İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/305 E. 2026/312 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/305
- Karar No
- 2026/312
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
T.C. "TÜRK MİLLETİ ADINA" ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ K A R A R
ESAS NO : 2025/305 KARAR NO : 2026/312
DAVA : Marka Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 16/07/2025 KARAR TARİHİ : 24/06/2026 Yazım Tarihi: 11/07/2026 İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE: “Davacı ...., Ltd. vekili tarafından açılan davada, davalıya ait ... tescil numaralı “...” ibareli markanın hükümsüzlüğü talep edilmiş olup, davalı şahsın yurt dışında bulunmasına rağmen Türkiye’de vekilinin mevcut olduğu, bu nedenle tebligatın vekile yapılması gerektiği belirtilmiş, müvekkil şirketin 2004 yılında kurulduğu, .... alanında faaliyet gösterdiği, “...” markasının dünya genelinde 70’ten fazla ülkede faaliyet gösteren, 600 milyondan fazla kullanıcıya ulaşan ve 2390 adet marka tesciline sahip tanınmış bir marka olduğu, Türkiye’de de aktif biçimde pazarlama, reklam ve üretim faaliyetleri yürüttüğü, .... web sitesinden hem global hem Türkiye pazarı için özel içerikler sunduğunu, 2020 yılında ...’da fabrika kurarak üretime başladığı, sosyal medya ve dijital platformlar aracılığıyla geniş kitlelere ulaştığı ifade edilmiş, taraf markalarının birebir aynı ibareden oluştuğu, görsel, işitsel ve kavramsal olarak ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğu, bu nedenle SMK m.6/1 kapsamında karıştırılma ihtimali bulunduğu, müvekkil markasının tanınmış marka olduğu ve SMK m.6/5 uyarınca farklı sınıflarda dahi korunması gerektiği, müvekkilin “...” ibaresi üzerinde önceye dayalı kullanım, tescil ve ticaret unvanına dayalı olarak gerçek ve öncelikli hak sahibi olduğu, davalının ise müvekkilin Türkiye’deki yatırımından hemen sonra aynı ibareyi özellikle ambalaj sınıfında tescil ettirdiği, müvekkilin tedarikçilerine ihtarname göndererek markayı devretme teklifinde bulunduğu, bu durumun markayı ticari kullanım amacıyla değil baskı ve kazanç elde etme amacıyla tescil ettirdiğini gösterdiği, ayrıca davalının yalnızca “...” .... “...”, “...”, “...” ve “...” gibi başka tanınmış markalar için de başvurular yaptığı, başvurularını farklı numaralar altında gizlediği ve sistematik şekilde kötü niyetli hareket ettiği ileri sürülerek markanın hükümsüzlüğü talep edilmiştir ; davalı tarafın cevap dilekçesine karşı sunulan cevaba cevap dilekçesinde ise davalının müvekkil markasının tanınmış olmadığı, öncelik hakkının bulunmadığı, belgelerin güvenilir olmadığı ve müvekkilin kötü niyetli olduğu yönündeki iddialarının reddedildiği, ... markasının global ölçekte ve Türkiye’de somut verilerle tanınmış olduğu, uzun yıllara dayalı kullanım ve 2005 yılına kadar uzanan tesciller nedeniyle müvekkilin öncelikli hak sahibi olduğu, taraf markalarının tamamen aynı ibareden oluştuğu ve karıştırılma ihtimalinin açık olduğu, farklı sınıflarda olunsa dahi ambalaj ürünleri ile elektronik cihazlar arasında ekonomik ve ticari bağlantı bulunduğu, tanınmış markalar bakımından sınıf farkının korumayı ortadan kaldırmayacağı, davalının müvekkilin Türkiye’deki yatırımından hemen sonra başvuru yaptığı, tedarikçilere ihtarname gönderdiği ve markayı devretme teklifinde bulunduğu, bu durumun kötü niyetli “tuzak marka” niteliği taşıdığı, ayrıca davalının başka tanınmış markalar için de başvurular yaptığı ve başvuruları gizlemeye yönelik işlemler gerçekleştirdiği, sessiz kalma savunmasının süresinin dolmadığı ve kötü niyet halinde uygulanamayacağı belirtilerek davanın kabulü ile dava konusu markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkinini” talep ve dava etmiş, duruşmada da dilekçesini aynen tekrar etmiştir. SAVUNMA: Davalı şahıs vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: “dava konusu marka ile ilgili olarak davacı tarafın iştirakleriyle daha önce hukuki süreçler yaşandığı, müvekkilin marka hakkına yönelik ihlallerin tespiti üzerine 23.05.2025 tarihinde ihtarname gönderildiği ve akabinde suç duyurusunda bulunularak soruşturma başlatıldığı, davacının SMK m.6/1’e dayalı iddiasının yerinde olmadığı, anılan hükmün başvuru aşamasındaki itirazlara ilişkin olduğu ve hükümsüzlük davasına kıyasen uygulanamayacağı, ayrıca müvekkilin 2021 yılında tescil edilen markasına karşı süresinde herhangi bir itiraz yapılmadığı, bu durumun davacının kötü niyetli olduğunu gösterdiği, davacı markasının Türkiye’de tanınmış olmadığı, dünya çapındaki bilinirlik iddialarının gerçeği yansıtmadığı, markanın Çin dışında sınırlı bilinirliğe sahip olduğu, .... ve ....’de çeşitli patent sorunları nedeniyle faaliyetlerinin kısıtlı olduğu, Türkiye’de de geniş kitlelerce bilinmediği, bu nedenle tanınmış marka korumasından yararlanamayacağı, davacının “...” ibaresi üzerinde gerçek ve öncelikli hak sahibi olduğu iddiasının dayanaksız olduğu, uzun yıllar boyunca bu marka için başvuru yapılmaması ve müvekkilin tesciline karşı itiraz edilmemesinin bu iddiayı çürüttüğü, davacının kötü niyetli olduğu, müvekkilin marka hakkını ihlal eden tarafın davacı ve iştirakleri olduğu, müvekkilin ihtarname göndermesinin hak arama kapsamında olduğu, aksine davacı tarafın marka devri için iletişime geçtiği, bu hususa ilişkin mesaj kayıtlarının sunulduğu, müvekkilin davacı ile bağlantılı firmalarda çalıştığına ilişkin iddiaların asılsız olduğu, sunulan ... görüntüsünün yapay zeka ile oluşturulmuş olabileceği, müvekkilin birçok firmayla danışmanlık ilişkisi bulunduğu ancak bunun somut dava ile ilgisinin olmadığı, davacı tarafın marka ve diğer başvurulara ilişkin iddialarının hukuki sınırları aştığı, herkesin mevzuata uygun şekilde marka tescil ettirebileceği, davacının tanınmışlık iddiasını somut verilerle ispatlayamadığı, satış rakamları, pazar payı, tüketici araştırmaları gibi delillerin sunulmadığı, tarafların farklı sektör ve hedef kitlelere hitap ettiği, bu nedenle karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, müvekkilin markasını uzun süredir Türkiye’de ve yurt dışında aktif olarak kullandığı belirtilerek davanın reddi talep edilmiştir ; davacı tarafın cevaba cevap dilekçesine karşı sunulan ikinci cevap dilekçesinde ise davacının tanınmışlık iddiasının yalnızca sosyal medya verileri ve marka başvuru sayılarıyla desteklendiği, bunun tanınmışlık için yeterli olmadığı, tüketici nezdinde bilinirliği ortaya koyan somut pazar verilerinin bulunmadığı, davacının Türkiye’de 2005 yılından beri bulunduğunu iddia etmesine rağmen dava konusu marka için daha önce tescil başvurusu yapmamasının açıklanamadığı, müvekkilin kötü niyetli olduğu iddiasının çelişkili olduğu, kötü niyet söz konusu olsaydı markanın yalnızca 16. sınıfla sınırlı tutulmayacağı ve daha geniş sınıflarda tescil edileceği, davacının iddialarını sosyal medya ve yapay zeka temelli verilere dayandırdığı, müvekkilin markayı uzun süredir kullandığı ve birçok ülkede faaliyet gösterdiği, davanın esasen müvekkilin davacı iştiraklerine karşı başlattığı hukuki süreçlere karşı açıldığı belirtilerek davanın reddini” talep etmiştir. MUHAKEME:HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır. 6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU (10/01/2017 yürürlük) Madde 6 (Marka tescilinde nispi ret nedenleri) "(1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. (3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. (4) ... Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir. (5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (9)Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.", Madde 25 " (1) 5 inci (mutlak red nedenleri ) veya 6 ncı ( nisbi red nedenleri ) maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. " hükmü yer almaktadır. SMK 6/1 maddesi anlamında iltibastan bahsedebilmek için ; Taraf markalarında AYNI işaret olması ve kapsamlarındaki emtia (mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması, Taraf markalarının BENZER işareti taşımaları ve kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) AYNIYETİ olması, Taraf markalarının BENZER işareti taşımaları ve kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması, ihtimali aranır. Markaların karıştırılmasından söz edebilmek için ise , dava konusu marka ile itiraza mesnet marka/markalar arasında hedef tüketici kitlesi (orta düzeydeki) yönünden markaların “görsel”, “işitsel” ve “kavramsal” özellikleri dikkate alarak genel ve bütünsel açıdan benzerlik ihtimali olması , yine tescilli marka ile tescil olunmak istenen işaret arasında markayı taşıyan her iki ürünün işletmesel kökeninin aynı veya birbirleriyle bağlantılı (idari-ekonomik) işletmeler tarafından üretilmiş olabileceği noktasında bağlantı kurulması (ilişkilendirilme) ihtimalinin bulunması gerekir. Karıştırılma kavramının varlığı için “somut bir karıştırma” eyleminin varlığı şart olmayıp böyle bir tehlikenin varlığı dahi yeterli olacaktır. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle; Bu mal veya hizmetlerin benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, İkame imkanlarının bulunup bulunmadığı, birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı, Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. SMK 6/3 maddesinin uygulanması için tescilsiz olarak kullanılan işaretin MARKASAL şekilde yani işlevine uygun , ayırt ediciliği sağlanmış olarak ticaret alanında kullanılması, bu kullanımın da Türkiye hudutları içinde olması gerekir. Üçüncü kişinin davaya konu tescil başvurusundan veya rüçhan hakkının doğumundan önce, bu işareti kullandığı , çevresinde belli bir oranda bu işaret üzerinde hak sahibi olarak bilinip tanındığının ispatı (tüm Türkiye genelinde değil) gerekir. Diğer bir anlatımla, öncelik hakkını ileri sürenin söz konusu ibarenin başkası tarafindan kullanımını veya tescilini engelleme hakkı verecek nitelik ve yoğunlukta bu işareti Türkiye hudutları içinde ticaret alanında kullandığını ispatlaması gerekir. Gerçekten, bir işareti ilk kullanan ve ona ayırt edici nitelik kazandıran kişi onun hak sahibi olarak kabul edilir ve bu halde gerçek hak sahipliği sözkonusudur. SMK 6/4 maddesine göre tanınmış markada ; .... sözleşmesi kapsamında tanınmışlık düzeyine ulaşmış olması koşuluyla, tescilli bir markanın, işaret ve emtia açısından aynı veya benzerinin Türkiye'de aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından başvurusunun yapılması halinde itiraz üzerine reddedileceği düzenlenmektedir. SMK 6/5 maddesi anlamında tanınmışlıktan bahsedebilmek için ; Toplumda (Türkiye sınırlarında) tanınmışlık düzeyine ulaşmış olması koşuluyla, tescilli bir markanın, aynı veya benzerinin (aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın ) yapılan marka başvurusu, tanınmışlığından haksız yarar sağlanabileceği, itibarına zarar verebileceği veya ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumlarda, tanınmış marka sahibinin itirazı üzerine ret edilir. Yargıtay içtihatlarında tanınmışlık “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir. Bu hallerde marka başvurusu nedeniyle haksız yarar sağlanabileceği, onun itibarına zarar verebileceği veya onun ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği hallerinde nisbi red sebebi sayılarak başvuru markası engellenebilecektir. Doktrin ve çeşitli yargı kararları dikkkate alınıp bakıldığında KÖTÜNİYET kriteri "Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olabilmesi için, marka başvurusu sırasında kötü niyetli olarak markanın amacı ve temel işlevi dışında bir amaçla kullanılması gerekir. Dolayısıyla kötü niyetin kabulü için, marka için başvuruda bulunan kişi, markanın temel işlevleri olan ürünün işletmeye aidiyetini sağlama ve diğer ürünler karşısında ayırt edicilik sağlama fonksiyonu dışında bir amaçla veya marka üzerindeki gerçek hak sahibinin markadan yararlanmasını engellemek veya markanın ün ve şöhretinden yararlanmak suretiyle haksız çıkar edinme gibi bir amaçla hareket etmelidir." şeklinde görüşler yer almaktadır. DELİLLER ve DEĞERLENDİRME: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davalıya ait ... sayılı markanın davacı tarafın SMK 6/1, 6/3, 6/4-5, 6/9 maddelerine göre (önceki markalarının varlığına bağlı iltibas, eskiye dayalı kullanım, gerçek hak sahipliği, markalarının yurt içi yurt dışı tanınmışlığı, kötü niyetli başvuru) iddialarına bağlı davalı markasının SMK 25 nci maddesine göre davalı markasının hükümsüzlüğü gerekip gerekmediği noktasında olduğu tespit edilmiştir. Davacıya ait ... ibareli ; davalıdan daha önceki tarihli olan; 04.11.2020 tescil tarihli ... sayılı markası; 13.02.2020 tescil tarihli ... sayılı markası; 16.07.2021 başvuru ,04.05.2022 tescil tarihli .... sayılı markası; 30.04.2020 başvuru, 29.12.2020 tescil tarihli .... sayılı markası; olduğu ... kayıtları ile tespit edilmiştir. Davalı şahsın ise ... ibareli ; 06.08.2021 Başvuru, 27.01.2022 tescil tarihli ... sayılı markası ; olduğu ... kayıtları ile tespit edilmiştir. Uyuşmazlık tespitinden sonra tahkikata geçilip bilirkişi raporu alınmıştır. 11/05/2026 Tarihli bilirkişi raporunda özetle: " Davalıya ait ... sayılı “...” ibareli marka ile davacıya ait önceki tarihli markalar arasında yapılan görsel, işitsel ve kavramsal inceleme neticesinde; taraf markalarının esas unsurunu oluşturan “...” ibaresinin aynen yer aldığı, bazı davacı markaları bakımından davalı markası ile doğrudan ayniyet bulunduğu, diğer markalar bakımından ise ortak unsurun baskın nitelikte olduğu, bu nedenle markalar arasında yüksek derecede benzerlik bulunduğu, Taraf markalarına konu mal ve hizmetler incelendiğinde; doğrudan aynı veya benzer nitelikte bir örtüşme bulunmamakla birlikte, davalı markasının 16. sınıfa dahil ambalajlama ve kağıt ürünleri ile davacı markalarının 09. sınıfta yer alan bazı fiziksel elektronik ürünleri arasında, söz konusu ürünlerin pazara sunumu bakımından tamamlayıcılık ilişkisine dayalı sınırlı düzeyde bir ekonomik ve işlevsel bağ bulunduğu, Bu kapsamda, “....”,”....” sayılı markalar arasındaki ayniyet ve .... sayılı markalar arasındaki yüksek düzeyde benzerlik ile mal ve hizmetler arasındaki sınırlı da olsa mevcut tamamlayıcılık ilişkisi birlikte değerlendirildiğinde, somut olay bakımından SMK m.6/1 kapsamında karıştırılma ihtimalinin tamamen ortadan kalkmadığı ve hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, Davacı tarafça ileri sürülen SMK m.6/3 kapsamında önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliği iddialarının, dosya kapsamında sunulan dijital içerikler, sosyal medya paylaşımları, basın ve haber yansımaları ile kullanım örnekleri çerçevesinde davacı lehine güçlü emareler içerdiği; özellikle dava konusu başvuru tarihinden önceye uzanan kullanımın kronolojik olarak ortaya konulduğu dikkate alındığında, söz konusu iddiaların mevcut tescilli marka haklarını desteklediği ve bu kapsamda hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, Davacı tarafça SMK’nın 6/4 ve 6/5 maddeleri kapsamında ileri sürülen tanınmışlık iddialarının, dosya kapsamında sunulan mevcut delillerle ispatlanamadığı ve bu hükümler yönünden hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, Dosya kapsamında yer alan başvuru davranışları, aynı tarihte birden fazla tanınmış markanın tescil ettirilmesi, üçüncü kişilere gönderilen ihtarnameler ve tarafların faaliyet alanları birlikte değerlendirildiğinde; davalının dava konusu marka başvurusunun dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacak şekilde gerçekleştirildiği yönünde güçlü emareler bulunduğu, bu kapsamda başvurunun SMK m.6/9 anlamında kötü niyetli olduğu ve hükümsüzlük şartlarının oluştuğu, Sessiz kalma yoluyla hak kaybı bakımından, sürenin sonraki markanın kullanımının bilindiği veya bilinmesi gerektiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı kabul edilmekle birlikte; somut olayda, tescil tarihi esas alınsa dahi kanunda öngörülen beş yıllık sürenin henüz dolmadığı, bu nedenle anılan savunmanın somut uyuşmazlık bakımından uygulanabilir nitelikte olmadığı, Bu itibarla; dava konusu ... sayılı ‘...’ ibareli markanın, 6769 sayılı SMK’nın 6/1, 6/3 ve 6/9 maddeleri kapsamında hükümsüzlük koşullarını taşıdığı, buna karşılık SMK m.6/4 ve 6/5 hükümleri yönünden ileri sürülen tanınmışlık iddialarının dosya kapsamındaki mevcut delillerle ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır. " şeklinde ifade edilmiştir. Davalı vekilinin yeni bir heyetten rapor alınması talebi HMK 30.ncu madde kapsamında değerlendirilerek, sunulan rapor denetlenebilir, içeriği de ihtisas mahkemesi hakimliğince olumlu veya olumsuz değerlendirilebilir kabul edilerek yargılama gereksiz uzamasın diye bu talep reddedilmiştir.
GEREKÇE: Önceki tescilli bir marka (davacıya ait olan) ile sonraki tesçilli marka (davalı markası) arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil ve anlamsal benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınmakla beraber münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin nazara alınarak belirlenmesi gerektiğinden hareketle; Davacının .... sayılı ... ibareli önceki tarihli tescilli markası ile davalı şahsın 27.01.2022 tescil tarihli ... sayılı ... ibareli markası arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri ayniyete ve iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu ; Diğer yönden bilirkişi raporunda sayfa 5-6-7 deki karşılaştırma tablosunda ... sayılı markanın kapsamında yer alan 16. Sınıftaki "kağıt, karton (mukavva); kağıt veya karton malzemeden mamul ambalajlama ve sarma malzemeleri .... Plastik malzemeden mamul ambalajlama ve sarma malzemeleri. .... Basılı yayınlar .... Büro makineleri" malları yönünden kısmen emtia benzerliği oluştuğu ; Bunun dışında kalan davalı markası açısından emtia benzerliği oluşmadığı; İşin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, önceki markadaki ve sonraki markadaki işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu 16. Sınıftaki "kağıt, karton (mukavva); kağıt veya karton malzemeden mamul ambalajlama ve sarma malzemeleri .... Plastik malzemeden mamul ambalajlama ve sarma malzemeleri. .... Basılı yayınlar .... " malları için ayırdığı satın alma/yararlanma süresi içinde, davalının markasını gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davacının daha önceden tescil edilen .... sayılı ... ibareli markasından farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı , ayniyet / iltibas ve benzerlik nedeniyle her iki taraf markası arasında yanılgı yaşayabileceği, hedef kitle açısından bu mallarda iltibas ve benzerlik nedeniyle davalı taraf markası ile davacı taraf markası arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idarî ve ekonomik anlamda bağlantılı bir işletme tarafından piyasaya sunulan markalı mallar algısı oluşabileceği , yani markaları karıştırabileceği, bu açıdan taraf marka işaretleri arasında bu mallarda 6769 sayılı SMK 6/1 iltibas koşulu ve SMK 25/1 .nci maddedeki hükümsüzlük koşulu da kısmen oluştuğu; Diğer yönden ise ; Davacı tarafın başvuru üzerinde SMK 6/3 maddesi anlamında önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliği kanıtlanmadığı, SMK 6/4-5 maddesindeki tanınmışlık koşulu da oluşmadığı, ( davacıya ait tanınmış olduğu iddia edilen markadan " haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği " kanıtlanmadığı ) ; Dava konusu marka açısından SMK 6/9 maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiası da kanıtlanmadığı; Ancak bu durumlar yukarıda açıklanan kısmi iltibası ortadan kaldırmadığından bilirkişi raporu da benimsenerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Davanın KISMEN KABULÜNE, 2-Dava konusu ... sayılı markanın kapsamında yer alan 16. Sınıftaki "kağıt, karton (mukavva); kağıt veya karton malzemeden mamul ambalajlama ve sarma malzemeleri .... Plastik malzemeden mamul ambalajlama ve sarma malzemeleri. .... Basılı yayınlar .... " malları yönünden MARKANIN KISMEN HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE, sicilden terkin edilmesine, karar kesinleştiğinde ...'ya müzekkere yazılmasına, 3-Diğer kısımlar yönünden davanın REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu karar harcından peşin alınan 615,40 TL'nin düşümü ile bakiye 116,60 TL'nin davalıdan tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına, 5-AAÜT uyarınca 55.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 6-AAÜT uyarınca 55.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 7-Davacının yaptığı; 16.000,00 TL bilirkişi ücreti, 580,00 TL tebligat gideri, 615,40 TL ilk harç masrafı olmak üzere toplam 17.195,40 TL nin kabul ve red oranına göre takdiren 1/2 si olan 8.597,70 TL nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 8-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine, Dair verilen karar taraf vekillerinin yüzüne karşı, 6100 sayılı HMK 341 ila 345 inci maddesine göre tebliğden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememiz aracılığı ile .... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar okunup açıklandı. 24/06/2026
Katip ... Hakim ... E imzalıdır E imzalıdır