsurundan bağımsız olarak konumlandırıldığı, şekil unsurlarının kelime unsurlarının okunup algılanmasını değiştirmediği ve önüne geçmediğini, markada yer alan kelime unsuru yakından incelendiğinde, “...” ibaresine tüm markalarda asli unsur olarak yer verildiğini, “i” harfinin küçük “W” harfinin büyük yazılmak suretiyle ibarenin kendi içerisinde bölündüğünü ve aslında ... ibaresinin ayrıştırılarak vurgulandığını, ibarenin okunması ve algılanması noktasında da ... ibaresinin doğrudan algılanabilir olduğunu ve telaffuz edildiğini, bu haliyle redde mesnet markaların asli unsurunun ... ibaresi olduğunu, ibarenin tertip tarzı ile ön plana çıkarıldığını, “i” harfinin eklenmesinin okunuşu algılanmayı değiştirmediğini, nitekim davacı tarafından da dava dilekçesinde (s. 9/10) “buna karşılık red kararına gerekçe gösterilen markada asli unsur "..." ibaresidir.” açıklamasına yer verilmiş olduğunu, bu haliyle, davacı markasının esas unsuru olan ... ibaresinin aynen ve asli unsur olarak redde mesnet davalı markalarının içerisinde yer aldığını, esas unsurlar arasındaki bu ayniyetin/benzerliğin markalar arasında görsel, işitsel ve anlamsal düzeyde benzerlik kurulmasına neden olduğunu, tüm bu değerlendirmeler kapsamında, markaların benzer oldukları ve davacıya benzer emtialarda söz konusu ibarenin verilmesinin iltibasa neden olacağını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili dilekçeleriyle özetle; davacının, "....." markasının bir bütün olarak asli ve ayırt edici unsur olduğunu iddia etmiş olduğunu, oysa ".... kelimesinin, "..."ı nitelemek için kullanılan yardımcı unsur olduğunu, dolayısıyla markanın esaslı unsurunun "..." kelimesi olduğunu, "..." kelimesinin, bahse konu markanın yardımcı unsuru olmakla birlikte, herhangi bir markanın baskın unsuru olma niteliğinden yoksun ve zayıf bir kelime olduğunu, nitekim davacının amacının sunulan hizmet bakımından, "..." kelimesinin yeterince vurgulu ve akılda kalıcı olmaması nedeniyle, esaslı unsur olarak "..." kelimesini kullanmak ve markanın yıllar içinde kazandığı itibardan faydalanmak olduğunu, öte yandan "... ..." markasında yardımcı unsur olan "..." kelimesinin en dikkat çekici kısmının, başında yer alan "i" harfi olduğunu, fakat "i" harfinin, müvekkiline ait markanın da yardımcı unsuru olduğunu, yardımcı unsurlar arasındaki bu çağrışımın, esaslı unsurları zaten aynı olan markalar arasında iltibasın yanı sıra, seri marka izlenimini de uyandıracağını, dahası, aynı mal ve hizmeti üreten taraflara ait markanın bu ölçüde benzer olmasının, aralarında ekonomik ve organik bağ bulunduğu algısını da oluşturacağını, bu benzerliğin, ortalama tüketici nezdinde markaların karıştırılma ihtimalini arttıracağını ve müvekkilinin uzun yıllardır edindiği ticari itibar ile marka bilinirliğini zedeleyeceğini, davacı iddiasının aksine markaların; şekil, görünüş ve ses olarak neredeyse aynı olduğunu, öte yandan davacının, "..." markasını, müvekkili ile tamamen aynı mal ve hizmet sınıflarında kullanmayı istediğini, şöyle ki: müvekkilinin, "..." markasını, ödeme ve harcama hizmetlerinde kullandığını, aynı şekilde davacının da, "... ..." markasını, ödeme ve harcama hizmetlerinde kullanacağını, yani bahse konu markaların kullanılacağı mal ve hizmetlerin, tamamen aynı olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, YİDK Kararının iptali gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davacı şirket adına “... ...” ibaresinin Uluslararası NICE Sınıflandırma Sisteminin 09 / 35 / 36 / 38 sınıflarda yer alan mallar/hizmetlerde kullanılmak üzere tescil başvurusu 19.10.2023 tarihinde yapıldığı, .... sayılı marka tescil başvurusu, yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda 27.11.2023 tarihli ve 433 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde ilanına karar verildiği, söz konusu ilan kararına davalı şirket ve dava dışı bir şirket tarafından itirazda bulunulduğu, başvurunun ilanına yapılan itirazlar, ilgili daire tarafından değerlendirilerek, dava dışı şirketin itirazı reddedilmiş, davalının itirazının kısmen 09., 35. ve 36. sınıflar bakımından kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı davalı şirket tarafından itirazda bulunulduğu , davalının itirazının nihai olarak ... sayılı kararı ile itirazın ve başvurunun reddine karar verildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER Taraf Markaları Arasında Karıştırılma İhtimali; 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” hükmüne amirdir. 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi anlamında benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu markaların tescilli oldukları sınıfların birbirine benzerliğidir. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal ve hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Eğer her iki koşul da gerçekleşmiş ise markalar arasında iltibas olduğuna karar verilecektir. Markalar arasındaki benzerlik incelenirken, Markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlik, Çağrıştırma, Bir bütün olarak markaların uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan mal veya hizmetin değeri ve alıcının bu mal ve hizmeti almaya ayırdığı zaman kriterleri ele alınmalıdır. Yerleşik Yargıtay içtihatları ile sabit olduğu üzere; bir markanın bir başka marka ile benzer olup olmadığı müşterisi hafızasında bıraktığı imaja göre belirlenir. Bir marka, hizmet veya malın, diğer bir marka, hizmet veya malla karşılaştırılarak benzerliği tespit edilirken marka, mal veya hizmete bütünsel bir açıdan yaklaşılmalı ve müşterileri nezdinde bıraktıkları izlenim dikkate alınmalıdır. Nitekim.... sayılı kararında; “…556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8/1-b bendi uyarınca markaların iltibas yaratıp yaratmadıklarının belirlenmesinde, markaların kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının alıcısı olan ortalama düzeydeki halk nezdinde karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığının tespiti gereklidir. Bunun için de işaretleri oluşturan harf, kelime, şekil gibi asıl ve yardımcı unsurların değerlendirilmesi zorunludur... Dairemizin bu konuda yerleşik içtihatları uyarınca asıl unsurun; bunların ayırt edici ve baskın unsurları unutulmaksızın markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin tümüne hâkim olan görünüş ve ayırt ediciliği vurgulayan imajda aranması gereklidir...” denmektedir. İltibas, kanunlarda tanımlanmamış olmakla birlikte öğretide “bir markanın aynen veya benzerinin kullanılması suretiyle, alıcı zihninde gerek emtiaların (veya hizmetlerin), gerekse müteşebbisin kaynağı açısından yanlış kanaatler uyandırılması ve bunların aynı yerden piyasaya sürüldüklerinin düşündürülmesi, bu yönden çağrışımlar yapması” olarak tanımlanmıştır. Sadece alıcıların belirli bir mal veya hizmet yerine başka mal veya hizmeti almak istemeleri halinde değil; alıcıların mal veya hizmetlerin birbirinden farklı olduklarını anlamalarına rağmen, bunların kaynağının aynı işletme olduğuna veya malları satan yahut hizmetleri sunanlar arasında idari veya ekonomik bağlılık olduğuna inanmaları halinde de iltibas ihtimali vardır. Dolayısıyla, iltibas bulunduğunun kabulü için işaretin marka ile bağlantı kurulmasına ve düşünsel olarak markayı çağrıştırmasına elverişli olması gerektiği anlaşılmaktadır. Karıştırılma ihtimalinin varlığı 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi uyarınca “halk” nezdinde olmalıdır. Bir markanın diğer marka ile karıştırılma ya da iki marka arasında ilişki bulunduğu ihtimali, malın hitap ettiği uzman ya da satıcı nezdinde değil, halk nezdinde araştırılmalıdır. Dolayısıyla, markaların hitap ettiği tüketici ya da kullanıcı dikkate alınmak suretiyle, markaların bu kişiler nezdinde karıştırılıp karıştırılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasada geçen “halk” tabiri amaca uygun şekilde “markayı taşıyan ürünlerin nihai tüketici kitlesi” olarak anlaşılmalıdır. Benzerlikte görüşüne başvurulacak kişi markalı ürünün yöneldiği hedef kitleye mensup/makul derecede bilgilendirilmiş, makul derecede dikkatli ve makul derecede ihtiyatla değerlendirme yeteneğine sahip kişinin değerlendirmesidir. İltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığının tespitinde, mal ve hizmetlerin aynı veya benzer alıcı çevresine hitap edip etmediklerine ve aynı veya benzer ihtiyaçları gidermede kullanılıp kullanılmadıklarına; markaların kullanıldığı mal veya hizmetin ekonomik değerine; bunların hitap ettiği alıcı grubunun sosyal ve ekonomik düzeyine ve orta yetenekteki alıcıların markanın kullanılacağı mal veya hizmetleri aldıkları sırada sarf edecekleri dikkat ve özene de bakılır. Emtiaların Aynı/Benzer/İlişkili Olup Olmadığı; Dava konusu... sayılı ve “... ...” ibareli markanın kapsamındaki dava konusu mallar/hizmetlerin davalının redde gerekçe markalarının kapsamında aynen yer aldığı, Tüketici Kitlesi: Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır. Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır. Somut uyuşmazlıkta benzerliği tespit olunan 09. sınıfta yer alan malların ve 35. Sınıftaki bu malların satışı hizmetleri, teknolojik ürünler olması ve gündelik hayatta herkesin her zaman ihtiyaç duyacağı türden mallar/hizmetler olmaması nedeniyle hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin bilinç/dikkat/özen/bilgi seviyesinin yüksek olduğu, Öte yandan, 35.01, 35.02, 35.03 ve 35.04 alt grupların profesyonel iş yaşantısı akışında ihtiyaç duyulan ve profesyonel işletmeler tarafından tüketiciye sunulan nitelikteki muhasebe, iş yönetimi, reklamcılık, ithalat – ihracat vb. hizmetlere ilişkin olduğu, tüketicilerin bu hizmetlerden sık ve rutin olarak yararlanmadığı, çoğu zaman muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak ve araştırma yaparak hizmeti sunacak olan işletmeyi belirlediğinden ilgili hizmetler bakımından alıcıların bilinç düzeyi daha yüksek tüketicilerden oldukları, Taraflar arasında aynı olduğu kanaatine varılan 36. Sınıf hizmetlerinin tüketicisinin gündelik rutin ihtiyaçlarını karşılamadığı, sık sık satın alınan hizmetlerden olmadığı, sigorta veya finansal bir hizmetinden faydalanmak isteyen ilgili tüketicilerin çoğunlukla belli bir ihtiyaca yönelik hareket ettiği yahut bu sektörde çalışan uzman kimseler ve firmalardan oluştuğu, işbu hizmetler için yüksek bir piyasa araştırması gerektirdiği değerlendirilmektedir. Zira bu hizmetlerin alıcılarının bu hizmetleri satın almadan önce, makul ölçüde bir araştırma ve inceleme aşamasından geçerek seçici davranırlar . Örneğin bu sınıf kapsamında sigorta yaptırmak isteyen kimse ihtiyacına göre hayat sigortası, araç sigortası gelir koruma sigortası, hayvan hayat sigortası vb. şekilde seçenekler arasında şartları kendisine uyan sigortayı piyasada bu hizmeti veren firmalar ile kıyas yaparak tercihini o yönde kullanacaktır. Nitekim kredi kullanmak isteyen bir kimse de kredi için gerekli şartları sağlaması gerekmektedir. Bunlar “18 Yaşını Doldurmuş Olmak, Yeterli Kredi Notuna Sahip Olmak, Yeterli Bir Gelire Sahip Olmak ve Bu Geliri Belgeleyebilmek, Yeterli Bir Süre Sigortalı Olarak Çalışmış Olmak, İpotek Verilecekse Eş Rızasının Yazılı Olarak Bankaya Verilmesi, Banka İsterse Kefil Olacak Bir Kişinin Bulunması” gibi şartlardır. Bununla birlikte gerekli belgeleri hazırlaması gerekmektedir. Özetle bu sınıf kapsamındaki hizmetlerden yararlanmak isteyen kimselerin ortalamanın üzerinde bir efor sarf etmeleri gereklidir. Dolayısıyla tüketicilerin bilinç, dikkat, bilgi ve özen seviyesinin daha yüksek olduğu, Marka İşaretlerinin Benzer Olup Olmadığı; Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, yukarıda da değinildiği üzere, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla aslolan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır. ... kararlarından da izlenebileceği gibi, karıştırma olasılığının değerlendirmesi, aslında ileriye dönük bir tetkiktir. Bu tetkikte; “Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları” ve “davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak, global olarak yapılmalıdır” . Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir. Benzerlik değerlendirmesine ilişkin bu genel tespitler çerçevesinde yapılması gereken temel değerlendirme, dava konusu marka ile davalıya ait redde gerekçe markalar arasında SMK md. 6/1 uyarınca karıştırılmaya yol açabilecek düzeyde bir benzerliğin mevcut olup olmadığı ile ilgili olacaktır. Dava konusu marka, beyaz zemin üzerine, siyah renkte, standart yazı tipi kullanılarak, ilk harfleri büyük “...” ve “...” ibarelerinin yer aldığı, herhangi bir figüratif unsur içermeyen kelime markasıdır. Markada yer alan “...” ibaresinin tanınmış coğrafi bir yer ismi olması nedeniyle tanımlayıcı olduğu, dolayısıyla dava konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, Davalıya ait redde gerekçe markalardan ....” ibareli markalar, beyaz zemin üzerine, siyah renkte, standart yazı tipi kullanılarak, sırasıyla “...” ve “... pos” ibarelerinin yer aldığı herhangi bir figüratif unsur içermeyen kelime markalarıdır. Davalıya ait redde gerekçe markalardan “...” ibareli marka, beyaz zemin üzerine, siyah renkte, standart yazı tipi kullanılarak, sırasıyla “...” ibaresi ile farklı renkler kullanılarak, stilize edilmiş “I” ve “W” harflerinin yer aldığı karma bir markadır. Dava konusu marka ile davalı markalarında “...” ibaresinin ortak olarak yer aldığı anlaşılmış olup bu hususun markalar arasında marka işaretleri bakımından karıştırılma ihtimalinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Dava konusu marka ile davacı markalarında ortak olarak bulunun “...” ibaresinin İngilizce’de “cüzdan” anlamına geldiği, Bu açıklamalar kapsamında; markalar görsel, işitsel ve kavramsal olarak incelendiğinde; dava konusu markanın esas unsuru konumundaki ....” ibaresinin davacının markalarında aynen yer aldığı, markalar arasındaki farklılığın dava konusu markanın sonunda yer alan ayırt edici niteliğe haiz olmayan “...” ve davacı markalarında yer alan “i” harfi olduğu, söz konusu farklılığın markalar arasındaki işitsel, görsel kavramsal benzerliği ortadan kaldırmaya yeterli olmadığı, zira ilgili tüketicinin marka işaretindeki “...” ibaresine odaklanacağı, “...” ibaresinin ülkemizde yaygın olarak bilinen bir kelime olmaması nedeniyle ayırt edici niteliğinin zayıf olarak değerlendirilemeyeceği, markalar arasındaki görsel ve kavramsal olarak yüksek benzerliğin yanı sıra, markalar arasındaki işitsel benzerliğin de yüksek olduğu, zira dava konusu markanın esas unsuru ile davacı markaları İngilizce bilenlerce sırasıyla “....” olarak, İngilizce bilmeyenlerce sırasıyla “....” olarak telaffuz edileceği, ayrıca ilgili tüketicinin dava konusu markayı davalının markalarının bir serisi olarak algılamasının kuvvetle muhtemel olduğu, dolayısıyla işletmeler arasında bir farklılığa yol açmayacağı değerlendirilmiş, dava konusu marka ile davalı markası arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunduğu, Karıştırılma İhtimali; Güncel mevzuat gereğince iltibastan söz edilebilmesi için işaret aynılığı / benzerliği ile mal veya hizmet aynılığı / benzerliği bir arada bulunmak zorundadır. Bunun yanı sıra halk (ilgili tüketici kitlesi) tarafından markaların karıştırılma ihtimali ve karıştırılma ihtimalinin markalar arasında ilişki olduğu ihtimalini kapsaması gerekmektedir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi, karıştırılma ihtimali bulunduğunu kabul etmek için yeterli olacaktır. “Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir.” Elbette bu değerlendirme yapılırken markaların tescilli oldukları sınıflar da göz önünde bulundurulmalıdır. Markaları oluşturan işaretler arasındaki benzerlik, alıcıları satın almayı düşündükleri mal ve hizmet yerine, bir başka mal ve hizmeti almak durumunda bırakması kadar, alıcıların iki farklı mal veya hizmet karşısında olduklarını bilmelerine rağmen bu markaların aynı kişiye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasındaki idari - ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu düşüncesine kapılmaları da iltibas tehlikeleri içinde ele alınmalıdır. Doktrinde kabul edildiği üzere iki marka arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Nitekim tüketiciler daha önce gördükleri, satın aldıkları mal veya hizmetin markasının, göz ve kulağında kalan izine, hatırlayabildikleri kadarıyla hafızalarında kalan özelliklerine dayanarak sonraki alışverişlerinde aynı veya benzer markayı taşıyan ürünü/hizmeti satın almayı tercih ederler. Dolayısıyla, benzer işareti gören ve duyan tüketiciler daha önce tanıdıkları markaların bıraktığı intibaı hatırlayarak, yeni markanın daha önce görmüş oldukları markanın bir başka versiyonu, serisi, uzantısı olduğunu veyahut da bildikleri marka sahibi tarafından verilmiş bir lisans ile söz konusu ürünün üretildiğini düşünürler. Marka hukuku anlamında “imaj transferi” kavramının karşılığı olan bu durum sonraki markanın, önceki markanın ticaret sahasında sahip olduğu avantajdan yararlanması sonucunu da beraberinde getirmektedir. Bunun yanı sıra markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin tespitinde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. .... ihtimalinin belirlenmesinde, ortalama tüketici testinin uygulanmasını isteyerek değerlendirmeye konu ürünün ortalama tüketicisini de makul düzeyde bilgili, dikkatli ve tedbirli olarak tanımlamıştır. Yine ... kararlarında belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar/kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir. Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zekâ ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir. Sonuç olarak, hem dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu mallar/hizmetlerin redde gerekçe markaların kapsamında aynen yer alması, hem de dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunması nedeniyle bilinç düzeyi yüksek olan tüketici kitlesinde bile dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu mallar/hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olduğu, Netice itibariyle, Dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu mallar/hizmetlerin redde gerekçe markaların kapsamında aynen yer aldığı, Dava konusu marka ile davalı markaları arasında işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunduğu, Dava konusu marka ile davalı markaları arasında dava konusu mallar/hizmetler bakımından karıştırılma ihtimali bulunduğu, ... Kararı’nın yerinde olduğu, iptali koşullarının oluşmadığı kanaatlerine varılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile şirket vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır