İlk Derece Mahkemesi · İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/368 E. 2025/605 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/368
- Karar No
- 2025/605
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/368 ESAS KARAR NO : 2025/605 KARAR DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 30/04/2024 KARAR TARİHİ: 25/06/2025 Mahkememizde görülen İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı aleyhine menderes icra müdürlüğü...esas sayılı icra dosyası ile davalının müvekkili ile arasındaki cari hesap ilişkisinden kaynaklanan bakiye borcuna ilişkin 7 örnek icra takibi başlatıldığını, borçlunun borca, faize ve ferilerine 04.04.2024 tarihinde itiraz ederek takibin durmasına sebebiyet verdiğini, davalının müvekkilinden sf soğan halka kroket, sf patates klasik, mısır gibi ürünler aldığını, alınan bu ürünlere ilişkin 17.01.2024 tarihli ... fatura numaralı 12.183,15 tl bedelli ve 24.01.2024 tarihl...fatura numaralı 9.112,22 tl bedelli faturalar düzenlendiğini, taraflar arasında açık cari hesap ilişkisi bulunduğunu, davalıya aldığı ürünler karşılığında faturalar düzenlenerek gönderildiğini, açıkladığı sebeplerle, borçlunun menderes icra müdürlüğü ...e. sayılı dosyaya itirazının iptali ile takibin devamını, borçlunun takip konusu borcu takip dosyasında belirtilen avans faiziyle ödemeye ve takip konusu alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya bırakılmasını talep etmiştir. CEVAP: Davalı taraf davaya cevap vermemiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Bilirkişi Raporu: Bilirkişi... tarafından 16/03/2025 tarihinde düzenlenen raporda özetle; Davacı şirkete ait bilirkişiliğimize sunulmuş olan ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, usulüne uygun tutulan ticari defterlerin sahibi lehine delil vasfına sahip olduğu, Davacının ticari defterleri üzerinden yapmış olduğumuz incelemeler ve yukarıda belirttıgımız tespitler neticesinde; tarafların birbirlerinden mal/hizmet aldığı yada sattığı, Davalı ile Davacı arasında ticari ilişkinin bulunduğu, Dosyaya eklenen BA BS bıldırımlerinden davaya konu edilen faturaların tarafalrın BA BS bildirimlerine 2 adet fatura olmak üzere toplam KDV haric 21.084,52 TL konu edildiği ve bırıbirini teyit ettiği, Davacının davaya konu faturaların Davalının defterlerine kaydettiği, Davacının ticari defterleri üzerinden yapmış olduğumuz incelemelerde Davacının Davalıya duzanledığı fatuaraları Torba nitelikli 120.02 Muhtelif alıcılar hesabına kaydettiği, bu hesapta bir cok müsterinin borç alacağının kaydedildiği bu yüzden de Davacının ticari defterleri uzerinden borç alacak tespiti yapılabilmesinin imkanı olmadığı görüşü ile raporunu düzenlemiştir. Dava; Faturadan kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır. Dava, 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmıştır. Öncelikle taraflar arasında hukuki ilişki olup olmadığı, varsa hukuki ilişkinin niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu sebeble de davacı ve davalının ileri sürmüş olduğu iddialar, vakıalar ve bunları ispat edip etmedikleri ve ispat yükünün kimde olduğu hususuna değinmekte yarar vardır. HMK. 190. maddesi "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." hükmü mevcuttur. İleri sürülen bir önermenin doğruluğu hususunda kanaat oluşturmak için bir nedenselliğin ortaya konulması olarak tanımlanabilen ispat, yargılama hukuku açısından dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir. İspatın konusu olan vakıalar, hukuk açısından doğrudan önem taşıyan veya dolaylı olarak önem taşıyan vakıalar olarak ayrılabilir. Hukuk açısından doğrudan önem taşıyan olaylar; hukuken hakların ve hukuksal ilişkilerin doğumu, değişmesi, işlemez duruma gelmesi, doğumunun engellenmesi veya doğduktan sonra düşmesine yol açan olaylardır. Hukuk açısından dolayısıyla önem taşıyan ve "emareler (belirtiler)" olarak da tanımlanan olaylar ise; hak ve hukuksal ilişkilerde yukarıda belirtilen durumların meydana gelmiş olduğu, kendilerinden olağan yaşam deneyimleri kuralları uyarınca anlaşılabilen, bir başka deyişle bir eylemsel karine bağının kurulmasına olanak veren olaylardır. Emareler, ancak hâkimin delilleri serbestçe değerlendirme (takdir) serbestisinin bulunduğu (HMK. madde 198), bu serbestinin özel kurallar ile sınırlanmamış olduğu (HMK. madde 200 ve 201 gibi) durumlarda ispat konusu olabilir. (Bilge Umar; (1980), İspat Yükü, (2. Baskı), Büyükçekmece, Kazancı Matbaacılık Sanayi. sf. 19.) İspatın, doğrudan delil göstererek ispat ve dolaylı ispat olarak ayrıma tabi tutulup, dolaylı ispatın emareler ile ispat olarak değerlendirildiği, bu kapsamda emareyi bir delil vasıtası olarak değil, ispata yardımcı, kanuni maddi unsura uymayan yabancı vakıalar olarak nitelendirildiği de görülmektedir. (M. Kamil Yıldırım; (1990), Medeni Usul Hukukunda Delillerin Değerlendirilmesi, İstanbul, Kazancı Kitap Ticaret. sf. 120, 121.) İspat yükü belli bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğinin anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden hâkimin aleyhte bir kararıyla karşılaşma tehlikesidir. Bu tanımda asıl davayı kaybetmek tehlikesinden değil, hâkimin aleyhte bir kararı ile karşılaşma tehlikesinden bahsedilmesi dikkate değerdir. Zira yalnızca davanın asıl konusu bakımından değil, aynı zamanda bir ön sorun veya bir ara sorun hakkında da iki tarafın birbirine zıt olarak ileri sürdükleri olayların hiçbirinin ispat edilememesi olasılığı vardır. Bu durunda hâkimin yapacağı iş söz konusu sorun bakımından ispat yükünü taşıyan tarafın, o sorunda ileri sürdüğü istemi reddetmek olacaktır. (Umar; İspat Yükü, sf. 3) İspat yükü taraflar için bir yükümlülük (mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir). Taraf kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf (ve mahkeme) onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (yükümlülük). Bilâkis kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır; meselâ, kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise, davasını ispat edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir. (Kuru; ...; sf. 370.) HMK.'nın 222/1. fıkrası uyarınca taraf defterlerinin incelenmesinin kabul edildiği, kesin süre içinde ticari defter ve kayıtların ibraz edilmemesi veya bulunduğu yerin bildirilmemesi ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz edilmeme hakkında kabul edilebilir bir mazeret gösterilmediği takdirde, söz konusu ticari defter ve kayıtlara delil olarak dayanılmaktan vazgeçmiş sayılacağının, karşı tarafın ticari defter ve kayıtlarını sunması halinde, 28/07/2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı yasanın 23. maddesi ile değişik HMK.'nın 222/3. fıkrası uyarınca karşı tarafın HMK.'nın 222/2. fıkrasına uygun olarak tutulmuş ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edileceğinin, defterinin sunulmasına yönelik usulüne uygun ihtar yapılmasına rağmen davalı defterlerinin dosyaya sunulmadığı, davalı tarafın ticari defterlerini dosyaya sunmaması durumunda davacının usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerinin lehine delil olarak kabul edilebileceği yönünde davalı tarafa ihtarat yapıldığı, davacının ticari ilişkiyi ve hizmetin verildiğini ispat ettiği, hizmetin verilmediğini ispat yükünün davalı tarafa geçtiği, davalı tarafça hizmetin verilmediğine ilişkin aksini ispata yarayacak süresinde cevap dilekçesi ve delil sunulmadığı, davacının ticari ilişkiyi ve hizmetin verildiğini ispat ettiği hususları bir bütün olarak değerlendirilmiş, Taraların 2024 YILI BA BS formları incelendiğinde; davacı tarafça davalıya 2 adet Kdv hariç 21.084,52 TL tutarındaki Faturalar yönünden Form BA/BS beyanları ile bildirimde bulundukları, dolayısıyla MUTABIK OLDUKLARI tespitine varılmıştır. Davacı defterleri üzerinde mahkememizce mali müşavir bilirkişiler tarafından bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Davacının defterlerinde yapılan incelemede defterlerin delil niteliğine haiz olduğu, Taraflar arasında ticari ilişkinin olduğu, Davacının davaya konu faturaları defterlerine kaydettiği, Davalı şirket tarafından ticari defterler süresinde ibraz edilmediğinden defterlerde inceleme yapılamadığı anlışılmıştır. Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya içeriğine göre, Davalı takibe itirazında borca ve ferilerine itiraz etmiş, herhangi bir sebep bildirmemiş, ödeme savunmasında bulunmamış, davaya da cevap vermemiştir. Takibe konu faturaların davacı defterinde kayıtlı olduğu ve tarafların vergi dairesine BA/BS bildiriminde bulunduğu görülmüş ancak buna karşın davalının fatura bedellerinin ödendiğine yönelik dosyaya herhangi bir ödeme belgesi sunmadığı tespit edilmiştir. Davalının bu faturaları kabul edip matrahlarını da KDV ve kurumlar vergisi açısından indirim konusu yapması malın kendisine teslim edildiğine karine teşkil etmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., ... K. sayılı kararında da değinilmiştir. Bu açıklamalar ışığında dava ve takip konusu tüm faturaların BA formunda bildirilmesi, davacı ve davalı arasında akdi ilişkinin kurulduğuna ve malların davalıya teslimine karine teşkil ettiğinden, ispat yükü yer değiştirmiş olup, davalı malın teslim edilmediğini yazılı delillerle ispat etmek zorundadır. Davalı taraf davaya cevap vermemiş, delil de bildirmemiştir. HMK’nun 26. Maddesinde düzenlenen taraflarca getirilme ilkesi uyarınca hakimin kendiliğinden delil toplaması mümkün olmadığından ve ispat yükü kendisine düşen davalı taraf herhangi bir delil bildirmediğinden tarafların ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmamıştır. Buradan hareketle, ispat yükü kendisine düşen davalı taraf, dava ve takip konusu faturalar nedeniyle borçlu olmadığını usulüne uygun deliller ile kanıtlayamadığından, Davacının bu iki adet fatura bedellerinden dolayı davalıdan 21.295,37TL asıl alacak ve Mal ve hizmet tedarikinde para borcunun ödenmesine ilişkin olarak, sözleşmede ödeme günü veya süresi kararlaştırılmamış ise, TTK m. 1530/4 uyarınca borçlu fatura veya eşdeğer ödeme talebini almasından otuz gün sonra temerrüde düşeceğinden, bu durumda, alacaklının borçluya fatura göndermesi ve borçlunun bu faturayı almasından itibaren otuz gün içinde ödemede bulunmamış olması, temerrüdün oluşması bakımından yeterli olduğundan, faturayı davalının kabul ettiği tarihten 30 gün sonunda davalının temerrüde düşmüş sayıldığından bu tarihlerden(16/02/2024 ve 23/02/2024 ) takip tarihine kadar takipte talep edilen %9 yasal faiz hesabı tutarında yapılan hesaba göre 1.889,14 TL faiz olmak üzere toplam 23.184,51 TL davacının davaya konu takip nedeniyle davalıdan alacaklı olduğuna kanaat edilmiş, davanın kabulü ile davalının takibe itirazının iptaline, alacak likit olduğundan hüküm altına alınan alacak miktarı üzerinden hesaplanan %20 oranında icra inkar tazminatına karar vermek gerekmiş, iş bu dava sebebiyle davacı yanca yapılan tüm yargılama giderleri ile davalının yapmış olduğu yargılama giderleri HMK nın 326. Maddesi uyarınca davalı üzerinde bırakılmış ve davacı yararına vekalet ücreti takdir olunmuştur. 2004 sayılı İİK.'nın 67/2. Fıkrasına göre ;bir davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. Kanuni düzenlemeye göre davalı borçlunun icra inkar tazminatına mahkum edilebilmesi için takip tarihi itibari ile itirazında haksız bulunması yeterlidir. Diğer bir anlatımla kötüniyetli olması alacaklı bakımından getirilmiş bir koşuldur. Ancak itirazın haksızlığı tek başına icra inkar tazminatına hükmedilmesine elverişli değildir. Yani bu tazminata hükmedilmesi için takip konusu alacağın belirli, sabit olması, borçlu tarafından bilinmesi veya tayin ve tahkik edilmesinin mümkün nitelikte bulunması, hakimin takdirine bağlı olmaması gerekir. (Yargıtay HGK. 13/12/1967 Tarih, 9/1344-615) Diğer bir anlatımla alacağın likit ve belli olması gerekir. H Ü K Ü M :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davanın KABULÜ ile; 1-Menderes İcra Müdürlüğü'nün... E. sayılı dosyasında davalının; 21.295,37 TL asıl alacak ve 1.889,14 TL faizden oluşan borca ilişkin İTİRAZIN İPTALİ ile, Takibin takipte talep edilen şartlar altında devamına, 2-Alacak likit ve hesaplanabilir olduğundan toplam alacak 21.295,37 TL nin %20 si oranında 4.259,07-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 1.583,73-TL harçtan peşin alınan 427,60-TL harcın mahsubu ile bakiye 1.156,13-TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR OLARAK KAYDINA, 4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca davacı yararına takdir olunan 23.184,51-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Dava şartı arabuluculuk ücreti olan ve 6325 sy Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-13 maddesi uyarınca tarafların anlaşamamaları nedeniyle Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.600,00-TL'nin davalıdan alınarak HAZİNE'ye gelir kaydına, 6-Davacının yapmış olduğu 427,60-TL dava açma ilk gideri, 3.500,00-TL bilirkişi ücreti, 380,00-TL tebligat ve posta gideri, olmak üzere toplam 4.307,60-TL Yargılama giderinin peşin yatırılan 427,60-TL harç ile birlikte toplam 4.735,20-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacı ve davalı yanca yatırılan delil ve gider avansından sarf edilmeyen kısmın karar kesinleştiğinden yatıran tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, miktar itibariyle KESİN olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.25/06/2025
Katip... ¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır