İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/4 E. 2025/959 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/4
- Karar No
- 2025/959
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/4 Esas KARAR NO : 2025/959 DAVA : İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 02/01/2025 KARAR TARİHİ: 30/10/2025 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin kamyon/ tır vasfında araçların satış, tamir, bakım ve yetkili servisi olduğunu, davalı ...'a ait aracın dava konusu alacakla ilgili olarak 3 ayrı seferde davacı şirkete gelip servisi hizmeti aldığını, davalı ... dava konusu yapılan bu üç fatura bedelini ödemediğinden davacı şirket tarafından davalı aleyhine ... İcra müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlattığını ancak davalının icra takibine itirazı üzerine takibin durduğu, açıklanan nedenlerle itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesinin talep edildiği görülmüştür. CEVAP: Davalı tarafın işbu davaya cevap vermediği görülmüştür. DELİLLER: Hasan Tahsin Vergi Dairesine, Uşak Vergi Dairesine yazılan yazı cevapları, 26/05/2025 tarihli bilirkişi raporu dosyamız arasındadır. İzmir ... İcra Dairesi'nin ...esas sayılı dosyasının incelemesinde; mahkememiz davacısı tarafından davalı aleyhine 40.477,10 TL asıl alacak, 12.248,25 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 52.725,35 TL alacağın tahsili bakımından 19/11/2024 tarihinde ilamsız takip başlatıldığı, ödeme emrinin borçluya 29/11/2024 tarihinde tebliğ edildiği, 06/12/2024 tarihinde süresinde verilen borca itiraz dilekçesi üzerine takibin durdurulduğu görülmüştür. Uşak Vergi Dairesine yazılan yazıya verilen yanıtta davalının bilanço usulüne göre defter tutan birinci sınıf tüccar olduğu bildirilmiştir. Mahkememizin 26/03/2025 tarihli duruşmanın 3 nolu ara kararında dosyanın SMMM bilirkişisine tevdi ile hazırlanacak raporun dosyaya sunulmasının istenilmesi üzerine hazırlanan 26/05/2025 tarihli raporda özetle Davacı ... Oto. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin davalı ...'tan araç tamirine yönelik mal teslimi ve hizmet ifasından dolayı 40.477,10 TL alacaklı olduğu, faturaların açık düzenlendiği, alacak takibinde/ödeme emrindeki hesaplanan faiz miktarının hatalı olduğu, faiz türü olarak yıllık avans faizinin kabul edilmesi halinde ödenmeyen fatura tutarlarına, ödeme emri belgesinin düzenlendiği tarih itibariyle 11.592,53 TL, dava tarihi itibariyle 14.046,39 TL faiz işleyeceği sonuç ve kanaatine varılmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların iddia ve savunmaları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Dava ticari nitelikte hizmet sözleşmesinden kaynaklı hizmet veren davacıya hizmet bedelinin ödenmemesi nedeniyle davalı hakkında başlatılan icra takibinde vaki itirazın iptali ile takibin devamına ilişkindir. Davacı her ne kadar takipte işlemiş faiz istemiş ise de açmış olduğu itirazın iptali davasında yalnız asıl alacak tutarı yönünden itirazın iptali ile takibin devamını talep etmiştir. Davalı takip borçlusu icra dairesinin yetkisine itiraz etmiş ise de 6098 sayılı TBK m.89 hükmü uyarınca para alacaklarına ilişkin olarak alacaklının kendi yerleşim yerinde icra takibi başlatabileceği ve dava açabileceği anlaşılmakla davalının yerinde görülmeyen itirazının reddine karar verilmiştir. Davalı vekili dosyaya sunduğu bilirkişi raporuna yönelik beyan ve itiraz dilekçesi ile mahkemece davalıya yapılan dava dilekçesinin tebliğine ilişkin tebligatın usulsüz olarak yapıldığını ileri sürmüş ise de davalıya çıkarılan 07/01/2025 tarihli tebligatın komşu beyanı alınmak suretiyle muhatabın kapısına haber kağıdı yapıştırılarak mahalle muhtarına tevdi edildiği, tebligatın usulüne uygun olarak gerçekleştirildiği anlaşılmakla davalı vekilinin usulsüz tebliğ şikayetinin reddine karar verilmiştir. İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, iii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve ... E., ... K.; 25.11.2020 tarihli ve ... E.,...K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 6100 sayılı HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır. Fatura 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve ... E., ...K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. ...'nin 09.10.2025 tarihli ve ... E.,... K. sayılı kararı). Bu genel açıklamalar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; davacının ticari defter ve belgelerini mahkemeye ibraz ettiği, davacının, dava ve takip konusu alacağı usulüne uygun olarak tutulmuş ticari defter ve belgelerine eksiksiz olarak kaydettiği, taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı davacının düzenlemiş olduğu faturaların davalıya yana tebliğ edildiği, faturalara yönelik olarak davalının yasal süre içerisinde fatura içeriğine itiraz etmediği, davalının ayrıca ilgili fatura dönemine ilişkin 3 adet faturayı Form-BA ile bağlı olduğu vergi dairesine bildirdiği, alacağın kısmen yahut tamamen ödenmediği, davacının ticari defter ve belgelerinde ödemeye ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığı, taraflar arasında fatura düzenlenmesi ve tebliği suretiyle akdi ilişkinin mevcut olduğu, davacının faturaya dayalı borç tutarının tahsili istemiyle başlatmış olduğu icra takibinin yerinde olduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle; davalının haksız olarak borca itiraz ettiği ve hakkında başlatılan icra takibinin durduğu anlaşılmakla, davanın kabulü ile asıl alacak yönünden itirazın iptaline, takibin devamına karar verilmiştir. Davacı ayrıca %20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatı talebinde bulunmuştur. Yargıtay Daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun istikrar kazanmış uygulamalarına göre; itirazın iptali davalarında İİK’nın 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak icra inkâr tazminatı talep etmiş olması gereklidir. Burada, borçlu itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz. Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Diğer bir anlatımla, icra inkâr tazminatı, alacaklının genel mahkemede açtığı itirazın iptali davası sonucunda borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi durumunda alacaklı yararına hükmolunan icra hukukuna özgü bir tazminattır. Borçlunun ne kadar borçlu olduğunun saptanması ve itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesi ön koşuldur. Borçlunun ödeme emrine karşı itirazın yapıldığı andaki durumu itibariyle haksızlığı saptanacak ancak haklı çıkma durumuna uygun alacak miktarı esas alınarak alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekecektir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 14.07.2010 tarihli ve ... E., ... K.; 23.09.2020 tarihli ve ... E., ... K.; 26.02.2020 tarihli ve ... E., ... K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır (Yargıtay HGK 03.06.2021 tarih, ... Esas, ... Karar). Davacı satıcının borcun konusunu oluşturan servis hizmeti verilmesi nedeniyle düzenlediği faturalara davalı alıcının itiraz etmediği, aksine faturaları benimseyerek ilgili fatura dönemine ilişkin 3 adet faturayı Form-BA ile bağlı olduğu vergi dairesine bildirdiği, malî yönden yapılan bildirim yasal defterlerdeki kayıtları yansıtmakta olup davalının borcunu kabul ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda takip ve dava konusu alacak miktarı davalı borçlu tarafından bilindiğinden, “likit” yani muayyen ve belirlenebilir nitelikte olduğu gibi, davalının icra takibine itirazının da haksız olduğu gözetildiğinde, icra inkâr tazminatının yasal koşullarının oluştuğu (Benzer yönde Yargıtay HGK'nun 03.06.2021 tarih, ... Esas, ... Karar sayılı kararı) anlaşılmakla davacının icra inkar tazminatı talebinin kabulüne karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davanın KABULÜ ile, Davacının davalı hakkında başlatmış olduğu İzmir ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosya kapsamında davalı borçlunun yapmış olduğu İTİRAZIN İPTALİNE, takip konusu asıl alacak 40.477,10 TL olmak üzere toplam 40.477,10 TL alacak üzerinden takip tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile takibin devamına, 2-Davacının icra inkar tazminatının kabulü ile, alacağın (40.477,10-TL) %20'si tutarında olmak üzere 8.095,42-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Alınması gereken 2.764,99- TL karar ve ilam harcından, davacıdan peşin olarak alınan 615,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 2.149,59-TL karar ve ilâm harcının davalıdan alınarak Hazine' ye gelir kaydına, 4-Davacı tarafça yargılama boyunca yapılan; ilk dava açma gideri 1.318,30-TL, posta ve tebligat masrafı 622,50-TL, bilirkişi ücreti 5.000,00-TL olmak üzere toplam 6.940,80-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT gereğince taktir olunan 30.000,00-TL maktu vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenecek olan arabuluculuk ücretinin (yargılama gideri) davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 7-Davacı tarafından yatırılan gider avansından yargılama sırasında yapılan masraflar ile karar tebliğ giderlerinden geriye kalan avansın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, Dair, davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize ve bulunulan yer Asliye Hukuk (Ticaret) mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İzmir BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 30/10/2025
Katip ... ¸
Hakim ... ¸