İlk Derece Mahkemesi · Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/338 E. 2019/747 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2018/338
Karar No
2019/747
Karar Tarihi

T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2018/338 KARAR NO : 2019/747

DAVA : Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 01/06/2018 KARAR TARİHİ : 15/11/2019

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: A.TALEP: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; ekte sunulan ödeme planlarından anlaşılacağı üzere Antalya ... İcra müdürlüğü .../... esas numaralı takip dosyası borçlularından ...'nın ... tarihinde davalıyla kredi sözleşmesi tanzim ettiğini, müvekkilinin, ...'nın kullandığı krediye ilişkin borçlunun kefili gösterildiğini, yapılan kredi sözleşmesinin müvekkilinin iradesi fesada uğratılmak sureti ile yapıldığını ve şekle aykırı yapıldığını, geçersiz olduğunu, müvekkilinin her hangi bir borca kefil olmadığını, ... TL bedelli senedin ve ödeme emrinin müvekkile tebliğ edildiğini ve müvekkilinin takip dosyasından haberdar olduğunu, bonraki süreçte diğer kefil tarafından haricen ödeme yapıldığını ve alacaklı tarafından takipten vazgeçildiğini, müvekkilinin davalıdan veya ...dan her hangi bir para almasının söz konusu olmadığını, diğer borçlu tarafından açılan benzer bir davanın Antalya ... Asliye Ticaret mahkemesinde görüldüğünü ve kefaletin geçersiz olduğunun belirtildiğini, kefalet şartlarının mevcut olmadığını beyan ederek; menfi tespit talebinde bulunmuştur. B. TARAF TEŞKİLİ: Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27. maddesi (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesi) uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hakim, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. (H. Pekcanıtez, O. Atalay, M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, 2011, s. 273)(bkz; İNCEOĞLU,Sibel., İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul 2008, 3. Baskı, s. 260-261) Bu açıklamalar ışığında, mahkememizce dosyada taraf teşkili sağlanmıştır. C.CEVAP: Davalı cevap dilekçesinde özetle; davalının çekilen kredinin garatörü konumunda olduğunu, kredinin asıl alacaklısının ... olduğunu, husumet itirazlarının bulunduğunu, davacının iyi niyetli olmadığını beyan ederek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. D. YARGILAMA SÜRECİ/HUKUKİ NİTELEME/MAHKEME KABULÜ: Dava, menfi tespit talebinden ibarettir. Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu (İİK)’nun 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ise ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. Menfi tespit davası, normal bir hukuk davası gibi açılır. Borçlu, itirazın kaldırılması sırasında tetkik merciinde (m. 68-68a) ileri sürüp ispat edemediği itiraz ve def’ilerini, menfi tespit davasında yeniden ileri sürebilir; çünkü itirazın kaldırılması kararı, menfi tespit davasında kesin hüküm teşkil etmez. Nitekim aynı ilkeler, T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.03.2010 gün ve 2010/19-123 E. 2010/154 K; 07.12.2011 gün ve 2011/13-576 E. 2011/747 K sayılı kararında da vurgulanmıştır. (T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 2011/19-622 esas, 2012/9karar, Tar. 18/01/2012) Menfi tespit davası ile ilgili bu açıklamalardan sonra dosyaya dönüldüğünde; aşamalarda taraf delilleri toplanmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 581. maddesi kefalet sözleşmesi; “Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir.” Kefalet sözleşmesi, alacaklı ile kefil arasında yapılır ve kefalet sözleşmesinin hukuki sebebi alacaklıya teminat sağlamaktır. Kefalet sözleşmesi kefil ile alacaklının karşılıklı ve birbirine uygun iradelerinin birleşmesi ile meydana gelir. Bu sözleşme ile kefil, asıl borçlunun borcunu alacaklıya karşı ifa edememesi tehlikesini kişisel olarak üstlenmektedir(YHGK., T. 24/05/2017, E. 2017/1135, K. 2017/1012 ) Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir (TBK m. 12/1). Kefalet sözleşmesi bakımından ise, “kanunda aksi öngörülme” durumu mevcut olup, bazı şekil kurallarına tabi tutulmuştur. Kefalet sözleşmesinde şekil, madde başlığından de açıkça anlaşılacağı üzere TBK m. 583 de düzenlenmiştir. Buna göre; “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz” Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir(TBK m. 12/2). Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz. Kanun metninin açık ifadesi gereği kanunda kefalet sözleşmeleri için belirtilen şekil koşulu ispat şekli olmayıp, geçerlilik şeklidir. Kanunda belirtilen şekilde yapılmayan kefalet sözleşmesi kural olarak hükümsüzdür. Antalya ... Asliye Ticaret mahkemesinin .../... esasında görülen dava sonucunda verilen "ret" kararı Antalya ... HD nin .../... esas, .../... karar sayılı ilamı ile yerinde bulunmuştur. Yine, mahkememizin .../... esasında görülen benzer davanın da reddine karar verilmiştir. Davacı taraf her ne kadar kefaletin geçersizliğini ileri sürmüş ise de ... tarihli kredi sözleşmesinin incelenmesinde, tarafların ... İle ... olduğu, kredi limitinin ...-TL olduğu, sözleşmenin ekinde bulunan "kefalet sözleşmesi" başlıklı sözleşmenin incelenmesinde belge altında ... tarihleri ile davacı ... ile dava dışı ...'nin el yazıları ile imzalarının bulunduğu, kefalet miktarı ile müteselsil kefalet anlamında da el yazılı ibarelerinin olduğu, bu durumun TBK'nın 583/1. Maddesindeki şekil şartına uygun olduğu anlaşılmıştır. Bu sebeplerle davacı tarafın banka ile yapılan kefalet sözleşmesinin geçersizliğine ilişkin iddiasının reddi gerekmiştir. Yine dosya içerisinde mübrez, ... tarihli "... Kooperatif kredileri Sözleşmesine Ek Muvafakatname ve Taahhütname" başlıklı belgeyi, müşterek borçlu müteselsil kefil olarak davacı ile diğer borçluların kendi el yazıları ile isim soy isim yazarak imzaladıkları ayrıca ... tarihli "taahhütname" başlıklı belgeyi de kefiller olarak davacı ile diğer kefillerin kendi el yazıları ile isim soy isim yazarak imzaladıkları, bu taahhütnameye göre borçlunun ve kefillerin ...'a olan borcu vadesinde ödenmemesi halinde kooperatifin kefaletinin düzenlendiği , bu kefalete ilişkin ise sözleşmenin 4. Maddesinde davalı kooperatifin borçlu ve kefillerden senet alma hakkına sahip olduğu, senetlerden birinin ödenmemesi halinde diğer senetlerin muaccel olacağı öngörülmüştür. Tüm dosya kapsamı yukarıdaki açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde; davacının dava dışı ... ile yapılan ... tarihli kredi sözleşmesindeki kefaletinin geçerli olduğu, ... tarihli "... Kooperatif Kredileri Sözleşmesine Ek Muvafakatname ve Taahhütname" başlıklı belgenin de geçerli olduğu dolayısıyla bu sözleşmelere istinaden verilen bonoların bedelsiz olmadığı kanaatine varılmakla davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davacı tarafça yatırılan ... TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, 3-Hükmün niteliği ve tarihi dikkate alınarak; alınması gerekli ... TL maktu ret harcının davacı tarafça yatırılan ... TL den mahsubu ile hazineye gelir kaydına, arta kalan harcın istek halinde karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, karardan sonra tebligat ve benzeri masraflar için gider avansının kullanılması davacı tarafından istenirse tebligat ve benzeri için yapılacak masraflar düşüldükten sonra arta kalan miktarının UYAP üzerinden kontrolü sağlanarak karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, (6100 sayılı HMK m. 333) ;12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirten, "Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi" nin, "Gider avansının kullanılmayan kısmı hükmün kesinleşmesinden sonra davacıya iade edilir. Davacı tarafından hesap numarası bildirilmiş ise iade elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle yapılır. Hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak gönderilir." düzenlemesi göz önünde tutularak; her hangi bir bankaya ait hesap numarası ve/veya herhangi bir banka hesabına ait IBAN numarası verilmesi halinde taraflara ait artan gider avansının bildirdikleri hesaba aktarılmasına, 7-Kararın Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği m. 58 gereği talep halinde taraflara ve/veya Teb. K. m. 11 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 22/01/2003, 2003/1-25 E., 2003/7 K., ,Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı., 10/07/1940, 1940/7 E., 1940/75 K. nolu kararları gereği vekil ile temsil edilen tarafın vekiline tebligata çıkartılmasına,(RUHİ, Ahmet Cemal., Tebligat Hukuku., 2008, 6. Baskı, s. 127); taraflardan birisi tarafından temyiz yoluna başvurulması halinde bu hususun tebliğ isteği olarak değerlendirilerek, gerekçeli kararın tebliğe çıkarılmasına, Dair, davacı vekili ... ve davalı vekili ...'un yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.15/11/2019

Katip ... ¸e-imzalıdır

Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2018/338, K. 2019/747, T. 15.11.2019, www.arakarar.com/karar/antalya-4-asliye-ticaret-mahkemesi-2018-338-e-2019-747-k-effb14cbdc6a