İlk Derece Mahkemesi · Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi

Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/581 E. 2025/58 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/581
Karar No
2025/58
Karar Tarihi

T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/581 Esas - 2025/58 T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2024/581 Esas KARAR NO : 2025/58

HAKİM : ... KATİP : ...

DAVACI : ... VEKİLİ : Av.... DAVALI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVA : Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 02/02/2024 KARAR TARİHİ : 04/02/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 26.02.2025

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili 02/02/2024 tarihli dava dilekçesinde, Müvekkil ... (Pronet) Türkiye çapında güvenlik sektöründe yasalara uygun şekilde faaliyet gösteren köklü bir şirket olduğunu, elektronik güvenlik sistemlerinin kurulması ve ... aracılığıyla bu sistemlerin izlenmesi alanında hizmet veren ülkemizin en büyük ve kurumsal şirketlerinden birisi olduğunu, Müvekkil Şirket ile davalı arasında 17.11.2017 tarihinde hizmet sözleşmesi akdedildiğini, davalı, Müvekkil Şirket’te Satış Müdür Yardımcısı olarak çalıştığını, davalının iş akdi 18.08.2021 tarihinde sona erdiğini, Müvekkil Şirket ile Davalı arasında iş sözleşmesini müteakiben 17.11.2017 tarihinde “Rekabet Yasağı Sözleşmesi” akdedilmiş olup davalı, ilgili sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerine aykırı hareket ettiğini, bu sebeple davalıya Beyoğlu 47. Noterliği 03464 yevmiye numaralı 28.08.2023 tarihli ihtarname keşide edildiğini, bu minvalde davalı hakkında huzurdaki işbu davanın açılması zarureti hasıl olduğunu, dava konusu uyuşmazlığın, davalı ile Müvekkil Şirket arasında akdedilen iş sözleşmesinin sona ermesinden sonraki rekabet yasağına ilişkin olarak düzenlenmiş olan Rekabet Yasağı Sözleşmesine aykırı davranması nedeni ile davalının ödemesi gereken cezai şartın tahsili ile ilgili olduğunu, her ne kadar bir dönem Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde rekabet yasağından kaynaklanan davalara bakmaya görevli mahkemenin İş Mahkemeleri olduğu yönünde kararlar verilmiş olsa da kısa süre önce yeniden bu davalarda ve özellikle iş akdi feshedildikten sonraki süreçte işlenen rekabet yasağına aykırı eylemlerle ilgili ikame edilecek davalarda Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğunun belirtildiğini, ticari uyuşmazlıktan kaynaklanan zorunlu arabuluculuğa başvurulduğunu, 16.11.2023 tarihli 2023/129110 dosya, 2023/18457 Arabuluculuk numaralı arabuluculuk son tutanağında da görüleceği üzere arabuluculuk, anlaşamama ile sonuçlandığını, müvekkil şirket ile davalı arasındaki iş sözleşmesinin feshedilmesinin ardından davalı, Müvekkil Şirket ile aynı faaliyet konusunda hizmet veren bir şirket olan ...'nde çalışmaya başladığını, firma İto kayıtlarından görüleceği üzere, alarm ve güvenlik alanında faaliyet gösterdiğini, dava dışı ... Şirketi, ekli ticaret odası kayıtlarından da anlaşılacağı üzere müvekkil şirketle aynı nace kodu olan 80.20.01 kapsamında faaliyetine başladığını, müvekkil şirket ile dava dışı şirketin faaliyet konusu aynı olduğunu, aynı alanda faaliyet gösterdiğini, dava konusu uyuşmazlığa konu olan olayda davalı ile müvekkil şirket arasında akdedilen Rekabet Yasağı Sözleşmesi geçerlilik şartlarının tümüne haiz olduğunu, dava dilekçesi ve cezai şart talepleri ile ilgili bir diğer hususun rekabet yasağı sözleşmesinde kararlaştırılan 2 yıllık rakip firmada çalışma yasağı ve belirlenen 1 yıllık brüt maaş tutarındaki cezai şartın uzun süreli ve fahiş olmadığı orantılı ve ölçülü olduğu yönünde olacağını, müvekkil şirket müşterileriyle ekseriyetle 24 ay süreli sözleşmeler akdettiğini, davalının rekabet yasağında belirtilen süre de bu süreye göre belirlendiğini, burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus ölçülülük ilkesi olduğunu, müvekkil açısından önem arz eden en önemli sır müşteri portföyü olduğunu, 24 ay süreyle sözleşmeyle bağlı olan müşterilerinin davalı veya herhangi bir personelinin rekabet yasağına aykırılığı sebebiyle müvekkil şirketle olan hukuki bağını sonlandırmak istemesi müvekkil şirket açısından büyük bir risk teşkil ettiğini, 2016 yılında müvekkil şirketin taraf olduğu bir dava dosyasında tanzim edilen bilirkişi raporunda müvekkil şirketin 2016 yılı ekonomik koşullarına göre 1 müşteriyi kazanım ve bu müşteriye verilecek hizmetin müvekkil şirkete yansıyan maliyetinin yaklaşık 6.000 TL olduğu hesaplandığını, günümüz ekonomik koşullarında bu tutar kat be kat daha fazla hesaplanacağını, dolayısıyla davacının müvekkil şirkette çalıştığı dönemde irtibatta olduğu müşterilerden yeni çalıştığı firmaya kazandırmaya çalışma ihtimali müvekkil şirket nezdinde ciddi bir zarar ve kar kaybı riski yarattığını, bunun önüne geçebilmek için de bu riskle ölçülü olacak süreyle sınırlı kalarak bir rekabet yasağı şartı getirildiğini, ayrıca günümüz ekonomik koşulları ve Türk Lirasının yaşadığı ciddi değer kaybı dikkate alındığında sözleşmede belirlenen tutar günümüz ekonomik koşullarına göre çok makul seviyede kaldığını, Rekabet Yasağı Sözleşmesinin ilgili hükümleri göz önünde bulundurulduğunda Davalı ile Müvekkil Şirket arasında geçerlilik şartlarına haiz Rekabet Yasağı Sözleşmesi akdedilmiş olup işbu sözleşmeye açıkça aykırı davranarak rakip şirkette işe başlayan Davalının son brüt ücreti üzerinden hesaplanan cezai şart bedelinin Müvekkil Şirket’e ödenmesi gerektiği hususu açıkça orta olduğunu, fesih bildiriminden de görüleceği üzere davalı’nın son brüt ücreti üzerinden hesaplanan 12 aylık brüt ücret toplamından şimdilik kısmi olarak 1.000 TL cezai şartın fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla tarafımıza ödenmesini talep ettiklerini, davalının fiilinin taraflar arasındaki Rekabet Yasağı Sözleşmesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 444. maddesi hükümlerine aykırılık taşıdığı davalının imzalamış olduğu mezkûr Sözleşme hükümlerini ihlalinde kusurlu bulunduğunun kabul edilmesi ve bu doğrultuda ilgili kanaate varılması huzurdaki dava dosyasına ilişkin olarak hukuka uygun olduğunu, bu nedenlerle davanın kabulüne, davalı’nın, Rekabet Yasağı Sözleşmesi’ne aykırı davranması sebebiyle işbu sözleşmenin 5. maddesinde de belirtildiği üzere davalı’nın son brüt ücreti üzerinden hesaplanan 12 aylık brüt ücret toplamından fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik kısmi olarak 1.000,00 TL tutarındaki cezai şart tutarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkil şirkete ödenmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı 27/02/2024 tarihli cevap dilekçesinde, davacı tarafça dosyaya sunulmuş olan 17.11.2017 tarihli iş ve rekabet yasağı sözleşmesinden de anlaşılacak olduğu üzere iş sözleşmesi ve rekabet yasağı sözleşmesinde TACİR DEĞİL işçi taraf konumunda olduğunu, halihazırda da ne esnaf odasına ne de ticaret odasına kaydı bulunduğunu, bu nedenle 17.11.2017 tarihli rekabet yasağı sözleşmesindeki yetki anlaşması hükmü kanunda aranan her iki tarafın tacir olması şartı sağlanamadığından kesin hükümsüz olup yukarıda esas numarası yazılı bu davanın HMK 6. ve 10. maddeleri uyarınca yetkili mahkeme olan mernis yerleşim yerim olan Sakarya Mahkemeleri ve İcra Müdürlüklerinde açılması açılması gerektiğini, davacı tarafın mahkemeye sunduğu 17.11.2017 tarihli rekabet yasağı ve gizlilik sözleşmesi mahkemece incelendiğinde de anlaşılacağı üzere bu sözleşmeler maktu şekilde, yalnızca doldurulacak yerler boş bırakılarak, kabul etmiyorum kısmında gerekçe istenerek, kabul ediyorum kısmı gerekçesiz bırakılarak neredeyse tüm hükümleri davacı tarafın menfaatlerini koruyucu mahiyette ; tek yanlı ; genel ve soyut ifadelerle düzenlendiğini, hazırlamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu dikkate alındığında 17.11.2017 tarihli rekabet yasağı ve gizlilik sözleşmesinim hükümlerin nerede ise tamamının genel işlem koşulu sayılması gerektiğini, davaya konu rekabet yasağı ve gizlilik sözleşmesine bakıldığında, sözleşmenin ilk sayfasında işçinin çalıştığı bölüm , işçinin adı ve soyadı, iletişim kısımları, sayfanın dip kısmında bulunan il ve ilçe kısımları sonradan doldurulmak üzere boşluk bırakılarak düzenlendiğinini, gizlilik taahhüdünde yazılı onayın e-mail vasıtası ile dahi verilemeyecek olduğu ancak kağıt ve kalem kullanılarak imzaya yetkili tüm temsilcilerin ıslak imzası ile onay verebilecek olduğunu, rekabet yahut gizlilik yasağına aykırılık halinde son brüt asgari ücret üzerinden hesaplanacak fahiş bir cezai şart ödenecek olduğunun belirtildiğini, davacı şirketçe tek taraflı düzenlenerek ...'ya imzalatılmış olan sözleşme de 17/11/2017 tarihli rekabet yasağı sözleşmesi ile birebir aynı olduğunu, bu maktu sözleşmenin bu şekilde işçilere imzalatıldığını, davacı şirket yanında çalışmadan önce ...bayisini işlettiğini, İşlerin kötü gitmesi nedeni ile ortağım ile işi bıraktıklarını ve her birinin iş aramaya başladığını, bu süreçte çeşitli yerlere iş başvurusunda bulunduğunu ve 2-3 ay sonra davacı şirket tarafından çağrılması üzere derhal İstanbul'dan Sakarya'ya gittiğini, davacı şirket yetkilisi ile gerçekleşen görüşmesinin olumlu geçmesi, işe alınacak olduğundan sözleşmeleri okumadan imzaladığını, davacı tarafça dosyaya sunulan rekabet yasağı ve gizlilik sözleşmesinin düzenlendiği tarih iş sözleşmesinin tarihi ile aynıdır 17.11.2017 olduğunu, davacı şirketin dava dilekçesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinin ardından rekabet yasağı sözleşmesine aykırı olarak aynı alanda çalışan ...'de çalıştığımı, buna ilişkin olarak ... uygulaması üzerinden ilan verdiğimi, böylelikle müşteri portföyüne tehlikeye sokma ve davacı şirkete zarar verme ihtimalimin olduğunu iddia ettiğini, öncelikle mahkemece SGK kayıtları celp edildiğinde de anlaşılacak olduğu üzere 18.08.2021 iş sözleşmesinin sona erme tarihinden itibaren ...'de çalışmam bulunmadığını, davacı şirket yanından ayrıldıktan sonrasında İstanbul ilinde bir 3 gün bir de Eskişehir'de 10 günlük bir çalışması olduğunu, bunların Kocaeli değil, İstanbul ve Eskişehir'de gerçekleşmiş çalışmalar olduğunu, davacı tarafça dosyaya sunulan ... ilanında ... yazdığını, bundan da anlaşıldığı üzere söz konusu ilan Sakarya ilinde faaliyet göstermek amacı ile konulmuş bir ilandır. İlgili uygulamada hizmet vermek istenildiğinde hangi il ve ilçede hizmet verilebilecek olduğu seçilmek zorunda olduğunu, ... nezdinde davacı şirket ile aynı faaliyet konusu çerçevesinde Türkiye çapında yahut Kocaeli ili çerçevesinde herhangi bir faaliyetim olmadığı gibi söz konusu ilanın da Sakarya ili Arifiye ilçesi sınırlarında hizmet vermek üzere konulduğu Rekabet Yasağı Sözleşmesinin kapsamadığı açık olduğunu, bu nedenlerle yetki itirazı dikkate alınarak yetkisizlik kararı verilerek davanın usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise ilgili sözleşmelerin genel işlem koşulu olduğu, rekabet yasağı alanında hareket edilmediği, cezai şartların fahiş olduğu itirazlarımız dikkate alınarak davanın esastan da reddine, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/86 Esas ve 2024/304 Karar sayılı ilamıyla yetkisizlik kararı verilerek dosyanın mahkememize gönderildiği anlaşılmıştır. Tüm dosya kapsamına göre; Dava, işçinin iş akdi sona erdikten sonra rekabet yasağının ihlalinden doğduğu ileri sürülen tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlığın İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevli olup olmadığı hususunun öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2021/3076 Esas 2021/9789 Karar sayılı emsal kararında; "Gerek mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda, gerekse 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda, Türk Borçlar Kanunu’nun rekabet yasağına ilişkin hükümlerinde öngörülen hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava olduğu belirtilmiş ise de, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5. maddesinde yer alan: “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir” hükmü, bu konuda ayrı bir düzenleme bulunup bulunmadığının göz önünde bulundurulmasını gerektirmektedir. İşçinin haklarını adalet mercilerinde çabuk, kolay ve ucuz bir surette almasını temin etmek amacıyla özel İş Mahkemeleri Kanunu çıkarılmıştır. Ayrı bir iş yargılaması ve bu yargılamayı uygulayan özel mahkemelerin kuruluşu, esasen iş hukukunun işçiyi koruma hukuki niteliğinden kaynaklanmaktadır. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5.maddesi, “a)5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara,c)Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar.” şeklinde düzenlenmiştir. Şu halde, İş Mahkemeleri Kanunu ile işçi ve işveren arasında iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden doğan uyuşmazlıkları çözme görevinin iş mahkemesine verilmiş olması, Türk Ticaret Kanunu'nun 5.maddesinde yer alan “aksine hüküm bulunmadıkça” ibaresinin karşılığıdır. Başka bir anlatımla, İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5.maddesi, Türk Ticaret Kanununun 4.maddesinde belirtilen ticari davalara bakma görevinin ticaret mahkemelerine ait olduğunu belirten 5.maddedeki 'aksine hükmü' öngören bir düzenlemedir. Benzer bir durum, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 76. maddesinde 03.03.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanunun 30. maddesi ile yapılan değişikliğin sonucu olarak kurulan Fikri ve Sınai Haklar Mahkemeleri için söz konusudur. Türk Ticaret Kanunu’nun 4.maddesinde fikri mülkiyet hukukuna dair mevzuatta öngörülen hususlardan doğan davalar da ticari dava sayılmasına rağmen 5846 sayılı Kanun uyarınca kurulan Fikri ve Sınai Haklar Mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin düzenlemenin Türk Ticaret Kanunu’nun 5.maddesinde belirtilen aksine hükmü karşıladığı kabul edilmektedir. Aksi halde tüm fikri haklara ilişkin uyuşmazlıklarda ticaret mahkemelerinin görevli olması gibi bir durum ortaya çıkmaktadır. Rekabet yasağına ilişkin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 444–447.maddeleri hizmet sözleşmesine ilişkin hükümler içinde düzenlenmiştir. Her iki kanunda da rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin kurulması ve sınırları özellikle işçinin korunması ilkesi dikkate alınarak düzenlenmiştir. Gerçekten, işçinin çalışma hakkı, rekabet yasağına ilişkin sözleşmelerin yer, süre ve konu itibariyle sınırlandırılmasını gerektirmektedir. İşçi ile işveren arasında sözleşmenin sona ermesinden sonraki dönem için rekabet yasağına ilişkin bir anlaşma olmadıkça, Borçlar Kanunu'ndaki hükümler tek başına işverene talep hakkı vermez. Başka bir anlatımla, taraflarca rekabet yasağı konusunda anlaşma yapılmışsa işveren, sözleşmeye aykırı davranıldığını ileri sürerek cezai şart ya da tazminat talebinde bulunabilecektir. Bu nedenle, burada borcun kaynağı kanun değil, iş sözleşmesidir. İş sözleşmesi devam ederken işçinin sadakat borcu gereği zaten rekabet yasağı bulunduğundan bu konuda ayrı bir anlaşmanın varlığına gerek yoktur. Rekabet yasağının ihlali halinde işveren, iş sözleşmesine aykırı davranıştan ötürü sözleşmeyi haklı nedenle feshedebileceği gibi, varsa zararının tazminini de isteyebilecektir. Türk Borçlar Kanunu'nun rekabet yasağının sona ermesini düzenleyen 447.maddesinde iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak ya da işçi tarafından haklı nedenle feshedilmiş olması halinde rekabet yasağının sona ereceği düzenlenmiş olup, haklı fesih müessesesinin iş hukuku ilkeleri çerçevesinde ticaret mahkemesince değerlendirilmesinin güçlüğü ortadadır. Uyuşmazlığın kaynağı iş sözleşmesi olduğundan Türk Borçlar Kanununun 444 ve devamı maddelerine dayalı olarak İş Kanunu kapsamında işçi sayılan kişinin, rekabet yasağı sözleşmesinin ihlali nedeniyle açılan cezai şartın tahsiline ilişkin davalarda iş mahkemeleri görevlidir. Dairemizin önceki kararlarında işçinin iş sözleşmesi sona erdikten sonrası dönem bakımından rekabet yasağına ilişkin olarak cezai şart ve tazminat davaları bakımından ticari dava olduğu belirtilmiş ise de; konunun yeniden değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla,yukarıda belirtilen açıklamalar uyarınca görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğu belirlendiğinden bu karardan dönülmesi gerektiği anlaşılmıştır." denilmiştir. İş akti sona erdikten sonraki döneme haksız rekabet teşkil eden eylemler, aktin devamı sırasında başlayan eylemlerin devamı niteliğinde olup, işçinin sadakat borcundan kaynaklanan rekabet etmeme yasağına aykırılık halinde, bu tür davalara bakmakla görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğu hususu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2020/1610 esas 2020/1370 karar sayılı ilamında ve yine aynı dairenin 2021/1689 Esas 2021/1498 Karar sayılı ilamında ve yargı yerinin belirlenmesine yönelik Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 2024/1831 Esasa ve 2024/1863 Karar numaralı ilamında da vurgulanmıştır. Sözleşme sonrası rekabet etmeme borcu temelini, kaynağını iş ilişkisinden alan sadakat borcunda bulmaktadır. Sadakat borcu iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra da niteliğine uygun düştüğü ölçüde devam eder. Bu kapsamda yapılacak sözleşme sonrası rekabet yasağı, iş sözleşmesinden bağımsız bir sözleşme niteliğinde yapılsa ve sonuçlarını iş ilişkisinin sona ermesinden sonra doğursa da iş sözleşmesinden tamamen bağımsız ayrı bir hukuki ilişki yarattığını söylemek mümkün olmayacaktır. Bunun en temel göstergesi iş sözleşmesinin herhangi bir sebeple geçersiz sayılması halinde rekabet yasağı sözleşmesinin de geçersiz hale gelmesidir. Bu nedenle rekabet etmeme borcuna aykırılık sözleşme sonrası meydana gelse de iş sözleşmesinden doğan borcun ihlali niteliğindedir. Burada sadece borcun varlığı için özel bir kararlaştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Kaldı ki 7036 sayılı Kanun’da iş mahkemelerinin işçi ve işveren arasındaki iş ilişkisi nedeniyle doğan uyuşmazlıkları çözeceği öngörülmüş; uyuşmazlığın iş ilişkisine dayanıyor olması bir koşul olarak aranırken iş ilişkisinin sona erip ermediği ayrıca gözetilmemiştir. 7036 sayılı Kanun’un 5. maddesinde tüm kanunlara tabi işçilerle işverenlerin veya işveren vekillerinin arasında iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuki uyuşmazlığa iş mahkemelerinin bakmakla görevli olduğu açıkça düzenlenmiştir. 5521 sayılı Kanun’da yer alan “iş sözleşmesinden doğan uyuşmazlık” ifadesinin yerini “iş ilişkisinden doğan”her türlü hukuki uyuşmazlığa bırakmış olması karşısında artık İş Mahkemeleri Kanunu’nda göreve ilişkin hükmün daha geniş kapsamlı düzenlendiğini kabul etmek gerekecek olup mülga Kanun döneminde ticaret mahkemelerinin görevli olduğuna yönelik yapılan eleştirilere bu ifadenin dayanak oluşturabileceği fikrini benimsemek kanımızca daha da güçleşmiş bulunmaktadır. Öte yandan, TBK’nın hizmet sözleşmesine ilişkin hükümleri arasında yer alan düzenlemeler muvacehesinde, çoğunlukla iş sözleşmesinin bir hükmü ya da bu sözleşmeye ek bir protokol ile kararlaştırılan bir borcun ve bu borca ilişkin uyuşmazlıkların iş sözleşmesinden kaynaklanmadığı düşünülmemelidir. Ayrıca 7036 sayılı Kanunda mülga Kanun’dan farklı olarak sadece İş Kanunu’na değil iş ilişkisini düzenleyen tüm kanunlara atıf yapılmış olup Borçlar Kanunu’nun hizmet sözleşmesine yönelik düzenlemeleri içerisinde yer alan rekabet yasağı sözleşmesinin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerekecektir. Nitekim TBK m. 444 işçi ve işveren arasında yapılacak bir rekabet yasağı sözleşmesini işaret etmekte; sözleşmenin geçerliliği birtakım koşullara bağlamak suretiyle işverene bağımlı olarak çalışan işçinin çalışma ve sözleşme yapma özgürlüğünün ölçüsüz bir biçimde sınırlanması ihtimalini ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Hükmün kaleme alınış şekli dahi rekabet yasağı sözleşmesini iş ilişkisinden ve iş sözleşmesinden bağımsız bir sözleşme olarak ele almayı zorlaştırmaktadır. TTK m. 4/1, c hükmüyle rekabet yasağından doğan uyuşmazlıkların mutlak ticari davalar arasında sayılması söz konusudur. Ancak bu durum tüm ticari uyuşmazlıklardan doğan davalar bakımından asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu sonucunun doğacağı anlamına gelmemektedir. Nitekim TTK m. 5 hükmüyle “aksine hüküm bulunmadıkça” bu uyuşmazlıkların asliye ticaret mahkemesinde görüleceğini düzenleyen kanun koyucunun iradesinin de bu yönde olduğunu kabul etmek gerekir. Salt TTK m. 4 ve 5 hükümlerini birlikte değerlendirerek mutlak ticari davaların asliye ticaret mahkemesinde sonuçlandırılması gerektiğini savunan ve bu düzenlemenin yeni kanunda da aynen korunmuş olmasına dayanan görüş bu gerçeği göz ardı etmektedir. Gerçekten de bu görüşün doğru olması halinde kanun koyucunun 5. maddede yer alan “aksine hüküm bulunmadıkça” ifadesine yer vermesi anlamsız olup bütün ticari davalar bakımından asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğuna yönelik düzenleme getirmesi yeterli olurdu. Rekabet yasağı sözleşmesi bakımından ise 5521 sayılı Kanun’da olduğu gibi İMK m. 5 hükmünün bir istisna getirdiği şüphesizdir. Bu durumda rekabet yasağı sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar bakımından iş mahkemelerinin görevli olduğunun kabulü gerekmektedir. (Prof. Dr. Ercüment ÖZKARACA-Arş. Gör. Sema Deniz ÖZKAN KOÇ, Rekabet Yasağı Sözleşmesinden Doğan Uyuşmazlıklarda Görevli Mahkeme, SİCİL İŞ HUKUKU DERGİSİ 2021 s.98-99) Somut davada davalı işçinin davacı şirketteki işlerinden ayrıldıktan sonra iş akdinin devamı sırasında davacıdan edindiği bilgileri aynı faaliyet alanında hizmet veren ...'de çalışmaya başlayarak bu şirket kapsamında kullanmak suretiyle davacıyı zarara uğratabileceği, davalının haksız rekabet hükümlerine aykırı davrandığı ileri sürülmektedir. Yukarıda değinilen yüksek yargı kararlarında ve doktrin görüşünde de belirtildiği üzere; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 5. Maddesi düzenlemesi ve madde metninde yer alan “Aksine hüküm bulunmadıkça" ifadesi ile 6102 sayılı yasadan sonra yürürlüğe giren ve özel kanun niteliğinde olan 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5/1.a.maddesindeki göreve ilişkin hükümler birlikte değerlendirildiğinde uyuşmazlığın iş mahkemesinin görev alanına girdiği anlaşılmaktadır. Vakıaların ileri sürülüş şekline ve davalılar arasındaki bağlantıya göre uyuşmazlığın bütün olarak değerlendirilmesindeki hukuki yarar gözetilerek davanın özel kanunla kurulmuş İş Mahkemelerinde görülüp değerlendirilmesi gerektiği düşüncesiyle tüm davalılar bakımından görevsizlik kararı verilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; 1-Mahkememizin görevsizliği nedeni ile HMK'nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereği davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine, 2-Karar kesinleştiğinde ve yasal süresi içerisinde talep edilmesi halinde dosyanın görevli Sakarya Nöbetçi İş Mahkemesine gönderilmesine, 3-Yargılama giderleri ve harçların görevli mahkemece değerlendirilmesine, 4-Kararın kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık süre içeirsinde görevli mahkemeye dosyanın gönderilmesi talep edildiği takdirde, dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine, süresi içerisinde gönderme talebinde bulunulmaması halinde mahkememizce dosyanın resen ele alınarak yargılama giderleri hakkında karar verilmesine, Dair dosya üzerinden davalı vekilinin yüzünde davacı vekilinin yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Sakarya Bölge Adliye Mahkemesine İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 04/02/2025

Katip ... e-imzalıdır.

Hakim ... e-imzalıdır.

Atıf: Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/581, K. 2025/58, T. 04.02.2025, www.arakarar.com/karar/sakarya-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-581-e-2025-58-k-c81066b83586