Diğer ·
2025/32 E. 2025/32 K.
- Mahkeme
- Diğer
- Esas No
- 2025/32
- Karar No
- 2025/32
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/32 Esas - 2025/314 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2025/32 KARAR NO : 2025/314
.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Marka Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 21/01/2025 KARAR TARİHİ : 17/09/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 18/09/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili şirketin 1998 yılında .... ünvanı ile kurulduğunu ve her türlü bitkisel ve hayvansal yağ üretimi, alımı, satımı alanlarında ticari faaliyetlerini sürdürdüğünü, 2018 yılında ünvan değişikliğine giderek bugünkü ünvanını aldığını, 2020 yılında amaç değişikliğine giderek faaliyet alanlarına yemcilik, hayvancılık, süt ve süt ürünlerini eklediğini, müvekkil şirket ile dava dışı ....' ibareli birçok marka başvurusu ve tescili bulunduğunu, müvekkili şirket ve dava dışı ilgili şirketler ile davalı şirket arasında önceye dayalı uyuşmazlıklar bulunduğunu, davalı şirketin uzun yıllardır 29, 30 ve 31. Sınıflar yönünden kullanım gerçekleştirmediğini, davalı şirketin marka başvurusunda kötü niyetli olduğunu, dava konusu .... sayılı kararı ile reddedildiğini, müvekkili markaları ile dava konusu markanın aynı ve/veya ayırt edilemeyecek düzeyde benzer olduğunu, ayırt edici herhangi bir şekil, renk unsuru vs. barındırmadığını, “beşibiyerde” ibaresinin sektörde yaygın olarak kullanılan bir ifade olduğunu, “köfte” ibaresinin ayırt edici olmadığını, dava konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğunu, tüketicilerin taraf markalarını karıştıracağını, markaların aynı tür ve benzer malları kapsadığını, müvekkili markasının tanınmış marka olduğunu, dava konusu markanın haksız rekabet yaratacağını, davalı şirketin kötü niyetli olduğunu beyanla; .... sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; taraf markaları arasında karıştırmaya yol açabilecek derecede benzerlik bulunmadığını, dava konusu markanın bileşke marka niteliğinde olduğunu, bir bütün olarak algılandığını, SMK 6/3 maddesinde aranan şartların oluştuğunun ispat edilemediğini, davacının kötü niyet iddiasını belgelendiremediğini, ....kararının usule ve yasaya uygun olduğunu beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şirket vekili dilekçelerinde özetle; müvekkili şirketin köklerinin 1920 yılına dayandığını, Türkiye’nin en büyük gıda firmalarından biri olduğunu, 1974 yılından beri ticaret ünvanının ek kısmını oluşturan tanınmış “...” markasının sahibi olduğunu, müvekkilinin “... un” markasını 1994 yılında .... nezdinde tescil ettirdiğini, “...” esas unsurlu pek çok markası bulunduğunu, müvekkili şirketin seri markalarına yenisini eklemek için dava konusu marka başvurusunu yaptığını, davacı şirket ile müvekkili arasında davacının kötü niyetinden kaynaklanan büyük bir ihtilaf bulunduğunu, davacı şirket yetkilisinin müvekkili şirketteki hisselerini devrederek ayrıldığını, ayrılan ortağın zaman içerisinde kendi firmalarını kurduğunu ve müvekkilinin marka haklarını ihlal eden ticari faaliyet ve marka tescil girişimlerinde bulunduğunu, davacı şirket kurucusu ... için kardeşler arasında yapılan sözlü mutabakat gereği yalnızca “canlı hayvan, tavuk, piliç, yem ve yumurta” ürünleri üzerinde “...” markasının kullanımına izin verildiğini, ancak bu sözleşmenin davacı şirket ile gerçekleştirilmediğini, davacı şirket yetkilisinin kötü niyetli tescil girişiminde bulunduğunu, davacı şirketin mesnet markalarının müvekkili markası ile farklı sınıflarda tescilli olduğunu, müvekkilinin “...” ibaresi üzerinde kesinleşmiş mahkeme kararıyla tespit edilmiş kazanılmış hakları bulunduğunu, taraf markaları arasında iltibas oluşmayacağını beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... numaralı marka başvurusunun, 35 / 43. sınıflar için tescil talebiyle 12.01.2023 tarihinde yapıldığı, marka başvurusu 13.02.2023 tarih ve 414 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde yayımlandığı, davacı şirket tarafından dava konusu markanın yayımına itiraz edildiği, davalı şirket tarafından başvuru kapsamında yer alan “35. Sınıf: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Yumurtalar, yumurta tozları. Canlı hayvanlar, kuluçkalık yumurtalar, döllenmiş yumurtalar. Hayvan yemleri mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetlerinin geri çekildiği, davacı şirketin itirazının, ....kararı ile reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; Markalar Arasında Karıştırılma İhtimali; Marka tescilinde nispi ret nedenleri arasında düzenlenen karıştırılma ihtimali uyarınca; tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Markaların, karıştırılma ihtimaline dayalı tescil engelinden veya hükümsüzlük nedeninden söz edebilmek için aşağıdaki unsurların tamamının kümülatif olarak varlığı gerekir. Bu koşullardan herhangi birinin sağlanmamış olması halinde diğerlerinin varlığı değerlendirme konusu nispi tescil engelinin varlığını kabul için yeterli olmayacaktır: Dava konusu marka ile iddialara mesnet markaların kapsamında, aynı veya benzer mal ve hizmetler bulunuyor olması. Dava konusu marka ile iddialara mesnet markaların aynı veya benzer olması. Dava konusu markalar ile iddialara mesnet markalar arasında, ilişkilendirilme ihtimali de dâhil olmak üzere, halk nezdinde karıştırılma (iltibas) ihtimali bulunması. Emtiaların Aynı/Benzer Olup Olmadığı; Markalar arasındaki iltibas değerlendirmesi, markaların kapsamında yer alan mallardan ve hizmetlerden bağımsız değildir. Markaların tescilli oldukları sınıflar veya hizmetler farklılaştıkça markalar arasındaki benzerliklerin iltibasa neden olma ihtimali azalacaktır. Bir başka anlatımla, markaların kapsadığı malların ve hizmetlerin farklılaşması neticesinde markayı oluşturan ibarelerin benzerliğine rağmen iltibas tehlikesi azalmakta; malların ve hizmetlerin aynı olması durumunda ise markaların arasındaki ortalama bir benzerlik dahi iltibasa neden olacaktır. Mal ve hizmetlerin aynılığı, ilke olarak mal ve hizmetlerin aynı şekilde yazılmış, ifade edilmiş olmasıdır. Benzer mal ve hizmetler ise, ortalama tüketicilerce aynı (veya ilişkili) kaynaktan geldikleri varsayımıyla karıştırılma ihtimalinin konusu olabilecek mal ve hizmetleri içermektedir. Benzer mal ve hizmet tanımlamasının içeriği, aynı tür mal ve hizmeti mutlak surette kapsamakla birlikte daha geniş bir yaklaşımla benzer oldukları öngörülebilecek, tüketicilerce ilişkilendirilerek aynı kaynaktan geldikleri varsayılabilecek, aynı/benzer ihtiyaçların karşılanmasını sağlayacak mal ve hizmetleri de kapsamaktadır. Mal ve hizmetlerin benzerliği veya ilişkilendirilebilir niteliği .... Marka İnceleme Kılavuzu’na göre aşağıda belirtilen durumlarda ortaya çıkabilir: Mal ve hizmetlerin kullanım amacı ve alanlarının benzerliği, Mal ve hizmetlerin kullanıcılarının benzerliği, Malların fiziksel görünümünün benzerliği, Mal ve hizmetlerin ticari pazara ulaşmasında kullanılan satış yollarının benzerliği, Mal ve hizmetlerin birbirleriyle rekabet eder nitelikte bulunmasından kaynaklanan benzerlik, Mal ve hizmetlerin birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olmasından kaynaklanan benzerlik, Malların mağazalarda aynı reyonda veya rafta bulunmasından kaynaklanan benzerlik. İlgili sektördeki malların niteliği, piyasaya sunuluş şekli, tüketici alışkanlıkları gibi somut olayı etkileyen ek şartların varlığı halinde hizmetlerle mallar arasında ilişkilendirilme ihtimali ortaya çıkabilmektedir Dava konusu marka başvurusu, 35 ve 43. Sınıf hizmetler bakımından, başvuruya konu edilmiştir. Başvuru kapsamında davacı şirket markaları ise 29, 31 ve 35. Sınıfta yer alan bir kısım mal ve hizmetlerde tescillidir. Davacı markalarında genel olarak, “hayvan yemleri, süt ve yumurta” gibi emtialar bulunmaktadır. Dava konusu marka kapsamında yer alan “35. Sınıf: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Hayvansal kaynaklı sütler; bitkisel kaynaklı sütler; süt ürünleri (tereyağı dahil) mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmeti, hali hazırda davacıya ait .... sayılı marka kapsamında yer alan 29. Sınıf emtia ile de benzerdir. Sonuç olarak, dava konusu marka kapsamında yer alan “35. Sınıf: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Hayvansal kaynaklı sütler; bitkisel kaynaklı sütler; süt ürünleri (tereyağı dahil) mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmeti bakımından, taraf markaları arasında “emtiaların aynı ve/veya benzer olması” şartının sağlandığı, İşaretlerin Benzer Olup Olmadığı ve İltibas/Karıştırılma İhtimali; Markaların emtia/hizmetlerinin aynı/benzer olduğu tespiti yapıldıktan sonra bakılması gereken ikinci kriter işaretlerin benzer olup olmadığıdır. İki markanın benzer olup olmadığı değerlendirilirken; markalar arasında görsel, işitsel veya kavramsal düzeyde ortaya çıkan benzerlik veya yakınlık dikkate alınmalıdır. Görsel, işitsel veya kavramsal benzerliğin derecesi konusundaki değerlendirmeyi malların niteliğini ve malların piyasaya sunum yöntemlerini dikkate alarak yapmak yerinde olacaktır. İlgili tüketicinin markaları doğrudan karşılaştırma imkânının bulunmadığı, markaların karşılaştırmasını zihninde muhafaza ettiği tam (eksiksiz) olmayan imaja göre yaptığı dikkat edilmelidir. Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf, kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, daha büyük etkiye sahip olacaktır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır. İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Benzerlik ve karıştırılma ihtimali telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında “bağlantı” kurma ihtimali bulunması, benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterlidir. Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılmasıdır. Global değerlendirme gereği, markaların unsurlarına bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla asıl olan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır. .... kararında belirlenen temel ilkelerin dikkate alınması gerekmektedir. Buna göre; Asıl unsuru markanın bütünü itibarıyla bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayrıcalığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Tespit edilen asıl unsur sözcükten ibaret ise markalarda ortak olarak kullanılan kök kelime ve başvuru sahibinin varsa ilave ettiği ekler belirlenmelidir. Son olarak başvuru sahibinin markasındaki eklentinin başlı başına ayırt edicilik vasfının olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Dava konusu marka başvurusu “... ....” ibaresinden oluşan bir kelime markasıdır. Marka kapsamında herhangi bir renk veya şekil unsuru bulunmamaktadır. Markada yer alan “...” ibaresi küçük harflerle, diğer kelimeler ise büyük harflerle yazılmıştır. ....da “beşibirlik” olarak açıklanmış olup, beş altının bir araya gelmesiyle oluşan altın türünü ifade etmektedir. Her iki ibarenin de dava konusu hizmetler bakımından doğrudan tanımlayıcı bir anlamı bulunmamaktadır. Markada yer alan “köfte” kelimesi ise, ilgili sektörde doğrudan ürünün türünü ifade eden tanımlayıcı bir ibare olup, marka ayırt ediciliğine katkı sağlamamaktadır. Bu nedenle dava konusu markanın esas unsurlarını “...” ve “.... ibareleri oluşturmaktadır. Davacıya ait, dava konusu markanın kapsadığı emtialar ile benzer emtiaları kapsayan markalar ise “....” şeklinde telaffuz edilmekte olup, dava konusu markadaki “...” ibaresinden hem okunuş hem de harf dizilişi bakımından tamamen farklıdır. Benzer şekilde, davacının “.... markası ile dava konusu markadaki “...” ibaresi arasında yalnızca son dört harfin benzerliği bulunmakta, ancak kelimelerin ilk harfleri ve dolayısıyla ilk heceleri farklıdır. “C” harfi, telaffuzda baskın bir ses olup, markaları hem görsel hem işitsel olarak belirgin şekilde ayırmaktadır. Dava konusu markanın anlamlı bir kelime olması, davacı markalarının ise anlamsız, uydurma kelimelerden oluşması nedeniyle anlamsal bir karşılaştırma yapılması mümkün değildir. Bununla birlikte, anlamlı bir kelime, tüketici zihninde somut bir çağrışım yaratırken, anlamsız bir kelime bir çağrışım yaratmamaktadır. Bu durum, markaların kavramsal algısını tamamen farklılaştırmakta ve ortalama tüketicinin iki markayı birbirine bağdaştırma ihtimalini azaltmaktadır. Dolayısıyla dava konusu markanın anlamlı bir ibareden oluşması, markalar arasındaki ayırt ediciliği güçlendirmiştir. Ayrıca, dava konusu markanın bir diğer esas unsuru olan “....” ibaresinin uzunluğu ve farklı anlamı, markalar arasındaki benzerlik ihtimalini daha da ortadan kaldırmaktadır. Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, Sonuç olarak, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, markaların aynı ya da benzer olması” şartının sağlanamadığı, Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus; ortalama düzeydeki halk nezdinde bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurulmasıdır. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından umumi intiba olmasa bile halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir. Tüketicinin iki işaret arasında doğrudan ya da kaynakları bakımından idari – iktisadi bir ilişki kurma yanılgısına düşmesi iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olacaktır. Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, inceleme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. İnceleme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar. Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin tespitinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Yukarıdaki hususlar dâhilinde somut olayda, dava konusu marka kapsamında yer alan ve davacı markaları kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile benzer kabul edilen ürünler, gıda sektörüne dahil, hemen her yaştan ve kesimden tüketiciye hitap eden ürünler olup, özel bir tüketici kesimine hitap etmeyen, nispeten kısa zaman aralığında tercih yapılarak satın alınan, sık tüketilen gündelik ürünler olup, yüksek fiyatlı olarak nitelendirilemeyecek ürünlerdir. Bu nedenle, taraf markalarında benzerlik taşıyan emtialar yönünden ilgili tüketicinin; makul düzeyde bilgili ve dikkat ve özeni yüksek olmayan bireyler olduğu, Sonuç olarak, dava konusu marka kapsamında yer alan “35. Sınıf: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Hayvansal kaynaklı sütler; bitkisel kaynaklı sütler; süt ürünleri (tereyağı dahil) mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetlerinin, davacıya ait “....” ibareli markalar kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile aynı/aynı tür/benzer olduğu, dava konusu marka kapsamında yer alan diğer mal ve hizmetler bakımından emtia benzerliği şartının oluşmadığı, emtia benzerliği taşıyan markalar ile dava konusu marka başvurusu karşılaştırıldığında ise markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, dava konusu markanın esas unsurlarının “...” ve “....” ibarelerinin olduğu, davacı markalarının ise “....” ibareleri olduğu, bu ibarelerinin gerek okunuşlarının gerek görsellerinin gerekse anlamlarının benzer olmadığı, tüketicinin taraf markalarını aynı/benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olması, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunmaması nedeniyle, somut olayda taraf markaları arasında markaların ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluşmadığı, Davacı Markasının Tanınmış Olup Olmadığı, Davalının Başvuruya Konu Markasının Davacının Tanınmış Markasından Haksız Yararlanma Sağlayıp Sağlamadığı, Davacı Markasının İtibarına Zarar Verip Veremeyeceği, Ayırt Ediciliğini Zedeleyip Zedelemeyeceği Hususları; 6769 sayılı SMK 6/5 maddesi; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. “Tanınmış marka” kavramı Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım” olarak tarif edilmiştir (...." adı altında bazı ölçütler getirmiştir. Bu suretle bir markanın tanınmışlığında kendisinden yararlanılabilecek bazı kriterler oluşturulmuştur. Bağlayıcılığı olmamakla birlikte uygulamada da kabul gören bu kriterler şunlardır; Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu Marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları Markanın ekonomik değeri Bu kıstaslardan birisinin, birkaçının veya tamamının varlığı tanınmışlığı gösterebilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalardan çıkan sonuç; bir hizmet ya da ticaret markasının tanınmışlığından söz edilebilmesi için; toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması, başka bir anlatımla o marka telaffuz edildiğinde ilgili sektördekilerin hiç düşünmeden refleks halinde hatırlamaları gerektiğidir. 6769 sayılı SMK madde 6/5 hükmüne göre, toplumda belirli bir tanınmışlık düzeyine ulaşan önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markadan, Tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarara sağlayabilecek, Markanın itibarına zarar verebilecek, Markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabilecek durumda olan sonraki başvuru, farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile reddedilecektir. Yukarıda da belirtildiği üzere, tanınmış markalar sadece tescil kapsamındaki aynı tür mal ve hizmetler yönünden değil, ayrıca farklı türden mal ve hizmetler yönünden de sahibine koruma sağlar. Tanınmış markalara sağlanan koruma önlemleri sayesinde, sonraki markanın tescili yoluyla marka sahibinin, tanınmış markanın itibarına ve ayırt edicilik düzeyine zarar verme, bu markadan imaj transfer etme ve böylelikle haksız yarar sağlama çabalarının önüne geçilmek istenmiştir. Böylece, önceki ve tanınmış nitelikteki markanın ayırt edicilik karakterine ve tanınmışlığına zarar verebilecek, tüketicinin daha önce tanınmış markayı gördüğünde, refleks halinde tek bir işletmeyi algısında canlandıracakken, yeni durum nedeniyle eskiden olduğu gibi kişilerin aklına sadece tek bir ticari işletme gelmeyecektir. Bunun sonucunda ise, büyük emek, çaba, zaman ve masrafla tanınmış hale getirilen markanın ayırt edicilik gücü zaafa uğratılmış olabilecektir. Somut uyuşmazlık bakımından incelendiğinde, davacı tarafça gerekçe gösterilen markalarının tanınmışlığın ispatına yönelik, itiraz aşamasında dosyaya herhangi bir belge sunulmadığı, dava aşamasında ise tarih içermeyen tanıtım ve reklam videoları ile “.....” markasını taşıyan karavan fotoğrafları sunulmuştur. Sunulan belgelerin, tarih içermediği, videoların nerede ve ne zaman yayınlandığının, ne kadar tüketiciye ulaştığının bilgisinin dosya kapsamında bulunmadığı, tanınmışlığın değerlendirilebileceği herhangi bir belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, iddia edilen tanınmışlığın ispatlanamadığı, Davacının Gerçek Hak Sahipliği; 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu madde 6/3; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu hüküm, markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Madde hükmünde yer alan iddiaların kabul edilebilmesi için, iddia sahibinin o işaret üzerinde tescil tarihinden önce hak sahibi olması ve bunları ispat etmesi gerekmektedir. Yargıtay kararlarında ifade edildiği üzere, öncelik hakkı iddia eden tarafın Türkiye’deki kullanımı yerelden daha geniş bir coğrafyada olmalı, ciddi surette bir markasal kullanım olmalı ve bu kullanım ile markaya belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandırılması gerekmektedir. Ayrıca söz konusu kullanım, dava konusu markanın başvuru tarihinden önceki tarihe ilişkin olmalıdır. Yapılan incelemeler neticesinde, itiraz aşamasında herhangi bir belgenin dosyaya sunulmadığı, dava aşamasında sunulan DVD içeriğindeki belgeler incelendiğinde, tarih içermeyen tanıtım ve reklam videoları ile “....” markasını taşıyan karavan fotoğrafları sunulduğu tespit edilmiştir. Sunulan belgelerde herhangi bir tarih bulunmamakla birlikte, belgelerde, davacının “...” markasını “....” emtiası bakımından kullandığı tespit edilmiştir. Sunulan belgelerin gerçek hak sahipliği için yeterli kabul edilse dahi, davacı taraf, tescilli markalarını tescil kapsamında yer alan emtia bakımından kullanmakta olup, davanın konusunu oluşturan mal ve hizmetler bakımından markasal kullanımını gösterir bir belge, dosya kapsamında bulunmamaktadır. Davacının kullanımına konu emtialar, tescilli markalar ile hali hazırda koruma altında olup, tescilsiz bir kullanım söz konusu değildir. Dolayısıyla davacının gerçek hak sahipliği bulunmadığı, Davalı Şirketin Önceki Tarihli Tescilli Markalarına Binaen Kazanılmış Hakkının Bulunup Bulunmadığı ; Davalının iddiaları kapsamında davacı adına kayıtlı önceki tarihli markalarının, dava konusu başvuruya müktesep hak oluşturup oluşturmadığı hususu incelenmiştir. Yargıtay kararlarında kazanılmış hak sağlayan önceki markaların belirlenmesi yönünden bazı ölçütler getirilmiş ve getirilen bu kriterler güncel kararlarda da geçerliliğini korumuştur. Buna göre; ..... sayılı ilamda da belirtildiği üzere, kazanılmış hakkın varlığının kabulü için şu üç koşulun birlikte bulunması gereklidir: Kazanılmış hak iddia edilen tescilli marka ile dava konusu markadaki ibarelerde asli unsurların muhafaza edilmiş olması ve eski markanın en azından hükümsüzlük davası açılabilecek kadar belli bir sürede çekişmesiz şekilde kullanılması, Karşı taraf markalarına yanaşma niyeti olmadan ve iltibas tehlikesi yaratmayacak şekilde, eski ve yeni markalar arasında işletme ile bağlantının ve tüketici nezdinde yaratılan izlenimin korunmuş bulunması, Yeni markada kazanılmış hak iddia edilen markaya nazaran emtia kapsamının genişletilmemiş olması. Dava konusu marka başvurusu 12.01.2023 tarihinde tescil başvurusuna konu edilmiştir. Davalı şirketin iddiaları kapsamında, önceki tarihli markalarına binaen müktesep haktan yararlanabilmesi için önceki ve sonraki tarihli markalarının aynı sınıfta (somut olayda 35 ve 43) olması, önceki ve sonraki tarihli markaların aynı esas unsura sahip olması ve önceki tarihli markaların çekişmesiz olarak kullanılması gerekmektedir. Davalı şirketin önceki tarihli markaları incelendiğinde, bir kısım markalarının 35 ve 43. Sınıfta tescilli olduğu görülmekle birlikte, davalı şirket markalarının işbu sınıflarda kullanıldığını gösterir herhangi bir belge dosya kapsamında bulunmamaktadır. Diğer yandan, davalının önceki tarihli markaları “...” markasını esas unsur olarak içerirken, davaya konu marka “....” esas unsurunu içermektedir. Önceki tarihli markaların çekişmesiz olarak 35 ve 43. Sınıf hizmetlerde kullanıldığı ispatlanamadığından ve esasen önceki tarihli markalar ile dava konusu markanın esas unsur bakımından farklılaştığı da gözetildiğinde, somut olayda davalı şirket lehine müktesep hak koşullarının oluşmadığı, Netice itibariyle, Dava konusu marka kapsamında yer alan “35. Sınıf: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Hayvansal kaynaklı sütler; bitkisel kaynaklı sütler; süt ürünleri (tereyağı dahil) mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetlerinin, davacı markalarında yer alan emtialar ile aynı/aynı tür/benzer olduğu, Davalıya ait dava konusu marka başvurusunun, davacıya ait (emtia benzerliği taşıyan) markalar ile benzer olmadığı ve dava konusu marka başvurusunun davacıya ait markalar ile karıştırılma ihtimali bulunmadığı, Davacı markasının tanınmışlığının ispatlanamadığı, Davacı yanın gerçek hak sahipliğinin ispatlanamadığı, Somut olayda, davalı şirket lehine müktesep hak koşullarının bulunmadığı, Kurum kararının yerinde olduğu sonuç ve kanaatlerine varılmış aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ..... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.17.09.2025
Kâtip Hâkim... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır