Diğer ·
2025/82 E. 2025/82 K.
- Mahkeme
- Diğer
- Esas No
- 2025/82
- Karar No
- 2025/82
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/82 Esas - 2025/403 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2025/82 KARAR NO : 2025/403
.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali DAVA TARİHİ : 25/02/2025 KARAR TARİHİ : 09/10/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 09/10/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka .... Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davacının 1961 yılında .... mensuplarına ek sosyal güvenceler sağlayan özel bir emeklilik fonu olarak özel bir kanunla kurulduğunu, üyelerine Kuruluş Kanunu’nda sayılan yasal yardımları yapan ve çeşitli sosyal hizmetler veren, faaliyetleri yurt çapına yayılmış olan köklü bir kuruluş olduğunu, bu ibareyi ihtiva eden markalarının .... sayılar ile toplam 200’den fazla marka tahtında 45 Sınıfta da tescilli olduğunu, ayrıca “.... nezdinde .... sayı tahtında ilgili sicile şerh edilmiş olduğunu, .... sicil numarası ile 26.07.1962 tarihinde tescil edilmiş ticaret unvanının da ....” şeklinde olduğunu, davacının dava konusu edilen markayı, başvuruyu dosyalamış olan .... 25.12.2023 tarihli marka devir sözleşmesi ile devralmış olduğunu, bu devrin gerçekleştiğinin ....”lı markalarına dayalı olarak yaptığı itiraz üzerine diğer davalı .....tarafından kısmen dahi olsa nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira kısmi redde mesnet alınan markalar ile davacının markasının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığını, markaların kapsamına giren emtiaların kullanıcılarının da bilinçli tüketici niteliğini haiz olduğunu, dolayısıyla markaların karıştırılma ihtimalinin olmadığını, ayrıca davacı adına .... sayı ile tescilli markanın somut uyuşmazlık yönünden davacı lehine kazanılmış hak sağladığını, zaten de taraf markalarında ortak olan “...” ibaresinin İngilizce “durability” kelimesinden türetilmiş, Türkçe’de “sağlam, sert” anlamına gelen, dolayısıyla markasal hüviyette ayırt ediciliği olmayan bir ibare olduğunu ve herkes tarafından kullanılabileceğini, nitekim EUIPO (Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi) tarafından 19.10.2005 tarihinde verilen “....” kararında, her iki işarette de ortak olan “...” ön ekinin, bazı Avrupa Birliği dillerinde, örneğin İspanyolca’da “sert, dayanıklı” anlamına gelecek veya Fransızca’da “dayanıklılığı” çağrıştıracak bir anlama sahip olduğunun belirtildiğini, “...” ibaresinin Türkçe’de de, teknik bir tabir olarak “....” şeklinde kullanılmakta olup çimento ve beton sektöründe bunun ...” şeklinde kullanıldığını, ayrıca tarafların faaliyet alanlarının da farklı olduğunu, davalı firmanın çoğunlukla vitrifiye alanında faaliyet gösterdiğini, davacının markasının ise inşaat/çimento/beton alanında kullanılacağını, davacının markasında yer alan “...” ibaresinin de tanınmışlığı nedeniyle taraf markalarının ayırt edilmesini sağlayacağını, davalının yayına itiraz dilekçesinde bahsi geçen, sadece “...” ibaresini ihtiva eden markaya ilişkin ....”li markalarının davalı firmanın “...”lı markaları ile benzer olmadığı yönünde görüş bildirilmiş olduğunu, bu raporların hepsinde de “...” ibaresinin markasal hüviyette ayırt ediciliğinin bulunmadığının tespit edilmiş olduğunu, davalı firmanın yayıma itiraza gerekçe gösterilen markalarının tescilli oldukları emtialarda kullanılmadıklarını, davacının .... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal düzeyde birbirleriyle karıştırılma ihtimali doğuracak derecede benzer olduğunu, davacının markasının esas unsurunun görsel açıdan da ön plana çıkartılmış olan “...” ibaresi olduğunu, bu ibare ile davalı firma adına tescilli markaların esas unsuru olan “...”lı ibarelerin yakın benzer olduğunu, ayrıca davacının marka başvurusunun reddedildiği emtialar açısından, taraf markalarının aynı veya ilişkili emtialarda kullanılacağını, tüketicilerin markaların aynı işletmeye ait olduğunu düşüneceklerini, aksi düşünülse dahi işletmeler arasında ekonomik/idari bağlantı olduğu kanısına kapılacaklarını, yani somut olayda karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur. Davalı şirket dilekçeleriyle özetle; taraflar arasında “...” markasının tescili hususunun daha önce de yargıya intikal etmiş olduğunu, davacının yine tescil ettirmek istediği .... başvuru sayılı markanın 19. sınıfa giren emtialarda tescili talebinin davalının itirazları neticesinde reddedilmesi üzerine davacının açmış olduğu davanın .... Karar sayılı kararı ile reddedildiğini, davalının istinaf ve temyiz taleplerinin de reddedilmesi üzerine bu kararın kesinleştiğini, bu kararın somut uyuşmazlık yönünden de emsal nitelikte olduğunu, bu davalarda davacının huzurdaki davaya konu marka başvurusunu devir aldığı, davacının kardeş kuruluşu olan ... Çimento’nun taraf olmasının bu durumu değiştirmeyeceğini, ayrıca .... ibareli marka başvuruları ile davalının tescilli markalarının benzer bulunduğunu, ayrıca davacının müktesep hak iddialarının da kabul edilmediğini, yani davacının delilleri meyanında sunmuş olduğu bilirkişi raporlarına mahkeme kararları esnasında itibar edilmediğini, davacının “...” esas unsurlu markalarının huzurdaki uyuşmazlık yönünden müktesep hak oluşturmayacağını, zira somut uyuşmazlığa konu markasının esas unsurunun “...” ibaresi olduğunu, zaten de davacının somut uyuşmazlığa konu markasında .... sayılı markasından uzaklaşarak davalının tescilli markalarına yanaştığını, davacının markasında geçen “...” ibaresinin davacının çatı markası olması nedeniyle benzerlik incelemesi esnasında dikkate alınamayacağını, davalının “...” ibaresinin zayıf olduğuna ilişkin iddialarının da doğru olmadığını, zira davalının uzun yıllardır “...” ibareli markalarını yoğun bir şekilde kullanmakta, markaların tanıtımı için emek ve çaba sarf etmekte olduğunu, ayrıca davalının uzun yıllardır yapı malzemeleri sektöründe faaliyet gösterdiği gerçeği gözetildiğinde taraf markalarının aynı müşteri çevresine hitap ettiğinin kabulünün gerektiğini, zaten de taraf markalarının kapsamına giren emtiaların aynı/benzer emtialar olduğunu, dolayısıyla taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunun kabulünün gerektiğini, davacının .... kararının iptali talepli davada da ileri süremeyeceğini, zaten de davalının markalarının tescil tarihlerine bakıldığında davacının kullanmama def’ine süre açısından muhatap olamayacaklarının görülebileceğini, davalının yine de kullanım ispatı hususunda delil sunma hakkını saklı tuttuğunu, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, ... Kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davacının selefi ... Çimento’nun 16.09.2022 tarihinde 35 ve 37. Sınıflara giren hizmetlerde kullanılmak üzere marka tescil başvurusunda bulunduğu,.... davalı firmanın itiraz ettiği, markalar yönünden kısmen haklı bulunarak davacının marka başvurusunun kapsamından, 35 ve 37. Sınıflara giren bir takım hizmetlerin çıkartıldığı, bu karara davacının itiraz ettiği, davalı markalarının kullanıldığının ispat edilmesini talep ettiği, ayrıca dava dosyasına sunmuş olduğu belgelerin aynılarını sunmuş olduğu, davalının bu itiraza karşı görüş bildirirken markalarının kullanımına ilişkin herhangi bir delil sunmamış olduğu, ancak dava dosyasına da sunmuş olduğu emsal mahkeme kararlarını ve bilirkişi raporlarını sunmuş olduğu, bu itirazın da nihai olarak .... sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; KULLANMAMA DEF’İ İLE İLGİLİ DEĞERLENDİRME: Davacı taraf, ....Başkanlığı’nın kısmi red kararına itiraz ederken, bu kısmi red kararına mesnet alınan markaların tescilli oldukları tüm emtialarda kullanıldıklarının ispatlanmasını talep etmiştir. Zira; 6769 sayılı SMK, tescilli dayalı olarak müktesep hak iddia edemeyeceği, davacı taraf, .... sayılı “...”lı markalarından gelen kazanılmış hakkından bahsetmiş ise de, davacının bu markalarının uyuşmazlık konusu olan “...” ibaresini değil, davacının çatı markası olan “...” ibaresini ihtiva ettiği görüldüğünden, davacının bu markalarına dayalı olarak kazanılmış bir hak iddia edemeyeceği, marka hakkı sahibine markasını ciddi olarak kullanma yükümlülüğü getirmiş, 556 sayılı KHK’nın yürürlükte olduğu dönem boyunca doktrine ve Yargıtay içtihatlarına yerleşmiş olan “marka sahibinin markasını Türkiye’de ve ciddi olarak kullanma yükümlülüğü”nü 9/1-2, 19/2, 25/7 ve 29/2 maddelerinde açıkça ve lafzen de ifade ederek, tartışmasız bir biçimde marka hukukumuza yerleştirmiş, şartları varsa; daha önceki bir tarihte tescil edilmiş olmakla beraber piyasada kullanılmayan markaların, salt tescilli olmaları nedeniyle yeni başvuruların tescil edilmesini engelleme ya da sonraki tescilleri hükümsüz kıldırma, bir diğer tabir ile “marka çöplüğü yaratma” imkanı ortadan kaldırılmıştır. Böylece kullanılmayan tescilli markaların yeni girişimcilere engel olmalarının önüne geçilmiştir. Yine bu sayede tescilli markaların piyasada daha etkin ve aktif olarak kullanılmaları teşvik edilmiştir. Mevzuatta geçen “ciddi biçimde kullanım”ın ne olduğu mevzuatın lafzında açıklanmamış ise de, ... tarafından yayımlanan 2017 tarihli “Kullanımın İspatı Kılavuzu”nda bu kavramla, “markadan işlevlerine uygun bir tarzda yarar elde edecek, yani üzerinde kullanıldığı malın veya hizmetin piyasada tanınmasını ve diğer işletmelerin mal veya hizmetlerinden ayrılmasını sağlayacak şekilde ve yoğunlukta piyasada veya piyasaya hitap eden, piyasayı etkileyen yerlerde kullanılması”nın kastedildiği anlaşılmaktadır . Bu kavramla sembolik bir kullanımın ötesine geçen bir kullanım arandığı görülmektedir. Ciddi kullanımın kanıtlanması için kesin bir ölçüt koymak mümkün olmamakla birlikte markanın rekabete uygun ve en azından potansiyel olarak marka sahibinin faaliyette bulunduğu pazar ilişkilerini etkileyecek ölçüde ve iç pazarda yer elde edebilecek seviyede kullanılması gerekir. Beklenen davranış, anılan markaların tescilli olduğu sınıflardaki kullanımını şüpheye yer bırakmayacak şekilde kurallara uygun, düzenli, aralıksız ya da kanundaki ifadesiyle “ciddi” kullanımını kanıtlamasıdır. Markanın ciddi şekilde kullanılıp kullanılmadığı belirlenirken, markanın ve marka sahibi işletmenin birtakım özellikleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin telaffuzu, akılda kalıcılığı, dikkat çekiciliği, mal ya da hizmeti karakterize edici yanları zayıf olan bir marka için kullanımın oldukça yoğun olması gerekebilir. Bunun yanında marka sahibinin faaliyet alanının genişliği veya darlığı, ürettiği mal veya hizmetlere duyulan gereksinimin derecesi, işletmenin hacmi ve benzeri durumlar kullanımın biçim ve şartlarına etki edebilir. “Kullanma” kavramından ne anlaşılması gerektiği kısmen SMK’nın 9. maddesinde belirtilmektedir. Buna göre, tescilli markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması, markanın sadece ihracat amacıyla mal ya da ambalajlarında kullanılması, markanın marka sahibinin izniyle kullanılması kullanma olarak kabul edilir. Markanın medya ilanlarında yer alması, markayla ihalelere girilmesi, promosyonların yapılması, faturalarda markaların işletme adından farklı ve işletme adında yer alan marka işlem unsuru öne çıkacak şekilde markasal kullanılması gibi markanın ayırt edicilik fonksiyonuna uygun kullanma halleri de SMK m. 9 hükmü anlamında kullanım olarak değerlendirilmektedir. Kullanımın ispatına ilişkin 2017 yılına ait Kılavuzda da kullanımın, faturalar; katalog, fiyat listesi ve ürün kodları; ürün, ambalaj ve tabela örnekleri; reklam, tanıtım, promosyon, pazar araştırması, kamuoyu araştırması; reklam görselleri ve videoları, bunlara ilişkin faturalar; tanıtım ve promosyon ürünleri görselleri veya videoları ve bunlara ilişkin faturalar; fuar katılımına ilişkin deliller; pazar araştırması, kamuoyu araştırması; ticari faaliyete ilişkin bilgiler ile bilgi ve belgeleriyle ispat edilebileceği ifade edilmiştir. Yine aynı Kılavuzda, faturaların güçlü deliller olmalarının yanı sıra reklam, tanıtım ve promosyon çalışmaları ve bu çalışmalara ilişkin harcamaların kullanım ispatı sunulan markaya yapılan yatırımın önemli bir göstergesi olduğu ifade edilmektedir24. Bu kapsamda her marka için tescilli olduğu mal ve hizmetin türü ve miktarı, temel işleve uygun kullanılıp kullanılmadığı, hitap ettiği müşteri çevresi, marka sahibinin tutumu ile benzer işletmelerin tutumu kendi şartları dâhilinde ciddi kullanımın oluşup oluşmadığı yönünden incelenmelidir. Markanın en temel kullanımı, tescilli olduğu mal ve/veya hizmetlerde, tescil belgesinde yazılı olduğu, resmedildiği, gösterildiği gibi kullanılmasıdır. Markanın faturalarda, internette, kataloglarda, gazete ilan ve reklamlarında kullanılması da kullanma olarak kabul edilir. Markanın tescilli olduğu mal veya hizmetle ilgili olmak kaydıyla markanın reklam ve tanıtımının yapılması, markayı taşıyan mal ya da hizmetin bir dergi, gazete ya da televizyonda yayınlanması da markanın kullanımı olarak kabul edilir. Markanın kullanılması yükümlülüğü tescil kapsamındaki her bir sınıf ve alt sınıf mal ve hizmet için söz konusudur. Markanın birtakım mal veya hizmet bakımından kullanılması, sadece kullanımın gerçekleştiği mal veya hizmet için markayı ayakta tutar. Kullanılmayan mal ve/veya hizmet yönünden markanın iptal koşulları oluşur ve/veya markanın koruma kapsamı/korunduğu emtialar azalır. Yani; markanın benzer mal/hizmetlerde de iptal edilememesi ve/veya benzer markalara karşı korunabilmesi için bu ürünler bakımından da kullanımın ayrıca ispatı gerekir. Bu nedenle, marka tescil belgesinde yazılı mal ve hizmetlerle aynı alt grupta olsa bile, hangilerinin kullanıldığı, hangilerinin ise kullanılmadığı tek tek belirlenmelidir. Ayrıca, davacının, .... marka işlem dosyasında ileri sürdüğü kullanmama def’inin dinlenebilmesi için, SMK m. 19/2 hükmüne göre, davalının itirazlarına mesnet aldığı markalarının, davacının dava konusu edilen markasının başvuru tarihinde en az 5 yıl süreyle tescilli olması gerekir. Davalının, davacının kullanmama def’ine muhatap markalarının tescil tarihlerine bakıldığında, davalının ... sayılı markalarının, tescil tarihleri itibariyle davacının kullanmama def’ine muhatap olamayacakları, Somut olayda, incelenmesi gereken hususlar, davalının (sadece) .... sayılı markalarının; Davalı tarafından, Tescilli oldukları emtialarda, Türkiye sınırları içerisinde, Ciddi bir şekilde, Markasal hüviyette, 16.09.2017-16.09.2022 tarihleri aralığında ve Tescillerine uygun olarak Kullandığının, marka işlem dosyası kapsamında, ispat edilip edilemediği, noktalarında toplanmaktadır. Davalı taraf, davacının kullanım ispatı talebi karşısında marka işlem dosyasına herhangi bir delil sunmamış olduğundan, davalının ..... sayılı markaları yönünden, somut uyuşmazlıkta SMK m. 6/1 hükmü kapsamında bir koruma talep edemeyeceği, davalının ....sayılı markalarının ise, tescil tarihleri itibariyle davacının kullanmama def’ine muhatap olamayacakları ve tescilli oldukları tüm emtialar yönünden SMK m. 6/1 hükmü kapsamında korunabilecekleri, DAVACININ....SAYILI MARKALARI ARASINDA, DAVACININ MARKASININ KISMEN REDDEDİLDİĞİ HİZMETLER YÖNÜNDEN İLTİBAS TEHLİKESİNİN/KARIŞTIRILMA İHTİMALİ; 6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir. “Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile ..., görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma, iki işaret arasındaki ..., ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir. Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla; Markaların ayniyeti/benzerliği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği, Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır. Buna göre; MARKALARIN AYNİYETİ/BENZERLİĞİ: Davacı tarafın tescil ettirmek istediği marka ile davalı firmanın kısmi redde mesnet alınan ve davacının kullanmama def’ine muhatap olmayan markaları birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir. Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle, ki; Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur. Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan ... olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler kelime, ..., renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır . Bundan sonra; uyuşmazlık konusu olan markalar yan yana konularak görsel olarak karşılaştırıldığında; davacının markası, renk, ... ve kelime unsurlarının bir arada kullanıldığı karma bir markadır; işaretin baş kısmına, kırmızı/gri renkli dikey ve kalın üç çizgi üzerine, çok küçük puntolarla yazılmış “....” kelime öbeği ve davacının ... çatı markasından müteşekkil bir ... unsuru konuşlandırılmış, bunun yanına da, düz yazım karakterindeki kalın ve kırmızı renkli harflerle “...” ve aynı karakterdeki gri renkli harflerle “.....” ibareleri, birleşik olarak yazılmıştır. Öncelikle; davacının markasında kullanılmış olan basit figürün, işarete markasal hüviyette kattığı ayırt ediciliğin, kelime unsurlarından daha düşük seviyede kaldığı, zira; böyle, basit ... unsuru yanında büyük puntolarla/baskın özelliklerde yazılmış ve konuşlandırılmış kelime unsurlarını haiz markalarda, “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur”. Ayrıca; potansiyel müşteriler somut olaydaki gibi kelime, renk ve ... içeren karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Aynı şekilde; davacının markasında, zaten de çok düşük puntolarla kullanılmış olmaları nedeniyle görsel açıdan zorlukla ayırt edilen “...” ibaresi ile ... işaretinin, davacının çatı markası olmaları nedeniyle, işaretlerin benzerliği karşılaştırması esnasında geri planda tutulması gerekmektedir. Zira; halk tarafından bilinen ve belirli bir firmanın ürünlerinin çoğunluğunda yer alan bir çatı markası veya bir firmanın ticaret unvanının ayırıcı unsuruyla birlikte kullanılan ikincil kelime unsurlarından oluşan markalara uygulamada sıklıkla rastlanmaktadır. Bu tip markalarda yer alan ikincil kelime unsurlarının aynısının veya benzerlerinin başka bir markada yer alması halinde, markaların benzerliği değerlendirmesinde çatı markası (veya ticaret unvanının ayırıcı unsuru) arka planda bırakılarak inceleme yapılması gerekir. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta; dava konusu edilen işarette markasal hüviyette koruma altına alınması istenilen esas unsurun “...” ibaresi olduğu ve dahi bu ibarede dikkat çekici kırmızı renklerle ön plana çıkartılmış olan kısmın da “...” ibaresi olduğu, Davalının markaları ise; renk ve ... unsurlarının kullanılmadığı sırf kelime markalarıdır; işaretlerde düz yazım karakterindeki siyah renkli büyük harflerle, aynı veya birleşik olarak yazılmış “... ....”, “...” ibareleri tek unsur olarak kullanılmıştır; davalının el yazısı karakterindeki siyah renkli harflerle yazılmış “...” ibaresini tek unsur olarak ihtiva eden markasında esas unsurun “...” ibaresi olduğu hususunda herhangi bir tereddüt yoktur. Davalının diğer markalarında geçen “glass”, “office” ve “ware” kelimelerinin, İngilizce’deki “cam”, “ofis”, “eşya” yerleşik anlamları/cins isim olmaları itibariyle, bu kelimelerin ülkemizdeki ticari hayatta ve konuşma dilinde de sıklıkla kullanıldığı fiili gerçeği gözetildiğinde, bu ibarelerinin işaretlerin markasal hüviyette ayırt ediciliklerine katkılarının düşük olduğu ve davalının tüm markalarında esas unsurun “...” ibaresi olduğu, Taraf markalarının esas unsurları olan “...”lı ibarelerinin başlangıcındakiler de dahil olmak üzere, dört harfinin, dizinleri de dahil olacak biçimde ortak olduğu görülmekle; karşılaştırılan markaların esas unsurları itibariyle benzer olduğu, aralarında bir/birkaç harf farkı olan sözcüklerin, birbirleriyle benzer sözcükler sayıldığına dair Yargıtay’ın artık iyice yerleşmiş pek çok emsal kararı vardır. Ayrıca; ortalama bir tüketici, dilbilgisi kurallarından kaynaklı olarak markaların başlangıç seslerini oluşturan ibarelere normal şartlarda daha fazla dikkat etmekte ise, yani tüketiciler markaların başlangıçlarında yer alan ilk unsurlara, soldan sağa okuma alışkanlığı nedeniyle, daha fazla odaklanmaktadır. Ayrıca; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davalının “...”lı markasını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davacının “...” markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının ihtimal dahilinde olduğu, Bu meyanda; markaların fonetik/duyusal/işitsel olarak karşılaştırılmasında, taraf markalarında esas/tek unsur olarak kullanılmış olan ibareler arasındaki harf ve dizin ortaklığından hareketle, markaların kulakta bıraktıkları “tını” itibariyle işitsel açıdan da yakınlaştığı, Ayrıca; bu ibarelerin Türkçe’de ve yaygın olarak bilinen/ bilinebilecek dillerde herhangi bir anlamı olmadığı fiili gerçeği de gözetildiğinde, bu ibarelerin markasal hüviyette kullanımının tüketici zihninde kavramsal açıdan “yabancı dilde veya marka sahibi tarafından yaratılmış bir sözcük” dışında spesifik bir algı yaratmadığı ve bu nedenle karşılaştırılan markaların tüketici zihninde yarattığı algının da farklılaştığının söylenmesinin mümkün olmadığı, zira; her ne kadar davacı taraf, “...” kelimesinin Türkçe’de “dayanıklı, sağlam” anlamlarına gelen “durability” ibaresinin kısaltılmasından türetilmiş olması itibariyle markasal hüviyette ayırt ediciliğinin düşük olduğunu iddia etmiş ise de; “...” ibaresinin bu şekilde türetildiği kabul edilse dahi, bu türemenin asgari seviyede de olsa “orijinal” bir niteliği taşıdığı, kelimenin sözlük anlamından uzaklaştığı ve dolayısıyla markasal hüviyette somut ayırt ediciliğinin, başka herhangi bir kelimeden daha zayıf/düşük olmadığı, diğer bir ifadeyle, “...” ibaresinin markasal hüviyette kullanılması durumunun, yeterli ölçüde “orijinallik/ayırt edicilik” ihtiva ettiği ve herkesin ilk anda aklına gelebilecek bir tercih olmadığı, dolayısıyla; ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş olan görüşün somut uyuşmazlıkla örtüşmediği, aksine; davacının dava konusu edilen markasının, davalının “...”lı markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu,
Bütün bunlara göre; somut olayda, karşılaştırılan markalar arasında görsel, işitsel, kavramsal açılardan benzerlik olduğu, MAL/HİZMETLERİN AYNİYETİ/BENZERLİĞİ: 6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle; Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri, Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı, Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı, Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. “Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Ortalama tüketici, markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı gibi küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde inceleyemez. Sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışır. Ortalama alıcı kitlesinin tamamı karıştırma tehlikesine maruz kalmasa bile bir kısmının bu risk altında bulunması dahi karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğinin kabulü için yeterlidir . Ancak; ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır . Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir . Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Somut olay açısından; dava konusu edilen markanın kısmen reddedildiği 35 ve 37. Sınıfa giren hizmetlerin hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesi incelendiğinde; bunların tüketicinin/alıcının gündelik (her anının, rutininin) ihtiyaçlarını karşılamadığı, sık satın alınan hizmetler olmadığı, hatta bir kısmının alıcılar tarafından profesyonel işleri kapsamında satın alındığı fiili gerçekleri gözetildiğinde, alıcıların bu hizmetleri satın aldığı anda seçicilik/bilinç/dikkat/algı/özen seviyelerinin düşük olmadığı değerlendirilmiştir. Bu alıcılar, söz konusu hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirmekte, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz hizmet alma riskini azaltmaya çalışmakta, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını vermektedir. Davacının markasının kısmen reddedildiği, satış hizmetleri hariç, 35 ve 37. Sınıflara giren tüm hizmetler, davalının, davacının kullanım ispatı talebine muhatap olmayan muhtelif markalarının kapsamında birebir yer almaktadır. Dolayısıyla; bu hizmetler yönünden, somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti şartının gerçekleşmiş olduğu, satış hizmetlerine konu olan emtialar yönünden de; davalının söz konusu markalarının, davacının markasının kısmen reddedildiği 06, 07, 08, 09, 11, 17, 19, 20 ve 21. Sınıflara giren emtiaların ve 16. Sınıfa giren “Badana ve boya işleri için fırçalar ve rulolar”ın satışı hizmetleri yönünden tescilli olduğu görülmektedir. Dolayısıyla; bu emtiaların satışı hizmetleri yönünden de, somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti şartının gerçekleşmiş olduğu, Diğer taraftan; davalının davacının kullanmama def’ine muhatap olmayan hiçbir markası, davacının markasının kısmen reddedildiği, 01. Sınıfa giren; “Sanayide, bilim sahasında, fotoğrafçılıkta, tarım, bahçecilik ve ormancılıkta kullanılan kimyasallar. Gübreler ve topraklar. İşlenmemiş suni reçineler ve işlenmemiş plastikler. Yangın söndürücü maddeler. Kırtasiye, tıbbi ve ev içi kullanım amaçlı olanlar hariç yapıştırıcılar”ın satışı hizmetleri yönünden ve dahi bu emtiaların kendileri yönünden tescilli değildir. Ancak; davalının markalarının tescilli olduğu, 17 ila 19. Sınıflara giren; “Kauçuk, gütaperka, lastik, amyant (asbest), mika veya bunlardan mamul toz, levha, çubuk ve folyo halinde yarı mamul sentetik malzemeler. Yalıtım, dolgu ve tıkama malzemeleri: yalıtım amaçlı kullanılan boyalar, yalıtım için kumaşlar, yalıtım amaçlı bantlar, yalıtım için örtüler, derz dolguları, contalar, o-ringler (motor ve silindir contaları hariç). Kum, çakıl, mıcır, asfalt, zift, çimento, kireç, alçı, sıva, beton, blok mermer. Beton, alçı, toprak, kil, taş, mermer, ahşap, plastik veya sentetik malzemelerden imal edilmiş ve ... almış yapı/inşaat/yol yapımı ve benzer amaçlı malzemeler: yapı elemanları, direkler, bariyerler, tabii veya sentetik ısı ile yapıştırılabilen kaplamalar, çatılar için ziftli kartonlar, ziftli kaplamalar, ahşap ve sentetik malzemeden kapı ve pencereler” ve 09. Sınıfa giren; “Yangın söndürme amaçlı taşıtlar dahil yangın söndürme aletleri ve cihazları (yangın söndürme hortumları ve yangın söndürme vanaları dahil)” nın 01. Sınıfa giren emtialar ile benzer ihtiyaçları giderdiği, birbirlerini tamamlayıcı niteliği haiz olduğu, aynı yerlerde satıldığı, benzer alıcı çevresine hitap ettiği gözetildiğinde, bu emtialar özelinde dahi, somut uyuşmazlıkta emtia benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleşmiş olduğu, Sonuç olarak; somut uyuşmazlıkta, davalının, davacının kullanmama def’ine muhatap olmayan markalarının tescilli olduğu emtialar ile davacının markasının kısmen reddedildiği tüm emtialar yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleşmiş olduğu, Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali: 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile ..., görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici /müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir. SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır: Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, Çağrıştırma, Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; taraf markalarında esas unsur hüviyetinde kullanılmış olan “...” ve “...”lı ibarelerinin başlangıç kısmındakiler de dahil olmak üzere, ihtiva ettikleri dört harfin, dizinleri de dahil olacak şekilde ortaklığının, işaretleri görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yakınlaştırdığı değerlendirilmiştir. Bu ortaklık sebebiyle; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davalının “...”lı seri markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davacının “...” markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması” ihtimalinin doğduğu, ayrıca; davacının markasının kısmen reddedildiği hizmetler ile davalının markalarının tescilli olduğu hizmetlerin aynı/benzer/türdeş emtialar olduğu ve işaretlerin bütünsel algı itibariyle birbirleriyle ilişkilendirilebilirliği karşısında üst düzey dikkate ve özene sahip tüketicilerin bile yanılgı yaşamalarının mümkün olacağı, bu nedenlerle, “...”lı ibarelerinin bu hizmetlerde markasal hüviyette farklı firmalar/tacirler tarafından kullanılması halinde alıcıların söz konusu hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden/işletmelerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma ihtimalini yarattığı, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu, ortak bir çalışma kapsamında iş yapıldığını düşünebilecekleri, davacının markasının, davalının markalarının tescilli olduğu/korunduğu bu hizmetler açısından davalının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği, Sonuç olarak; taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik bulunduğundan ve davalının, davacının kullanmama def’ine muhatap olmayan markalarının tescili olduğu emtialar ile davacının markasının kısmen reddedildiği hizmetler aynı/benzer/türdeş olduklarından, markaların karıştırılma ihtimalinin somut olayda bulunduğu, DAVACININ “...” İBARESİ ÜZERİNDE ÖNCEKİ TARİHLERDE TESCİL EDİLMİŞ BİR MARKADAN KAYNAKLI MÜKTESEP HAK İDDİALARI ; Davacının önceki tarihlerde tescile bağlanmış olan markalarına dayalı kazanılmış hak iddialarının somut uyuşmazlığa etkisinin değerlendirilmesine gelince; ..... sayılı kararlarında kazanılmış hak teşkil eden önceki markaların tespiti yönünden bazı kıstaslar getirmiştir. Buna göre bir kazanılmış haktan söz edilebilmesi için; Kazanılmış hak teşkil eden markanın tescilli olarak uzun süre kullanılması, bir başka deyişle kullanım ve tescilinin taraflar arasında artık çekişme konusu olmaktan çıkmış olması, kabullenilmesi, Bu markaya dayalı olarak yapılan başvurunun da, kazanılmış hak teşkil eden markanın asli unsuru muhafaza edilerek, işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yarattığı izlenim korunmak suretiyle oluşturulması (‘zira, önceki markanın asli unsuru dahi değişmiş ise, bu artık yeni bir marka olacağından önceki markanın zaman içindeki değişikliklere uyarlanması için yapılmış bir başvuru olduğu gibi kabul edilemez’), Son olarak da, sonraki başvurunun, önceki markanın kapsadığı mal/hizmet ile aynı veya aynı tür emtiaları/hizmetleri içermesi, kapsamını genişletme yoluna gitmemesi, şartlarının hepsi birden aranmaktadır. Ayrıca, müktesep hak iddialarına mesnet alınan markanın fiilen kullanılıyor olduğunun ispat edilmiş olması da, müktesep hak kriterlerine ilaveten incelenmesi ve değerlendirilmesi gereken bir husustur. Somut olayda ise; öncelikle, davacının müktesep hak iddialarına mesnet aldığı marka, davacı adına değil, davacının bir kardeş kuruluşu adına tescillidir; ayrı bir tüzel kişiliği haiz davacının kendi maliki olmadığı bir markaya dayalı olarak müktesep hak iddia edemeyeceği düşünülmektedir. Ayrıca; davalının dava/marka işlem dosyasına sunmuş olduğu ve Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleşmiş olan, .... Karar sayılı kararında da isabetle tespit edildiği üzere ; davacının, bahsi geçen uyuşmazlığa konu olan ve huzurdaki uyuşmazlığa konu ...+... ibareli marka ile yakın derecede benzeyen ...+... markasının, davacının (kardeş kuruluşunun) .... sayılı ... ibareli markasından uzaklaşıp, davalının markalarına yakınlaştığı, davacının dava/marka işlem dosyasına, .... sayılı markanın fiili kullanımına ilişkin herhangi bir delil sunmadığı ve “....”lı markaların kullanımının, taraflar arasından bir süredir uyuşmazlık konusu olduğunun dava/marka işlem dosyası kapsamındaki gerekçeli kararlar ve bilirkişi raporları ile sabit olduğu gibi durumlar da gözetildiğinde, davacının .... sayılı markadan kaynaklanan ve somut uyuşmazlıkta korunması gereken kazanılmış bir hakkının bulunmadığı, Netice itibariyle, 1) Davalının, davacının kullanmama def’ine muhatap olabilen.... sayılı markalarının ise, tescil tarihleri itibariyle davacının kullanmama def’ine muhatap olamayacakları ve tescilli oldukları tüm emtialar yönünden SMK m. 6/1 hükmü kapsamında korunabilecekleri, 2)Karşılaştırılan markaların/işaretlerin görsel, işitsel, kavramsal açılardan benzer olduğu, 3)Davacının markasının kapsamına alınmak istenilen/markanın kısmen reddedildiği hizmetlerin tamamı açısından emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, 4)Davacının markasının kapsamına alınmak istenilen hizmetlerin hitap ettiği ortalama alıcı kitlesinin bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyelerinin düşük olmadığı, 5)Davacının markasının kısmen reddedildiği tüm hizmetler yönünden, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunduğu, 6)Davacının, kardeş kuruluşu olsa dahi, başka bir tüzel kişiliğin maliki olduğu bir markaya dayalı olarak müktesep hak iddia edemeyeceği, biran için böyle bir iddiada bulunabileceği değerlendirilse bile 2009 51435 sayılı marka yönünden somut uyuşmazlıkta himaye görmesi gereken müktesep bir hakkının bulunmadığı, Dava konusu edilen 26.12.2024 tarihli ve .... kararının hukuka uygun olduğu sonuçlarına ulaşılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile davalı şirket vekilinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.09.10.2025
Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır