İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2021/18 E. 2023/365 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2021/18
Karar No
2023/365
Karar Tarihi

T.C. GAZİANTEP 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : .... KARAR NO : ....

HAKİM : ... ... KATİP : ... ...

DAVACI : ... - ... VEKİLLERİ :.... DAVALI : 1- ... - ... ... VEKİLİ : Av. ... - ... DAVALI : 2- ... - ...

DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 08/09/2020 KARAR TARİHİ : 12/07/2023 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 23/07/2023

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalıların ikinci el araç alım satım işi ile uğraştıklarını, müvekkilinin davalılardan dava konusu aracı 25.000,00 TL karşılığında satın aldığını ancak, aracın satın alınmasını takip eden ertesi gün aracın motor arızası yaptığını, arıza sonucunda aracın sanayiye götürüldüğünü ve sanayideki motor ustasının aracın motor aksamının tamamen kullanılmaz durumda olduğunu belirttiğini, bu anlamda davalılarca müvekkiline satılan dava konusu aracın ayıplı olduğunu ve ayıp sebebiyle müvekkilinin toplamda 18.289,00 TL maddi zararının oluştuğunu, bu zarardan davalıların sorumlu olduklarını iddia ederek açılan davanın kabulünü talep etmiştir. SAVUNMA: Davalı tarafa usulüne uygun olarak dava dilekçesi ve tensip zaptı tebliğ edilmiş olup davalı taraf süresi içerisinde davaya cevap vermemiştir. Cevap dilekçesi verilmemesi nedeniyle HMK 128 delaletiyle davacının ileri sürdüğü bütün vakıalar davalı tarafından inkar edilmiş sayılmıştır.

DELİLLER: 1-Tarafların usulünce ileri sürmüş oldukları iddia ve savunmaları, 2--Celp edilen kurum cevabi yazıları,

3-İlgili yasal mevzuat ve yargısal içtihatlar, HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLER, TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava Nevi İtibari İle Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İstemine İlişkindir. Türk Borçlar Kanunu (TBK) ’nun 207/1 maddesine göre; Satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Taşınır sözleşmesinde satıcının taşınırı teslim etmek ve mülkiyeti alıcının üzerine geçirmek gibi asıl borcu yanında satılan malı saklama ve gerektiğinde taşıma masraflarını ödeme borcu gibi tali nitelikte borçları da bulunmaktadır. Satıcının diğer bir borcu ise Borçlar Kanunun 189 ilâ193. maddelerinde düzenlenen zabta karşı teminat borcudur. 6100 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 219. maddesinde ayıptan sorumluluk: "Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” şeklinde tanımlanmıştır. Ayıba karşı tekeffül, doktrinde; satılan şeyde satıcı tarafından zikir ve vaad edilen vasıfların bulunmamasından veya satılan şeyin değerini yahut akit gereğince ondan beklenen faydaları azaltan veya kaldıran noksanları bulunmasından satıcının sorumlu tutulması şeklinde tarif edilmektedir(Edis S. Satıcının Ayıba Karşı Tekeffül Borcu Ankara 1963, Ajans-Türk Matbaası, s. 7). Şu hale göre ayıba karşı tekeffül ya zikir ve vaad olunan vasıfların bulunmaması ya da satılanın lüzumlu vasıflarının olmaması sebebiyle gerçekleşir. Ayıba karşı tekeffül borcu, satıcının mülkiyeti geçirme borcunun tamamlayıcısıdır. Çünkü satımda alıcının amacı, istediği maksat için kullanabileceği, yararlı bir malın mülkiyetine sahip olmaktır. Satıcı, malın değerini veya yararını azaltan eksikliklerin bulunmadığını ayrıca garanti etmese bile; bu borç kanunen mevcuttur. Bu nedenle satıcının bu borcunu kanuni bir borç olarak nitelendirmek mümkündür (Tandoğan, H., a.g.e, s.163; Yavuz, C., Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, İstanbul 1996, s.91). Satıcı satış sözleşmesine konu taşınır malın niteliği ve kullanım amacı bakımından malın değerini ve kullanım amacını azaltan veya ortadan kaldıran mülkiyet hakkının sonucu olan tasarrufi işlemler yapmasını engelleyen bir eksikliğin bulunmamasını sağlama borcu altındadır. Satıcının bu borcunun söz konusu olabilmesi için satılanda bu çeşit eksikliklerin var olduğunu bilmesi gerekmediği gibi satılandaki bulunması gereken vasıfları ayrıca zikir ve vaad etmesine de gerek yoktur. Ayıp sözüyle, bir şeyde bulunmaması gereken objektif bozukluklar ve eksiklikler kastolunmaktadır. Ayıp maddi şekilde olabileceği gibi hukuki veya ekonomik bir ayıp şeklinde de ortaya çıkabilecektir. Bir eşyanın aynı cinsten normal parçalarla karşılaştırıldığında kendi değerini veya elverişliliğini kaldıran ya da azaltan her türlü kötü nitelik maddi ayıptır. Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz. Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır. 6102 sayılı TTK. m. 23/c hükmü, “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanunu'nun 223'üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” düzenlemesini, TTK. M. 18/3 hükmü, "Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır." düzenlemesini, TBK. m. 223 hükmü; “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.” düzenlemesini, TBK. m. 225 hükmü, "Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz. Satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hüküm geçerlidir." düzenlemesini, TBK. m. 231 hükmü; "Satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def’i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz. Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz." düzenlemesini içermektedir. TBK. M. 227 hükmü "Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: 1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme. 2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme. 4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme. Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır." şeklinde düzenlenmiştir. TBK. M. 146 hükmü "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir." şeklinde düzenlenmiştir. Madde hükümlerinden de anlaşılacağı üzere ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 23/1-c maddede düzenlenmiştir. Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 23/1-c maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Borçlar Kanunun 223/2. maddesinde ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacaktır. Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Borçlar Kanununun 227 maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği gibi zamanaşımı süresi dolsa bile kendisine karşı açılan davada ayıptan doğan defi hakkını ve seçimlik haklarını ileri sürebilir. Bu halde artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir. 2 yıllık zamanaşımı süresi TBK m. 229'da öngörülen tazminat davası da dahil ayıp sorumluluğundan doğan her türlü dava yani dönme, satılanın ayıpsız misli ile değiştirilmesi, ücretsiz onarılması veya satış bedelinin indirilmesi için de gerçerlidir. Buna karşılık 2 yıllık sürenin alıcının TBK m.227/2'ye dayalı olarak genel hüküm niteliğindeki TBK 112'ye göre isteyeceği tazminat talep ve davasına uygulanmaz. Genel hükümlere göre dava açılması TBK m.227/2 hükmünde alıcı lehine açıkça bir yasa hükmüyle saklı tutulduğundan bu davaya TBK m. 146 hükmü gereği 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmalıdır. ( Eren, Fikret: Borçlar Hukuk Özel Hükümler, Ankara 2014, s. 155). Bilirkişi incelemesi hakkında yapılan değerlendirme; Mahkememizin ara kararı uyarınca rapor hazırlanmak üzere dosya kül halinde makine mühendisi bilirkişiye tevdi edilmiş bilirkişi tarafından hazırlanan 26/11/2021 tarihli raporda özetle; 24.11.2021 Tarihinde mahkeme heyeti ile birlikte Gaziantep adliyesi otoparkına getirilen araç üzerinde ve dosya içerisinde bulunan belgelerin incelenmesinden sonra; 1-Dava konusu aracın 30.05.2019 tarihinde 2009 model Ford marka, 10 DN 503 Plakalı FSE6 tipinde dizel minibüsün ... tarafından ...’e KDV dâhil 21.000,00 TL bedelle satıldığına dair Sözleşmenin dosya kapsamında bulunmadığını, 2-Aracın satın alındıktan bir gün sonra bulunduğu Çınarlı köyünden motor arızası gerekçesi ile kurtarıcı ile Kilis oto sanayine getirildiğine dair dosyada bir belge bulunmadığını, 3-Aracın tamir bedeli olarak 12.489, TL yedek parça ve 4.300,00 TL işçilik olmak üzere toplamda 18.289,00 TL arıza bedelinin ödendiğine dair belgelerin dosya kapsamında bulunduğunu, 4-01.08.2019 tarihli faturada yer alan 3 adet stop lambası, 2 adet dış ayna 2 adet ön kapı fitili bedeli olan toplam 950,00 TL bedelli malzemelerin araçta meydana gelen arıza ile ilgisinin bulunmadığını dolayısıyla bu bedelin dava konusu edilemeyeceğini, 5-30.05.2019 tarihinde satın alınan bir aracın bir gün arayla 31.05.2019 tarihinde seyir halinde iken motor kitlemesinin ve hareket edemeyen aracın çekici ile tamir atölyesine getirilmesinin normal bir arıza olarak değerlendirilmeyeceğini, söz konusu aracın satış öncesi motorunda var olan bir takım birikmiş arızaların sonucundan bu arızanın çıkmış olabileceğini, 6-Araç üzerinde yaptığım inceleme sonucu aracın çalışır durumda olmadığını, üzerinde motorunun bulunmadığını, bu nedenle dava konusu motor tamirinin yapılıp yapılmadığının tespit edilemediğini mahkememize bildirmiştir. Mahkememizin 6 no.lu celsesi 1 no.lu ara kararı gereği, dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporunda davacı tarafça talep edilen alacak kalemlerinin yerinde olup olmadığına dair değerlendirme yapılmadığı anlaşılmakla bu yönde değerlendirme yapılarak ek rapor tanzimi için dosya yeniden kök raporu hazırlayan makine mühendisi bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi tarafından hazırlanan 02/03/2022 tarihli ek raporda özetle; Davacı tarafın 30.05.2019 tarihinde davalıdan satın aldığı aracın motor arızası yaptığı gerekçesi ile aracı satın aldığı şahıs ola ... adlı kişiye watsapp üzerinde 31.05.2019 tarihinde bildirdiğini, sonrasında aracın motor tamiri için çekici ile sanayiye götürdüğü burada aracın tamir edildiğine dair dosyada fatura ve belgelerin olduğunu, alınan fatura ve belgelerin aracın motor tamiri ile uyumlu olduğunu, Ancak Mahkeme heyeti ile birlikte keşif tarihinde aracın çekici üzerinde getirildiğini, Gaziantep Adliye otoparkında araç üzerinde yaptığı inceleme sonucu aracın çalışır durumda olmadığını, aracın üzerinde motorunun bulunmadığını, sökülmüş durumda olan bazı motor parçalarının aracın içerisinde muhafaza edildiğini, aracın tamir edildiği halde neden motorunun üzerinde olmadığı davacı tarafa sorulduğunda, aracın yapılan tamirden sonra tekrar motor arızası verdiği bu nedenle motorunun sökülmüş olduğu şeklinde beyanda bulunduklarını bu durumda dava konusu aracın motor tamirinin yapılıp yapılmadığının tespit edilemediğini, aracın tamir edildikten sonra tekrar aynı yerden arıza verme durumunun yapılan tamirin uygun olarak yapılmaması veya tamir için kullanılan yedek parçanın uygun evsafta olmaması nedeni ile zaman, zaman karşılaşılan bir durum olduğunu, Bu nedenle tüm dosya kapsamı göz önüne alıp değerlendirildiğinde davacı tarafça talep edilen alacak kalemleri değerlendirildiğinde kök raporuN sonuç kısmında belirtildiği üzere motor arızası ile ilgili olan kalemlerin toplam bedeli olan 18.289,00 TL nin alacak kapsamı içinde değerlendirilmesi gerektiğini mahkememize bildirmiştir. Yine mahkememizin 7 no.lu celsesi 1 no.lu ara kararı gereği, dava konu araçtaki ayıbın gizli ayıp mı açık ayıp olduğu hususunda ek rapor tanzimi için dosya yeniden kök raporu hazırlayan makine mühendisi bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi tarafından hazırlanan 31/05/2022 tarihli ek raporda özetle; Davacı tarafın 30.05.2019 tarihinde davalıdan satın aldığı dava konusu araçta sonradan motorda meydana gelen arızalar olduğunu, söz konusu bu arızaların aracın satışı esnasında aracın çalışır ve hareket ettiği sürece satın davacı tarafından gözle görülemeyeceğini, dolayısıyla kullanım sonrasında ortaya çıktığı için gizli ayıp niteliğinde değerlendirilmesi gerektiğini mahkememize bildirmiştir. Akabinde mahkememizin 9 no.lu celsesi 1 no.lu ara kararı gereği gizli ayıp belirlemesi yapılırken gözle görülmenin esas alındığı görülmekle; ayıbın türü belirlenirken dava konusu araçta iddia olunan ayıbın; -Teslim sırasında belli olan bir ayıp mı olduğu, -Teslim sırasında açıkça belli olmayan ancak teslim sonrası bir olağan bir incelettirme ile ortaya çıkabilen bir ayıp mı olduğu, -Olağan bir gözden geçirme ile de ortaya çıkmayacak bir ayıp mı olduğu, ayıbın sayılan 3 türden hangisine girdiği, -Davacı tarafından sunulan faturaların dava konusu iddia edilen ayıbın onarımı için gerekli türden tamiratlar olup olmadıkları, -Davacı tarafından sunulan faturalardaki malzemelerin dava konusu iddia edilen ayıbın onarımı için gerekli olup olmadıkları, -Dava konusu iddia edilen ayıbın onarımının ortalama ne kadar süreceği, -Tamiratlara ilişkin davacı tarafından .... .... ve .... .... imzalı olarak ayrı ayrı sunulan evraklar dikkate alındığında evraklarda aracın teslimine ilişkin tarihler de dikkate alındığında tamirat için gerekli sıralama ile uyumlu olup olmadığı hususlarında ve davalı tarafın itirazlarını karşılar şekilde ek rapor tanzimi için dosya yeniden kök raporu hazırlayan makine mühendisi bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi tarafından hazırlanan 02/02/2023 tarihli ek raporda özetle; Dava konusu aracın satın alındıktan sonra ortaya çıkan motor arızalarının teslim sırasında belli olmadığını, ancak bu arızların motorla birlikte var olduğu ve satın alımdan sonra kullanım esnasında ortaya çıktığı dosyadaki belgelerden anlaşıldığını, arızaların gözle görülür nitelikte olmadığı bu nedenle gizli ayıp niteliğinde değerlendirilmesi gerektiğini, Söz konusu motor arızalarının olağan bir gözden geçirme ile tespit edilemeyeceğini, ancak mevcut arızaların yetkili bir tamir servisinde veya bir ekspertiz firması tarafından yapılacak detaylı bir inceleme ile tespit edilebileceğini, Davacı tarafından dosyaya sunulan faturaların bir kısmının motor arızası için gerekli bazı faturaların ise motor arızası için gerekli olan faturalar olmadığını, 26.11.2021 tarihli kök raporunda sonuç ve kanaat bölümünün 3. maddesinde belirtilen malzemelerin motor arızası için gerekli olduğunu, 4. maddesindeki malzemelerin ise arıza ile ilgisinin olmadığını, bu nedenle bazı faturaların içerisinde hem motor arızası için gerekli olan hem de motor arızası ile ilgisi olmayan malzemelerin yer aldığını, kök raporda hesaplama yapılırken aynı faturada yer alan malzemelerden yalnızca motor arızası ile ilgili olan malzemelerin göz önüne alındığını, Dava konusu aracın tamiratının 30 iş günü içerisinde tamir olabileceğini, Motoru kitlenen bir araçta Tamirat için genel olarak izlenen yöntemin; motor bloku, krank mili ve üst kapağın ilgili birime gidip gerekli işlemlerden geçirilmesi sonucunda kullanılacak malzeme tespit edileceğini ve malzeme talep listesinin buna göre yapılacağını, motor blokunun ölçülmesi sonucunda gerektiğinde rektefiye edileceğini ve bunun sonucunda rektefiye edilmiş bloka göre motorda kullanılacak silindir piston sekmanın belirleneceğini, Somut olayda; .... .... tarafından imzalı olarak düzenlenen tutanakta 15.09.2019 tarihinde motor rektefiyesi yapıldığı belirtilmiş, .... .... imzalı olarak düzenlenen tarihsiz belgede ise, aracın motorunun rektefiye edildikten sonra motor için kullanılması gereken listedeki malzemelerin teslim alındığının belirtildiğini, bu nedenle Tamirat için bu sıralamanın uyumlu olduğunu mahkememize bildirmiştir. Denetime elverişli ve yarıntılı olarak düzenlenmiş bilirkişi raporuna itibar edilerek hükme esas alınmıştır. Somut olay bakımından yapılan değerlendirme; Davacı davalılardan satın aldığı aracın devirden bir gün sonra arıza verdiğini, ayıba ilişkin davalı tarafla iletişime geçtiklerini ve davalının aracı tamir ettirmeleri halinde masraflarını karşılayacaklarını bildirdiğini iddia etmiştir. Alınan bilirkişi raporunda dava konusu edilen aracın ayıplı olduğunu ve ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğunu, davacının sunmuş olduğu delillerde masrafların ayıpla uyumlu olduğunu mahkememize bildirmiştir. Davacı tarafından ayıbın ihbarına ilişkin TTK 21 madde hükümlerine uyulmamışsa da bu ayıp ihbarı için bir ispat şartı olup davalı tarafından bunun aksine bir beyanda bulunulmadığından ayıp ihbarının yapıldığı kabul edilmiştir. Bunun yanında dava 2 yıllık süre içerisinde ikame edildiği anlaşılmıştır. Davacının talebinin TBK 227/3 kapsamında kaldığı görülmekle ayıpla ilgili olmayan masraflar bakımından davanın kısmen reddi yönünde hüküm tesis edilmiştir. Bununla birlikte davanın dermeyan edildiği davalının noter satış evrakında, ödeme ilişkin dekontlarda ilgisi olmadığı, vergi kayıtlarında da araç satış işine ilişkin bir kaydının olmadığı görülmüş ve bu nedenle bu davalı bakımından davanın pasif husumetten reddi yönünde hüküm tesis edilmiştir. Neticeten; Tüm dosya kapsamı denetime elverişli şekilde aldırılmış bilirkişi raporu, taraf beyanları hep birlikte incelendiğinde davasının kısmen kabul kısmen reddine karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın Kısmen KABULÜ Kısmen REDDİ ile; 17.339,00 TL'nin davalı ...'ten 31/05/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak davacıya VERİLMESİNE, fazlaya dair istemin REDDİNE, 2-Davanın davalı ... bakımından PASİF HUSUMET YOKLUĞUNDAN REDDİNE, 3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca davanın kabul edilen değeri olan 17.339,00 TL üzerinden alınması gereken 1.184,42 TL ilam harcından davacı tarafından yatırılan 312,33 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 985,77 TL harcın davalı ...'ten alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 4-Davacı tarafından yatırılan 312,33 TL peşin harcın davalı ...'ten alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5-Davacı tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen toplam 1.533,80 TL yargılama giderinin davanın kabul (%94,81) ve ret (%5,19) oranlarına göre hesaplanan 892,78 TL yargılama gideri 54,40 TL başvurma harcının toplamı olan 1.454,13 TL'nin davalı ...'ten alınarak davacıya VERİLMESİNE, kalan yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca davanın kabul edilen değeri üzerinden hesaplanan 9.200,00 TL vekalet ücretinin davalı ...'ten alınarak davacıya VERİLMESİNE, 7-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca davanın ret edilen değeri üzerinden hesaplanan 950,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 8-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirmediğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA 9-Davalı tarafından yargılama nedeniyle herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 10-Karar kesinleştiğinde artan avansın 6100 sayılı HMK m.333 hükmü uyarınca resen yatıran tarafa İADESİNE, 11-Dava açılmadan önce başvurulan arabuluculuk dava şartı nedeniyle hazineden karşılanmış olan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin 02/06/2018 Tarihli ve 30439 Sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği m.26/4 hükmü uyarınca davanın kabul ve red oranına göre 1.251,49 TL'sinin davalıdan, 68,51 TL'sinin davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, Dair; davalı vekilinin yüzüne karşı, diğer tarafların yokluğunda, davanın kabul edilen ve reddedilen değerleri ayrı ayrı miktar itibariyle KESİN olmak üzere karar verildi, verilen karar hazır bulunan tarafa okunmak suretiyle tefhim edildi.12/07/2023

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2021/18, K. 2023/365, T. 12.07.2023, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2021-18-e-2023-365-k-b0d3c4e89a5d