İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/432 E. 2026/179 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/432
- Karar No
- 2026/179
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/432 Esas - 2026/179 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2025/432 KARAR NO : 2026/179
.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 06/10/2025 KARAR TARİHİ : 16/04/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 16/04/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davacı firmanın “... ... ...” ibareli markasına dayalı olarak davalı firmanın .... tarafından nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira taraf markalarının özellikle 36. sınıftaki aynı ve benzer hizmetler bakımından birebir örtüştüğünü, dava konusu başvurunun 19, 36 ve 37. sınıfları kapsamakla birlikte 36. sınıfta davacı firmanın tescilli markasıyla aynı alt grupta yer alan hizmetleri içerdiğini, markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğunu, “....” ibaresinin tanımlayıcı nitelikte bulunması nedeniyle davacı markasında esas unsurun “... ...” ibaresi olduğunu, dava konusu markada da ayırt edici unsurun “...” ibaresi olarak öne çıktığını, ortalama tüketicinin kelimelerin ilk hecesine daha fazla dikkat ettiği dikkate alındığında benzerliğin iltibas yaratacak düzeyde bulunduğunu, dava konusu edilen markayı gören tüketicilerin bu benzerlik nedeniyle bu markayı davacı firmanın seri markalarından biri ya da devamı zannetme olasılığının yüksek olduğunu, taraf markalarının aynı sektörde faaliyet gösterdiğini ve benzer hizmetlere hitap ettiğini, bu nedenle aralarında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunun kabulü gerektiğini, ayrıca “... ... ....” ibaresinin özgün ve yaratılmış bir marka olduğunu, uzun yıllardır yoğun biçimde kullanıldığını, tanıtıldığını ve Türkiye genelinde bilinirlik kazandığını, “...” ibaresinin davacı firmanın ticaret unvanının asli ve ayırt edici unsuru olduğunu ve bu haliyle ayrıca koruma altında bulunduğunu, dava konusu başvurunun davacı firmanın markasının ayırt edici karakterinden ve itibarından haksız yararlanma amacı taşıdığını ve kötü niyetli olduğunu ileri sürerek,.... başvuru numaralı “İZ ...” ibareli markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu ....” ibareli marka arasında 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi anlamında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, markaların bütüncül olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bileşke markalarda tek bir unsur üzerinden benzerlik incelemesi yapılamayacağını, taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan ve bıraktıkları genel izlenim itibarıyla farklı olduklarını, ilgili tüketicilerin bu markaları farklı ticari kaynaklara ait işaretler olarak algılayabileceğini, başvuru kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden de iltibas tehlikesinin söz konusu olmadığını, bu nedenle .... sayılı kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, ayrıca SMK m. 6/3 kapsamında ileri sürülen eskiye dayalı kullanım iddiasının iltibas şartı gerçekleşmediğinden hukuki sonuç doğurmayacağını ve somut delillerle ispatlanamadığını, SMK m. 6/4 ve 6/5 kapsamında tanınmışlık iddialarının ise .... aşamasında ileri sürülmediğini ve bu nedenle iptal davasında dikkate alınamayacağını belirterek, davanın öncelikle süre yönünden incelenmesi gerektiğini, esas bakımından ise haksız ve hukuki dayanaktan yoksun bulunan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Davalı firma dilekçeleriyle özetle; öncelikle yetki itirazında bulunarak şirket merkezinin ....’da bulunduğunu ve davaya bakmaya yetkili mahkemenin....ibareli markanın müvekkil şirket tarafından .... semtinde yürütülen konut projesi kapsamında seçildiğini ve hukuka uygun olduğunu, davacının “... ... ....” ibareli markasına dayanarak ileri sürdüğü benzerlik iddiasının yerinde olmadığını, “...” ibaresinin ....” kelimesi içerisinde bağımsız ve ayırt edici bir unsur olarak değil, semt adını oluşturan harf grubunun bir parçası olarak yer aldığını, “...” ve ...” kelimelerinin anlam, çağrışım ve kavramsal içerik bakımından tamamen farklı olduğunu, birinin tarihsel bir kavrama, diğerinin ise İstanbul’un bir semtine işaret ettiğini, markaların bütünsel değerlendirilmesi gerektiğini ve bütünsel olarak görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığını, tarafların faaliyet alanlarının da farklı olduğunu, davacının sigortacılık sektöründe, davalının ise inşaat ve gayrimenkul geliştirme alanında faaliyet gösterdiğini, bu nedenle mal ve hizmetlerin aynı ya da benzer olmadığını ve ilgili tüketici kitlesi nezdinde karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığını, ayrıca “...” hece grubunun pek çok farklı marka ve kelime içerisinde yer aldığını ve münhasıran davacıya özgülenemeyeceğini, bu sebeplerle 6769 sayılı SMK m. 6/1 kapsamında aranan koşulların somut olayda oluşmadığını belirterek, öncelikle yetkisizlik kararı verilmesini, aksi halde davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davalı firmanın 15.05.2024 tarihinde 19, 36 ve 37. Sınıflara giren mal ve hizmetlerde kullanılmak üzere dosyaladığı görselli marka başvurusunun tescil edilmek üzere 12.06.2024 tarihli ve 446 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde ilanı üzerine davacının .... sayılı markasına ve 6769 sayılı SMK m. 6/1 ve m. 6/3 hükümlerine dayalı olarak itiraz ettiği, davacının itirazını inceleyen .... sayılı karar ile davacının itirazını mesnet alınan tüm hükümler ve marka açısından reddettiği, bunun üzerine davacının itirazını aynı gerekçeyle ve aynı markaya dayalı olarak tekrar ettiği, ancak bu itirazların da .... sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; DAVALININ ....TEHLİKESİNİN/KARIŞTIRILMA İHTİMALİ; 6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir. “Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir. Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla; Markaların ayniyeti/benzerliği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği, Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır. Buna göre; Markaların ayniyeti/benzerliği: Davalı firmanın tescil ettirmek istediği marka ile davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı tescilli markası birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir. Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle, ki; Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur . Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır6. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır . Taraf markaları, şekil unsurundan yoksun sırf kelime markalarıdır. Davacının markasında; “... ...” kelime öbeği, karakteristik yazım özelliğini haiz lacivert renkli harflerle, altı çizili biçimde, aynı satır üzerine yazılmış ve bunun altına da, düz yazım karakterindeki düşük puntolu büyük harflerle “.... ibaresi yazılmıştır. İşarette geçen ....” ibaresinin gerek yerleşik anlamı haiz bir ibare olması, gerekse de düşük puntolarla yazılmış olması nedeniyle işaretin markasal hüviyette ayırt ediciliğine katkısının düşük olduğu ve dolayısıyla da davacının markasında esas unsurun “... ...” kelime öbeği olduğu değerlendirilmiştir. Davalının markasında ise; düz yazım karakterindeki siyah renkli harflerle, sadece baş harfleri büyük olacak şekilde, aynı satır üzerinde aynı puntolarla ayrı olarak yazılmış “....” kelime öbeği tek unsur olarak kullanılmıştır ve bu kelime öbeğini oluşturan kelimelerin aynı olan yazım özellikleri itibariyle aynı baskınlıkta algılandığı ve sonuç olarak da markanın esas unsurunun “....” kelime öbeği olduğu, Taraf markalarının esas unsurlarında geçen “...” ibaresinin ortaklığından hareketle, karşılaştırılan markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğunun söylenip söylenemeyeceği, somut uyuşmazlığın özünü teşkil etmektedir. Öncelikle; bu ortak ibarenin taraf markalarının esas/tek unsurlarının sadece bir parçası olmasının, markaların benzediğinin söylenmesi için yeterli olmadığı düşünülmektedir. Taraf markalarının esas unsurları, başkaca kelimeler de ihtiva etmektedir. Ayrıca; davalının markasının esas/tek unsurunda “....” ibaresi, kelime öbeğinin sonunda yer almaktadır, halbuki; ortalama bir tüketici, dilbilgisi kurallarından kaynaklı olarak markaların başlangıç seslerini oluşturan ibarelere normal şartlarda daha fazla dikkat etmekte, yani tüketiciler markaların başlangıçlarında yer alan ilk unsurlara, soldan sağa okuma alışkanlığı nedeniyle, daha fazla odaklanmaktadır.10 Dolayısıyla; taraf markalarında esas/tek unsur olarak kullanılmış kelime öbeklerinde geçen üç harfin, dizinleri de dahil olacak şekilde ortak olmasının, karşılaştırılan işaretleri benzer kılacak derecede bir yakınlaşma yaratmadığı değerlendirilmektedir. Üç harfi ortak olacak şekilde türetilebilecek sonsuz sayıda kelimenin “benzer” olduğu yönünde bir tespit yapmak mümkün görülmemektedir. Nitekim, yerleşik içtihatlara göre de; markaların benzerliğinin belirlenmesinde, benzer oldukları iddia edilen kelime unsurlarında bulunan harf sayısı azaldıkça kelimenin ortalama tüketici tarafından bütüncül olarak algılanması ihtimalinin arttığını, bu sebeple kısa kelimelerdeki farklılıkların genel izlenimin farklı algılanmasına neden olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca; taraf markaları çok farklı kelimeler de ihtiva ettiklerinden, markaların okunuşları/kulakta bıraktıkları “tını”lar da bir hayli farklı bulunmuştur. Son olarak; davacının markasının kapsamında geçen “...” kelimesinin Anadolu’da yaşamış kadim bir kavmin ....- diğer adı, davalının markasında geçen .... kelimesinin ise İstanbul’daki bilinen bir semtin adı olması itibariyle, taraf markalarının tüketici zihninde yarattığı ilk algının da farklı olduğu, Sonuç olarak; taraf markalarında “...” ve “....” ibarelerinin geçiyor olmasının, karşılaştırılan markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olarak nitelendirmeye yetmediği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği: 6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarına da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle; Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri, Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı, Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı, Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. Davacının markasının tescilli olduğu 36. Sınıftaki hizmetlerin tamamı, davalının markasının kapsamında birebir yer almaktadır. Dolayısıyla; 36. Sınıfa giren hizmetler özelinde, somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti şartının gerçekleşmiş olduğu, ilave bir inceleme yapılmasına gerek kalmaksızın, söylenebilecektir. Ancak aynı tespit, davalının markasının kapsamına giren 19 ila 37. Sınıflara giren emtialar yönünden yapılamamaktadır; davacının markasının tescilli olduğu hizmetler ile bu emtiaların benzer alıcı çevresine hitap ettiği, benzer ihtiyaçları giderdiği, aynı kaynaklardan sağlandığı, aynı yerlerde satışa sunulduğu, birbirleri yerine ikame edilebilir niteliği haiz olduğu söylenememektedir. Dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta, davalının markasının kapsamına giren 36. Sınıftaki hizmetler yönünden, emtia ayniyeti şartının (kısmen) gerçekleştiği, 19 ve 37. Sınıflara giren emtialar yönünden ise bu şartın gerçekleşmemiş olduğu, Taraf markalarının karıştırılma ihtimali değerlendirilirken, bu markaların hitap ettiği ortalama tüketicinin dikkat/özen/bilgi/bilinç seviyesi de irdelenmelidir. Ortalama tüketici, markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı gibi küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde inceleyemez. Sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışır. Ortalama alıcı kitlesinin tamamı karıştırma tehlikesine maruz kalmasa bile bir kısmının bu risk altında bulunması dahi karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğinin kabulü için yeterlidir . Ancak; ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır . Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir . Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Somut olay açısından; davalının markasının kapsamına giren 19, 36 ve 37. Sınıflardaki emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/ özen seviyesi incelendiğinde; bu tüketicilerin/alıcıların söz konusu mal ve hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirdiği, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz ürün/hizmet alma riskini azaltmaya çalıştığı, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını verdiği, bu mal ve hizmetlerin bir kısmının da daha ziyade alıcıların profesyonel meslekleri/iştigal alanları ile alakalı olarak satın alınan emtialar olduğu fiili gerçekleri gözetildiğinde, tüketicilerin/alıcıların bu emtiaları satın aldığı anda bilgi/ bilinç/dikkat/özen seviyelerinin düşük olmadığı, Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırılma ihtimali: 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici /müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir. SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır: Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, Çağrıştırma, Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; karşılaştırılan markaların esas/tek unsuru olan kelime öbeklerinde “...” ve “...” ibarelerinin geçiyor olmasından hareketle, markaların genel görünümleri, okunuşları ve algılanışları itibariyle görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzediğini söylemek mümkün görülmemiştir. Davalının markasındaki bütünleşik kelime öbeğinin ve bu taraf markalarının okunuşları arasındaki farklılık ile “.../...” ibarelerinin yerleşik anlamlarının, markaları yeterli derecede farklılaştırdığı düşünülmüştür. “...” ibaresinin dava konusu edilen markada bütünleşik bir kelime öbeği içerisinde, ticari dürüstlük kurallarına uygun olarak kullanılmış olmasının, markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer kılmaya yeten baskınlıkta bir durum yaratmadığı değerlendirilmektedir. Markalardaki bu farklılıkların, her ne kadar 36. Sınıfa giren hizmetler özelinde taraf markaları aynı emtialarda kullanılacak ise de, bu emtiaların hitap ettiği alıcı kitlesinin dikkat/özen/seçicilik seviyeleri de düşük olmadığından, ilgili tüketicilerin bu markalar altında sunulan emtiaların aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesini ve karıştırma/yanılma ihtimalini bertaraf ettiği, tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmeye yönelik bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri, Sonuç olarak; taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik bulunmadığından, somut olayda emtia ayniyeti şartının kısmen gerçekleşmiş olmasına rağmen, markaların karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, DAVACININ ÖNCEKİ KULLANIMA DAYALI GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİASININ DAVALININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ; 6769 sayılı SMK’nın “marka tescilinde nispi ret nedenleri”nin düzenlendiği 6. maddesinin 3. fıkrasında; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” denilmektedir.
Bu hüküm markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Bu madde hükmünde yer alan itirazın kabul edilebilmesi için itiraz sahibinin o işaret üzerinde başvuru tarihinden önce hak sahibi olması veya rüçhan hakkını elde etmesi ve bunları ispat etmesi gerekmektedir. Tescil, bir markanın daha özel hükümlerle korunmasını sağlar. SMK, istisnai olarak, marka hakkının tescile dayanmadan ilk kullanım yoluyla da elde edilebileceğini ve korunabileceğini de kabul etmiştir. Ancak, bu hakkın ne zaman ve nasıl oluşabileceğinin kriterlerini düzenlememiştir . 6769 sayılı SMK’nın “Marka Tescilinde Nispi Ret Nedenleri” başlıklı 6. maddesinde, marka olarak tescil ettirilmek istenen işaret üzerinde tescil başvurusundan önce hak kazanmış kişilerin hukukunu korumaya yönelik hükümler bulunmaktadır. Söz konusu maddenin 3. fıkrasına göre bir işaret üzerinde, bu işaretin –üçüncü bir kişi tarafından-marka olarak tescili amacıyla başvurusu yapılan tarihten veya başvuru tarihinde belirtilen rüçhan tarihinden önce, bir hak elde edilmiş ise, bu hakka sahip kişi, söz konusu işaretin tesciline itirazda bulunabilir. Bu hüküm, işaret üzerinde ilk kullanma yoluyla haksız rekabet hükümlerine göre kazanılan hakkı üstün tutmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda hak sahibinin işaretin sonradan bir başkası tarafından kullanılmasını yasaklaması TTK 57/5 ve 58/I, b’den kaynaklanmaktadır . İtiraz hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasını (SMK 6/3) gerekli kılar. “Ticaret sırasında kullanma” ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Markasal kullanım, öğretide işareti taşıyan mal ve/veya hizmetlerin köken itibariyle diğer mal ve/veya hizmetlerden ayırt edilmesini sağlamaya yönelik olduğunun alıcılar tarafından anlaşılmasını mümkün kılacak şekilde kullanılması biçiminde tanımlanmaktadır. Ancak markaların kaynak gösterme fonksiyonu dışında reklam, iletişim, kalite, yatırım ve garanti fonksiyonlarının da bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Madde metninde bahsedilen tescil edilmeden kullanılan bir marka veya ticarette kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir. İtiraz veya dava hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasıdır. Ticaret sırasında kullanma ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Ancak SMK’da “piyasada maruf hale getirme” şartından söz edilmese de bu şartın “zımnen” 6/3 maddesi hükmünde yer aldığını kabul etmek gerekir. Buna göre tescilsiz bir işaret üzerinde bir hakkın doğması ve korunması için, o işarete kullanım yoluyla hukuken korunması gereken bir ekonomik değer kazandırmak gerekir. Bu ise işaretin “asgari bilinirlik düzeyi”ne ulaşması ile mümkündür. Asgari bilinirlikten anlaşılması gereken, işaretin kullanım sonucunda belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinir hale gelmesidir. Aksinin kabulü, piyasada işareti “ilk” kullanan kişiye korunma sağlanacağı anlamına gelir ki, bu “SMK hükümleri uyarınca sağlanan korunmanın tescil ile elde edileceği” ilkesini anlamsız hale getireceği gibi hakkaniyet ile de bağdaşmaz. Davacı taraf; dava konusu edilen işaretin, davalının markasının tescili kapsamına giren ve dava konusu edilen emtialarda kendisi tarafından, Türkiye genelinde kullanıldığını ve bu şekilde gerçek hak sahipliğinin doğduğunu tevsik eden herhangi bir delili, dava/marka işlem dosyasına sunmuş değildir. Ayrıca da; davacının huzurdaki davasına mesnet aldığı markaları tescillidir; halbuki, SMK m. 6/3 hükmü, tescilsiz marka kullanımlarına ilişkin bir düzenlemedir. Bu nedenle de; somut olayda, davacının önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği iddiasının, davalının markasının kapsamına giren ve dava konusu edilen emtialarda tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, HÜKÜMSÜZLÜK TALEPLİ DAVA ÖZELİNDE, DAVACININ DAVASINA MESNET ALDIĞI MARKASININ TANINMIŞLIĞI İDDİASININ DAVALININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASININ HÜKMÜNE ETKİSİ; 6769 sayılı SMK’nın 6/4 maddesinde; “Paris Sözleşmesinin 1’inci mükerrer 6’ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir” denilmektedir. Aynı Kanun’un 6/5 maddesinde de; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hallerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal ve hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” denilmektedir. Buna göre; Marka, bir veya bir grup üretici ve/veya satıcının mallarını veya hizmetlerini belirlemeye, tanıtmaya ve rakiplerinden ayırıp farklılaştırmaya yarayan isim, terim, sözcük, simge (sembol), tasarım (dizayn), işaret, şekil, renk veya bunların çeşitli bileşimleridir . Ayrıca markalar, tüketicilerin ve endüstriyel kullanıcıların satın alma sürecinde, ürünleri seçmeyi kolaylaştırırken aynı zamanda üstlendikleri riski de azaltmaktadır. Bu bağlamda pazara sonradan giren markalar, farklılaşmayı sağlamak ve ayırt edicilik yaratmak için pazara ilk veya önce giren olası rakip markalardan ve hatta rakip olmayanlardan bile farklılaşmak isterler. Bu farklılaşmayı, markalarında seçecekleri esas unsur, kelime, işaret, sembol ve renk ile yaparlar. Günümüzde markalar birbirlerinden farklılaşmayı sağlamak, ünlerini kendileri sağlamak amacıyla iletişim, tasarım ve görsel iletişim/tasarım uzmanlarına özgün tasarımlarla marka yaratmaları konusunda ciddi ücretler öderler. Bu anlamda, farklılaştırma yaratma çabası içinde olmayan ve bu konudaki maliyete katlanmak istemeyen firmalar önceki markalara benzer marka kullanma yoluna giderek ticari yarar sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu sebeple de, farklılaşmış, tanınmış markaların korunması, gerek ulusal, gerekse uluslararası mevzuatlar ile koruma altına alınmıştır. Mevzuat tarafından ilave bir takım korumalar tanınan tanınmış markaların, hangi kriterlere göre belirleneceği, bu sebeple, önem arz etmektedir. Markanın tanınmışlığının tespitinde önem arz eden marka değeri (brand equity) kavramına değinmek gerekmektedir. Marka değeri, markanın ismine ve sembolüne bağlı olarak tüketiciye ya da firmaya ilave bir değer kazandıran (veya kaybettiren) varlıklar grubudur ve söz konusu varlıklar grubu dört ana başlık altında toplanmaktadır. Bunlar; marka farkındalığı, marka sadakati, algılanan kalite, marka çağrışımları (marka özdeşliği)dır. Markaların finansal değerleri yanında ona etki eden ve artı değerler kazandıran insanların belleklerinde oluşturulan marka değeri (brand equity) söz konusudur. İşletmeler, rekabet edebilmek amacıyla sahip oldukları markalarının marka değerlerini yükseltmek için markalarına sürekli yatırım yapmak zorundadırlar. Marka yaratma bir süreçtir ve finansal yatırım gerektirir. Tüketicinin satın alma karar sürecinde marka farkındalığı, markayı tanıma ve hatırlama performansını içeren bir olgudur. Marka farkındalığı, markayı hatırlamak üzere tüketiciye verilen ürün kategorisi arasında, o ürünün seçilebilme yeteneğidir. Farkında olma eşiği; farklı koşullar ve çeşitli iç-dış faktörler altındaki tüketicinin, markayı tanımlayabileceği güçte belleğinde iz kalması demektir . Marka farkındalığı, müşterinin bir markayı nasıl hatırladığının değ.... yollardan ölçülmesi ile belirlenmektedir. Bu yollar; tanınmışlık, hatırlanırlık, hatırlanan ilk marka olmak ve akla gelen tek marka olmak şeklindedir. “Daha önce “x” markasıyla karşılaştınız mı ?” sorusu tanınmışlığı belirlemektedir. “Bu ürünlerin hangi markalarını sayabilirsiniz ?” sorusu hatırlanırlığı (ilk akla gelmeyi), ve bu soruya sadece bir marka söyleniyorsa “marka ismi hakimiyeti” söz konusudur . Marka farkındalığına bağlı olarak marka tanınmışlığı, geçmişte kazanılan aşinalığı yansıtmaktadır. Markayla nerede, niçin, ne zaman karşılaşıldığı ve markanın hangi ürün sınıfına girdiğinin hatırlanması önemli değildir. Basit olarak söz konusu marka ile daha önce karşılaşılmış olmayı ifade etmektedir. Diğer bir anlatımla, marka tanınmışlığı, tüketiciye markanın ipucu olarak verildiği durumda, geçmiş bilgi ve deneyimlerini kontrol eden tüketicinin zihninde bilginin belirmesi sürecidir . Yapılan bilimsel araştırmalar, geniş reklam bütçesine sahip işletmelerin daha yüksek düzeyde marka farkındalığı/tanınmışlığı yarattıklarını göstermektedir. Reklam, sponsorluk, kişisel satış, halka benimsetme ve promosyon gibi tutundurma çalışmaları ile görsel ve yazılı basında çıkan haber niteliğindeki yazı ve dökümanlar, saygın ticari listelerde yer edinme, tanınmışlığı arttırıcı yollar olarak değerlendirilmektedir. Tanınmışlığı belirleyebilmek için en etkili yol pazar araştırmaları yaptırmaktır. Bunun dışında yukarıda sayılan tutundurma araçları (reklam, sponsorluk, tanıtım, halka benimsetme) için yapılan harcamalarda bir gösterge olarak kabul edilebilir. Ayrıca markaların perakendecilerin raflarında uzun süre sergilenmesi (mağaza ismi tabelası asması ve ön cephede yer alması), tanınmış ve saygınlığı kanıtlanmış kuruluşların oluşturduğu yıllık başarılı firmalar (ürünler) sıralama listelerinde yer almak, internet sitelerinde yer almak yoluyla tüketicilerin hafızasında yer edinebileceği görüşü, yine “marka tanınmışlığı/ farkındalığı” yaratabilen eylemler olarak değerlendirilmektedir. Algılanan kalite, subjektif bir kriter olup tüketicinin beş duyu organına bağlı olarak edindiği bilgi girdilerini seçmesi, sıraya koyması ve yorumlamasıdır. Tüketiciler mal veya hizmetle bağdaştırdıkları çeşitli içsel ve dışsal ipuçlarını baz alarak değerlendirmeye tabi tutarlar. Dolayısıyla, algılanan kalite, tüketicinin zihninde oluşan ve tatmine bağlı olarak gelişen bir kavramdır. Satış hasılatları, saygın ticari listelerde yer edinme birer gösterge olarak kabul edilebilir. Marka sadakati, müşterilerin belli bir ürün kategorisinde özel bir markaya karşı devamlı olarak geliştirdikleri satınalma davranışıdır . Diğer bir yaklaşımla sadakat, bireyin aynı ürün kategorisinde bulunan alternatif markalar arasında yapmış olduğu karşılaştırma sonucunda, belirli bir markaya karşı geliştirmiş olduğu göreceli tutum ile bu göreceli tutumun kuvveti nispetinde markanın birey tarafından tekrarlı olarak satın alınması şeklindeki davranıştan oluşmaktadır. Marka cirosundaki artış, tüketici sayısındaki artış ya da aracıların ve endüstriyel kullanıcıların sürekli aynı markayı tercih etmeleri (dağıtım ağının genişliği, çok fazla satış noktasında dağıtımın olması ve markaya ait servis acentalarının olması) marka sadakati olarak değerlendirilebilir. Marka çağrışımı, tüketicinin zihninde marka ve onun özellikleri arasında belli temel özdeşleştirmelerin (çağrışımlar) oluşturulmasıdır. Bu özellikler; tüketicilerin marka ile ilişkilendirdikleri belli bir sembol, ürün nitelikleri, renk veya ünlü bir kişi olabilmektedir. Çağrışımlar, benzersiz çağrışımlar olabileceği gibi bir grup çağrışımı da yaratılabilir. Tanınmışlığın tespitinde 1999 tarihli “WIPO Ortak Tavsiye Kararları” adı altındaki ölçütlerden yararlanılması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu ölçütler; Halk arasında ve ilgili sektörde söz konusu markanın bilinme ya da tanınma derecesi, Söz konusu markanın kullanımının süresi, derecesi ve coğrafi bölgesi, Söz konusu markanın uygulandığı ürün ya da hizmetlerin fuar veya sergilerdeki tanıtımları, reklam ve sunumlarının süresi, derecesi ve coğrafi bölgesi, Söz konusu markanın tanınması ya da kullanımını etkileyen başka tescillerin ve/veya tescil başvurularının süresi ve coğrafi bölgesi, Söz konusu markanın haklarının etkili korunmasının kayıtları ve özellikle taraf ülkelerin idari ya da yargı açısından yetkili kuruluşlarının markayı tanınmış marka olarak tanımalarının derecesi, Marka ile özdeşleşen ekonomik değeridir. Ayrıca, 6769 sayılı SMK’nın 6/5. Maddesi kapsamında bir korumadan yararlanılabilmesi için; Tanınmış marka sahibinin bu markanın tescilinden zarar görme ihtimali, Haksız yarar sağlama, Tanınmış markanın itibarına zarar verme, Tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme, gibi şartlar aranmaktadır. Dolayısıyla, bir markanın sektöründe belirli bir bilinirliğe sahip olması, aynı ya da benzer başka bir markanın farklı mallar üzerinde tesciline engel oluşturabilmesi için yeterli olmayıp, aynı zamanda burada belirtilen şartların oluşması gerekmektedir. Bu şartların fiili olarak gerçekleşmesi zorunlu olmayıp, gerçekleşebilecek olması durumu yeterlidir. Tanınmış markanın sahibi, markasına verilecek zararın ya da markasının ününden sağlanacak yararın nelerden oluşacağını ve nasıl ortaya çıkacağını gösterir ve olayların olağan akışı içinde belirtilen durumların gerçekten olası olduğu yönünde bir sonuca varmak için yeterli kanaat oluşturacak deliller sunmalı veya en azından mantıklı bir sav ileri sürmelidir. Somut olayda ise; her şeyden önce, taraf markaları benzer olmadığından29, davacının markasının ilgili sektörde tanınmış olduğu kabul edilse dahi, tanınmış markanın bir benzerinin farklı mal ve hizmetlerde kullanılması somut olayda söz konusu olmayacağından ve davacı da dava/itiraz dosyalarına aksi yönde bir delil sunmadığından, davalının markasını tescil ettirmesi ve kullanması sonucunda haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi ya da tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarından birinin gerçekleşme ihtimalinin olmadığı, ayrıca; davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı “... ...” markasının ilgili sektörlerde/piyasada bilinirliği, bu markalara yapılan yatırım, bu markaların piyasa payı, dava/marka işlem dosyaları içeriğindeki belge ve delillerden anlaşılamadığından, bu markaların söz konusu sektörde “tanınmış” olduğunun söylenmesi de mümkün görülmemektedir. Bu nedenlerle; somut olayda, davacının “tanınmışlık” iddiasının, dava konusu edilen markanın hükmüne bir etkisinin olamayacağı, HÜKÜMSÜZLÜK TALEPLİ DAVA ÖZELİNDE, DAVACININ TİCARET UNVANINA DAYALI HAK İDDİALARININ DAVALININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASININ HÜKMÜNE ETKİSİ; 6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.” Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak,... kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer. Yargıtay emsal kararlarında da açıkça dile getirildiği üzere KHK 8/3 (SMK 6/3) maddesinde yer alan "ticaret sırasında kullanılan işaret" ifadesinin kapsamı içerisine ticaret unvanları, işletme adları, isim, fotoğraf, telif hakkı vs. sokulabilir. Aynı maddenin 5. fıkrasına (SMK 6/6) göre de, tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğrafı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceği belirtilmiştir. SMK md. 6/6 uyarınca ticaret unvanlarına ve alan adlarına tanınan koruma da, fiilen kullanıldıkları faaliyet konularını kapsamakta olup, fiilen kullanılmayan konularda koruma sağlanırsa ticaret unvanları/alan adları markalara karşı gereğinden fazla korunmuş olur. Ayrıca da; bu işaretin ticaret unvanı/alan adı kullanımından öte ayırt edici özellik kazanacak şekilde tek başına veya baskın unsur olarak aynı tür mal ve hizmetler bakımından markasal kullanımının da ispatı gerekir .
Davalının dava konusu edilen markasında “...” ibaresinin tek başına ön planda olmadığı, hatta bu ve başka nedenlerle dava konusu edilen marka ile davacının markalarının benzer olmadığı, dolayısıyla; somut olayda davacının “...”li ticaret unvanına dayalı hak iddialarının davalının markasının hükmüne bir etkisinin olamayacağı, Netice itibariyle, Karşılaştırılan işaretlerin/markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığı, Dava konusu edilen markanın kapsamına giren 36. Sınıftaki hizmetler yönünden emtia ayniyeti şartının (kısmen) gerçekleştiği, diğer emtialar yönünden bu şartın gerçekleşmemiş olduğu, Dava konusu edilen markanın kapsamına giren emtiaların hitap ettiği tüketici kesiminin dikkat/özen/seçicilik seviyesinin düşük olmadığı, Karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı, Davacının “gerçek hak sahipliği”, “tanınmışlık”, “ticaret unvanından kaynaklanan hak” iddialarının davalının markasının tesciline/hükmüne bir engelinin/ etkisinin olamayacağı, Dava konusu edilen 11.08.2025 tarihli ve .... kararının iptali ile hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı sonuçlarına ulaşılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır