Diğer ·

2025/102 E. 2025/102 K.

Mahkeme
Diğer
Esas No
2025/102
Karar No
2025/102
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/102 Esas - 2025/408 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2025/102 KARAR NO : 2025/408

.... .... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 10/03/2025 KARAR TARİHİ : 09/10/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 09/10/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka .... Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davacının kurulduğu 2012 yılından beri sporcu gıdası, gıda takviyeleri ve sporcu kıyafet ve ekipmanları ve bunlarla sınırlı olmamak üzere spor ile ilgili her türlü ürünün satışı alanında faaliyet gösteren, sektörünün en önemli firmalarından biri olduğunu, "..... sitelerinde, online alışveriş sitelerinde ve Türkiye'nin çeşitli illerinde bulunan 40’dan fazla fiziksel mağazasında ve Türkiye genelinde çeşitli spor salonlarında, spa merkezlerinde, otellerde, metrolarda, üniversite kampüslerinde bulunan kendisine ait otomatlarda gerçekleştirdiğini, davalı şahsın “.... tarafından bütünüyle ve nihai olarak reddedilmiş olmasının haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira taraf markalarının esas unsurlarının birebir aynı “....” ibaresi olduğunun kabulünün gerektiğini, taraf markalarında yer alan diğer unsurların markaları birbirinden farklı kılmadığını, ayrıca taraf markalarının aynı/benzer emtialarda kullanılacağını, dolayısıyla aralarında karıştırılma ihtimali olduğunun kabulünün gerektiğini, dava konusu edilen markanın tescil edilmesi halinde bu markanın tüketiciler nezdinde davacıya ait seri marka algısı yaratacağını, davacının markalarının davacının yoğun ve ciddi kullanımları ve yatırımları neticesinde davacı ile özdeşleşmiş olduğunu ve tanınmış marka haline geldiğini, ayrıca davacının “....”li markaların gerçek hak sahibi olduğunu, davalının kendisine marka olarak davacının tanınmış markası ile bu derecede benzer bir ibareyi seçmiş olmasının davalının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu iddia ederek, .... başvuru sayılı markanın tescili halinde iptaline, hükümsüz kılınmasına ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; somut olayda karşılaştırılan markalar arasında ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunması gerektiğine ilişkin koşulun sağlanmadığını, markaların görsel, işitsel, kavramsal açılardan ve bıraktıkları toplu intiba yönünden farklı olduklarını, bu nedenlerle ortalama tüketici nezdinde çekişme konusu emtialar açısından markalar arasında bir iltibas tehlikesinin bulunmadığını, uyuşmazlık konusu olan “....” ibaresinin yerleşik anlamı nedeniyle markasal hüviyette ayırt ediciliğinin düşük olduğunu, davalının markasında bu ibare ötesinde davacının markalarından belirgin farklılıkların olduğunu, davacının somut uyuşmazlıkta SMK m. 6/3, m. 6/4, m. 6/5 ve m. 6/9 hükümlerinin gerçekleştiğini de somut delillerle ispat edemediğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur. Diğer davalının yargılamaya katılımı olmamıştır. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davalı şahsın 26.06.2023 tarihinde 05 ve 32. Sınıflara giren emtialarda kullanılmak üzere marka tescil başvurusunda bulunduğu, başvurunun ilanı üzerine davacının itiraz ettiği, bu itirazı inceleyen .... Başkanlığı’nın itirazı reddettiği, bu karara davacının aynı markalara ve aynı madde hükümlerine dayalı olarak tekrar itiraz ettiği ve bu itirazın da,...sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; DAVALI ŞAHSIN..... BAŞVURU SAYILI MARKASI İLE DAVACININ TESCİLLİ MARKALARI ARASINDA İLTİBAS TEHLİKESİNİN/KARIŞTIRILMA İHTİMALİ; 6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir. “Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir. Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla; Markaların ayniyeti/benzerliği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği, Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır. Buna göre;

Markaların ayniyeti/benzerliği: Davalı şahsın tescil ettirmek istediği marka ile davacının tescilli markaları birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir. Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle, ki; Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur6. Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır. Davacıya ait olan markalara bakıldığında; bunların bir kısmının, renk ve şekil unsurlarından yoksun, sırf kelime markaları, bir kısmının da karma markalar oldukları görülmektedir; bu markalarda uyuşmazlık konusu olan “....” şeklinde bütünleşik bir “hashtag” formatında, bazen de “nutrition”, “beast shot”, “alpha”, “beast mode” gibi, İngilizce’de “beslenme”, “canavar vuruşu”, “alfa”, “canavar modu” anlamlarına gelen pazarlama sloganlarıyla kullanılmıştır. Davalının markası ise; renk ve şekil unsurlarının kullanılmadığı bir kelime markasıdır; düz yazım karakterindeki siyah renkli küçük harflerle, alt alta gelen üç ayrı satır halinde kullanılmış olan “...” kelime öbeği işaretin tek unsuru olarak kullanılmıştır ve aynı yazım özelliklerini haiz, aynı puntolarla yazılmış bu kelimeler görsel açıdan aynı baskınlıkta algılanmaktadır. Bu kelimelerin de; davacının markalarında geçen kelimeler gibi, İngilizce’de yerleşik birer anlamı haiz kelimeler olduğu ve sırasıyla “kral panda sporları” anlamlarına geldikleri, Somut uyuşmazlık; taraf markalarında “....” ibaresinin ortak olarak geçmesinden hareketle, taraf markaların benzediğinin söylenip söylenemeyeceği hususunda toplanmaktadır. Zira; “.....” kelimesi, İngilizce’de “kral” anlamına gelen, ülkemizdeki konuşma dilinde ve ticari hayatta da sıklıkla kullanılan bir cins isimdir ve anlamının bilinmesi için, İngilizce’ye hâkim olunmasının gerekmediği ve bahsi geçen yerleşik anlamı itibariyle, markasal hüviyette soyut ayırt ediciliğinin düşük olduğu ve markasal kullanımının kimsenin tekeline verilemeyeceği düşünülmektedir. Böyle, ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş bir görüş de bulunmaktadır . Bununla birlikte; zayıf/ayırt edici niteliği düşük ibareleri ihtiva eden markaların da, zamanla reklam ve yaygın kullanım yoluyla daha yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşabileceği, hem öğreti hem Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Bazı durumlarda her ne kadar marka zayıf bir unsur içermekteyse de, herhangi bir zayıf markanın aksine koruma kapsamının genişlediği kabul edilmektedir. Zira; tanımlayıcılığı veya bilgilendirme işlevi güçlü olan ibarelerin marka olarak kullanımla ayırt edicilik kazanmaları mümkündür. Öte yandan, herkesin çok sık kullanımına açık, cins isim, sıfat veya coğrafi yer adı niteliğini haiz ibarelerde bu dönüşüme izin verilmemiştir. “....” ibaresinin de, böyle dönüşümü hak ettiğinin kabul edilebilmesi için, ülkedeki alıcı/tüketici çevresinin çok büyük bir kısmının bu işareti, davacının işletmesi ile bağlantı içinde algılaması gerekir. Bunun için aranacak ölçünün, hiçbir şekilde bir markanın tanınmış olup olmadığını tespit ederken belirlenen ölçüden daha hafif olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü; herkesin kullanımına açık ve olumlu bir anlamı çağrıştıran/algılatan, herkes tarafından marka olarak tercih edilebilecek bir kelimenin tek bir kişinin tekeline bırakılması, bir markanın tanınmış sayılmasının sonuçlarından daha önemlidir. Dosya kapsamına göre; “....” kelimesi yönünden bu tür bir bağımsızlaşmanın sağlandığından bahsedilmesi olanaksızdır .

Sonuçta; taraf markalarında ortak bir şekilde “....” ibaresinin geçiyor olmasının, karşılaştırılan markaları görsel açıdan benzer kılmaya yetmediği, işaretlerin genel görünümlerinin, tümüne hâkim olan görünüşlerinin markaları yeterli derecede farklılaştırdığı, yani somut olaydaki markaların, yukarıda yer verdiğimiz yerleşik içtihatlarda bahsi geçen “iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceği...” durumu ile örtüştüğü öngörülmektedir. Görsel açıdan ortaya çıkan bu farklılık, duysal/fonetik açıdan da aynı sonucu vermektedir. Karşılaştırılan markalar birbirinden çok farklı kelimeler de ihtiva ettiklerinden, markalarda ortak unsur olan “...” ibaresinin mevcudiyeti, markaları duysal açıdan yaklaştırmaya yetmemektedir. Markaların bütün olarak okunuşları esnasında kulakta bıraktıkları tını, fonetik algı birbirinden farklıdır. Kavramsal açıdan da; taraf markalarının farklı kompozisyonları itibariyle tüketici zihninde farklı algılar yaratacağı, “...” ibaresinin ortaklığının bu durumu değiştirmeyeceği, Bütün bunlara göre; taraf markalarında ortak olarak “...” ibaresinin yer almasının, markaları görsel, fonetik ve kavramsal açılardan benzer kılmaya yetmediği, Markaların kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği: 6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle; Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri, Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı, Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı, Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. Davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı muhtelif markaları, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 05 ve 32. Sınıflardaki emtiaların tamamı yönünden tescillidir; dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta, davacının bu markaları özelinde, davalının markasının kapsamına giren tüm emtialar yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, Taraf markalarının kapsamına giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin seviyesi de, markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz etmektedir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir . Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin, söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin, sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır. Ancak; doktorların ve eczacıların bilinç/dikkat/özen derecesinin yüksek olması, birbirlerine son derece benzer iki ibarenin ilaçlar üzerinde marka olarak kullanılması durumunda karıştırılma ihtimalinin olmayacağı sonucunu vermemektedir. Zira; davaya konu markaların üzerinde kullanıldığı/kullanılacağı tüm emtialar, her hal ve şartta reçeteli ürünler olmayıp süpermarket ve internet dahil pek çok mecradan satışı gerçekleştirilen gıda takviyesi mahiyetinde ürün grubunu da içermektedir. Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali: 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici /müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir. SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır: Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, Çağrıştırma, Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olayda; taraf markalarında “...” ibaresi ortak olarak kullanılmış ise de, markalarda geçen diğer unsurların; markaları genel görünümleri, okunuşları ve tüketici zihninde oluşturdukları algı itibariyle yeterli derece farklılaştırdığı, yani somut olaydaki markaların, yerleşik içtihatlarda bahsi geçen “markasal hüviyette zayıf ibarelerden oluşan markalar arasında iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceği...” durumu ile örtüştüğü, zira; yerleşik anlamı nedeniyle markasal hüviyette soyut ayırt edici niteliği zayıf olan/bulunmayan “...” ibaresine davacının yoğun ve ciddi ticari faaliyetler neticesinde “tanınmış marka seviyesinde korunması gereken bir ekonomik değer kattığı”, davacının dava/marka işlem dosyasına sunduğu delillerden anlaşılamadığı, ayrıca bu ibarenin dava konusu edilen markada, belli bir kompozisyon içerisinde, tek başına ön plana çıkartılmadan, ticari dürüstlük kurallarına uygun olarak kullanılmış olmasının da, markaları benzer kılmaya yeten baskınlıkta bir durum yaratmadığı, bütün bu hususlar, davacının markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının dava konusu edilen markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması ve karıştırması” ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca; her ne kadar, davacının muhtelif markaları açısından, dava konusu edilen markanın kapsamına giren emtiaların tamamı yönünden somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti/benzerliği şartı gerçekleşmiş ise de, bu emtiaların bir kısmının hitap ettiği alıcı/tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi düşük de olmadığından , ilgili alıcıların bu markalar altında sunulan emtiaların aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma/yanılma ihtimalinin bulunmadığı, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri, Sonuç olarak; taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik bulunmadığından, davacının bir kısım markaları özelinde, somut olayda emtia ayniyeti/benzerliği şartının gerçekleşmiş olmasına rağmen, markaların karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, DAVACININ ÖNCEKİ KULLANIMA DAYALI GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİASININ DAVALININ .... BAŞVURU SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ; 6769 sayılı SMK’nın “marka tescilinde nispi ret nedenleri”nin düzenlendiği 6. maddesinin 3. fıkrasında; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” denilmektedir. Bu hüküm markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Bu madde hükmünde yer alan itirazın kabul edilebilmesi için itiraz sahibinin o işaret üzerinde başvuru tarihinden önce hak sahibi olması veya rüçhan hakkını elde etmesi ve bunları ispat etmesi gerekmektedir. Tescil, bir markanın daha özel hükümlerle korunmasını sağlar. SMK, istisnai olarak, marka hakkının tescile dayanmadan ilk kullanım yoluyla da elde edilebileceğini ve korunabileceğini de kabul etmiştir. Ancak, bu hakkın ne zaman ve nasıl oluşabileceğinin kriterlerini düzenlememiştir . 6769 sayılı SMK’nın “Marka Tescilinde Nispi Ret Nedenleri” başlıklı 6. maddesinde, marka olarak tescil ettirilmek istenen işaret üzerinde tescil başvurusundan önce hak kazanmış kişilerin hukukunu korumaya yönelik hükümler bulunmaktadır. Söz konusu maddenin 3. fıkrasına göre bir işaret üzerinde, bu işaretin –üçüncü bir kişi tarafından-marka olarak tescili amacıyla başvurusu yapılan tarihten veya başvuru tarihinde belirtilen rüçhan tarihinden önce, bir hak elde edilmiş ise, bu hakka sahip kişi, söz konusu işaretin tesciline itirazda bulunabilir. Bu hüküm, işaret üzerinde ilk kullanma yoluyla haksız rekabet hükümlerine göre kazanılan hakkı üstün tutmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda hak sahibinin işaretin sonradan bir başkası tarafından kullanılmasını yasaklaması TTK 57/5 ve 58/I, b’den kaynaklanmaktadır . İtiraz hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasını (SMK 6/3) gerekli kılar. “Ticaret sırasında kullanma” ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Markasal kullanım, öğretide işareti taşıyan mal ve/veya hizmetlerin köken itibariyle diğer mal ve/veya hizmetlerden ayırt edilmesini sağlamaya yönelik olduğunun alıcılar tarafından anlaşılmasını mümkün kılacak şekilde kullanılması biçiminde tanımlanmaktadır. Ancak markaların kaynak gösterme fonksiyonu dışında reklam, iletişim, kalite, yatırım ve garanti fonksiyonlarının da bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Madde metninde bahsedilen tescil edilmeden kullanılan bir marka veya ticarette kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir. İtiraz veya dava hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasıdır. Ticaret sırasında kullanma ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Ancak SMK’da “piyasada maruf hale getirme” şartından söz edilmese de bu şartın “zımnen” 6/3 maddesi hükmünde yer aldığını kabul etmek gerekir. Buna göre tescilsiz bir işaret üzerinde bir hakkın doğması ve korunması için, o işarete kullanım yoluyla hukuken korunması gereken bir ekonomik değer kazandırmak gerekir. Bu ise işaretin “asgari bilinirlik düzeyi”ne ulaşması ile mümkündür. Asgari bilinirlikten anlaşılması gereken, işaretin kullanım sonucunda belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinir hale gelmesidir. Aksinin kabulü, piyasada işareti “ilk” kullanan kişiye korunma sağlanacağı anlamına gelir ki, bu “SMK hükümleri uyarınca sağlanan korunmanın tescil ile elde edileceği” ilkesini anlamsız hale getireceği gibi hakkaniyet ile de bağdaşmaz. Davacı taraf; dava konusu edilen işaretin, davalının markasının tescili kapsamına giren 05 ve 32. Sınıflardaki emtiaların tamamında, kendisi tarafından Türkiye genelinde kullanıldığını ve bu şekilde gerçek hak sahipliğinin doğduğunu tevsik eden herhangi bir delili, dava/marka işlem dosyasına sunmuş değildir. Ayrıca da; davacının huzurdaki davasına mesnet aldığı markaları tescillidir; halbuki, SMK m. 6/3 hükmü, tescilsiz marka kullanımlarına ilişkin bir düzenlemedir. Bu nedenle de; somut olayda, davacının önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği iddiasının, davalının markasının kapsamına giren emtialarda tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, TANINMIŞLIK İDDİALARI; Somut olayda ise; her şeyden önce, taraf markaları benzer olmadığından, davacının markasının ilgili sektörde tanınmış olduğu kabul edilse dahi, tanınmış markanın bir benzerinin farklı mal ve hizmetlerde kullanılması somut olayda söz konusu olmayacağından ve davacı da dava/itiraz dosyalarına aksi yönde bir delil sunmadığından, davalının markasını tescil ettirmesi ve kullanması sonucunda haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi ya da tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarından birinin gerçekleşme ihtimalinin olmadığı, ayrıca; davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı “...”li markalarının ilgili sektörlerde/piyasada bilinirliği, bu markalara yapılan yatırım, bu markaların piyasa payı, dava/marka işlem dosyaları içeriğindeki belge ve delillerden anlaşılamadığından , bu markaların söz konusu sektörde “tanınmış” olduğunun söylenmesinin mümkün olmadığı, bu nedenlerle; somut olayda, davacının “tanınmışlık” iddialarının, dava konusu edilen markanın hükmüne bir etkisinin olamayacağı, KÖTÜ NİYET İDDİALARI; Davalının dava konusu işareti kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla hareket ettiği yönünde dava/marka işlem dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığının ispat olunamadığı, Netice itibariyle, Karşılaştırılan işaretlerin/markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan ve genel görünümleri itibariyle benzer olmadığı, Davacının muhtelif markaları özelinde, dava konusu edilen markanın kapsamına giren tüm emtialar yönünden emtia ayniyeti/benzerliği şartı gerçekleşmiş olsa da karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı, Davalının markasının kapsamına giren ve dava konusu edilen emtiaların ortalama tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin değişiklik gösterdiği, bu hususta bir genelleme yapılamayacağı , Davacının “gerçek hak sahipliği” ve “tanınmışlık” iddialarının davalının markasının tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, Kötü niyet iddialarının ispat edilemediği, .... sayılı kararının hukuka uygun olduğu, hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı sonuçlarına ulaşılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şahsın yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.09.10.2025

Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

Atıf: Diğer, E. 2025/102, K. 2025/102, T. 09.10.2025, www.arakarar.com/karar/diger-karar-2025-102-e-2025-102-k-69ff2b7d3271