İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/1369 E. 2018/1935 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1369
- Karar No
- 2018/1935
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/397 Esas KARAR NO : 2025/593 Karar DAVA : Şirketin İhyası DAVA TARİHİ : 18/03/2025 KARAR TARİHİ : 09/07/2025 G. K. YAZILDIĞI TARİH : 14/07/2025 Davacı tarafından mahkememizde açılan Şirketin İhyası davasının yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; İhyası talep edilen ... Limited Şirketi'nin 23.10.20217 tarihli genel kurul kararı ile 12.12.2016 günü tasfiyeye girmiş, 20.12.20216 günü tasfiye kararının tescil edildiğini, davalı şirkete bazı ticari nedenlerle teminat ipoteği olarak müvekkili ...'nin malik olduğu Ankarada bulunan taşınmazı üzerine mezkur Şirket lehine Gölbaşı Tapu Müdürlüğünce (Ankara İli, ... İlçesi, ... - ... Mah. ... ada 4 parsel sayılı taşınmaz üzerinde) ipotek tesis edildiğini, ihyası talep edilen şirkete, herhangi bir borçları bulunmadığı halde ipoteği kaldırmadığını, ipoteğin fekki davası açacaklarından dolayı .... Limited Şirketi tüzel kişiliğinin ihya edilerek ticaret sicile tesciline karar verilmesini talep etmişlerdir. Davalı ... Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde; Müvekkili ...'nün , TTK M. 32 Ve Ticaret Sicili Yönetmeliği M. 34 Hükmü çerçevesinde işlem yaptığını, tasfiye sürecinde yetki ve sorumluluğun şirket tasfiye memurunda olduğunu, Tasfiye memurları tarafından tasfiye prosedürünün eksik bırakılmış olmasının memurların sorumluluğunu gerektirdiğini, tasfiye memurlarının alacaklıların haklarını korumakla görevli olduğunu, henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçların notere depo edilmesi ya da kafi bir teminat ile karşılanması gerektiğini, şirketlerin tasfiye sürecinin sonuçlandırılıp, bakiyelerin mevcut pay sahiplerine dağıtıldığını ve şirket kayıtlarının sicilden terkin edilmiş ise, terkin işlemlerinin iptali ile şirket tüzel kişiliğinin ihya olunarak tasfiye sürecine yeniden geçilebileceğini, tasfiye memurlarının iddia edilen eksik işlemlerini, müvekkili Ticaret Sicili Müdürlüğü’nün tespit etmesinin mümkün olmadığını, TTK m. 545/1’de düzenlendiği üzere, müvekkili Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün tasfiye memurlarının bildirimi ve başvurusu üzere işlem yaptığını, bu kapsamda herhangi bir sorumluluğunun bulunduğunun kabul edilmesinin kanuna aykırı olacağını, nitekim tasfiye memurlarının, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlâl ettikleri takdirde, şirkete ve şirketin alacaklılarına karşı sorumlu olduğunun düzenlendiğini, buna göre, olağan tasfiye sürecinden kaynaklanan ve tasfiye sürecini eksik/erken sonuçlandırdığı iddia edilen tasfiye memurunun/memurlarının kusurundan dolayı Ticaret Sicili Müdürlüğünün sorumluluğunun bulunmadığını, mahkemece, dava konusu şirketin ek tasfiyesine karar verilmesi durumunda TTK M. 547/2 gereğince tasfiye memuru atanmasının zorunlu olduğunu, müvekkili Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün, dava açılmasına sebep olacak herhangi bir işlem yapmadığını, Tasfiye sürecinde, eksik olarak yapıldığı iddia edilen işlemlerin muhatabının tasfiye memurları olduğunu, bu nedenle, “yasal hasım” konumunda bulunan müvekkilinin yargılama masraflarından sorumlu tutulamayacağını, davanın açılmasına sebebiyet vermeyip de davanın niteliği gereği "Yasal hasım" konumunda bulunan müvekkili aleyhine yargılama giderlerine ve vekâlet ücretine hükmedilemeyeceğini, neticede davanın reddine, mahkeme aksi kanaatte ise müvekkili müdürlük aleyhine yargılama giderleri ve vekâlet ücretine hükmedilmemesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili beyan dilekçesinde; Davacının, ... Limited Şirketi’ne ait olduğu iddia edilen bir ipotek nedeniyle şirketin ihyasını talep ettiğini, ancak, Türk Ticaret Kanunu ve uygulamada kabul gören içtihatlar gereğince, şirketin ihyasını talep edebilmek için doğrudan bir alacak hakkının veya tasfiye sürecinin hukuka aykırı yürütüldüğüne dair somut ve ciddi bir menfaat ihlali bulunması gerektiğini, oysa davacının, davaya konu ipoteğin borç ilişkisine dair herhangi bir somut alacak-borç ilişkisi sunmadığını, yalnızca taşınmazına ipotek konulmuş olmasıyla yetindiğini, davacının, tasfiyesinin tamamlanmış bir şirkete karşı herhangi bir hukuki yükümlülüğünün bulunmadığını, dolayısıyla şirketin yeniden tescilini gerektirecek şekilde menfaatinin ihlal edilmediğinin açıkça ortada olduğunu, davacının iddiasına konu olan ipoteğin, 09.07.2014 tarihli ve ... yevmiye numaralı resmi senede dayandığını, ancak ihyası talep edilen şirketin tasfiyeye giriş tarihi 2016 yılı olduğunu, aradan geçen yaklaşık sekiz (9) yıllık süre zarfında şirket aleyhine herhangi bir dava açılmadığını, hukuki işlem başlatılmadığını, bu durumun, Türk Ticaret Kanunu kapsamında öngörülen tasfiyeye ilişkin hükümlerin uygulanmasına ve şirketin sicilden terkin edilmesine zımni olarak rıza gösterildiğini ortaya koyduğunu, davacının bu kadar uzun süre sonra şirketin yeniden ihyası için başvuruda bulunmasının, hukuki güvenlik ve istikrar ilkesi ile bağdaşmadığı gibi, gerçekte amaçlanan menfaatin de korunmasına hizmet etmediğini, iptal edilmemiş ipotek varlığının şirketin yeniden ihyasını gerektirmeyeceğini, dava konusu .... Limited Şirketinin, 23.10.2017 tarihli genel kurul kararı ile tasfiyeye girdiğini ve 20.12.2016 tarihi itibarıyla tasfiye işlemleri sonuçlandırılarak ticaret sicilinden terkin edildiğini, Tasfiye sürecinde şirket alacaklılarının ilan yoluyla alacaklarını bildirmeleri gerektiği, buna rağmen herhangi bir alacak başvurusu yapılmadığını ve yasal sürecin eksiksiz işlediğini, davacının açmış olduğu şirketin ihyasına dair davanın reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Dava dilekçesi, cevap dilekçeleri, taraf beyanları, gelen müzekkere cevapları ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Dava; 6102 sayılı TTK' nın 547. maddesi kapsamında, tasfiye edilen şirketin ihyası ve yeniden ticaret siciline tescili istemine ilişkin olduğu görülmüştür. 6100 Sayılı HMK' nın 320. maddesi kapsamında taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu: Tasfiye sonucu sicilden terkin edilen şirketin ihya koşullarının oluşup oluşmadığı, şirketin ihyasına karar verilmesi halinde ek tasfiye için tasfiye memurunun atanmasının gerekli olup olmadığı noktalarında toplandığı görülmüştür. Dava konusu, 6102 sayılı TTK' nın 4/1-a ve 5. maddeleri gereğince mahkememizin görev alanına girmektedir. İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtları incelendiğinde; ihyası istenilen .... sicil numarasında kayıtlı ...' nin adresinin, ... Mah. .... Sk. No: 20 K: 5 D: 33 ESENYURT/İSTANBUL olduğu görülmüştür. İhyası istenen şirket merkezinin mahkememiz yetki sınırlarında olması nedeniyle taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliğine göre; 6102 sayılı TTK' nın 547/1. maddesi gereğince, işbu davaya bakmaya mahkememiz kesin yetkili olup, dava 6102 sayılı TTK' nın 1521. maddesi gereğince basit yargılama usulünce (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2018 Tarih ve 2017/11-2924 E. - 2018/1935 K. sayılı ilamı) incelenip sonuçlandırılmıştır. Öncelikle mahkememizce dava şartları açısından dosyanın incelenmesi gerekmiştir. a) Taraf ehliyeti yönünden değerlendirme: 6102 sayılı TTK' nın 547. maddesi kapsamındaki bu tür davalarda davalı sıfatı, tasfiyeyi tamamlayan tasfiye memuru ile ticaret sicil müdürlüğüne aittir. Bunlar arasında, zorunlu dava arkadaşlığı ilişkisi vardır. İş bu yargılama dosyasında, tasfiye memuru ... ile Ticaret Sicil Müdürlüğü davalı olarak gösterilmiştir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 19.12.2024 Tarih ve 2024/1369 E. - 2024/1875 K. sayılı ilamı) Bu haliyle taraf ehliyeti dava şartının bulunduğu anlaşılmıştır. b) Hukuki yarar yönünden değerlendirme: Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 18.02.2022 Tarih ve 2019/5 E. - 2022/1 K. Sayılı ilamında da belirttiği üzere; davacının dava hakkına sahip olması, dava açabilmesi için yeterli değildir. Bundan başka, davacının dava açmakta hukukî bir yararının bulunması gerekir; yani, dava hakkı hukukî yarar ile sınırlıdır. Buna hukukî korunma (himaye) ihtiyacı da denir. Yani davacının mahkemeden hukukî korunma istemesinde, korunmaya değer bir yararı olmalıdır, aksi hâlde devletin mahkemelerini (davası ile) gereksiz yere uğraştıramaz. Hukukî yarar dava açıldığı anda var olmalıdır; ilerideki (müstakbel) bir yarar yeterli değildir. Bu nedenle, muaccel olmayan (müeccel) alacak için dava açılamaz; açılırsa, dava hukukî yarar yokluğundan (usulden) reddedilir. Fakat bu, alacağın muaccel hâle gelmesinden sonra yeniden dava edilmesine engel değildir. Aynı şekilde, açıldığı sırada belli olmayan, şüpheli veya ileride doğacağı beklenen bir yarar da hukukî yarar sayılmaz (Kuru/Arslan,/Yılmaz, s. 244; Tanrıver, Süha: Medeni Usul Hukuku, Cilt I, Ankara 2016, s. 456). Davanın açıldığı sırada var olmayan “hukukî yararın” dava sırasında tamamlanması, mahkemenin “hukukî yarar” eksikliğinin tamamlanmasını beklemesi söz konusu olamaz. Çünkü, hukukî yarar dava şartı eksikliği ilgili tarafa belli bir süre verilerek taraf eylemi ile tamamlanabilecek bir dava şartı değildir. (Pekcanıtez, Hakan Atalay, Oğuz/ Özekes, Muhammet: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2015, s. 250-251; Pekcanıtez, Hakan: Medeni Usul Hukuku, Ciltli, İstanbul 2017, s. 948). Hukukî yararın bulunması dava şartı, sadece dava açılırken değil, nihai karar verilinceye kadar mevcudiyetim devam ettirmelidir. (Arslan, Ramazan Yılmaz, Ejder/Ayvaz Taşpınar, Sema/ Hanağası, Emel: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2020, s. 316; Budak, Ali Cem/ Karaaslan, Varol: Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2021, s. 176; Postacıoğlu, İlhan: Medeni Usul Hukuku, İstanbul 1975, s. 204; Karslı, Abdurrahim: Medeni Muhakeme Hukuku, İstanbul 2012, s. 466; Alangoya, Yavuz: Medeni Usul Hukuku Esasları, İstanbul 2000, s. 170-178). Davacı vekili 09/07/2025 tarihli celsedeki beyanında; "şirketin ihyası gerçekleşmediğinden biz ipoteğin fekki davası açmadık, ihya kararı sonrasında ipoteğin fekki davası açacağız," şeklinde beyanda bulunmuştur. Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere; iş bu davanın açıldığı tarih itibariyle davacı tarafından, dava dışı şirkete yönelik açılan herhangi bir ipoteğin fekki davası bulunmamaktadır. Yukarıda açıklanan hususlar değerlendirildiğinde; ileride doğacağı şüpheli bir yararın hukuki yarar olamayacağı, yine ileride açılacak soyut ve belirsiz dava yönünden ihya kararı verilemeyecektir(İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 22.02.2024 Tarih ve 2024/207 E. - 2024/341 K. sayılı ilamı ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.05.2024 Tarih ve 2024/2472 E. - 2024/3867 K. sayılı ilamı). Dava dışı şirketin ihyasının, davacının ihya kararından sonraki iradesine tabi tutmanın da 6102 sayılı TTK' daki ihyanın amacına aykırı olduğu (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin 19.04.2018 Tarih ve 2018/621 E. - 2018/397 K. sayılı ilamı) ve hukuki yarar dava şartının tamamlanabilecek bir dava şartı da olmadığı mahkememizce kabul edilmiştir. Hukuki yarar dava şartı gerçekleştikten sonra iş bu davanın açılması mümkündür. Ancak bu aşamada, dava tarihi itibariyle açılmış bir dava bulunmadığından, hukuki yarar dava şartı gerçekleşmeden iş bu davanın açıldığı (mevsimsiz dava) görülmekle açılan davanın hukuki yarar dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle aşağıdaki şekilde karar verilmiş ve hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı tarafından davalılar aleyhine açılan davanın 6100 sayılı HMK m. 114/1-h ve 115/2 hükümleri gereğince hukuki yarar dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE, 2-Davacı tarafça yatırılan 615,40-TL peşin harcın karar ve ilam harcına mahsubuna, başkaca harç alınmasına YER OLMADIĞINA, 3-Davacı tarafça yatırılan ve yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, -Davacı tarafça yatırılan gider avansından arta kalan miktarın karar kesinleştiğinde davacı tarafa İADESİNE, (Gerekçeli kararın tebliğe çıkarılma masraflarının kalan gider avansından karşılanmasına) 4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara VERİLMESİNE, Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 09/07/2025 Başkan ... ¸e-imzalı Üye ... ¸e-imzalı Üye ... ¸e-imzalı Katip ... ¸e-imzalı