İlk Derece Mahkemesi · İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/980 E. 2025/1020 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/980
Karar No
2025/1020
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2024/997 Esas KARAR NO: 2025/1030 DAVA: Tazminat DAVA TARİHİ: 20/11/2024 KARAR TARİHİ: 19/12/2025

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkili ----- sahibi olduğunu, davalıdan ----- yevmiye numaralı araç satış sözleşmesi ile ------ bedel ise satın aldığını, aracı kullanımla birlikte arızalar baş gösterdiğini, ustaya götürüldüğünde 135.000-TL masrafı olduğunun söylendiğini, ---- yevmiye numaralı ihtarı ile ayıbın davalıya bildirildiğini, açıklanan nedenlerle 135.000-TL masrafın davalıdan dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsilini, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalı üzerinde bırakılmasını talep ve dava ettiği anlaşılmıştır.

SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle Müvekkil dava konusu aracı ------yevmiye numaralı satış sözleşmesiyle Satıcı ------ müvekkile ait araçla takas karşılığında satın aldığını, Davacı araç ile ilgili ilanı müvekkilin satın aldığı kişi olan ----- görmüş olup müvekkkil aracı takas sonucu satın aldıktan sonra müvekkile ulaştığını. Müvekkil davacı ------- aracı satın almadan önce------ onaylı bir ekspertize göstermesi gerektiğini defaatle bildirmesine rağmen davacı kendisinin araç konusunda uzman olduğunu ve yaptığı kontroller sonrasında araçta herhangi bir kusurun olmadığını ve aracı satın almak istediğini müvekkile bildirdiğini Buna rağmen müvekkil davacıyı uyardığı halde davacı Ekspertiz raporu almanın maliyetli olduğunu ve kendisinin aracı beğendiğini müvekkilime iletttiğini, Zira davacı Noterde satın alırken de sözleşmede adı geçen kısma aracı beğendiğini ve aracın kusuru olmadığını el yazısı ile yazdığını, Davaya konu olan araç 14 yaşında 150.000 kmnin üzerinde bir araçta bazı sorunların yer alması kuvvetle muhtemel olup Bu hususu dikkate alarak davacının aracı satın almış olduğu aşikar olduğunu, Davacı vekili tarafından -------- yevmiye numarasıyla müvekkile ihtarname gönderildiğini İlgili ihtarnamede " aracı sanayiye götüren müvekkil tamir edilebilmesi için 170.000 TL gerektiğini öğrendiğini Bu kapsamda TBK gereği muhatabın masrafı karşılaması gerektiğini" içeren ihtarname çekildiğini, İlgili ihtarnameye karşılık olarak müvekkil ise--------- yevmiye numaralı ihtarnamesi ile cevap verildiğini, Davacı tarafından çekilen ihtarnemede müvekkile ulaşılamadığı iddiası yersiz olduğunu, arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamadığını, davacının davasını ispatlayamamış olması ve müvekkilin hiçbir şekilde kusurunun olmaması sebebiyle davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini beyan etmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Dava hukuki niteliği itibariyle, Tazminat davasıdır.------ Karar sayılı dosyası görevsizlik kararı verilmekle mahkememiz esasına kaydedildiği anlaşılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sırasında taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesi uzmanlık gerektiren yönleri bulunduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişi tarafından alınan raporda özetle; dava konusu aracın kaza geçmişi, hasar giderilme şekli, yaşı ve periyodik bakım ve kontrollerine göre değer kaybının olduğu, bütün bunların 2. El araçlarda beklenebilecek durumlar olduğu, ancak satış bedelinin aracın mevcut durumu ile uyumlu olduğu, satıcı davalının araç ile ilgili mevcut durumu gizleyen, aksi yönde bir taahhüdü, ilan metni yok ise aracın ayıplı olarakdeğerlendirilemeyeceği ve ayıbınniteliğindenbahsedilemeyeceği, Aracın satış tarihindeki hasarsız değerinin ------, mevcut bilgi ve belgelere göre hasarlı araç değerinin ---- olacağı, sözleşme satış fiyatı --- nin bu değer ile uyumlu olduğu aradaki farkın %5 kabul edilebilir olduğu, piyasa arz talep dengesi ile bağlantılı olduğunu, Davacı --------dava konusu aracı alım sonrası yaptığı masrafları mevcut bilgi ve belgelere göre davalıdan ayıp iddiası ile tahsil edemeyeceği, hususları beyan ve rapor edilmiştir. Somut olaya 6098 sayılı Borçlar Kanunu (TBK) ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır: Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” denilmektedir.Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır.Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir--------Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Ancak TTK 25/4’de zamanaşımı süresi altı ay olduğunun belirlenmesi nedeniyle gizli ayıplarda azami ihbar süresi altı aydır. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. Maddesine göre Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz.Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz. Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır.Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 25/3. maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “ Emtianın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde keyfiyeti satıcıya bildirmeye mecburdur. Açıkça belli değilse alıcı emtiayı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde emtianın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını muhafaza için keyfiyeti bu müddet içinde satıcıya bildirmeye mecburdur.” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 25/3. maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Türk Borçlar Kanunun 223. Maddesine göre; alıcının, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorunda olduğu, alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal etmesi halinde, satılanı kabul etmiş sayılacağı, ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hükmün uygulanmayacağı, Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği; bildirmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Borçlar Kanununun 227 ve 228. maddelerinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği gibi zamanaşımı süresi dolsa bile kendisine karşı açılan davada ayıptan doğan defi hakkını ve seçimlik haklarını ileri sürebilir. Bu halde artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir.Ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir.Bir davada çekişmeli olguların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği konusuna, ispat yükü denir. Her iki taraf da ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişler ise bu halde hâkimin ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. Çünkü hâkim, ilk önce tarafların gösterdikleri delilleri incelemekle yükümlüdür.İki tarafın (veya bir tarafın) gösterdiği deliller ile davaya ilişkin bütün çekişmeli olgular aydınlanmış ise yine ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmakta bir yarar yoktur. Buna karşılık, gösterilen delillerin hâkime dava hakkında tam bir kanaat vermemesi halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün tespit edilmesinde yarar vardır. Delillerin davayı etkileyecek çekişmeli hususlarda gösterileceği ve ispat faaliyetinin çekişmeli vakıalar için söz konusu olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır------Türk Medeni Kanunun 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” denilmiştir.İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.Somut olayda, tüm dosya kapsamı ile bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu aracın kaza geçmişi, hasarın giderilme şekli, yaşı ile periyodik bakım ve kontrolleri dikkate alındığında belirli bir değer kaybının bulunduğu, ancak bu hususların ikinci el araçlarda olağan ve beklenebilir nitelikte olduğu, aracın satış bedelinin mevcut durumu ile uyumlu olduğu, satıcı davalının araçla ilgili mevcut durumu gizlediğine veya araç hakkında aksi yönde bir taahhütte bulunduğuna ya da yanıltıcı bir ilan metni sunduğuna dair dosya kapsamında herhangi bir delil bulunmadığı, ayrıca basiretli davranma yükümlülüğü bulunan davacının aracın satın almadan önce yaptırdığı ekspertiz raporunun bulunmadığı tespit edilmiştir. Tüm bu nedenlerle aracın ayıplı olarak değerlendirilemeyeceği ve ayıbın niteliğinden söz edilemeyeceği, aracın satış tarihindeki hasarsız değerinin 640.079 TL, mevcut bilgi ve belgelere göre hasarlı değerinin 428.360 TL olduğu, sözleşmede kararlaştırılan 452.000 TL satış bedelinin bu değerle uyumlu bulunduğu ayrıca aracın ayıplı şekilde satıldığı iddiasının ispat yükünün davacı tarafta bulunduğu, davacının bu iddiasını dosya kapsamındaki delillerle ispatlayamadığı anlaşılmakla, tüm bu nedenlerle usul ve yasaya uygun bilirkişi raporundaki teknik tespitler esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-DAVANIN REDDİNE, 2-Karar harcı 615,40TL den başlangıçta peşin olarak yatırılan 2.305,47 TL peşin harçtan mahsubu ile artan 1.690,07 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6- Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca -------- bütçesinden ödenen 2.080,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 7-Taraflarca dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine, Dair davacı vekiline (e- duruşma sistemi üzerinden) davalı vekilinin yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde ---- Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup, usulen anlatıldı.19/12/2025

Atıf: İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/980, K. 2025/1020, T. 19.12.2025, www.arakarar.com/karar/istanbul-anadolu-12-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-980-e-2025-1020-k-6894686ff965