İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2023/740 E. 2026/52 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2023/740
- Karar No
- 2026/52
- Karar Tarihi
T.C. İstanbul Anadolu 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/740 Esas KARAR NO : 2026/52 DAVA : Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 11/10/2023 KARAR TARİHİ : 21/01/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalılar ile davacı arasında 11/10/2013 tarihinde konusu --------Ş, ---------, --------- Mah. -------- Cad.------- Sokak no:------- adresinde faaliyet gösterdiği iddia edilen --------- işletmek için ---------Ş. hissesindeki payına uygun olarak ilk ödemede 100.000,00 ABD doları karşılığı olarak 200.000,00 TL davalı isimlere ödenmiş olduğu hakkında bir sözleşme akdedilmiş, davalı taraflar ve --------- arasında akdedilen sözleşme sonrasında davalı taraflarca gerçekleştirilen eylemler nitelikli dolandırıcılık suçunu teşkil ettiği, şöyle ki; taraflarca --------- söz konusu --------- şubesinin bulunduğu yere götürüldüğünü, --------- götürüldüğü araziyi ve söz konusu-------- şubesinin faaliyet göstereceği alanı değerlendirerek işletmeye katılmaya karar verildiğini, davalılarca söz konusu --------- şubesinin faal bir halde işletilmekte olduğu, yalnızca tadilat nedeni ile bu işletime ara verildiği ifade edildiğini, ayrıca şubenin işletme hakkını haiz olan ---------Ş. altında davalılardan en az birinin ismi bulunduğundan --------- söz konusu işletme hakkının kendisine sorunsuzca devredileceğine inandırıldığını, ancak davalılar ---------- tarafından ödenen ücreti aldıktan sonra ---------- tadilat bahanesiyle oyalayarak sözleşme gereği edimlerini ifa etmekten kaçınmışlardır. Bu durumun üzerine --------- davalı taraflarla yükümlülüklerini yerine getirmeleri için irtibata geçildiğini, bunun üzerine davalılar öncelikle -------- ile irtibatı kestiklerini, bulunduğunu --------- ödediği ücreti geri alamadığında ve işletmeye ilişkin kuşkuya düşerek -------- Genel Koordinatörü --------- ile görüşerek; söz konusu şubenin aslında -------- şirketi genel kurallarına uymadığını, arazi kullanımının sıkıntılı olduğunu, şubenin borçlarının bulunduğunu ve işletmenin iyi yönetilmediğini öğrendiğini, hatta -------- tarafından söz konusu şubenin büyük ihtimalle --------- Genel Merkezi ile olan sözleşmesinin feshedileceğini belirttiğini, bu bilgiler ışığında --------- sözleşme tarihinde -------- Belediyesi sınırları içerisinde olan ilgili araziye ilişkin araştırma yapma gereği duyduğunu, yaptığı araştırma sonucunda ise arazinin Belediye Mevzuatına uygun olmadığı, bazı aykırılıklar içerdiği ve söz konusu -------- şubesinin çalışmasının durdurulduğunu öğrendiğini, işbu sözleşmede Müvekkili her ne kadar tacir olmayan gerçek kişi olsa da sözleşmenin konusu ticari nitelikte olduğundan asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu kanısına varılmış, nezdinizde mezkür dava açıldığını, dava konusu sözleşmede müvekkili, davalılar ile ------- --------, ------- Mah. -------- Cad. ------ Sokak no:--------- adresinde faaliyet gösterdiği iddia edilen olan --------- işletmek için anlaşmaya varıldığını,. Davalı taraf, sözleşmede açıkça işbu işlem karşılığı olarak 200.000,00 TL aldıklarını ikrar ettiğini, lakin; davalı taraf parayı aldıktan sonra sözleşme konusu işlem hakkında hiçbir eylemde bulunmadığını, davacının uyarı ve hatırlatmalarına rağmen ne aldığı parayı iade etmiş ne de söz konusu işletmeyi sağladığını, ayrıca mezkür sözleşmede, işletmenin ortaya çıkmaması durumunda paranın iade edileceği de açık bir şekilde kararlaştırıldığını, sözleşmede de belirtildiği üzere; davalı taraflar işletmenin açılmasını sağlamadığını ve bu sebepten de edimi ifa edemediklerini, İfanın gerçekleşmediği durumda, davacının TBK kapsamında tanınan haklarını kullanacağı da açık olduğunu, davacı sözleşmeden dönme hakkını kullanarak daha önce ifa etmiş olduğu ve davalı taraflarca da ikrar edilmiş olan 100.000,00 ABD doları karşılığı ödenen 200.000,00 TL değerindeki edimi geri isteme hakkına sahip olduğunu, davalıların ifa edilmiş olan bu parayı davacıya ödemesi gerektiği de aşikar olduğunu, davacı, sözleşmenin akdedildiği tarihte (11/10/2013) sahip olduğu 100.000,00 ABD dolarını, sözleşmeye güvenerek Türk lirasına çevirmiş ve mezkür sözleşme bedelini ödemiştir. Sözleşmenin imza tarihi olan 11/10/2013 tarihinde ABD doları/TL kuru, --------- Bankası verilerine göre 1,98 TL iken, 11/10/2023 tarihi itibariyle bu kur 27,73 TL olduğunu, 100.000,00 ABD dolarının 11/10/2023 tarihi itibariyle karşılığı 2.773.000,00 TL olduğunu, ülkedeki enflasyon koşulları da göz önüne alındığında yalnızca 200.000,00 TL'nin iadesi hakkaniyet açısından korkutucu bir tablo ortaya çıkaracağını, Sözleşmeden dönülmesinden sonra tahsil edilecek paranın ve zararın miktarı sadece kapalı mevzuat hükümleri çerçevesinde değil, hayatın genel akışı, ekonominin durumu ve birçok faktörün birleşimi ile karar verilmesi gereken bir durum olduğunu beyan ederek Türk Ceza Kanunu m.158 uyarınca nitelikli dolandırıcılık suçuna ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla, İfanın gerçekleşmemesi nedeniyle sözleşmeden dönme ile verilenlerin faiziyle birlikte geri ödenmesine ve menfi zararın tahsiline, kabul edilmemesi halinde; fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla 50.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmesine, Mahkemenizce ilgili tarihli ---------Ş. ne ait ------- Sicilinin tespitine, --------Ş.'nin ------- ile olan ilgili tarihte önce ve sonraki ilişkisine ve bu ilişkinin nasıl sonlandırıldığına ait bilgilerin --------- istenmesine, fazlaya dair talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı yanca davalıların işlemlerinin nitelikli dolandırıcılık suçu teşkil ettiği iddiası olduğunu, bu konuda ne açılmış bir dava ne de böyle bir fiil mevcut olduğunu, davalıların dava dilekçesinin bu bölümünde bahsi geçen şirket ile herhangi bir ortaklığı olmadığını, bu sebeple ona ilişkin de bir hisse devri yapılması ya da taahhüt edilmesinin mümkün olmadığını, davacının Avukat olduğu da dikkate alındığında; iddialarının inandırıcı olmadığı ortada olduğunu, yapılan araştırmada bahsi geçen şirketin tasfiye halinde olduğunu, ortaklarının da terör örgütü ile ilgili davalardan dolayı tutuklu, yükümlü oldukları ve ceza evinde oldukları öğrenildiğini, esasa ilişkin cevaplarının da hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek üzere verildiğini, müvekkillerinin belge aslını incelemesi sonucu yapacağı itiraz haklarının saklı olduğunu beyan ederek sözleşmenin herhangi bir yerinde 200.000 USD kavramı geçmediğini, ne anlaşmada ne de ödenen para ile ilgili böyle bir bilgi olmadığını, davacının bu iddiasını dava içerisine katmış olmasının da bir delil ve dayanağının olmadığını, özleşme incelendiğinde 200.000,00 TL’den bahsedilmekte ve 7.000,00 TL’ nin de daha sonra ödeneceği yazılı olduğunu, bu konuda bir beyanda bulunulmadığını, davacının sözleşmenin gerçekleşmemesinden dolayı menfi zararlarından bahsetmekte olduğunu, Sözleşmede elde edeceği hisse, şirketteki konum vs hiçbir olduğu belirlenmediğini, ayrıca şirket ortaklarının da terör örgütü soruşturması ile ilgili cezaevinde oldukları da dikkate alındığında davacının bir zararının olmayacağı aşikar olduğunu, dava dilekçesinin son sahifesindeki müvekkillerine isnat edilen suçlar ile davacının bir alakası olmadığı gibi, bu suçların birçoğuna ilişkin herhangi bir soruşturma mevcut olmadığını, buna ilişkin şikâyet hakkını saklı tuttuklarını, ---------- davacının bahsettiği şirketlerin bir kısmında hissesinin mevcut olduğunu, ancak dava konusu olan ---------Ş. De herhangi bir hissesi olmadığını, yine ------- -------- ve ----------- da herhangi bir malvarlığının bulunmadığını, doğru olmayan iddia ve isnatlar ile davacı birtakım taleplerde bulunmuş ise de, bunların herhangi bir hukuki dayanağının olmadığını beyan ederek haksız ve mesnetsiz davanın reddine, görev ve yetki itirazlarının öncelikle değerlendirilmesine, masraf ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesi talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık; Davacı ile davalılar arasında-------- Mah. -------- Cad. -------- Sokak no:------- adresinde faaliyet gösterdiği iddia edilen -------- davacı tarafça işletilmesine yönelik davalıların ---------- Şirketinde var olduğu iddia edilen hissesindeki payının belirli bir bedelle davacıya devredilmesini içeren yapılan sözleşme kapsamında,davalıların davacıyı dolandırdığından bahisle devrin gerçekleşmemesi neticesinde, sözlemeden dönme ve davacı tarafça davalılara sözleşme bedelinin bir kısmı olarak ödenen 200.000 TL bedelin denkleştirici adalet ilkesi kapsamında tespit edilecek uyarlanmış hali ile tahsili ve menfi zararların tazmini, işbu talebin kabul edilmemesi halinde davacının sözleşmenin ifa edilmemesinden kaynaklı zarar görmesi sebebiyle 50.000 TL tazminatın davalılardan tahsili talebine ilişkindir. Ticaret sicil ve Nüfus Müdürlüğü kayıtları celp edilmiş, bilirkişi raporu alınmış, taraflarca sunulan diğer deliller ile birlikte değerlendirilerek tahkikat sonuçlandırılmıştır. Mali Müşavir bilirkişi tarafından sunulan 24/03/2025 tarihli raporda; "Davacı---------” ile davalılar arasında --------- Mah. -------- Cad. -------- Sokak no:--------- adresinde faaliyet gösterdiği iddia edilen -------- davacı tarafça işletilmesine yönelik davalıların -----------Ş” de var olduğu iddia edilen hissesindeki payının belirli bir bedelle davacıya devredilmesini içeren yapılan sözleşme kapsamında, davalıların davacıyı dolandırdığından bahisle devrin gerçekleşmemesi neticesinde, sözleşmeden dönme ve davacı tarafça davalılara sözleşme bedelinin bir kısmı olarak ödenen 200.000 TL bedelin denkleştirici adalet ilkesi kapsamında tespit edilecek uyarlanmış hali ile tahsili ve menfi zararların tazmini hususlarına ilişkin, denkleştirici adalet ilkesinin kısaca paranın ödeme tarihindeki alım koşullarına uyarlanması olarak açıklanabileceği, denkleştirici adalet ilkesi uyarınca hesaplama yapılırken, döviz, altın, ticari, yasal faiz, memur maaşları, tüfe, asgari ücret gibi parametrelerden en az beş tanesinin hesaplamada esas alınması gerektiği, yalnızca bir parametrenin esas alınması, parada meydana gelen değer kaybını tam olarak belirlemekte yetersiz kalacak ve hakkaniyete aykırı olacağı, bu bağlamda ödenen tutarın parametreye göre ödeme tarihindeki değerinin hesaplanması gerektiği, bu bilgiler ışığında en az beş farklı parametreye göre (döviz, altın enflasyon, asgari ücret ve en düşük memur maaşları) 200.000,00 TL için güncellenmiş yeni değerlerine göre ortalama 2.540.745,20 TL fark hesaplandığı, Mahkemenin gerek savunmalarının tümü ve gerekse faize hasren tamamen davalı müdafaaları yönünde hüküm kurmak hususunda da hiç şüphesiz muhtar bulunduğu, sair hususların mahkemenin takdirinde olduğu" görüş ve kanaatinin bildirildiği görülmüştür. Davacı vekili tarafından sunulan 18/09/2025 tarihli ıslah dilekçesi ile 201.000,00 TL olan talebini 2.339.745,20 TL arttırarak toplam 2.540.745,20 TL olarak ıslah ettiği beyan etmiş, söz konusu talebin davalılara tebliğ edildiği görülmüştür.Somut dosya kapsamında davacı ile davalılar davacı arasında 11/10/2013 tarihinde konusu --------Ş, --------, -------- Mah. ------- Cad. -------- Sokak no:-------- adresinde faaliyet gösterdiği iddia edilen --------- işletmek için -----------Ş. hissesindeki payına uygun olarak ilk ödemede 200.000,00 TL yi davalılara ödemiş olduğu bir sözleşme akdedildiği, davacının davalı tarafların akdedilen sözleşme sonrasında söz konusu --------- şubesinin bulunduğu yere götürüldüğünü, ---------- götürüldüğü araziyi ve söz konusu -------- şubesinin faaliyet göstereceği alanı değerlendirerek işletmeye katılmaya karar verildiğini, davalılarca söz konusu --------- şubesinin faal bir halde işletilmekte olduğu, yalnızca tadilat nedeni ile bu işletime ara verildiği ifade edildiğini, ayrıca şubenin işletme hakkını haiz olan ---------Ş. altında davalılardan en az birinin ismi bulunduğundan davacı söz konusu işletme hakkının kendisine sorunsuzca devredileceğine inandırıldığını, ancak davalılar davacı tarafından ödenen ücreti aldıktan sonra davacıyı tadilat bahanesiyle oyalayarak sözleşme gereği edimlerini ifa etmekten kaçındıklarını iddia etmiştir. Taraflar arasında kurulan işletmeye katılma sözleşmesi geçerli olarak kurulmuştur. Sözleşme davalıların işletmedeki hisseleri oranında davacının katılmasına ilişkin olup dava dışı ---------Ş. Nin temsilcileri tarafından imzalanmamasının davacı yönünden etkisi yoktur. Kaldı ki sözleşmede buranın işletmeye açılamaması yada işletme işinin --------Ş. Ye verilmesi halinde bedelin geri verileceği de düzenlenmiştir. Yine davacı tarafın iş bu davayı 11/10/2023 tarihinde yani sözleşme gereğince açabileceği zamanaşımı süresi içerisinde açtığı, dava dilekçesinde de TBK'nın 125. maddesine dayandığı, sözleşmeden dönme ve ifa edilmiş edimlerin iadesini talep ettiği, mahkemece menfi zararına ilişkin değerlendirme yapılırken hakkaniyet ilkesi de gözönüne alınarak karar verilmesi gerektiğini beyan ettiği, yargılama sırasında denkleştirici adalet ilkesine göre tahsil talebinde bulunduğu görülmüştür. Davalı taraf sözleşmeden doğan edimlerini yerine getirmemiş olduğundan davacının sözleşme gereğince ödenen 200.000 TL bedeli talebi haklı olmakla birlikte bedelin uyarlanmış haliyle davalılardan tahsili talebi yerinde değildir. Zira 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 125. maddesi gereğince, temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir. Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir. Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir.Yine TBK'nun 112. maddesine göre, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının zararını gidermekle yükümlüdür. Aynı kanunun 125. maddesinde ise borçlunun temerrüdü sonucu borç yerine getirilmemişse, alacaklıya üç hak tanınmış olup bunlar; her zaman için ifa ve gecikme tazminatı isteğinde bulunma, derhal ifadan vazgeçip müspet zararın tazminini isteme ya da ifadan vazgeçip sözleşmeden dönerek menfi zarar talebidir. Müspet zarar, borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır. Borcun yerine getirilmesinin kusurla olanaksız hale gelmesinde, temerrüte düşen borçludan, gecikmiş ifa ile birlikte gecikme dolayısıyla tazminat istenmesinde, yahut borçlunun temerrütü halinde ifadan vazgeçilip, ifa yerine tazminat istenmesinde ve sözleşmenin olumlu biçimde ihlalinde, müspet zararın giderimi söz konusu olur. Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi halinde söz konusu olur. Sözleşme ortadan kalkmamaktadır, yalnız alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı alır. Menfi zarar ise borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar. Sözleşme feshedilerek hükümsüz olduktan sonra tekrar sözleşmeye dayanarak borcun ifa edilmemesinden doğan zarardan söz edilemez; istenilecek zarar menfi zarardır. Başka bir anlatımla genel olarak menfi zarar, sözleşmenin kurulmamasından veya geçerli olmamasından; müspet zarar ise, ifa edilmemesinden doğan zararı ifade eder. Menfi zarar kavramına; sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler, sözleşmenin yerine getirilmesi ve karşılık edanın kabulü için yapılan masraflar, sözleşmenin yerine getirilmesi dolayısıyla uğranılan zarar, sözleşmenin geçerliğine inanılarak başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması dolayısıyla uğranılan zarar, başka bir sözleşmenin yerine getirilmemesi dolayısıyla uğranılan zarar ve dava masrafları, noter masrafı gibi kalemler örnek olarak verilebilir.Sebepsiz zenginleşme, bir kimsenin mal varlığının haklı bir sebep olmaksızın diğer bir kimsenin mal varlığı aleyhine çoğalması olup, sebepsiz zenginleşme gereğince verilenlerin iadesi sağlanırken, ödenen paranın ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması, başka bir deyişle denkleştirici adalet ilkesinin uygulanması gerekir.Denkleştirici adaleti ilkesi, haklı bir sebebe dayanmadan, başkasının mal varlığından istifade ederek, kendi mal varlığını artıran kişinin, elde ettiği kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğünü ifade eder. Bu kapsamda iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncelleme yapılırken, güncellemeye esas alınan somut veriler tek tek uygulanarak ödeme tarihinden ifanın imkânsız hale geldiği tarihe kadar paranın ulaştığı değer her bir dönem için hesaplanmalı, sonra bunların ortalaması alınmalıdır. Ancak, taraflar arasında sözleşme ilişkisi mevcutken uyuşmazlığın; sebepsiz zenginleşme kurallarına göre değil, sözleşme hukuku çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Somut uyuşmazlıkta dava sebepsiz zenginleşmeye ilişkin olmayıp sözleşmeye dayalı olduğundan eldeki davada denkleştirici adalet ilkesinin uygulanma imkanı yoktur. Bu nedenle sözleşme nedeniyle ödenen 200.000 TL nin temerrüt tarihi olan 06/07/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine, karar vermek gerekmiştir. Ayrıca davacı taraf işletmeye katılma sözleşmesi geçerli olarak kurulmuş ancak borçlu tarafça sözleşme ifa edilmediğinden burada menfi zarar değil müspet zarar istenebilir, menfi zarar sözleşmenin geçersizliği veya hiç kurulmamış olması halinde gündeme gelebilir olduğundan bu hususa ilişkin taleplerinin de reddi yoluna gidilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının açtığı davanın kısmen kabulü ile, 200.000 TL'nin temerrüt tarihi olan 06/07/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerinin reddine, 2-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 13.662,00-TL harcın mahsubu ile fazladan alınan 29.745,52-TL'nin yatıran tarafa iadesine, 3-Davacı tarafından (yapılan yatırılan harçtan/harçlardan iadesine karar verilen kısım düşüldükten sonra kalan); 13.662,00 TL Harcın davalılardan müştereken müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, , 4-Davacı tarafından yapılan; 5.000,00-TL Bilirkişi ücreti, 317,75-TL Tebligat, Posta ve diğer masraflar, olmak üzere toplam 5.317,75-TL yargılama giderinin kabul red oranı dikkate alınarak 418,60-TL lik kısmanın davalılardan müştereken müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, bakiye yargılama giderinin ise Davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T (madde-13 İkinci Kısım İkinci Bülüm) göre hesaplanan 45.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 6-Davalılar kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre red edilen kısım üzerinden hesaplanan 345.704,00-TL nisbi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 7-Dava şartı olan arabuluculuk görüşmeleri neticesinde -------- arabuluculuk başvuru numaralı dosyada takdir olunan 3.200,00 TL ücretin kısmen kabul kısmen red oranı dikkate alınarak 251,89 -TL lik kısmının davalılardan müteselsilen, 2.948,11 TL lik kısmının da davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, 8- Kullanılmayan gider avansının bulunması halinde kararın kesinleşmesinden sonra HMK’nun 333. maddesi uyarınca resen yatırana İADESİNE, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde İstinaf yolu açık olmak üzere oy çokluğu ile verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.21/01/2026
MUHALEFET ŞERHİ
Davacı ile davalılar arasında 11.10.2013 tarihinde konusu ------- --------, --------- Mah.-------- Cad. ------- Sokak no:--------- adresinde faaliyet gösterdiği iddia edilen ------- işletmek için -------- Şirketi hissesindeki payına uygun olarak ilk ödemede 100.000,00 ABD Doları(yüzbin) karşılığı olarak 200.000,00TL(ikiyüzbin) bedelin davalılara ödendiği,Bunun karşılığında davalıların --------Ş. üzerinden ---------- işletilmesine yönelik taahhütte bulunduğu,Ancak şirketin Ticaret Sicil kayıtları incelendiğinde Davalı --------- payı olsa dahi davalı --------- şirkette herhangi bir payının olmadığı,şirkete ortak olmadığı,davalıların şirketin faaliyetini birebir ilgilendiren bu sözleşmeyi imzalamaya herhangi bir yetkilerinin olmadığı,şirketi bağlayıcı böyle bir sözleşme yapılamayacağı,dolayısıyla sözleşmenin bu haliyle baştan itibaren geçersiz olduğu,davacının sebepsiz zenginleşme kapsamında verdiği bedeli iadesini talep hakkı olduğu,sebepsiz zenginleşmenin ,6098 sayılı Türk Borçlar Kanununu 77.maddesinde “haklı bir sebep olmaksızı bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür.Bu yükümlülük özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumlarında doğmuş sayılır “ şeklinde düzenlendiği,bununla birlikte sözleşme nedeniyle tarafların birbirlerine verdikleri şeylerin de iadesi gerekeceği, Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına intikal eden şeylerin iadesi ise sebepsiz zenginleşme hükümleri ve denkleştirici adalet ilkesi çerçevesinde sağlanabileceği, dolayısıyla geçersiz sözleşmeye dayalı olarak edimin ifasının talep edildiği davalarda söz konusu ilke uyarınca ifaya yahut ifa karşılığına değil, çoğun içinde azın da olduğu gözetilerek sözleşme çerçevesinde verilen şeylerin sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde iadesine hükmetmesi gerekeceği, Sebepsiz zenginleşme nedeniyle iade borcunun temelinin hakkaniyet ilkesine dayandığı, bazı durumlarda zenginleşmenin tamamının geri verilmesi durumunda dahi diğer tarafın zararı tamamen karşılanmayabileceği,özellikle dava konusunda olduğu gibi para borçlarında aradan geçen uzun zaman nedeniyle paranın değer kaybetmesi nedeniyle bu gibi durumlarla karşılaşılmakta olduğu, Bu hâlde sebepsiz zenginleşmenin temelinin “hakkaniyeti” sağlamak olduğu göz önüne alındığında paranın aynen iadesi ile adaletin tam olarak sağlanamayacağı açık olduğu,Bu durumda Yargıtay içtihatları ile yaygınlaşarak kullanım alanı bulan “denkleştirici adalet ilkesi” gündeme geldiği, Denkleştirici adalet ilkesinin geçersiz sözleşme uyarınca ödenen bedelin iade edileceği tarih bakımından ödendiği tarihteki alım gücüne kavuşturulması esasına dayandığı,geçersiz sözleşme gereğince, akdin düzenlendiği tarih itibariyle verilen paranın aynen iadesine karar verilmesi ise, enflasyon nedeniyle davacının ekonomik yönden büyük zarara uğrayabileceği,dolayısıyla bilirkişi raporuyla hesaplanan enflasyon, ------ ----------, altın ve döviz kurlarındaki artış, maaş artışları gibi ekonomik etkenlerin ortalaması alınarak iade edilmesi lazım gelen bedele hükmedilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan Sayın heyetin kararına muhalefet ediyorum