İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2009/12668 E. 2005/728 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2009/12668
Karar No
2005/728

T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2019/520 Esas KARAR NO : 2019/671 DAVA : Zayi Belgesi Verilmesi DAVA TARİHİ : 23/10/2019 KARAR TARİHİ : 23/10/2019 Mahkememizde görülmekte olan Zayi Belgesi Verilmesi davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : TALEP : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilin sahibi olduğu şirket .../... merkezde ticari faaliyetine devam eden bir ticari işletme olduğunu, müvekkili ..., ...’da da ticari işletmeleri olması ve devamlı olarak ...’da ikamet edememesi nedeni ile ... isimli kişiyi müdür olarak atayıp hisse devri yaptığını, ...'ın şirket yetkilerini kötüye kullanmak suretiyle pek çok işlem yaptığını ve hala da yaptığı şirket aleyhine işlemler ortaya çıktığını, şirketin gereksiz ve sebepsiz borçlandırıldığını ve şirket öz sermayesini bitirme aşamasına getirdiğini, bankalardan kredi kullandığını ve müvekkiline hiçbir surette anılan mali durumla ilgili olumsuzluk yansıtmadığı gibi şirket adına hiçbir surette yönetim kurulu kararı ile ve genel kurul ile ilerlemesi gereken hususlarda işlem tesis etmediğini, aşırı borçlanma ve alacaklı baskısı nedeniyle de oteli yetkisi olmadığı halde usulsüz şekilde başka bir işletmeye kiraya verdiğini, müvekkilin devrettiği hisselerin iptali için ... Asliye Hukuk Mahkemesinde ikame edilen dava neticesinde .../... Esas ve .../... K sayılı ilamı ile hisse devri iptal kararı kesinleşmiş ve tüm hisseler müvekkili adına tescil edildiğini, ... hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, yönetim kurulu karar defterini yaklaşık bir hafta önce müvekkil şirket yetkilisi zayi olduğunu farkettiğini ve bu güne dek de yönetim kurulu karar defteri bulunamadığını, ... şu an kayıp olduğunu ve nerede olduğu bulunamadığını, hakkındaki soruşturmalar nedeni ile de hakkında yakalama kararı olduğunu, müvekkili şirketin yönetim kurulu karar defterinin zayi nedeniyle iptali ve zayilik belgesi verilmesini talep ve dava etmiştir. DAVA : Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 82. maddesine dayalı olarak açılmış zayi belgesi verilmesi istemine ilişkin davadır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ: Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4. ve 5. maddeleri gereğince görev kurallarına; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 5 vd. maddelerinde belirtilen yetki kurallarına uygun olarak görevli ve yetkili Antalya Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 82/7. maddesi uyarınca sadece tacirler zayi belgesi isteminde bulunabilirler. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 355/1. maddesine göre anonim şirketler ticaret siciline tescil edilmekle hükmi şahsiyet kazanırlar. Tüzel kişilik olan şirketin idare ve temsili 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 365 ve izleyen maddelerinde düzenlenmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 371 maddesinde ise şirketi temsile yetkili olanların haiz oldukları temsil kapsam sınırları düzenlenmiştir. Tüm bu yasal düzenlemeler karşısında şirket adına açılacak davayı sadece şirketi temsile yetkili kişilerin açabilecekleri sonucuna varılmaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14/12/2005 tarih 2005/1-686E. 2005/728K. sayılı kararı). Taraflardan birinin o davada taraf sıfatının bulunmadığı kanısına varılırsa dava sıfat yokluğundan reddedilir (Kuru, Baki; Hukuk Muhakemeleri Usulü C. I 6. Baskı, İstanbul 2001, s. 1196 vd.). Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler. Taraf sıfatına gelince, bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir (İstisnalar için örnek: C.Savcısının kamu yararının bulunduğu durumlarda bazı hukuk davalarını açabilmesi). Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceğinden sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır. Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Dava konusu şey üzerinde kim veya kimler hak sahibi ise, davayı da bu kişi veya kişilerin açması gerekir. Davayı açabilmek için gerekli sıfat, dava konusu şey üzerinde hak sahibi olan kişiye aittir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 25. Baskı, Ankara 2014, s. 224 vd.). Mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemeyeceğinden, dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olduğundan taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için def'i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir itiraz niteliğindedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07/12/2011 tarih 2011/1-631 E. 2011/745 K. Sayılı kararı) (Aynı doğrultuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23/06/2004 tarih 2004/4-371E. 2004/375K.; 18/04/2007 tarih 2007/5-233E. 2007/221K.; 04/03/2009 tarih 2009/10-34E. 2009/104K.; 04/11/2009 tarih 2009/2-402E. 2009/484K.; 03/02/2010 tarih 2010/4-4E. 2010/56K.; 22/12/2010 tarih 2010/19-638E. 2010/694K; 09/02/2011 tarih 2010/15-657E. 2011/49K. sayılı kararları). Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 20/09/2011 tarih 2009/12668E. 2011/10598K. sayılı kararında; "...Dava, anonim şirketin yönetim ve denetim kurulu üyelerinin görev süresinin dolduğu, yerine yenilerinin seçilmediği ve organsız kaldığı iddiasına dayalı, şirkete yönetim kayyımı atanmasına karar verilmesi istemine ilişkindir. Kendisine yönetim kayyımı atanması istenen anonim şirketin ... tarihinde ticaret siciline kaydı yapılarak tüzel kişilik kazandığı ve anasözleşmesinde yönetim kurulu üyelerinin 3 yıl için, denetim kurulu üyelerinin ise, 1 yıl süre ile görev yapmak üzere seçileceğinin kararlaştırıldığı hususu uyuşmazlık konusu değildir. Ayrıca, ilk üç yıl için seçilen yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin 2007, denetim kurulu üyesinin görev süresinin 2005 yılında dolduğu, yerine yenilerinin seçilmediği ve davanın ... tarihinde açıldığı yönleri de dosya kapsamıyla sabittir. Taraflar arasındaki çekişme, davalı anonim şirketin organsız kalıp kalmadığı ve kendisine yönetim kayyımı tayin edilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Anonim şirketlerin organları, genel kurul, yönetim kurulu ve denetim organı olarak üçe ayrılmaktadır. Yönetim kurulu, esas itibariyle yürütme ve temsil organıdır. Yönetim kurulu üyeleri, ya genel kurul kararıyla seçilirler ya da ortaklığın ani kuruluşunda anasözleşmeye yazılmak suretiyle atanırlar. TTK'nun 314. maddesi hükmüne göre, yönetim kurulu üyeleri en çok üç yıl müddetle seçilirler. Anasözleşmede aksine bir düzenleme mevcut değil ise, tekrar seçilmeleri mümkündür. Yönetim kurulunun seçim süresine ilişkin bu düzenleme, emredici niteliktedir. Başka bir anlatımla, anasözleşme veya genel kurul kararı ile, yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin 3 yılı aşkın bir süre tayini mümkün değildir. Ayrıca, yönetim kurulunu tayin yetkisi, ortakların iradesinin tecelli ettiği genel kurula aittir. O halde, yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin dolmasıyla üyelerin görevlerinin sona erdiğinin kabulü gerekir.(Bkz. Poroy/Tekinalp/Çamoğlu.; Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, Güncelleştirilmiş 11, Basım İstanbul 2009 sh.324 ve devamı, Eriş G.; Açıklamalı ve İçtihatlı Türk Ticaret Kanunu, 2. Bası, Ankara 2010, sh.2165 ve devamı.) Öte yandan, anonim şirketin denetleme organı denetçilerdir. TTK'nun 347 nci maddesi hükmüne göre, anonim şirketlerde beşten fazla olmamak üzere bir veya daha çok denetçi bulunmak zorundadır. Denetçiler, pay sahibi olan ve olmayanlar arasından ilk defa bir yıl için kuruluş genel kurulu ve sonradan en çok üç yıl için yine genel kurul tarafından seçilir. Denetim fonksiyonu dışında, yönetim kurulunun ihmali halinde olağan ve olağanüstü olmak üzere genel kurulu toplantıya çağırmak dahil bir çok görevleri bulunmaktadır. Genel kurul, en yetkili organ olup, pay sahiplerinden oluşur. Yönetim kurulu üyeleri ile denetçileri seçme hakkı bu organa aittir. Anılan yetki, devredilemez yetkiler arasında yer alır. Ancak, genel kurul her zaman süresinde toplanamayabilir veya toplanmasına rağmen herhangi bir nedenle hemen yönetim kurulu üyeleri ile denetçileri seçemeyebilir. O halde, şirketin yönetim ve denetim organı olan eski yönetim kurulunun şirketin varlığını devam ettirmek için gerekli ve zorunlu işleri yapmak yükümlüğü mevcuttur. Başka bir anlatımla, yeni yönetim kurulu oluşuncaya kadar eski yönetim kurulunun şirketin devamlılığı için gerekli zorunlu işlemleri yapması geçerlidir. Ancak, bu durum, TTK'nun 314. maddesindeki emredici sürenin aşılarak yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin uzadığı veya yenilendiği anlamına gelmez. Eş deyişle, şirketin organsız kaldığı sonucunu ortadan kaldırmaz. Şirketin organsız kalması durumunda, hukuki yararı olanların genel kurul tarafından diğer organların seçimine kadar şirkete yönetim kayyımı atanmasını mahkemeden isteme hakları mevcuttur. Bu durum karşısında, davalı anonim şirketin yönetim ve denetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin dolduğu, şirketin organsız kaldığı dikkate alınıp, genel kurul tarafından yeni yönetim kurulu üyeleri ve denetim organı belirleninceye kadar şirkete yönetim kayyımı atanmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davacılar yararına bozulması gerekmiştir..." denilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 25/02/2014 tarih 2012/13135E. 2014/3515K. sayılı kararında; "...Dava, davalı şirketin yönetim kurulunun görev süresi bittiği, bu nedenle şirketin organsız kaldığı iddiasına dayalı kayyım tayini istemine ilişkindir. Somut olayda, davalı şirketin ... tarihli genel kurulunda 3 yıllığına yönetim ve denetim kurulunun seçilmiş olduğu, daha sonra herhangi bir genel kurul yapılmadığı, davacının da seçilen yöneticiler arasında yer aldığı ve şirketin anılan tarihten sonra faaliyetinin bulunmadığı uyuşmazlık konusu değildir. Anonim şirketlerde görev süresi biten yönetim kurulu üyelerinin bu sıfatlarının kendiliğinden düşeceğine dair bir hüküm bulunmaması nedeniyle yönetim kurulunun yeni yönetim seçilene kadar olağanüstü ve acil durumlar için görevlerine devam edeceklerinin kabulü gerekir. Bu nedenle, yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin bitmesiyle şirketin kendiliğinden organsız kaldığından söz edilemez. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nın 365 ve 366. maddelerinde anonim şirket genel kurulunu davete yetkili olan kişiler açıkça belirtilmiştir. Anılan Yasa’nın 365. maddesinde yazılı kişiler dışında, 366. maddesi hükmüne göre, şirket sermayesinin en az onda biri değerinde paylara sahip olan kimselerin yazılı talepleri üzerine, yönetim kurulunun genel kurulu olağanüstü toplantıya davet etmemesi halinde azlık pay sahiplerinin, 367. maddesi hükmü gereğince murakıplara müracaat etmesi, onlardan da olumlu yanıt alınamaması halinde yetkili mahkemeden izin istemesi gerekmektedir. Benzer düzenleme karar tarihinden sonra yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın 410. vd. maddelerinde de yer almaktadır. 6102 sayılı Kanun'un Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında 6103 sayılı yasanın 3. maddesinde 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girmesinden önceki olaylara da uygulanacağı hüküm altına alınmış olması karşısında anılan Yasa’nın 410. maddesi hükmü gereğince görev süresi dolmuş olan yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırabileceği açıktır. Bu durumda davacının da yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle genel kurulu davet yetkisi mevcut olup, işbu davayı açmada hukuki yararı bulunmadığı gibi, yönetim kurulu üyesi olmasa dahi 6102 sayılı TTK’nın 411. maddede düzenlenen prosedür uygulanmadan doğrudan dava açılmasında da hukuki yarar bulunmamaktadır..." denilmiştir Davamıza gelince, davacı sahibi olduğunu belirttiği ...'ye ait şirket defterlerinin zayi olduğuna dair belgenin verilmesini talep etmiştir. Antalya Ticaret Sicil Müdürlüğünün yazılarında, Antalya ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... tarih .../... E. .../... K. sayılı kararı ile şirketin iflasına karar verildiği anlaşılmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 355/1. maddesine göre anonim şirketler ticaret siciline tescil edilmekle hükmi şahsiyet kazanması, tüzel kişilik olan şirketin idare ve temsili 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 365 ve izleyen maddelerinde düzenlenmesi, şirket adına açılacak davayı sadece şirketi temsile yetkili kişilerin açabilmeleri, Antalya ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... tarih .../... E. .../... K. sayılı kararı ile şirketin iflasına karar verilmesi, şirketin idaresinin iflas masasına geçmesi, davanın da bunlar tarafından açılmaması nedeniyle aktif husumet ehliyeti ve hukuki yararı bulunmayan davanın reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1. Davacının davasının REDDİNE, 2. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 3. Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4. Kararın kesinleşmesine müteakip davacının yatırdığı yargılama giderinin artması durumunda giderleri yatıran davacıya iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Antalya Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.23/10/2019 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2009/12668, K. 2005/728, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2009-12668-e-2005-728-k-bebc4dc0f559