İlk Derece Mahkemesi · Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi

Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 2025/374 E. 2026/268 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Esas No
2025/374
Karar No
2026/268
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/374 Esas - 2026/268

T.C. "TÜRK MİLLETİ ADINA" ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ K ... R ... R

ESAS NO : 2025/374 KARAR NO : 2026/268

DAVA : Marka .... Kararı İptali - Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 28/08/2025 KARAR TARİHİ : 10/06/2026 Yazım Tarihi: 29/06/2026 İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE: Davalı şirketin ... sayılı “...” ibareli marka başvurusunun 12 ve 35. sınıflar bakımından ilana çıkarıldığını, müvekkil ... ....Ş. tarafından “...” ibareli tanınmış seri markalara dayanılarak süresi içerisinde itiraz edildiğini, ... tarafından itirazın reddedildiğini, akabinde yapılan yeniden inceleme talebinin de ...’nin ... sayılı kararı ile reddedildiğini, söz konusu kararın hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek işbu davanın açıldığını belirtmiştir. Davacı taraf; dava konusu markanın, müvekkiline ait “...”, stilize “...” logosu ve tescilsiz şekilde kullanılan “... ...” ibareli kullanım ile yüksek derecede benzerlik taşıdığını, “...” ibaresinin “...” ile aynı ses ritmine sahip olduğunu, markada kullanılan stilize “...” harfinin müvekkilin tescilli “...” logosunun aynısı olduğunu, “...” ibaresinin ise müvekkilin uzun süredir kullandığı “...” ibaresini kopyaladığını, ayrıca mavi renk kullanımının da müvekkil markalarının genel görünümünü çağrıştırdığını iddia etmiştir. Bu kapsamda taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunduğunu, markaların bütünsel olarak aynı ticari kaynağı çağrıştırdığını ve tüketici nezdinde ilişkilendirilme ihtimali dâhil karıştırılma ihtimali yarattığını ileri sürmüştür. Davacı taraf ayrıca, “...” markasının ... nezdinde ... sayısı ile tanınmış marka olarak kayıtlı olduğunu, davaya konu markanın bu tanınmışlıktan haksız yarar sağlayacağını, markanın ayırt edici karakterine zarar vereceğini ve itibarını zedeleyeceğini iddia etmiştir. Bunun yanında davalı başvurusunun kötü niyetli olduğunu, davalının tanınmış “...” markalarını bilmesine rağmen bunlara yakınlaşma amacıyla hareket ettiğini, başka bir marka seçme imkânı varken özellikle “...” ibaresini tercih ettiğini, bu suretle müvekkilin marka gücü ve 1 ticari itibarından faydalanmayı amaçladığını ileri sürmüştür. Davacı taraf, SMK m. 6/1, 6/3, 6/5 ve 6/9 hükümlerinin somut olayda oluştuğunu belirterek; ...’nin ... sayılı kararının iptalini, dava konusu markanın tescil edilmiş olması halinde hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini, ayrıca yargılama süresince üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde ise; ... ’nun cevap dilekçesinde taraf markaları arasında benzerlik bulunmadığı, bu nedenle emtia benzerliği incelemesine gerek olmadığı ve tanınmışlık ile kötü niyet iddialarının yerinde olmadığı yönündeki savunmalarının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Karıştırılma ihtimalinin yalnızca işaret benzerliği ya da yalnızca emtia benzerliği üzerinden değerlendirilemeyeceğini, SMK m. 6/1 kapsamında işaret benzerliği ile mal ve hizmet benzerliğinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davalı Kurum’un incelemeyi yalnızca “...-...” ibareleri üzerinden yaptığını, oysa dava konusu markanın; müvekkilin “...” ibareli markaları, stilize “...” logoları, mavi renk kullanımı ve “... ...” ibareli tescilsiz kullanımı ile birlikte bütünsel olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Davacı taraf ayrıca; “...” ibaresinin müvekkil tarafından aktif olarak kullanıldığını, davalının bu ibareye de yakınlaştığını, taraf markaları arasında hem işaret hem emtia benzerliğinin mevcut olduğunu ve somut olayda hem SMK m. 6/1 hem de m. 6/3 koşullarının oluştuğunu ileri sürmüştür. Bunun yanında “...” ve “...” ibareli markaların tanınmış marka niteliğinde olduğunu, dava konusu markanın bu tanınmışlıktan yararlanma amacı taşıdığını, bu nedenle tanınmışlığa dayalı hükümsüzlük koşullarının da oluştuğunu belirterek davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiş, duruşmada da dilekçesini aynen tekrar etmiştir. SAVUNMA: Davalı kurum vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Alınan kararlar ve yapılan işlemlerin usule ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı vekili 24.10.2025 tarihinde sunduğu beyan dilekçesinde özetle; “...” ibareli marka başvurusu ile davacıya ait “...” esas unsurlu markalar arasında SMK m. 6/1 kapsamında benzerlik ve karıştırılma ihtimali bulunmadığını, ...’nin ... sayılı kararının hukuka uygun olduğunu, markaların görsel, işitsel ve kavramsal açıdan bütünsel olarak değerlendirilmesi gerektiğini, “...” markasının üç kelimeden oluşan, denizcilik temasını çağrıştıran uzun yapılı bir marka olduğunu, buna karşılık “...” ibaresinin kısa, iki heceli ve enerji sektörüne ilişkin bir marka olduğunu, markalar arasında ses, anlam ve genel izlenim bakımından herhangi bir yakınlık bulunmadığını savunmuştur. Ayrıca davacı tarafın ortak “...” harfi ve mavi renk unsurlarına dayalı benzerlik iddialarının gerçeği yansıtmadığını, taraf markalarında kullanılan “...” harflerinin biçimlendirilmesi ile renk tonlarının farklı olduğunu, ortalama tüketicinin markaları bir bütün olarak algıladığını ve bu nedenle markaların aynı ticari kaynağa aitmiş gibi değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, taraf markalarının kapsadığı mal ve hizmetlerin de benzer olmadığını, davacının enerji ve ... sektöründe faaliyet gösterdiğini, müvekkil markasının ise denizcilik, marina, balıkçılık ekipmanları ve tekne aksesuarlarına yönelik olduğunu, kullanım amacı, hedef tüketici kitlesi ve dağıtım kanalları bakımından taraf faaliyetlerinin tamamen farklılaştığını savunmuştur. Davalı vekili ayrıca; “...” ibaresinin müvekkil şirketin 1998 yılından beri kullandığı ticaret unvanından geldiğini, kurucu soyadları olan “...” ve “...” ibarelerinin birleşiminden oluştuğunu, bu nedenle özgün ve meşru bir kullanım bulunduğunu ileri sürmüş; SMK m. 6/5 kapsamında markalar arasında benzerlik bulunmadığından tanınmış marka korumasının uygulanamayacağını, davacı tarafın haksız yarar, ayırt edici karakterin zedelenmesi veya itibar zararına ilişkin iddialarını somut delillerle ortaya koyamadığını belirtmiştir. Bunun yanında kötü niyet iddialarının da soyut ve dayanaksız olduğunu, müvekkil şirketin marka başvurusunun dürüst ticari gerekçelere dayandığını, tarafların farklı sektörlerde faaliyet göstermesi nedeniyle davacı markalarının tanınmışlığından yararlanma amacı bulunmadığını savunarak; ” davanın reddini talep ettiği görülmüştür. MUHAKEME:HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır. DELİLLER ve DEĞERLENDİRME: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı firmanın ... başvuru sayılı markasına yönelik davacı tarafın ... ibareli markalarına bağlı olarak SMK 6/1 maddesine göre iltibas, SMK 6/5 maddesine göre tanınmışlık, SMK 6/9 maddesine göre kötü niyetli başvuru yapıldığı iddia ve itirazlarının reddi konusunda verilen ...'in ... sayılı ... kararının iptalinin gerekip gerekmediği; dava dilekçesinde ayrıca belirtilen .... ibareli tescilli markaları ile iltibas yanında yukarıda belirtilen iddialarla birlikte marka işlem dosyasında olmayan ancak dava dilekçesinde belirtilen SMK 6/3 maddesine göre davacı tarafın eskiye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliği iddiasının davalı markasının tescili halinde de hükümsüzlüğü gerekip gerekmediği noktasında olduğu anlaşılmıştır. ... kararının 30/06/2025 tarihinde davacı tarafa tebliğ edildiği, davacının da 5000 sayılı ... Kanununun 15/C maddesinde öngörülen iki aylık süre içerisinde 28/08/2025 tarihinde ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu 156.ncı maddesinde görevli ve yetkili mahkemeye dava açtığı anlaşılmıştır. ....'nun ... sayılı kararında; “... başvuru numaralı “...” ibareli başvurunun ilanına yapılan itirazın reddi yönündeki ... kararına karşı; ... sayılı “...”, .... sayılı “... +”, .... sayılı “... +”, .... sayılı “... ”, ... sayılı “... ”, ... sayılı “... ”, .... sayılı “...”, .... sayılı “... ”, .... sayılı “... ”, .... sayılı “... ”,.... sayılı “... ”, .... sayılı “... ”, .... sayılı “..., .... sayılı “....”, .... sayılı “... ”, .... sayılı “...”, .... sayılı “” ve .... sayılı “... ” ibareli markalara dayanılarak, 6769 sayılı SMK’nın 6/1, 6/5 ve 6/9 maddeleri kapsamında yapılan itiraz incelenmiştir. Karıştırılma ihtimaline dayalı itiraz, belirtilen genel ilkeler çerçevesinde değerlendirilmiş; Kurul tarafından ilgili tüketicilerin başvuru konusu marka ile itiraza gerekçe gösterilen markaları bütüncül algı çerçevesinde farklı ticari kaynaklardan gelen farklı markalar olarak algılayabileceği kanaatine varıldığı, başvuru ile itiraza mesnet markaların bıraktıkları genel izlenim itibarıyla ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılmaya yol açabilecek derecede benzer bulunmadığı, bu nedenle SMK m. 6/1 kapsamında karıştırılma ihtimalinin oluşmadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca somut olay bakımından, itiraza konu başvurunun tescilinin SMK m. 6/5 kapsamında tanınmışlık hükümlerinde belirtilen şartların oluşmasına yol açacağı yönünde kanaat oluşmadığından tanınmışlığa dayalı itirazın yerinde görülmediği, Başvurunun kötü niyetle yapıldığına ilişkin somut ve elle tutulur delillere rastlanmadığı ve Kurul nezdinde kötü niyet kanaati oluşmadığı gerekçesiyle SMK m. 6/9 kapsamındaki iddiaların da kabul edilmediği belirtilmiştir. Son olarak, her markanın özgünlük derecesi, tasarımı, tescil kapsamındaki mal ve hizmetler, ilgili tüketici kitlesi ve ayırt edicilik düzeyi bakımından kendine özgü özellikler taşıdığı, bu nedenle başka marka başvurularına ilişkin kararların somut uyuşmazlık bakımından doğrudan emsal teşkil etmeyeceği değerlendirilerek itirazın reddi gerekmiştir. " ifade edilmiştir. 6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU (10/01/2017 yürürlük) Madde 6 (Marka tescilinde nispi ret nedenleri) "(1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. (3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. (5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını,fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. (9)Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.", Madde 25 " (1) 5 inci (mutlak red nedenleri ) veya 6 ncı ( nisbi red nedenleri ) maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. " hükmü yer almaktadır. SMK 6/1 maddesi anlamında iltibastan bahsedebilmek için ; Taraf markalarında AYNI işaret olması ve kapsamlarındaki emtia (mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması, Taraf markalarının BENZER işareti taşımaları ve kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) AYNIYETİ olması, Taraf markalarının BENZER işareti taşımaları ve kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması, ihtimali aranır. Markaların karıştırılmasından söz edebilmek için ise , dava konusu marka ile itiraza mesnet marka/markalar arasında hedef tüketici kitlesi (orta düzeydeki) yönünden markaların “görsel”, “işitsel” ve “kavramsal” özellikleri dikkate alarak genel ve bütünsel açıdan benzerlik ihtimali olması , yine tescilli marka ile tescil olunmak istenen işaret arasında markayı taşıyan her iki ürünün işletmesel kökeninin aynı veya birbirleriyle bağlantılı (idari-ekonomik) işletmeler tarafından üretilmiş olabileceği noktasında bağlantı kurulması (ilişkilendirilme) ihtimalinin bulunması gerekir. Karıştırılma kavramının varlığı için “somut bir karıştırma” eyleminin varlığı şart olmayıp böyle bir tehlikenin varlığı dahi yeterli olacaktır. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle; Bu mal veya hizmetlerin benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, İkame imkanlarının bulunup bulunmadığı, birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı, Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. SMK 6/3 maddesinin uygulanması için tescilsiz olarak kullanılan işaretin MARKASAL şekilde yani işlevine uygun , ayırt ediciliği sağlanmış olarak ticaret alanında kullanılması, bu kullanımın da Türkiye hudutları içinde olması gerekir. Üçüncü kişinin davaya konu tescil başvurusundan veya rüçhan hakkının doğumundan önce, bu işareti kullandığı , çevresinde belli bir oranda bu işaret üzerinde hak sahibi olarak bilinip tanındığının ispatı (tüm Türkiye genelinde değil) gerekir. Diğer bir anlatımla, öncelik hakkını ileri sürenin söz konusu ibarenin başkası tarafindan kullanımını veya tescilini engelleme hakkı verecek nitelik ve yoğunlukta bu işareti Türkiye hudutları içinde ticaret alanında kullandığını ispatlaması gerekir. Gerçekten, bir işareti ilk kullanan ve ona ayırt edici nitelik kazandıran kişi onun hak sahibi olarak kabul edilir ve bu halde gerçek hak sahipliği sözkonusudur. SMK 6/5 maddesi anlamında tanınmışlıktan bahsedebilmek için ; Toplumda (Türkiye sınırlarında) tanınmışlık düzeyine ulaşmış olması koşuluyla, tescilli bir markanın, aynı veya benzerinin (aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın ) yapılan marka başvurusu, tanınmışlığından haksız yarar sağlanabileceği, itibarına zarar verebileceği veya ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumlarda, tanınmış marka sahibinin itirazı üzerine ret edilir. Yargıtay içtihatlarında tanınmışlık “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir. Bu hallerde marka başvurusu nedeniyle haksız yarar sağlanabileceği, onun itibarına zarar verebileceği veya onun ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği hallerinde nisbi red sebebi sayılarak başvuru markası engellenebilecektir. SMK 6/6 madde kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer. Marka ve ticaret unvanı da sınaî mülkiyet hakkı olarak maddenin koruma kapsamına alınmıştır. Ancak sınaî mülkiyet hakları kapsamında korunacak bir markadan veya ticaret unvanından söz edebilmek için “tescil” şarttır. Örneğin bir ticaret unvanına dayanarak başkasına ait marka tescilinin engellenmesi isteniyorsa bu ticaret unvanının ticaret sicilinde tescilli olması gerekmektedir. Doktrin ve çeşitli yargı kararları dikkkate alınıp bakıldığında KÖTÜNİYET kriteri "Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olabilmesi için, marka başvurusu sırasında kötü niyetli olarak markanın amacı ve temel işlevi dışında bir amaçla kullanılması gerekir. Dolayısıyla kötü niyetin kabulü için, marka için başvuruda bulunan kişi, markanın temel işlevleri olan ürünün işletmeye aidiyetini sağlama ve diğer ürünler karşısında ayırt edicilik sağlama fonksiyonu dışında bir amaçla veya marka üzerindeki gerçek hak sahibinin markadan yararlanmasını engellemek veya markanın ün ve şöhretinden yararlanmak suretiyle haksız çıkar edinme gibi bir amaçla hareket etmelidir." şeklinde görüşler yer almaktadır. Yukarıdaki kriterler, taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında; Davalı başvuru Markası Davacı Markaları

....

11/05/2026 Tarihli Bilirkişi Raporundan ÖZETLE;" her ne kadar somut olayda taraf markaları kapsamında yer alan mal ve hizmetler arasında aynıiyet, benzerlik ve tamamlayıcılık ilişkisi bulunduğu, dolayısıyla emtia/hizmet benzerliği şartının gerçekleştiği değerlendirilmiş ise de; 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 6/1 maddesi kapsamında karıştırılma ihtimalinin kabulü için mal/hizmet benzerliğinin tek başına yeterli olmadığı, bunun yanında işaretler arasında da ortalama tüketici nezdinde ilişkilendirilme ihtimali dahil iltibas yaratacak düzeyde bir benzerliğin bulunmasının gerektiği anlaşılmaktadır. Somut olayda ise taraf markaları arasında belirli düzeyde görsel ve işitsel yakınlaşma unsurları bulunmakla birlikte, işaretlerin bütünsel görünümü, esas unsurları, kavramsal çağrışımları ve genel ticari izlenimleri itibarıyla iltibas yaratacak derecede benzerlik taşımadığı kanaatine varıldığından, SMK m. 6/1 kapsamında karıştırılma ihtimali koşullarının birlikte gerçekleşmediği ve bu kapsamında iltibas koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır. SMK m. 6/3 bakımından, davacı tarafın “...” kullanımına ilişkin deliller önceye dayalı kullanım emareleri sunmakta ise de, bu ibare ile dava konusu “...” ibaresi birebir aynı/benzer değildir; ayrıca somut olayda önceki hak ile sonraki başvuru arasında ret/hükümsüzlük sonucunu doğuracak düzeyde bir çatışma yeterince kurulamadığından, 6/3 kapsamında hüküm kurulmasını gerektiren koşulların oluşmadığı değerlendirilmiştir. SMK m. 6/5 bakımından, “...” markasının özellikle ..., tüpgaz, otogaz, doğalgaz ve enerji sektörleri bakımından yüksek bilinirliğe sahip olduğu ve tanınmış marka niteliği taşıdığı yönünde güçlü emareler bulunduğu anlaşılmakla birlikte, dava konusu başvuru markasının bu tanınmışlıktan haksız yarar sağladığı, ... markasının itibarını zedelediği veya ayırt edici karakterini aşındırdığı yönünde somut başvuru ile bağlantı kurmaya elverişli yeterli yoğunlukta delil oluşmadığı kanaatine varılmıştır. SMK m. 6/9 bakımından, davalı başvurunun kötü niyetle yapıldığı iddiasını destekleyen açık, kesin ve tereddütsüz somut delillerin dosya kapsamında bulunmaması nedeniyle kötü niyet iddiasının ispatlanamadığı değerlendirilmiştir. Bu itibarla, .... ’nun 28.06.2025 tarih ve ... sayılı kararının iptalini gerektirir nitelikte yeterli hukuki sebebin oluşmadığı ve kararın yerinde olduğu kanaatine varılmıştır. " şeklinde ifade edilmiştir. Davacı vekilinin yeni bir heyetten rapor ve aynı heyetten ek rapor alınması talebi HMK 30.ncu madde kapsamında değerlendirilerek, sunulan rapor denetlenebilir, içeriği de ihtisas mahkemesi hakimliğince olumlu veya olumsuz değerlendirilebilir kabul edilerek yargılama gereksiz uzamasın diye bu talepler reddedilmiştir.

GEREKÇE: Önceki tescilli bir marka ile başvuru konusu sonraki marka işareti arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil ve anlamsal benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınmakla beraber münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin de nazara alınarak belirlenmesi gerektiğinden hareketle; Davalının " ... " ibareli marka başvurusu ile davacıya ait "..." ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ,sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı; İşin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar/hizmetler için ayırdığı satın alma / faydalanma süresi içinde, davalının "..." ibareli marka başvurusunu gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davacının"... " ibareli tescilli markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceğini, diğer bir anlatımla ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından davacının "... " ibareli tescilli markalı mallarından/hizmetinden satın almak/yararlanmak isterken davalının "..." ibareli başvuru markalı malı/hizmeti satın almak / yararlanmak şeklinde bir yanılgı yaşamayacağı, ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından başvuru konusu işaret ile davacının tescilli markaları arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı mallar / hizmetler algısı da oluşmayacağı, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK 6/1 maddesindeki iltibasın bulunmadığı kanaati oluştuğu; Davacı tarafın "..." ibareli başvuru üzerinde SMK 6/3 maddesi anlamında önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliği kanıtlanmadığı, Taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK 6/5 maddesindeki tanınmışlık koşulu da oluşmadığı, ( davacıya ait tanınmış olduğu iddia edilen markadan " haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği " kanıtlanmadığı ) ; Davacı tarafın "..." ibareli başvuru üzerinde SMK 6/6 maddesi anlamında ticaret ünvanı dahil diğer fikri ve sınai mülkiyet hak iddiası kanıtlanmadığı; Dava konusu marka açısından SMK 6/9 maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiası da kanıtlanmadığı; Tüm bu gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu karar harcından peşin alınan 615,40 TL'nin düşümü ile bakiye 116,60 TL'nin davacıdan tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına, 3-AAÜT uyarınca 55.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalılara eşit verilmesine, 4-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine, Dair verilen karar davacı vekili ile davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, davalı firma vekilinin yokluğunda 6100 sayılı HMK 341 ila 345 inci maddesine göre tebliğden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememiz aracılığı ile .... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar okunup açıklandı.10/06/2026

Katip .... Hakim .... E- imzalıdır E- imzalıdır

Atıf: Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2025/374, K. 2026/268, T. 10.06.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-ankara-4-fikri-ve-sinai-haklar-hukuk-mahkemesi-2025-374-e-2026-268-k-dd78ed86a5e1