İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/833 E. 2024/897 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2023/833
Karar No
2024/897
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2023/833 Esas KARAR NO :2024/897

DAVA:Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:28/12/2023 KARAR TARİHİ:19/12/2024 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ; Davacı şirket ile davalı yan arasında, "01 Ocak 2021-31 Aralık 2021 dönemi " ve "01 Ocak 2022-31 Aralık 2022" dönemini kapsar şekilde "Güvenlik Hizmeti Dış Kaynak Hizmet Alımı Sözleşmesi" tanzim edildiğini, sözleşme kapsamından da anlaşılacağı üzere alt işveren statüsünde olduğunu, kanun koyucunun işçileri koruyabilmek adına asıl işvereni alt işverenle müteselsil olarak işçilere karşı sorumlu tuttuğunu, müvekkil şirketin Kanun maddeleri ve Yargıtay kararları doğrultusunda kıdem tazminatı açısından kendi çalışma dönemiyle sınırlı olmak üzere kendi çalıştırdığı dönemdeki son ücret seviyesine göre belirlenecek kıdem tazminatından sorumlu tutulması gerektiğini, davacı şirketin davalının kendi ödemesi gereken bedeli teminat mektuplarını "baskı ve tehdit" aracı kullanarak eski çalışanları ... bakımından 14/06/2023 tarihinde 22.175,14-TL'yi ve 350,00-TL (temerrüd faizi ve BSMV), ... açısından ise 07/11/2023 tarihinde 25.798,75-TL'yi olmak üzere toplamda 48.323,89-TL'yi fazla ödeme yapmak zorunda kaldığını, davacı şirketin kendi üzerine düşen paydan daha fazlasını ödediğinin tespiti ile çalışan ... açısıdan 14/06/2023 tarihinde 22.175,14-TL'yi ve 350,00-TL (temerrüd faizi ve BSMV), diğer çalışan ... açısından ise 07/11/2023 tarihinde 25.798,75-TL'yi ayrı ayrı ödeme tarihinden itibaren aksi halde dava tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek banka faizi ile davalı yandan tahsil edilerek davacı şirkete ödenmesini talep ettiklerini beyan etmiştir. CEVAP: Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; davalı banka ile davacı/yüklenici firma ... Tic, Ltd. Şti. arasında "Güvenlik Hizmeti Dış Kaynak Hizmet Alımı" işi için 28 Aralık 2020 tarihinde 12 ay süreli (01 Ocak 2021-31 Aralık 2021 dönemi) ve 30 Aralık 2021 tarihinde 12 ay süreli (01 Ocak 2022-31 Aralık 2022 dönemi) sözleşmeler imzalandığını, söz konusu dönemlere ilişkin davacının hak edişlerinin tam ve eksiksiz olarak ödendiğini, davacının dış kaynak çalışanlarından 2023 ve 2024 yıllarında kıdem tazminatını hak ederek ayrılanlara kıdem tazminatlarının güncel brüt ücretleri üzerinden hesaplanarak müvekkil Bankaca ödendiğini, bu kişilerin firma bünyesinde hizmet vermiş olduğu dönemlere ilişkin tutarların firmaya rücu edildiğini, 17 Nisan 2023 tarihli ve 1659 sayılı davalı banka yazısı ile ...'nın talebi üzerine davalı banka tarafından 39.965,66.-TL kıdem tazminatı hesaplandığının davacıya bildirilerek bu tutarın 2 Mayıs 2023 tarihine kadar müvekkil Banka hesabına yatırması talep edildiğini, davacının adı geçenin kendi bünyesinde çalıştığı dönemlere ait olan ve brüt ücret üzerinden hesapladığı 17.790,52.-TL tutarı 24 Nisan 2023 tarihinde yatırarak hesaplamaya itiraz ettiğini, 9 Haziran 2023 tarihli ve 2376 sayılı müvekkil Banka yazısı ile müvekkil Bankaca bildirilen bakiyeden kalan 22.175,14.-TL tutarın 14 Haziran 2023 tarihinde 350,00 TL faiz ve BSMV tutarlarıyla birlikte bankaları hesabına yatırıldığını, söz konusu faiz ve BSMV tutarının davacı tarafından yanlış hesaplanması nedeniyle müvekkil Banka hesabına yatırılan tutarın fazla bakiyesinin davacıya iade edildiğini, diğer bir alt işveren firma çalışanı ...'un talebi üzerine ise müvekkil Banka tarafından 41.386,20.-TL kıdem tazminatı hesaplandığını, bunun davacıya bildirildiğini, bu tutarın 14 Aralık 2023 tarihine kadar müvekkil Banka hesabına yatırılması talep edildiğini, davacı tarafından 7 Aralık 2023 tarihinde 41.386,20.-TL tutarın tamamının müvekkil Banka hesabına yatırıldığını, işçilerin işvereni alt işveren firmalar olduğunu, asıl işverenin işçiye karşı alt işveren ile birlikte kanundan dolayı müteselsilen sorumlu olduğunu, kanundan dolayı müteselsil sorumlu olan asıl işverenin, alt işveren işçisine ödemiş olduğu tutarları sorumlu oldukları dönemle orantılı olarak alt işverenlerden tahsil etmesi gerektiğini, aralarındaki sözleşme hükümlerine göre sorumluluğun alt işverenlerde olduğunu, dava dışı işçilerden ...'ya 69.310,74-TL, ...'a 98.758,98 TL kıdem tazminatı ödendiğini, rücu edilen tutarın ise davacıda çalıştığı süre ile sınırlı olduğunu, haksız talebin reddedilmesi gerektiğini beyan etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Taraflara usulüne uygun olarak tebligatlar yapılmış olup, dekontlar, SGK'dan gelen sigortalı işe giriş ve sigortalı işten ayrılış bildirgelerinin dosya arasına alındığı anlaşılmıştır. Dosya İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanı bilirkişi ... bilirkişisine tevdi edilmiş, düzenlenen 03/09/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Davacı, davacı şirketin kendi üzerine düşen paydan daha fazlasını ödediğinin tespiti ile çalışan ... açısından 14/06/2023 tarihinde fazla ödenen 22.175,14-TL ve 350,00- TL'yi (temerrüd faizi ve BSMV), diğer çalışan ... açısından ise 07/11/2023 tarihinde fazla ödenen 22.798,75-TL'yi ayrı ayrı ödeme tarihinden itibaren aksi halde dava tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek banka faizi ile davalı yandan tahsil edilerek müvekkil şirkete ödenmesini talep etmiştir. 1-Davadışı ...'dan dolayı davacı taraf sorumluluğunun 39,934,36 TL olduğu, -Davalı İdarenin rücuya konu ettiği tutarın 39.965,66 TL olduğu, -Davalı tarafın (39.965,66-39.934,35) = 31,30 TL fazla tahsilat yaptığı, -Fazla ödeme için ödeme tarihinden itibaren hesaplanan faizin; Ödeme Tarihi 14.06.2023 Dava Tarihi 28.12.2023 Süre 197 Tutar 31,3 Faiz oranı 48 Faiz 8,11 Toplam 39,41 2-Dava dışı ...'dan dolayı davacı taraf sorumluluğunun 41.290,98 TL olduğu, -Davalı İdarenin rücuya konu ettiği tutarın 41.386,20 TL olduğu, -Davalı tarafın (41.386,20-41.290,98) = 95,22 TL fazla tahsilat yaptığı -Fazla ödeme için ödeme tarihinden itibaren hesaplanan faizin; Ödeme Tarihi 07/11/2023 Dava Tarihi 28/12/2023 Süre 51 Tutar 95,2 Faiz oranı 48 Faiz 6,39 Toplam 101,61 sonuç ve kanaatine varılmıştır. Dosya yeniden değerlendirilmek üzere İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanı bilirkişi ... bilirkişisine tevdi edilmiş, düzenlenen 28/10/2024 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle ; Bilirkişi raporunda hukuki değerlendirme yapılması söz konusu olmayıp, hesaplamaya esas Kanun Maddelerine, Sözleşme Hükümlerine ve Yargı Kararlarına atıf yapılmış olup, bu hususların hiçbirisi değerlendirme niteliğinde değildir. Kıdem tazminatı iş akdinin feshi ile doğan bir hak olup, davalı işverenin dava dışı işçilerin kıdem tazminatlarını ödediğine ilişkin bir tespitte bulunulamadığından bunun devir niteliğinde kabul edilmesi (Yargıtay kararlarında da bu şekildeki devirlerden sonra iş akdi sonlanmamış olduğu için kıdem tazminat talebinde bulunan işçiler yönüyle bu talebin reddi yönünde hüküm kurduğu da dikkate alındığında, dava dışı işçilerin bu hakkının davalı nezdindeki çalışmasının sona erdiği tarihte kıdem tazminatlarını talep edemeyeceği de dikkate alınarak fiili sona erme zamanındaki son ücret üzerinden yapılmasında hukuka aykırı bir durum bulunmamaktadır). Hesaplamalar, Yargıtay kararlarına göre tespit edilen sorumluluk dağıtım esaslarına göre yapılmış olup, bu yönleri ile kök raporda değişiklik yapmayı gerektirecek bir duruma rastlanmamıştır. Davalı vekilinin itirazlarına ilişkin olarak; Sayın davalı vekilinin hizmet süresine ilişkin itirazları yerinde olmayıp, hizmet süresi hesabında işe giriş, işten çıkış zamanlarında ay hesabı 30 gün üzerinden değil parmak hesabı ile yapılmaktadır. Diğer tarafından davalı vekilinin itirazının doğru olduğu kabul edilse bile yapılacak değişiklik ancak ve ancak lira değil kuruş hesaplarında değişikliğe sebep olacak nitelikte olup, bu yönleri ile de kök raporda değişiklik yapmayı gerektirecek bir duruma rastlanmamıştır. Tarafların iddia ve savunmaları, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Dava, dava dışı işçilere ödenen işçilik alacağının davalı işverenden rücuen tahsili istemine ilişkindir. Öncelikle davaya esas ilişkinin temelini oluşturan halefiyet ve rücu kavramları üzerinde durmak gerekirse; Başkasına ait bir borç nedeniyle alacaklıyı tatmin eden kişinin, onun haklarını kanunda belirtilen durumda ve tatmin ettiği oranda kendiliğinden elde etmesine ardıllık (halefiyet) denir. Dönme (rücu) hakkı ise, başkasına ait borcu yerine getiren kişinin malvarlığında vücut bulan kaybı gidermeyi amaçlayan tazminat niteliğinde bir istem hakkıdır. Bir borcu yerine getiren kimsenin alacaklının haklarına halef olabilmesi için halefiyetin kanunda açıkça öngörülmüş bulunması gerekir. Kanunda açıkça öngörülmediği sürece bir halefiyetin doğması mümkün değildir. Halefiyet kanunda belirtilmiş belirli durumlarda doğar. Diğer bir anlatımla, halefiyet halleri sınırlı sayı prensibine (numerus clausus) bağlıdır. Halefiyette, rücu hakkını kullanan kişi alacaklının yerine geçer, aynen alacaklının konumuna sahip olur. 4857 sayılı İş Kanununun 2/6. maddesi, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” hükmünü havi olup, anılan düzenleme ile mali açıdan güçsüz olan alt işverenlerin işçilerini ücret ve diğer hakları yönünden koruma amaçlanmıştır. Anılan madde uyarınca asıl işveren, alt işverenin işçilerinin çalıştıkları işyeri ile ilgili İş Kanunu'ndan ve hizmet sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işverenle birlikte sorumlu olur. Kanunda geçen “birlikte” kavramının sorumluluk hukukunda düzenlenen kanundan doğan "müteselsil sorumluluk" olduğu doktrinde kabul edilmektedir. Bu yönüyle, asıl işveren ile alt işveren arasındaki hukuki ilişki hizmet akdine dayanmakta; asıl işverenin alt işverenle yaptığı sözleşme gereği çalışan işçi ile arasındaki hukuki ilişki ise 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen “birlikte (müteselsil) sorumluluk” kuralına dayanmaktadır. Asıl işverenle alt işverenler arasında düzenlenen hizmet akitlerine göre yapılan iş kapsamında ve değişen alt işverenlere ait işyerinde ara vermeden çalışan işçilerin işçilik alacakları için açtıkları davalar sonucunda ödenmesine karar verilen miktarlardan alacaklı işçiye karşı her biri dış ilişki (işçiye karşı) itibariyle kanundan kaynaklı olarak müseselsilen sorumludurlar. Bu düzenleme işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla yapılmış olup, sadece işçilere karşı bir sorumluluktur. İç ilişkide, yani alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki ilişkide ise, İş Hukuku değil; Borçlar Kanunu ve Sözleşme Hukuku esas alınacağından uyuşmazlık taraflar arasında yapılan sözleşme hükümlerine göre çözümlenecektir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 167. maddesindeki düzenleme uyarınca, aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça müteselsil sorumlulardan her biri alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu olacaklardır. Burada gözden kaçırılmaması gereken husus, mezkur yasa hükmüne göre müteselsil borçlularda eşit sorumluluğun ancak aksinin kararlaştırılmaması ya da hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmaması halinde uygulanacağıdır. Eş deyişle, müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlu, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebilecektir. Somut uyuşmazlıkta da olduğu gibi, kamu kurumlarının ihale yolu ile muhtelif işlerin yapılması konusunda taşeron şirketlerle yaptıkları hizmet sözleşmeleri nedeniyle çalışan işçilerin işçilik alacakları için açtıkları davalar sonunda karara bağlanan miktarları 4857 sayılı İş Kanunun 2. maddesindeki düzenleme uyarınca müşterek ve müteselsil sorumlu olarak ödemesi nedeniyle 6098 sayılı TBK'nın 62. maddesindeki “... Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.” hükmü uyarınca asıl işveren olan kurum, alt işverenlerle arasındaki hizmet akitlerine dayalı olarak onlardan rücuen talep edebilecektir. Dolayısıyla, bu türden uyuşmazlığın çözümünde öncelikle taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine, aynı sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili verilmiş mahkeme kararları ve genel hukuk prensiplerine bakılarak sonuca gidilmelidir. Taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinde işçilerin iş akitlerinden doğacak tazminattan hangi tarafın ne oranda sorumlu olacakları hususunda bir hüküm yoksa, tacir olan alt işverenlerin çalıştırdıkları işçilerin fiili işçilik dışında sair tazminat haklarından sorumlu olacaklarını bilebilecek durumda oldukları, kurumun da asıl işveren durumunu muhafaza etmesi nazara alınarak tarafların yarı yarıya sorumlu oldukları kabul edilmelidir. Tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme ve şartname hükümlerinde işçi alacaklarından kimin ne kadar sorumlu olduğuna ilişkin hüküm varsa, bu hükümler tarafları bağlayecektır. Hizmet sözleşmelerinde, ihale evraklarında teknik ve idari şartnamelerde ve diğer taraflar arasında karşılıklı düzenlenen belgelerde yüklenici şirketin sorumluluğuna ilişkin açık hüküm olan hallerde, asıl işveren ödemiş olduğu miktarın tamamını, ilgili alt işverenden rücuen talep edebilir. Sözleşme değerlendirilirken işçinin çalıştığı dönemlere ilişkin sözleşme hükümleri dikkate alınmalıdır (Bursa Bölge Adliye Mahkemesi, 7. Hukuk Dairesi, 03/04/2019 tarih, 2018/1511 E. ve 2019/331 K. sayılı ilâm). Son olarak, 6098 sayılı TBK'nın 73. maddesinde yer alan “Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. ...” hüküm uyarınca rücu alacağına ilişkin bu tür davalarda 2 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin uygulanması gerekir. Yukarıda yer verilen açıklamalar ve değinilen yasal düzenlemeler doğrultusunda somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde ve Taraflar arasında akdedilen Hizmet Alım Sözleşmesi incelendiğinde; Sözleşmenin "Firmanın Hak ve Yükümlülükleri" başlıklı 5.6. maddesinde, "Banka Hizmet Binalarında, güvenlik hizmeti verecek olan Firma, güvenlik hizmetini kendi istihdam ettiği çalışanlarıyla yerine getirecektir. Güvenlik hizmetini yerine getirecek işbu çalışanlara ait her türlü ücret, tazminat, kıdem tazminatı ve bunun gibi giderler ile işbu sözleşmenin uygulanması nedeniyle doğacak diğer giderler Firmanın sorumluluğunda olup, tamamen Firma tarafından ödenecektir. İşbu sözleşme dolayısıyla Banka tarafından üçüncü kişilere yapılan ödemeler dc dâhil olmak üzere, herhangi bir nedenle ödenen tutarların tamamı Banka tarafından Firmaya rücu edilir. Firma, Bankanın ödemiş olduğu tutarları ödeme yaptığı günden itibaren işleyecek ticari işlerde temerrüt faiziyle birlikte ilk talepten itibaren 10 (on) iş günü içerisinde nakden ve defaten Bankaya ödeyeceğin gayri kabili rücu ile taahhüt, beyan ve kabul eder. Firma bu ödem yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde kesin teminat ve ek kesin teminat nakde çevrilip gelir kaydedilerek sözleşme feshedilebilir.",5.8. maddesinde de "Yürürlükte olan tüm kanunlardan ve ikincil mevzuattan kaynaklanan yükümlülüklerin Firma tarafından ihlal edilmesi halinde doğmuş veya doğacak vergi, ceza, sözleşme dışı yükümlülükler ve sair masraflar da Firmanın sorumluluğunda olup, Banka tarafından herhangi bir ödeme yapılmak zorunda kalınması halinde Firma, Bankanın ödediği tutarı ilk talepten itibaren 10 (on) iş günü içerisinde nakden ve defaten Bankaya ödemeyi kabul, beyan ve taahhüt eder. Banka tarafından herhangi bir ödeme yapılmasına rağmen anılan tutarın Firma tarafından Bankaya ödenmemesi durumunda Banka kesin teminatı ve ek kesin teminatı nakde çevirip gelir kaydederek sözleşmeyi feshedebilir. Ayrıca Firma, Bankanın bu sebeple Sözleşme kapsamında Firmanın verdiği hizmetin bedelini ödemeyeceğini/ödenmiş ise iadesini talep etme hakkı bulunduğunu kabul, beyan ve taahhüt eder." hükmüne yer verilmiştir. Davacı tarafın dava dışı işçilere yaptığı kıdem tazminatına ilişkin ödemelerin taraflar arasında ki Hizmet Alım Sözleşmesi kapsamında davacının sorumluluğunda olduğu sözleşme maddelerinden de anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL harcın mahsubu ile fazladan alınan 397,66-TL'nin yatıran tarafa iadesine, 3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 30.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan 100,00 TL yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6- 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(11)-(13) maddesi ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3,120,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsiliyle Hazine adına gelir kaydına, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, 5235 sayılı Kanun'un 33-(1), 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341-(1) ve devamı maddeleri uyarınca, gerekçeli kararın usulen taraflardan her birine tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre dahilinde, Mahkememize dilekçe ile başvurmak suretiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 19/12/2024

Katip ... e-imzalıdır

Hakim ... e-imzalıdır

Atıf: İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/833, K. 2024/897, T. 19.12.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-10-asliye-ticaret-mahkemesi-2023-833-e-2024-897-k-7e88b26b825d