İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2021/490 E. 2026/347 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2021/490
- Karar No
- 2026/347
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL ASLİYE 2.TİCARET MAHKEMESİ
DOSYA NO : 2021/490 KARAR NO : 2026/347
DAVA : MENFİ TESPİT (Ticari Hizmet İlişkiden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 14.07.2021 KARAR TARİHİ : 27.04.2026
Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında görülen MENFİ TESPİT davasının mahkememizde yapılan yargılaması sonunda: GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı taraflar ... Ltd. Şti. Ve... tarafından müvekkili şirket aleyhine ... 2. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, takibin kesinleştiğini, haciz uygulandığını, icra takibine dayanak olarak gönderilen ... 5. Noterliğinin...tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesinin borç doğrucu işlem olmadığını, müvekkilinin davalılarla hiçbir hukuki ve ticari ilişkisinin bulunmadığını, bu nedenle borcu da olmadığını, davalı taraflar ile dava dışı ...isimli firma arasında taşınmazın satılması aracılık sözleşmesi adı altında bir sözleşme imzalandığını, sözleşmeye göre dava dışı ...'nın sahibi olduğu taşınmazın satımı halinde 420.000,00.-TL ödemeyi yüklendiğini, müvekkilinin bu sözleşmede taraf olmadığını, müvekkilinin dava dışı ...'dan 25.09.2020 tarihinde ... İli ... İlçesi ... Mahallesi 29.M.1 Pafta 394 Ada 20 Parsel nolu taşınmazı arada herhangi bir emlak danışmanı bulunmaksızın doğrudan doğruya satıcı tarafından kendisine gösterilmek suretiyle satın aldığını, TBK.nun 520/3. Maddesi gereğince "taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz" hükmünü haiz olduğunu, sözleşmenin yazılı olmasının aynı zamanda TBK'nın 12/2 maddesine göre geçerlilik şartı olduğunu (Emsal:Yargıtay HGK... E.... K. 16.9.2015 T., ...E. ...K. 15.3.2017 T., Yargıtay 23.HD.nin ...E. ... K. 21.02.2019 T.), davalıların hiçbir hukuki sonuç doğurmayan ihtarnamelerinde müvekkili şirketin yetkili temsilcisi olarak ...'a danışmanlık verildiğini iddia etmişlerse de bu hususun da gerçeği yansıtmadığını, müvekkili şirketin tek yetkilisinin ... olup İTO kayıtları ile de bu hususun sabit olduğunu, ayrıca davalılar ile dava dışı ... arasında yapılan bahsi geçen sözleşmenin 6 ay süreli yapıldığını, sözleşmenin 09.09.2020 tarihinde sona erdiğini, müvekkilin ise taşınmazı 25.09.2020'de satın aldığını, tarafların tacir olmasına rağmen hiçbir fatura düzenlenmeden farazi bir şekilde icra takibi yapıldığını belirterek, öncelikle ve ivedilikle İİK m.72/III gereğince öncelikle teminatsız olarak aksi halde uygun görülecek bir teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı verilerek icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmesinin engellenmesine, yargılama sonunda da müvekkilinin ... 2. İcra Müdürlüğü ...E. Dosyasındaki borçtan sorumlu olmadığının tespitine, kötüniyetli icra takibine girişen davalılar aleyhine %40'dan az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalılar vekili cevabında; Öncelikle, HMK uyarınca davacı borçlu delilerini davalılara tebliğ etmekle yükümlü olduğunu, davacının delillerinin tebliğ edilmediğini, beyan ve savunmalarını sunma haklarını saklı tuttuklarını, dava dilekçesinin davalı alacaklı tüzel kişi tacire usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğini, yerel idarenin, binaların numara düzenlemesi sonucu tüzel kişi alacaklı davalının adresinin ... olarak yeniden adlandırığından, davada taraf teşkilinin sağlanması için, dava dilekçesinin bildirilen adrese tebliğini istediklerini, 09 Mart 2020 tarihinde alacaklı davalı tacir müvekkillerinin, müşterileri olan (dava dışı) malik ...Şirketi ile Taşınmazın Satılması Hakkında Aracılık Sözleşmesini münhasıran akdettiklerini, bu sözleşmeye dayanarak, keşideci tacir müvekkiller olan Taşınmaz Satış Danışmanlarının, mülkiyeti müşterileri tüzel kişi şirkete ait bulunan ve tapuda “... İli, ... ilçesi, ... Mah. ... Mevkii 29.M.1 Pafta, 394 Ada, 20 Parsel de kayıtlı 50.365,47 m² miktarlı, ...” adresindeki fabrika binaları makineleri ve arsasının satışını ilanla ve diğer İnternet medya aracı olan sanal yollarla kamuya açıp duyurduklarını, 08 Nisan 2020 tarihinde bu duyuru üzerine istekli alıcılardan olan davacının yetkili temsilcisi ...’ın istekli alıcı olarak talebi üzerine, söz konusu taşınmazın satılması hususunda danışmanlık aracılık hizmeti verdiklerini, 17 Ağustos 2020 tarihinde sözleşme konusu taşınmazın, müvekkillerle, alıcı sıfatıyla ilişki kurup iletişime geçen muhatap alıcı şirketin yetkilisi ...ın temsilcisi olduğu davacı şirkete “...” ... Ticaret Sicil No: ... Mersis No: ...; ...Bankası T.A.O. na 20.000.000,00.- TL bedelle ipotek edilmek suretiyle satıldığını, dava dışı satıcı önceki malik (dava dışı) ... firması ve davacı borçlunun el birliği ile alım satım işlemine kendi aralarında yaparak, tarafları bir araya getiren müvekkil tacirlere taşınmaz danışmanlık bedelini ödemekten kaçındıklarını, bu hukuka aykırı davranışa karşı müvekkililerin sözlemeye dayalı olarak, dava dışı satıcı önceki malik ... şirketinden alacaklarını cebri icar sürecinde sulh yolu ile tahsil ettiklerini, davacı borçluya da 420.000,00.- TL ilave KDV tutarında hizmet bedelini ödememesi üzerine ihtarname keşide edilip, dava konusu icra takibini başlattıklarını, takibin kesinleştiğini, ihtarnameye ve ödeme emrine itiraz edilmediğini, haciz işlemlerinin infazında, iş bu davanın açılmasısının asıl kötü niyet olduğunu, ...'ın ekli ticaret Sicil gazetesi ilanında da sabit olduğu üzere, davalı borçlu şirketin ticari temsilcisi olduğunu, ihtiyati tedbir talebine itirazlarının kabulüne, tensiple, 14.07.2021 tarihli ihtiyati tedbir kabul kararının kaldırılmasına, kabul edilmez ise, teminatın alacakla mütenasip bir orana, alacak miktarının tamamına yükseltilmesine, davanın usul ve esas yönünden reddine, davacı borçlu aleyhine, “yüzde yirmiden” aşağı olmayacak şekilde tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME: Uyuşmazlık; dava konusu alacak borçlu olmadığının tespiti talebine ilişkin, İİK.nun 72/3.maddesine göre açılmış Menfi Tespit davasıdır. 2004 sayılı İİK’nın 72.maddesi gereğince; Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir. Davalıların ... 2. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile 18/05/2021 tarihinde, davacı aleyhine, ... 5. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesine dayanarak, 420.000,00.-TL asıl alacak, 6.720,00.-TL işlemiş faiz, 410,08.-TL ihtarname gideri olmak üzere toplam 427.130,08.-TL üzerinden ilamsız icra takibi başlattığı, (...) ödeme emrinin borçlu/davalıya 09/06/2021 tarihinde tebliğ edildiği, davacı borçlunun da 14/07/2021 tarihinde 427.130,08.-TL toplam alacak üzerinden huzurdaki Menfi tespit davasını açtığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasında uzlaşılan bir nokta bulunmamaktadır. Çözümlenmesi gereken sorun, davacının dava ve icra takibine konu, dayanak ihtarnamediki hizmeti alıp almadığı, davalılara borcunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sundukları deliller, icra dosyası ile tüm dosya kapsamı ile beraber alınan bilirkişi raporları ve yapılan yargılama sonunda; Mahkememizce alınan 04.08.2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Davadışı ... ile davalı taraflar arasındaki sözleşmenin simsarlık sözleşmesi olduğu, sözleşme ilişkisine girmek isteyen tarafların birbirlerini bulmaları, çeşitli sebeplerden dolayı güçlük arz ettiğinden, bu güçlüğü ortadan kaldırmak, sözleşme yapmak isteyen kişileri bir araya getirmek, sözleşmenin yapılabilmesi için uygun bir ortam hazırlamak üzere simsar (tellal) denilen aracıdan yararlanıldığı (Emsal; Yarg. HGK., E...K. ... T. 24.5.2022), TBK.nun 520. maddede simsarlık sözleşmesi; "Simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşme" olarak tanımlandığı, maddenin 2.fıkrasında bu sözleşmelere kural olarak vekâlete ilişkin hükümlerin uygulanacağını, 3. fıkrada ise taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmelerinin, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmayacağının belirtildiği (Emsal:Yarg. HGK., E. ...K. ... T. 24,5.2022, Yarg.HGK., E....K. ...T. 30.3.2016; Yarg. HGK., E. ...K.... T.10.6.2015), öte yandan, dosya kapsamında yapılan incelemede davacı taraf ile davalılar arasında yazılı bir sözleşmeye rastlanmadığı, TBk.nun 12.maddesi hükmüne göre, buna uygun olarak şekil serbestisi kabul edildiği, anılan hüküm uyarınca; "Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir. Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz." hükmü gereğince, sözleşme serbestisi kapsamında bir sözleşmenin geçerli olarak akdedilmesi için -kanunda aksi emredilmedikçe- belirli bir şekle riayet edilmesine ihtiyaç bulunduğu, buna mukabil, bazı sözleşmelerin akdedilmesinde kanunun yazılı geçerlilik şeklini emrettiği, TBK.nun 520/3.maddesi hükmü uyarınca gayrimenkul tellallığı sözleşmesinin yazılı şekilde kurulmasının esas olduğu, bu esasa uygun olarak davalılar ile davadışı ... arasında bir simsarlık sözleşmesi kurulmuş olup, davacı ile bu hususta bir sözleşme kurulmadığı, sözleşmelerin nisbiliği ilkesi gereğince, bir sözleşmenin üçüncü bir kişiyi borç altına sokamayacağı, bu durumda, anılan sözleşmenin hükümleri ile üçüncü kişinin borç altına girmesinin mümkün olmadığı, davacı ile davalılar arasında yazılı bir simsarlık sözleşmesi bulunmadığından, anılan faaliyet de bir simsarlık faaliyeti olduğundan dolayı, işbu faaliyetten ötürü davacının borçlu olduğunun ileri sürülmesinin isabetli olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Davalıların itirazları üzerine, iddiaların en azından danışmanlık hizmeti kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesi bakımından yeni bir heyetten rapor aldırılmasına karar verilmiş, verilen 14.03.2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Kanuna göre, herhangi bir taşınmazın satımına aracılık eden "simsarın emlak komisyoncusunun, emlak danışmanının)", taşınmazın satan alan kişiden (alıcıdan) simsarlık ücreti alacağına (emlak komisyonu alacağına) hak kazanması için, 2 tane yasal şartın birlikte gerçeklemesi gerekmektedir. Şöyle ki: Birincisi; "simsar" ile "taşınmazı satın alan kişi (alıcı) arasında, yazılı şekilde bir "taşınmaz simsarlığı sözleşmesi" akdedilmiş olmalıdır (TBK.md.520/f.2). Taşınmaz simsarlığı sözleşmesinin geçerliliğinin yazılı şekle bağlanmış olmasının sebebi, kanunkoyucu tarafından, taşınmaz satın almak isteyen kişilerin (alıcıların) "simsarlar" karşısında zayıf konumda olduğu kabul edilmek suretiyle, simsarlar karşısında korunmasının amaçlanmış olmasıdır. İkincisi; taşınmazı satın alan kişiye (alıcıya), simsar tarafından, söz konusu taşınmazın satın alınmasına yönelik olarak “aracılık faaliyetinde” bulunulmuş olması ve bu faaliyet sonucunda taşınmazın satın alınmış olması (tapuda veya noterde taşınmaz satımı sözleşmesinin akdedilmiş olması) gerekmektedir (TBK.521/f.1). Dava konusu olayda ise, dava konusu taşınmazı satın almak istemiş olan davacı/alıcı ile davalı/simsar arasında “yazılı şekilde bir taşınmaz simsarlığı sözleşmesi” akdedilmemiştir. Bu sebeple, dava konusu taşınmazı satın almış olan davacı/alıcının davalı/simsardan “simsarlık (komisyon) ücreti alacağına” hak kazanamadığı kanaatine varılmıştır. Takdiri tamamen Mahkemeye aittir. Davalı/simsarın, dava konusu taşınmazın davacı/alıcı tarafından satın alınmasına yönelik olarak bir takım faaliyetlerde bulunduğu anlaşılmaktaysa da, bu faaliyetler niteliği itibariyle, davalı/simsar ile davadışı/taşınmaz sahibi arasında akdedilmiş olan "taşınmaz simsarlığı sözleşmesi" ile üstlenilmiş olan borcun (taşınmazın satımına yönelik aracılık faaliyetinde bulunma borcunun) ifasına yönelik olağan faaliyetlerdir. Dolayısıyla da, bu faaliyetlerin gerçekleştirilmiş olmasının, davalı/simsarın davacı/alıcıdan "simsarlık ücreti alacağına" hak kazandırmayacağı kanaatine varılmaktadır. Dava dosyasına daha önce sunulmuş olan Bilirkişi Raporunda da aynı yönde kanaate varılmış olduğu görülmektedir. Sonuç itibariyle; yukarıda açıklanan gerekçelerle, davalının davacıdan takip tarihi itibariyle iddia ve talep ettiği gibi “simsarlık ücreti alacağı” bulunmadığı, dolayısıyla da davacının bu davadaki menfi tespit talebinin yerinde olduğu kanaatine varılmakta olup, takdiri tamamen mahkemeye aittir, denilmiştir. Mahkememizce alınan 04.01.2026 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Kök Rapordaki değerlendirme ve kanaatlerinde bir değişiklik olmadığı belirtilerek, mahkeme aksi kanaatte ise ve davacının davalıdan TTK.md.20 hükmü uyarınca Simsarlık Ücreti alacağına hak kazanılacağı kabul edilecek olursa; davacı/Simsar ile davadışı/Müşteri (Satıcı) arasında akdedilmiş olan Simsarlık Sözleşmesinde kararlaştırılmış olan, “Taşınmazın satım bedelinin %2'sini” (teamül ve rayiç simsarlık ücreti tutarını) Simsarlık Ücreti olarak talebe hak kazandığının kabul edilmesi gerektiği, taşınmazın satım bedelinin %3'ü sözleşmede 420.000 + KDV olarak kararlaştırılmış olduğuna göre, Taşınmaz Satım bedelinin % 2'si, 280.000 + KDV olarak hesaplandığı, dolayısıyla davacı/Simsarın takip tarihi itibariyle davalıdan 280.000 TL + KDV tutarında Simsarlık Ücreti Alacağı bulunduğu, daha fazla alacağı bulunmadığının kabul edilebileceği, davacı Faturasını sunduğu takdirde, KDV tutarının da tahsili talebine hak kazandığının kabul edilebileceği, davacı takip talebinde ayrıca, TTK.md.1530’da (yani TTK.md.1530/7’de) düzenlenmiş olan “ticari faiz” oranı üzerinden işlemiş temerrüt faizi alacağının da tahsilini talep ettiği, davacının bu talebi karşısında, davacının davalıdan ayrıca, davacının davalıya keşide etmiş olduğu 07.04.2021 tarihli İhtarnamenin davalıya tebliğ edildiği 12.04.2021 tarihinden, ihtarnamede tanınan 3 günlük ödeme süresinin dolduğu 15.04.2021 tarihinden (temerrüt tarihinden) itibaren takip tarihi olan 04.06.2021 tarihine kadar, temerrüt tarihinde yürürlükte olan “Avans Faizi oranının %8 fazlası” oranı üzerinden hesaplanacak İşlemiş Temerrüt Faizi Alacağının da tahsilini talebe hak kazandığının kabul edilebileceği, asıl alacak tutarı olan 280.000 + KDV’nin de, takip tarihinden itibaren, takip tarihinde yürürlükte olan Avans Faizi oranının %8 fazlası oranı (TTK.md.1530/7) üzerinden işletilecek ticari temerrüt faizi ile birlikte tahsili gerektiği kabul edilebileceği yönünde görüş bildirilmiştir. Davalı ile dava dışı malik ... Şirketi ile 09.03.2020 tarihinde 6 + 6 ay süreli Taşınmazın Satılması Hakkında Aracılık Sözleşmesi imzaladıkları akdettikleri, sözleşmeye konu ve tapuda “..." de kayıtlı, 50.365,47 m² miktarlı, ...” adresindeki fabrika binaları makineleri ve arsasının satışının ilanla ve diğer İnternet medya aracı olan sanal yollarla ilan verildiği, taşınmazın davacı firmaya satışının yapıldığı açıktır. Dosyaya sunulan belgeler incelendiğinde davalı adına hareket eden ... ile ... arasında 08.04.2020 tarihinde yapılan e-posta yazışmasında ...'in "Merhaba ... Bey, ilgilendiğiniz fabrikanın sunum dosyasına bağlantıdan ulaşabilirsiniz." diyerek bir link gönderdiği anlaşılmaktadır. Karşı tarafın talebi olmadan davalı adına hareket eden ...'in kendi kendine karar alarak böyle bir mail göndermesi hayatın olağan akışına, günlük yaşam tecrübelerine ve ticari hayatın gereklerine aykırıdır, mantıklı da değildir. Demek ki söz konusu fabrika binası ile davacı tarafın ilgilendiği ve davalı tarafından hazırlanan sunum dosyasının bu ile ilgilendiği anlaşılan ... isimli şahsa gönderildiği anlaşılmaktadır. Daha sonra WhatsUp yazışmaları ile görüşmelerin devam ettiği, ...'ın 11.05.2020 tarhli 12.49'da verdiği cevabında "Merhaba şu ortamda biraz yavaş davranıyoruz ama arayış devam ediyor aciliyetten dolayıuygun bir şey olursa ilgileniriz" dediği, 07.08.2021 tarihinde kendisine bilgi amaçlı ihtarnamen gönderilerek ödeme yapılması hususunda avukatlık bürosundan mail gönderildiğinde ise imza yetkilisi olmadığını, sıradan bir çalışan olduğunu, 08.04.2020 tarihinde sunulmuş bir belge de olmadığını, bir alım sözleşmelerinin de olmadığını belirterek cevap verdiği anlaşılmaktadır. Bu hususta davacı taraf, ...'ın davacı şirketin temsilcisi olmadığını, şirketin tek temsilcisinin ... olduğunu beyan ederek bu duruma itiraz etmiş ve Ticaret Sicil Kaydına göre de davacı şirketin temsilcisinin ...olduğu anlaşılmakta ise de; e-posta kaydının incelenmesinde ...'ın adresinin "..." olduğu açıktır. Davacı şirketin İTO kayıtlarındaki "Web Sayfası" olarak adresinin "..." olduğu, internetten de aynı adresten firmaya ulaşılabildiği anlaşılmaktadır. Buradan yola çıkıldığından davacı firmanın ... isimli elemanı ile dava konusu fabrikanın satışı konusunda iletişimde olduğu, sunuların alınarak incelendiği, bu şekilde hizmet alındığı ve sonuç itibariyle davalı simsar saf dışı bırakılarak taşınmazın sahibi ile doğrudan doğruya iletişime geçilerek söz konusu taşınmazın satın alınması konusunda davalıdan hizmet alındığı sonucuna varılmıştır. Burada davacı taraf, davalı ile aralarında simsarlık sözleşmesi bulunmadığını, sözleşmenin davalı ile dava dışı taşınmaz maliki arasında olduğunu, simsarlık sözleşmesinin yazılı olmak zorunda olduğunu, aksinin geçersiz olduğunu ileri sürerek davalının ücret isteyemeyeceğini savunmuştur. Tellallık (simsarlık) sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 520-525 maddeleri arasında düzenlenmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 520'nci maddesinin 1'inci fıkrasında simsarlık sözleşmesinin tanımı "...simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkanının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması halinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir." şeklinde yapılmıştır. Simsarlık sözleşmesinin unsurları şu şekildedir: a) Simsarlık ilişkisinin tarafları simsar ile iş sahibidir ve simsar, iş sahibi için, konusu özel olarak belirlenmiş bir vekalet edimi üstlenmiştir. O (simsar), iş sahibi için yerine getireceği faaliyetin karşılığında ücret alacaktır. b) Simsarlık faaliyetinin konusu, çeşitli işlere ilişkin sözleşmelerin kurulması hususunda aracılık etmektir. Bu aracılık faaliyeti, bir sözleşme kurma fırsatı vermek şeklinde olabileceği gibi bir sözleşme görüşmesi için aracılık etmek şeklinde de olabilir. Simsarın kural olarak iş sahibini temsil yetkisi yoktur; fakat sözleşme ile kendisine bu yetki verilebilir. c) Simsarlık ilişkisi, simsar ile iş sahibi arasında yapılan bir sözleşme ile kurulur. Simsar ile iş sahibi arasında sürekli bir hukuki bağlantı yoktur. Simsarlık sözleşmesinin geçerliliği bir şekle bağlı değildir; ne var ki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 520'nci maddesinin 3'üncü fıkrasında taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi için bir geçerlilik şekli kabul etmiştir. Buna göre, "taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz". Simsarlık faaliyeti sonucu kurulacak sözleşme herhangi bir nitelikte sözleşme olabilir. Simsarlık sözleşmesi vekalet sözleşmesinin, konusu belirli (akit yapma hususunda aracılık faaliyetinde bulunma) ve simsarın her zaman ücrete hak kazandığı özel bir çeşididir. Bu sebeple TBK. m. 520/2 maddesine göre "simsarlık sözleşmesine, kural olarak vekalete ilişkin hükümler uygulanır" denilmiştir. Simsarın ücrete hak kazanma zamanı ve giderlere ilişkin alacağını düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 521. maddesine göre "simsar, ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır" (521/1); "simsarın faaliyeti sonucunda kurulan sözleşme geciktirici koşula bağlanmışsa ücret, koşulun gerçekleşmesi halinde ödenir" (521/2); "simsarlık sözleşmesinde simsarın yapacağı giderlerin kendisine ödeneceği kararlaştırılmışsa, simsarın faaliyeti sözleşmenin kurulmasıyla sonuçlanmamış olsa bile giderleri ödenir" (521/son). Böylece simsar, sözleşme konusu hizmetin bir akdin kurulmasıyla sonuçlanması durumunda ücrete hak kazanmaktadır. Simsar söz konusunu hizmeti yerine getirmezse ücret alacağı elde edemeyecektir. Ancak sözleşmede aksi kararlaştırılabileceği gibi işin niteliğinden de aksi sonuca varılabilir. Simsarın ücret alacağının doğumu için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir: a) Simsarın aracılık ettiği asıl sözleşmenin iş sahibi (vekalet veren) ile üçüncü kişi arasında kurulması gerekir. Bu şart, iş sahibinin, kendisine teklif olunan üçüncü kişilerle sözleşme yapmayı sebepsiz olarak reddetmesi halinde de gerçekleşmiş sayılmalıdır. Ücret alacağının doğumu için, bu sözleşmenin ifa edilmesi gerekli değildir. Taraflar, asıl akit kurulmamış olsa bile, ücret ödenmesini kararlaştırabilecekleri gibi ücretin, sözleşmenin ifa edilmesi halinde ödeneceğini de kararlaştırabilirler. b) Asıl sözleşmenin kurulması ile simsarın faaliyeti arasında nedensellik ilişkisi bulunmalıdır. Türk Borçlar Kanunu m. 521/1 bu şartı, "yaptığı faaliyet sonucunda" sözleriyle ifade etmiştir. Bu şartın aksi de kararlaştırılabilir. c) BK m. 523'de düzenlenen ve simsarın ücret ve giderlere ilişkin alacağının kaybı sonucunu doğuracak durumlardan birinin gerçekleşmemesi gerekir (Yavuz, C.: Borçlar Hukuku Dersleri Özel Hükümler, 9. Baskı, İstanbul 2011, s. 604 vd). Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.03.2016 tarihli ve ... E.,... K., 15.03.2017 tarihli ve ...E., ... K. ve 07.03.2018 tarihli ve ... E., ... K. sayılı kararlarında da aynı ilkelere işaret edilmiştir. Anılan mevzuat hükümlerinde kanun koyucu simsarlık sözleşmesinin genel hatlarını çizmiş olup tarafların sözleşme serbestisi ilkesi gereği bu sınırlar dâhilinde hukuki ilişkilerini şekillendirebileceği açıktır...''(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13.12.2018 tarih ve ... E., ...K. sayılı kararı). Burada, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) ’nın 2. maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının irdelenmesinde fayda bulunmaktadır. TMK.’nın 2. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının amacı, hakime özel ve istisnai hallerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme olanağını sağlamaktır. Bir hakkın kullanılmasının açıkça adaletsizlik oluşturduğu, gerçek hakkın tanınması ve bireyin korunması için tüm hukuki yolların kapalı bulunduğu zorunluluk hallerinde, MK.2 uygulama alanı bulur ve olağan üstü bir imkan sağlar; haksızlığı düzeltici, yasadaki kuralları tamamlayıcı fonksiyonunu yerine getirir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 25.1.1984 tarih ve ...E., ... K. sayılı Kararı). Ancak, önemle belirtilmelidir ki, bu kuralın taliliği (ikinciliği) de gözetilerek her soruna öncelikle kendisine ait kanun hükümlerinin uygulanması asıl olmalıdır. Gerçekten de, hukukun tüm alanlarında, uygulama niteliğine sahip olan hakkın kötüye kullanılması ve özellikle çelişkili davranış yasağı, şekle aykırılığı ileri sürme hakkı içinde, bir sınır teşkil ettiği, buyurucu olması nedeni ile hâkim tarafından doğrudan gözetileceği; öğreti ve uygulamada tartışmasız kabul edilmektedir (Hukuk Genel Kurulunun 2.10.1974 gün ve ...; 7.2.1983 gün ve ...gün ve ... sayılı kararları ile 5.4.1944 gün ve 12/26 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı). Dahası, resmi biçimde yapılmayan sözleşmelerin “yok hükmünde” sayılacağı, “Borç doğurmayacağı” bundan dolayı, doğmayan bir borcun, yerine getirilmesinden de söz edilemeyeceği, o nedenle hakkın kötüye kullanılması yasağının uygulanamayacağı görüşü, öğretide ve uygulamada terk edilmektedir (Sungurbey, İsmet; Medeni Hukuk Sorunları c.6, İstanbul 1994 s.345).Nitekim, olayların kendine özgü koşullarının oluşması halinde, akit öncesi sorumluluk kurallarının kıyas yoluyla geçersiz sözleşmelerde de uygulanabileceği, TMK’nın 2. maddesi uyarınca olumlu zararın (ifa menfaatinin), kaçırılan fırsat karşılığının istenebileceğine ilişkin yargı kararları bunlara örnektir. Öte yandan, yargı organları, çıkarlar dengesini ve adalet duygularını gözeterek toplumun gereksinmelerini karşılamakla yükümlüdür. Maddi hukuk, her zaman hayatın değişen sosyal akışı içinde, gelişen tüm olayları ve tüm ayrıntıları kurallaştırma gücüne de sahip değildir. Yerleşik Yargıtay uygulamasında, özel şekilde düzenlenmesi gereken bir sözleşme, bu şekle uyulmadan düzenmiş olmasına karşılık, taraflarca sözleşme hükümleri yerine getirilmişse- sözleşme hayata geçirilmişse- artık o sözleşmeye geçerlilik tanımak gerekir. Aksinin düşünülmesi TMK’nın 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kuralları ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ... esas ...karar sayılı ilamı). İstanbul BAM 57.HD.nin 04.11.2025 tarih ve... E.....K. İle Sakarya 7.HD.nin 28.09.2023 tarih ve ...E. ... K.sayılı kararları da bu yöndedir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: Taraflar arasında yazılı bir simsarlık sözleşmesi bulunmasa da davalının yukarıda açıklandığı üzere davacıya tellallık hizmeti verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ... esas ... karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; Yerleşik Yargıtay uygulamasında, özel şekilde düzenlenmesi gereken bir sözleşme, bu şekle uyulmadan düzenmiş olmasına karşılık, taraflarca sözleşme hükümleri yerine getirilmişse- sözleşme hayata geçirilmişse- artık o sözleşmeye geçerlilik tanımak gerekir. Aksinin düşünülmesi TMK’nın 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kuralları ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olacaktır. Anılan nedenlerle davalının yazılı sözleşme bulunmasa dahi davacı tarafa sunumları gönderdiği, yazışmalar yapıldığı, en azından bir danışmanlık hizmeti verildiği açıktır. Bu işlemlerden sonra davalının konumunu bildiği halde onu saf dışı bırakılarak doğrudan dava dışı taşınmaz maliki ile irtibata geçerek hareket etmesi ve sonuçta taraflar arasında yazılı bir simsarlık sözleşmesinin bulunmadığını ileri sürmesi 4721 sayılı yasanın 2.maddesine aykırı olduğundan davacının iddiaları kabul edilmemiştir. Davalı dava dışı taşınmaz maliki arasındaki sözleşmenin bedeli 420.000,00.-TL ise de sulh protokolü ile 280.000,00.-TL + KDV olarak anlaşma yapıldığı göz önüne alındığında bu miktar davalının davacıya verdiği hizmete karşılık makul bulunmuş ve bu miktar üzerinden (takip talebi ile bağlı kalınarak) davalının 280.000,00.-TL ücreti hak ettiği kabul edilmiştir. Davacının davalıya keşide etmiş olduğu ... 5. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye nolu İhtarnamesinin davacıya 12.04.2021 tarihinde tebliğ edildiği, ihtarnamede tanınan 3 günlük ödeme süresinin dolduğu, davacının 16.04.2021 tarihinde temerrüt halinde olduğu, takip tarihi olan 18.05.2021 tarihine kadar işlemiş faiz talep edebileceğinden, bu tarihler arası işlemiş temerrüt faizi 3.682,19 TL olarak hesaplanmıştır (https://www.icratakiplerim.com/icra-alacak-faiz-hesaplama-araci/). Bu hesaplama mahkememizce de yapılabildiğinden dava ve usul ekonomisi gözetilerek ayrıca ek rapor alınmasına gerek duyulmamıştır. Davaya konu icra takibi 420.000,00.-TL asıl alacak, 6.720,00.-TL işlemiş faiz, 410,08.-TL ihtarname gideri olmak üzere toplam 427.130,08.-TL üzerinden açılmıştır. Mahkememizin ulaştığı (Davalının Alacağı) sonuç ; 280.000,00.-TL asıl alacak, 3.682,19.-TL işlemiş faiz, 410,08.-TL ihtarname gideri olmak üzere toplam 284.092,27.-TL olarak kabul edilmiştir. Buna göre; Davanın kısmen kabulüne, davacının 140.000,00.-TL asıl alacak, 3.037,81.-TL işlemiş faiz olmak üzere 143.037,81.-TL borçlu olmadığının tespitine karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan gerekçelerle; Davanın KISMEN KABULÜNE, Davacının .. 2. İcra Müdürlügünün .... sayılı dosyası ile kendisi aleyhine davalı tarafından başlatılan icra takip dosyasında davalıya 143.037,81.-TL (140.000,00.-TL asıl alacak, 3.037,81.-TL işlemiş faiz olmak üzere) BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE, Fazlaya ilişkin taleplerin REDDİNE, Tarafların tazminat taleplerinin koşulları bulunmadığından ve kötü niyet ispatlanamadığından REDDİNE, 1-Alınması gereken karar ve ilam harcı 9.770,91-TL olup, peşin alınan 7.294,32-TL harçtan mahsubu ile bakiye 2.476,59-TL harcın DAVALILARDAN MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN ALINARAK HAZİNEYE İRAT KAYDINA, Davacı tarafından yatırılan 59,30-TL başvuru harcı, 7.294,32-TL peşin harç toplamı 7.353,62-TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, 2-Davacı tarafından yapılan posta ve tebligat masrafı 4.281,35-TL, bilirkişi ücreti 12.000,00-TL'den oluşan 16.281,35-TL yargılama giderinin davanın kabul/red oranına göre hesaplanan 5.452,31-TL'sinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davcıya ödenmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3-Davalı ... tarafından yapılan posta ve tebligat masrafı 200,00-TL, bilirkişi ücreti 7.500,00-TL'den oluşan 7.700,00-TL yargılama giderinin davanın kabul/red oranına göre hesaplanan 5.121,41-TL'sinin davacıdan alınarak bu davalıya ödenmesine, bakiyesinin bu davalı üzerinde bırakılmasına, 4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükteki AAÜT gereğince hesap ve takdir olunan (kabul olan dava değeri üzerinden) 45.000,00-TL vekâlet ücretinin DAVALILARDAN MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN TAHSİLİ İLE DAVACIYA VERİLMESİNE, 5-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden yürürlükteki AAÜT gereğince hesap ve takdir olunan (reddolan dava değeri üzerinden) 45.454,76-TL vekâlet ücretinin DAVACIDAN TAHSİLİ İLE DAVALILARA VERİLMESİNE, 6-Taraflarca yatırılan gider avansından yargılama sırasında yapılan masraflar ile karar tebliğ giderlerinden geriye kalan avansın karar kesinleştiğinde YATIRAN TARAFA İADESİNE, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, tarafların gerekçeli kararı tebliğ tarihinden itibaren 2 HAFTA içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya bulundukları yerdeki başka bir mahkeme aracılığıyla mahkememize gönderecekleri dilekçe ile HMK. 341.maddesi uyarınca İstanbul BAM. nezdinde İSTİNAF yoluna başvurma hakları bulunduğu hatırlatılmak suretiyle verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 27/04/2026
KATİP - HAKİM - ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır