Diğer ·
2024/436 E. 2024/436 K.
- Mahkeme
- Diğer
- Esas No
- 2024/436
- Karar No
- 2024/436
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/436 Esas - 2026/208 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/436 KARAR NO : 2026/208
.... DAVA : Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi Ve Tazmini DAVA TARİHİ : 14/10/2024 KARAR TARİHİ : 30/04/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 30/04/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi Ve Tazmini istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkilinin ....gönderilmeyi bekleyen bir Türk ailenin yanına yerleştirilmesi ve iki ailenin uzun müddet bir arada yaşamak zorunda kalmasını konu edinen .... isimli eserin (.... uzun metraj film Senaryosu) sahibi olduğunu; müvekkilinin bu eseri filme çekmek için son birkaç senedir çeşitli girişimlerde bulunduğunu; üzerinde uzun süre çalışılan eserin farklı gelişim aşamalarının 2015 yılından itibaren bir çok kez dijital zaman damgası ile damgalandığını; müvekkilinin bu senaryo ile ... olmak üzere çok sayıda yere başvurduğunu ve Bakanlık’tan sponsor vergi muafiyet izni alındığını, müvekkiline ait eserin Yunanistan’da çok ilgi çektiğini, 2023 yılında .... düzenlenen Sanatta Mübadelenin 100.Yılı Uluslararası Konferansı’na bildiri olarak kabul edildiğini ve yayınlandığını, müvekkilinin senaryosuna yatırımcı bulmak amacıyla görüştüğü yapımcılara ve sinema sektör çalışanlarına senaryosunu gerek mail ortamında gerekse de fiziki olarak bizatihi gönderdiğini; bazılarından cevaplar aldığını, müvekkilinin ayrıca, senaryonun promosyonunu yapmak ve ortaklık görüşmelerinde kullanmak üzere 2021 yılı Haziran ayında tanıtım amaçlı bir senaryo tanıtım fragman filmi çektiğini, bu fragmanla öykü-senaryonun kaba hikayesinin, izleyici ve yapımcılarda ilgi çekmesi amacıyla sahnelendiğini, tanıtım amacıyla açık şekilde internette de paylaşıldığını, ... filminin Instagram hesabında bu tanıtım filminin yer aldığı bir videonun, 18 bin üzerinde kişi tarafından izlendiğini; 20.08.2021 tarihinde yüklenen bu fragmanın halen erişime açık olduğunu, fragman videosu, fotoğrafları, filmin konusu ve gelişimi, Facebook, Instagram gibi farklı sosyal medya platformlarında yüzlerce kez paylaşıldığını, izlendiğini, filmin konusuyla ilgili bilgilerin açık hesaplarda yer aldığını, müvekkiline ait senaryo, tanıtım dosyaları, film özeti gibi bilgilerin ..... sitesinde yaratılan zaman damgası ile işaretlendiğini; Zaman içerisinde senaryoda farklı geliştirmeler olmasına rağmen, filmin ana konusunun 2015 yılından itibaren yukarıdaki tüm işaretlenmelerde aynı olarak kaldığını, filmin konusunu, Kurtuluş Savaşı bitiminde Anadolu’dan kaçarak Yunanistan’a sığınan bir Rum ailenin Mübadele Antlaşması’yla Türkiye’ye gönderilmeyi bekleyen bir Türk ailenin yaşamakta olduğu evine yerleştirilmesi, iki ailenin aylarca aynı çatı altında yaşamak zorunda kalırken, Türk ailenin kızının, köyden çocukluk aşkı bir Yunanla bir araya gelebilme mücadelesi olduğunu, davalılar tarafından 2023 yılı içerisinde filme çekilen ve 28 Haziran 2024 – 4 Temmuz 2024 tarihleri arasında vizyona giren “...” isimli sinema filminin, ... isimli müvekkiline ait eser ile benzerliğin de ötesinde birebir eşleşmeler içerdiğini, davalılardan ....ise dava konusu filmin yapımcıları olduğunu; müvekkiline ait öyküsenaryo ile dava konusu film arasındaki olağan dışı eşleşmeler bulunduğunu, ...’un Hikâye Cümlesinin dahi, ...’unkiyle neredeyse aynı olduğunu, eser sahibinin hususiyetini yansıtması yönünden müvekkiline ait diyaloglu senaryo ve fragman ile dava konusu sinema filmi arasında kurgu- karakter-diyalog-sahne dökümü-görsellik yönlerinden olağan dışı eşleşmeler bulunduğunu, müvekkiline ait senaryo/öykü ile davalıların ... adlı filmi arasında belirtilen karakter eşleşmelerinin yanı sıra kurgu-sahne dökümleri-diyaloglar ve görsel açılardan da olağan dışı eşleşmeler bulunduğunu, filmin senaryosu, diyalogları gibi ilk düşünsel zemini oluşturan kısımlarının ...’e göre yaratımın orijinal sayılmasında rolü olan en büyük parçaları olduğunu, dolayısıyla da ihlal için, baştan sona senaryonun tamamının birebir- aynen filme çekilmesi gibi bir şart aranmadığını, müvekkilinin eser üzerinde sahip olduğu mali ve manevi hakların davalılarca ihlal edildiğini, bu bağlamda müvekkiline ait hikaye-senaryonun, davalılarca izinsiz olarak işlenip ... adı altında filme çekildiğini ve ülke genelinde sinema salonlarında gösterildiğini; filmin vizyona girdiği tarihin 28.06.2024 tarihi olduğunu ve bir hafta vizyonda kaldığını, müvekkiline ait senaryo ile davalılarca oluşturulan film konu, tema, kurgu, karakter benzeşmesi, görsel öğeler, sahne ve diyaloglar bakımından olağandışı bir eşleşme bulunduğunu beyan ederek ihlal sebebiyle ... m.68 kapsamında tespit edilecek rayiç bedelin üç kat fazlası olarak, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00.-TL maddi ile 100.000,00.-TL manevi tazminatın ihlal tarihi itibariyle işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı ....vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin, ticari faaliyetleri çerçevesinde, üçüncü kişilerden senaryo ve yapım gibi konularda destek aldığı filmlerden birinin de dava konusu ... isimli film olduğunu; anılan filmin senaristinin davalılardan ...., dava konusu ... filminin yapımını gerçekleştirerek, Film üzerinde sahip olduğu ve diğer hak sahiplerinden devraldığı tüm hakları Müvekkil şirkete devrettiğini; bu sözleşmenin 5.1. maddesinde; Yapımcının, “gerek kendisi gerekse bünyesindeki personeller ve/veya talebi üzerine üçüncü kişiler tarafından meydana getirilecek olan Film, Film’in öyküsü, Film içerisinde kullanılan özgün müzikler, Film’deki karakterler, Film’in içeriğinde bulunan her türlü metin, röportaj ve görsel üzerindeki ve bunlarla sınırlı olmaksızın Sözleşme kapsamında meydana getirilecek olan diğer her türlü eser” üzerindeki haklarını mülkiyet ari garantisi ile Müvekkile devrettiğinin açıkça belirtildiğini, her ne kadar anılan Sözleşmede senariste Müvekkili tarafından haricen ödeme yapılacağı belirtilmiş ise de, Yapımcı tarafından .....ın da haklarını Yapımcı ....senaryonun özgün olduğu ve üçüncü kişilerin haklarını ihlal etmediği garantisi ile- devrettiğini; senarist ile Yapımcı arasındaki Sözleşme .... Müdürlüğü’ne yazılacak müzekkere ile istenebileceğini, bu sözleşmenin celbini talep ettiklerini, müvekkil şirketin film üzerindeki hak sahibi ile yaptığı ...’e uygun devir sözleşmesi ile eser sahipliğinden doğan hakları ve bağlantılı/komşu hakları ari mülkiyet garantisi ile devraldığını, eserlerin özgün olduğu ve üçüncü kişilerin telif haklarını ihlal etmediğinin müvekkiline açıkça taahhüt edildiğini, dolayısıyla müvekkili şirketin imza altına aldığı sözleşmeye dayanarak ... isimli Filmi yayınlamasının hayatın olağan akışı dahilinde olduğunu, müvekkilinin ... filmi ile benzer olduğu iddia edilen senaryoları bilmesinin mümkün olmadığını, kaldı ki, müvekkilinin, davacının kendisine ait olduğu iddiasında bulunduğu ... isimli senaryoyu paylaştığını belirttiği taraflardan birisi de olmadığını, davacının davaya konu senaryosunun eser niteliği ve eser sahipliğinin de tartışmalı olduğunu, zira senaryonun alenileşmediğini, davacının dosyada mübrez delillerinde de, yalnızca senaryoya dair tanıtım fragmanının yer aldığı belirtilen birkaç sosyal medya linkine ve senaryonun birkaç kişiye iç yazışma olarak iletildiğine dair e-posta çıktısına yer verildiğini, davacının senaryosunun davacının mahremiyet alanından çıkmadığını, davacının sponsor bulabilmek adına, senaryoyu bazı kişilere haricen iletmesi ya da Kültür Bakanlığı’na başvuru yapmasının ya da yapımı gerçekleştirilmiş bir filmden dahi alınmamış bazı görüntüleri senaryo fragmanı olarak paylaşmasının eserin alenileşmesi olarak kabul edilemeyeceğini, davacının senaryosunun henüz yayımlanmadığını ve/veya işlenerek sinema filmi haline gelmediğini; davacının senaryoyu paylaştığına dair yalnızca iç yazışma ve senaryo tanıtım filmi olduğunu iddia ettiği senaryoya dair herhangi bir detayın dahi mevcut olmadığı bir fragman sunduğunu; müvekkili şirketin, davacının paylaştığı iç yazışmalardaki kişileri tanıması ve/veya bu iç yazışmalara ulaşması ya da sosyal medyada yer alan ve senaryoya dair hiçbir detay içermeyen bir fragmana ulaşması, bunlardan senaryo içeriğini anlamasının mümkün olmadığını, alenileşmenin maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını, dava konusu senaryolar arasında benzer olduğu iddia edilen hususların, birçok eserde işlenmiş olan tarihi gerçeklikler olduğunu, anonim konular üzerinde tekel oluşturulmasının mümkün olmadığını; zira dava konusu senaryoların, Kurtuluş Savaşı bitiminde imzalanan Lozan Anlaşması gereği uygulanan Türk-Yunan mübadelesini ve o dönemdeki düzensizlikler nedeniyle söz konusu olan aynı evde yaşamak zorunda kalma olgusunu konu aldığını; bu konuların tarihi bir gerçek, ilgili dönemde yaşanmış bazı olgular, yani evrensel nitelikte konular olduğunu; mübadele konulu yüzlerce hatta binlerce eser meydana getirildiğini, bu konunun birçok kişi tarafından çeşitli eserlerde işlendiğini, davacının eserlerin benzer olduğu iddiasına ilişkin kanıt olarak sunduğu hususların ve bu benzerliklerin tamamıyla tarihi olgular olduğunu, dava konusu ... filminin senaryosunda tamamıyla mübadele döneminde söz konusu olan ve şimdiye dek birçok tarihi anlatıda da bahsi geçen aynı evde yaşama olgusu konu edilmiş; hatta davacının kendisine ait olduğunu iddia ettiği .... isimli senaryosunda olduğu gibi bu olgu tamamıyla tarihi anlatılardan birebir aktarılmamış, öykü Yunanistan’da değil Türkiye’de kurgulanarak ve anılan tarihi olguya özgün bazı ögeler katılarak, sahibinin hususiyetini taşıyan bir eser meydana getirildiğini, davacı tarafından benzer olduğu iddia olunan diğer tüm hususların da tarihi gerçekliklere ya da oldukça klişe ve anonim konulara dayandığını; yani, taraf eserlerinde “benzer” olduğu iddia edilen hususların, gerek dünyada gerekse ülkemizde birçok eserde defalarca kez işlenmiş tarihi olgular ve anonim unsurlar olduğunu; bunların davacının hususiyetini taşıyan özgün unsurlar olduğunun kabulü ile davacının tekeline bırakılmasının mümkün olmadığını, taraf senaryolarında benzer olduğu iddia edilen hususların yalnızca anonim ve tarihi unsurlar olduğunu ve iki senaryoda oldukça farklı biçimde işlendiğini ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalılar ..... vekili cevap dilekçesinde özetle; “...” adlı sinema filminin yapılması fikrinin oluşumu ile sinema filminin meydana getirilmesi sürecinin tamamen bağımsız olarak yürütüldüğünü, müvekkili yönetmen.... 25 Eylül 2022 tarihinde bir belgesel serisi çekimi için (Zamanın Tanıkları) ilk defa.... bulunduğunu, buradaki konaklamasını bir otelde (.... - eski bir mübadil konağı, sahibi mübadil torunu ......) gerçekleştirdiğini, mübadelenin 100. yılının yaklaştığı dönemde de bu olgu hakkında bir film yapma fikri o zaman doğduğunu, filmde yer alan tarihsel mekân ve nüansların yoğun kullanımının da bu bölgeye ve mübadeleye dair yapılan geniş araştırmaların sonucu olduğunu, .... üzerine olan çift dilli araştırma kitabından tarihsel geçmişin incelendiğini,....isimli o bölgenin gerçek kişisinin de öykünün dramatik yapısına orijinal biçimde dâhil edildiğini, bölgenin tarihî ve coğrafî güzelliklerinin filmde yer alması ve filmin öyküsünün bu yerlerde geçmesinin (Manastır ....) özellikle sağlandığını, Türk-Yunan mübadelesi tarihi ile ilgisi olan birçok akademisyen ve önemli şahsiyetle iletişime geçildiğini ve kendilerinin “...” adlı sinema eserine sağladıkları katkılar nedeniyle de isimlerine jenerikte “Teşekkürler” kısmında yer verildiğini, davacının dilekçesi ekinde belirttiği ve senaryosunu paylaştığı kişiler tarafından bu konuda fiziki veya dijital olarak müvekkillerine herhangi bir senaryo, bilgi, doküman iletilmediğini, nitekim davacının bunun aksini ispatlayabilecek herhangi bir somut delil dosyaya sunamadığını, dolayısıyla davacıya ait senaryonun dolaylı yollarla müvekkilleri tarafından elde edilmesi ve "..." adlı sinema filminin senaryosunun da davacıya ait senaryodan uyarlanması gibi bir durumun kesinlikle söz konusu olmadığını, davacının her iki esere ait temanın aynı olduğu yönündeki iddiasının kabul edilemeyeceğini; davalıya ait “...” adlı senaryonun; Kurtuluş Savaşı bitiminde Anadolu’dan kaçarak Yunanistan’a sığınan bir Rum ailenin, Mübadele Antlaşması’yla Türkiye’ye gönderilmeyi bekleyen bir Türk ailenin yaşamakta olduğu evine yerleştirilmesi üzerine, iki ailenin aynı çatı altında yaşamak zorunda kalmasını ve Türk ailenin kızının köyden çocukluk aşkı olan bir Yunanla bir araya gelebilme mücadelesini konu aldığını; müvekkillerine ait “...” isimli sinema filminin konusunun ise; 1924 yılında ..... Mübadelesi işlenmiş olmakla birlikte davacıya ait senaryoda ayrıca Türk ailenin kızının köyden çocukluk aşkı olan bir Yunan genci ile bir araya gelebilme mücadelesine de yer verildiğinin görüldüğünü; ancak davacıya ait senaryoda mübadele konusunun aşk hikayesi üzerinden ilerlediği; hatta senaryo dikkatli incelendiğinde mübadelenin, .....kavuşmalarında bir araç olarak kullanıldığının görüldüğünü; nitekim senaryodan anlaşıldığı üzere; Türk ailenin, kızları ...’in çocukluk arkadaşı olan Kostas ile evlenmelerine izin vermeyecekleri; buna karşın mübadele gerekçesiyle Türk ailenin Anadolu’ya geçişini fırsat bilen Kostas’ın ...’i kaçırtmak suretiyle Yunanistan’da kalmasını sağlayarak ikilinin bir araya gelebilmeleri söz konusu olduğunu; ayrıca hikâyenin, davacıya ait senaryonun başında Kostas’ın vefatı üzerinde başta çocukları olmak üzere evinde toplanan kalabalığın, Kostas’ın özel eşyaları arasında bulunan anı defterinde bizzat el yazısı ile yazmış olduğu “Bazen değişmemek için değişir insan. Bir gün yeni bir hayatta görüşmek üzere... Z'ye... Selanik 1989, Kostas Vassiliou” notunda yer alan “Z”nin kim olduğu konusunda yaşanan merakın açığa çıkarılması üzerine temellendirildiğini; anı defterinin tamamının okunması ile aile üyelerinin, Evgenia’nın aslında ... olduğunu öğrenmeleri üzerine yaşadıkları şaşkınlıkla da sona ermesinin söz konusu olduğunu; dolayısıyla her ne kadar Türk-Yunan Mübadelesi gibi tarihsel bir olgunun işlenmesi söz konusu olsa da davacıya ait senaryonun temelinde ..... aşkının yer aldığını ve bu yönüyle de tamamen Türk-Yunan Mübadelesini esas alan “...” adlı sinema eserinin, davacıya ait senaryodan ayrıştığının kabulü gerektiğini, Edebiyat, film ve sanat dünyasında sıklıkla işlenen bir konunun, ilk defa ve sadece davacıya ait senaryoya konu edilmesi gibi bir durumun kesinlikle kabul edilemeyeceğini, gerek Anadolu’da yaşayan Rumlar gerekse de Yunanistan’da yaşayan Türkler bakımından uzun yıllar yaşamış oldukları ve artık vatan belledikleri toprakları iradeleri dışında terk etmenin kuşaklar boyu sürecek travmalar yaşamalarına sebebiyet verdiğini; bu konunun kısa zamanda edebiyat ve sanat alanında da yerini aldığını, pek çok romana, öyküye, belgesele ve sinema filmine konu olmaya başladığını, mübadele döneminde yaşanan düzensizlikler sebebiyle mübadillerin aynı evde yaşamak zorunda kalma olgusu ve temasının, orijinal bir fikir olarak değil tarihsel bir gerçeklik olarak yer aldığını, nitekim bu hususun pek çok anlatıda ve kaynakta yer aldığını; örneğin Bozok Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde görev yapan Yard. Doç. Dr......’ye göre daha yoğun bir mübadil kafilesiyle karşı karşıya kalan Yunan Hükümeti, gelen bu göçmenlerin iskânı için Türk ailelerinin birçoğunun evlerini boşalttırarak göç eden Rumları bu evlere yerleştirmiş, Türklerin göçü sırasında da onlara ait hayvanların ve arazilerin yarısına el koymuştur. “Bizim evin iki odasını Rumlara verdiler, Türkçe konuşuyorlardı, 5-6 ay kardeşçe kaldık, yemeğimizi paylaştık. Sonra bize gidiyorsunuz dediler, hayvanlarımızı bile aldık vapurlara bindik.” (Erdal, 2007) diyerek o anı anlatan mübadiller bir süre Rum mübadillerle yaşamış, bu uygulamadan sonra kendiliklerinden daha mübadele anlaşması imzalanmadan dahi evlerini, mal-mülklerini satarak veya ellerinde olan evraklarını alarak Anadolu yollarına düşmüşlerdir. Burada mübadele anlaşmasının resmen başlamadan önce Türklerin mallarını boşaltmak zorunda kaldıkları ve birçoğunun yanlarına bir şey alamadan yurtlarını terk ettikleri anlaşılmaktadır.” şeklinde belirtilmiştir (EK-2). .... ailelerinin aynı evde yaşamak zorunda oluşunu anlatan bir diğer kanıt ise yazar .... ait olan ve ilk baskısı 2014 yılında yapılan “Mübadelenin Yas Kardeşleri” (EK-3) isimli kitapta (syf. 29) yer alan sözlü tarih anlatılarıdır. Kitapta yer verilen röportajda, 1910 yılında doğmuş ve daha sonra Çatalca’ya göç etmiş mübadillerden Kazım Gökmen; “Yunanistan’dan geldiğimizde 13-14 yaşlarındaydım Geldik buraya mübadele fırtınasıyla. Türkiye’den Rumlar geldi Nasliç’e. Laz Türkçesi konuşuyorlardır. O zaman bizi evlere sıkıştırdılar. İki aileyi bir evde toplayıp boşalan evleri Rumlara verdiler. Altı ay mı desem bir yıl mı desem beraber oturduk o Rumlarla…” şeklinde anlatıldığını, bu uygulamanın tarihi bir olgu olduğu hususunun davacı tarafından da kabul edildiğini, sonuç olarak, mübadil ailelerin aynı evde bir süre birlikte yaşamaya zorlanması temasının, tarihsel bir mübadele gerçeği olarak karşımıza çıktığını, davacı tarafından dava konusu eserler arasında benzerlik olarak ileri sürülen hususların, gerek dünyada gerekse de ülkemizde birçok erde defalarca kez işlenmiş anonim ve tarihi olgular olduğunu, bu tarihi olguların, davacının hususiyetini taşıyan özgün unsurlar olduğunun kabulü ile davacının tekeline bırakılmasının mümkün olmadığını, davacının da davaya konu "..." adlı senaryosunu meydana getirirken gerçek yaşanmış olaylar ile roman, öykü kitapları ile belgesel filmleri ya da buna benzer eserlerden esinlenmiş olması ihtimalinin yüksek olduğunu; bu kapsamda, davacıya ait "..." adlı senaryonun ana temasının dahi davacının hususiyetini yansıtmadığını, davacının üzerinde hak iddia ettiği karakter eşleşmeleri, kurgu, sahne dökümleri, diyaloglar ve görsel açılardan davacının hususiyetinin söz konusu olmadığına ilişkin olarak şu şekilde olduğunu; davacının sunduğu 2 numaralı belgede; gerek “...” isimli sinema filminin hikayesinin geçtiği Gelveri’de gerekse de daha geniş olarak Kapadokya bölgesinde, Türk ve Yunan ailelerinin aynı evde yaşamak zorunda kalmaları gibi bir tarihi durumun söz konusu olmadığını belirterek davalıların, davacıya ait hikâyeyi kendilerine ait hikayeymiş gibi gösterdiklerini iddia ettiğini, davacının bu iddiasının kendi içerisinde tutarsız olduğunu, zira cevap dilekçelerinde belirttikleri üzere, mübadele döneminde yaşanan düzensizlikler sebebiyle Türk ve Rum/Yunan ailelerinin aynı evde yaşamak zorunda kalmalarının, tarihsel bir gerçeklik olduğunu; başta müvekkiller olmak üzere davalı tarafın tarihi bir belgesel filmi yapma iddiasının bulunmadığını; öyle ki Türk – Yunan Mübadelesini anlatan çok sayıda tarihi belgeselin ve tarih kitabının zaten mevcut olduğunu; başta müvekkilleri olmak üzere davalı tarafın ortaya koyduğu eserin, Türk – Yunan Mübadelesi yıllarında yaşanan aynı evde yaşama olgusunu konu alan bir sinema eseri olduğunu; tarihi bir olayı konu edinmiş olsalar da sinema eserlerinin söz konusu olayları olduğu gibi anlatmak gibi bir misyonunun bulunmadığını; sinema eseri senaryosu yazan bir senaristin, izleyicinin ilgisini çekmek ve sinema eserinin izlenilirliğini artırmak amacıyla kurgu olarak nitelendirilebilecek birtakım olayları senaryosuna dahil etmesinin gayet olağan bir durum olduğunu; nitekim davacı tarafın da tarihi bir olayı anlatan senaryosuna, bir Türk kızı ile Yunan gencinin yaşamış oldukları aşkı dahil etmek suretiyle senaryosunu tarihi bir belgesel olmaktan farklı bir noktaya çektiğini; dava konusu “...“ isimli sinema filminde de Türk – Yunan Mübadelesi yıllarında yaşanan tarihi bir olayın, senarist olan müvekkili tarafından Anadolu’da geçiyormuş gibi kurgulanması ve olayların bu şekilde ele alınmasının söz konusu olduğunu; dolayısıyla Mübadele yıllarında konut stoğu sıkıntısı bulunmadığı gerekçesiyle Anadolu’da, Türk ve Yunan/Rum ailelerinin aynı evde yaşamış olmalarının mümkün olmadığını ve bu yönüyle de senaryosunun tarihsel gerçekliğe uymadığı gerekçesiyle “...” adlı sinema eserinin, davalıya ait senaryodan uyarlanmak suretiyle meydana getirildiği yönündeki davalı iddialarının kabulünün mümkün olmadığını, davacı tarafın, “...” adlı eserin tarihsel gerçekliğe uygun olmadığı yönündeki bir diğer iddiasının ise eserde ana dilleri Türkçe olan Türk mübadillerin kendi aralarında Rumca konuşmaları olduğunu; “...” adlı eser bakımından müvekkillerin herhangi bir şekilde belgesel film yapma amaçlarının bulunmadığını; ana dilleri Türkçe olan Türk mübadillerin kendi aralarında Rumca konuşmaları hususunun tarihsel gerçeklikle örtüşmediğinden hareketle dava konusu “...” adlı sinema eserinin, davalıya ait senaryodan uyarlanmak suretiyle meydana getirildiği yönündeki davalı iddialarının da kabul edilemeyeceğini, mübadele ile Anadolu’ya göç eden Türklerin Yunanistan’da yaşadıkları sürenin yüzlerce yıllık bir zaman dilimini kapsadığını; dolayısıyla Yunanistan’da geçirdikleri bu süre zarfında burayı vatan olarak benimsemeleri, Yunan kültüründen derin bir şekilde etkilenmeleri ve Yunancayı/Rumcayı ana dili gibi konuşmalarının olağan karşılanması gerektiğini; ... adlı eserde yer alan mübadil Türk ailenin, kendi aralarında özellikle de küçük aile bireyleriyle konuşurken ana dilleri olan Türkçe’nin yanında en az Türkçe kadar Yunancayı/Rumcayı da kullanmalarının tarihsel gerçekliğe aykırılık olarak sunulamayacağını; kaldı ki eserdeki karakterlerin günlük konuşmalarının arasında Yunancayı/ Rumcayı kullanmaları, mübadillerin iki kültür arasında kalmışlıklarının izleyiciye yansıtılması açısından da bir anlam ifade ettiğini; bu doğrultuda “...” adlı eserde yer alan Rum ailenin, yüzlerce yıldır yaşadıkları Anadolu’da edindikleri Türkçeyi kendi aralarında konuşmaları ne kadar olağan ise yüzyıllar sonra Yunanistan’dan Anadolu’ya göçen Türk ailenin, aile arasında Rumca/Yunanca konuşması da o kadar olağan karşılanması gerektiğini, davacının dava dilekçesinde; “...”ta Türkiye’den Yunanistan’a gelen Yorgo ile “...”da Yunanistan’dan Türkiye’ye gelen ...’in hikayelerinin benzeştiğini belirttiğini; yaşanan savaşlar nedeniyle Türk ve Yunan toplumlarının birbirine mesafeli olduklarının bilinen bir gerçek olduğunu, bunun yanı sıra Yunanistan’da bulunan Türkler ile Anadolu’da bulunan Rumların yüzyıllarca bu topraklarda yaşadıklarını ve buraları vatan kabul ettiklerini, dolayısıyla yüzyıllar boyunca Yunanistan’da yaşayan ve yıllar sonra Anadolu’ya göç eden Türklerin, Anadolu’da yerleşik Türkler tarafından hâlâ Rum olarak görülmelerinin; aynı şekilde Anadolu’da yaşayan Rumların da yüzyıllarca yaşamış oldukları Anadolu’dan Yunanistan’a göç ettiklerinde yerel Yunan halkı tarafından Türk olarak kabul edilmelerinin olağan bir durum olduğunu; göçe tabi tutulan Türk ve Rum topluluklarının, yüzyıllarca içinde yaşadıkları toplumların izlerini taşımalarının normal olduğunu, ancak yaşanan savaşlar nedeniyle iki toplum arasında oluşan mesafenin, yerel halkların göç eden soydaşlarına dahi ayrımcı bir dil kullanmalarına sebebiyet verdiğini, bölge halkları bakımından aşağılama ve hakaret amaçlı olarak en sık kullanılan ifadenin “………… tohumu” ibaresi olduğunu, dolayısıyla Yorgo ve ...’in aileleriyle birlikte ayrımcılığa uğramaları hususunun, mübadele yıllarında yaşanan tarihsel bir gerçek olduğunu bunun salt davacıya ait fikir olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, dava konusu eserlerde Anadolu’ya ya da Yunanistan’a göç eden Rum veya Türk ailelerine yönelik olarak yerel halk tarafından geçekleştirilen olumsuz nitelikteki fiiller karşısında Yorgo ve ... tarafından sergilenen davranışların da insan doğasına uygun eylemler olarak kabul edilmesi gerektiğini, bunların davacı tarafa özgü bir fikir olarak değerlendirilemeyeceğini, davacının, Yorgo ve ... arasında benzerlik olarak göstermeye çalıştığı bir diğer hususun, her ikisinin de göç ettikleri coğrafyalarda, daha önce yapmış oldukları meslekler ile alakası olmayan şartlara maruz bırakılmaları olduğunu; “...” isimli sinema filminde Yunanistan’dan Anadolu’ya yerleştirilen mübadillerin yeni vatanlarında mesleklerini yapma konusunda sıkıntılar yaşamalarının hem tarihsel gerçekliklerden hem de sinema filminin çekildiği Nevşehir bölgesinin gerçekliğinden hareket edilerek işlendiğini; nitekim bir dönem bakanlık da yapmış olan ....’ın Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı’nda Yüksek Lisans öğrencisi olarak 2015 yılında hazırlamış olduğu “Sosyal ve Kültürel Değişimler Açısından Doğurduğu Sonuçlar İtibariyle Lozan Mübadelesi: Nevşehir Örneği” isimli Yüksek Lisans Tezi’nde (syf.38) bu hususun açıkça belirtildiğini, dolayısıyla “...” adlı eserde balıkçı olan ...’in ailesiyle birlikte deniz olmayan Aksaray’a yerleştirilmiş olmasının tarihsel gerçeklikten hareketle işlendiğini, Yunanistan’dan Anadolu’ya yerleştirilen mübadillerin yeni vatanlarında mesleklerini yapma konusunda sıkıntılar yaşamalarının tarihsel bir olgu olduğu dikkate alındığında bu hususun da davacı tarafa ait fikir ürünü olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, davacı tarafın dava dilekçesinde; çeşitli sebeplerle tutuklanan Yorgo’nun vaftiz oğlu .... gönderileceği haberlerinin alındığını belirterek bu husus üzerinden de bir benzerlik yakalama arayışında olduğunu, ancak Anadolu’da tutuklu bulunan Rumların da mübadele ile birlikte Yunanistan’a gönderilmesi hususunun da davacıya ait bir fikir olarak değil tarihsel bir hadise olduğunu, neticeten dava konusu eserler arasında ana tema, ana konu, kurgu, karakter, diyalog, sahne dökümü, görsellik yönlerinden herhangi benzerliğin bulunmadığını; bu kapsamda davacı vekilinin, “...” adlı sinema filminin, davacının kaleme aldığı senaryo ve fragmandan izinsiz ve hukuka aykırı şekilde uyarlanarak davacının 5846 sayılı ... kapsamında düzenlenen mali ve manevi haklarının ihlal edildiği yönündeki iddiasının herhangi bir hukuki zemine oturmadığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı ....yargılamaya katılımı olmamıştır. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalılar tarafından davacı eserine tecavüz edilip edilmediği, davacının telif tazminatı ve manevi tazminat talebinin yerinde olup olmadığı gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İNCELEME VE DEĞERLENDİRMELER; 1. Davacıya ait senaryonun ... kapsamında eser niteliği ve davacının eser sahipliği 5846 Sayılı ...’in 1/B maddesinin (a) bendinde eser kavramı düzenlenmiş olup, ilgili hüküm uyarınca “Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri” eser olarak nitelendirilebilecektir. Kanuni düzenlemeden yola çıkılarak, doktrinde bir fikri ürünün eser olarak koruma altına alınabilmesi için şu şartların varlığından söz edilir. Bunlar; 1- Eserin kanunda sayılan türlerinden birine giriyor olması (Objektif şart) 2- Eserin sahibinin hususiyetini taşıyor olması (Subjektif şart) Yukarıda belirtilen kriterlerden ilkini taşıyan objektif şart, numerus clausus (sınırlı sayı) ilkesine dayanılarak inceleme konusu ürünün eser niteliğinin tespitinde kanunda belirtilen eser türlerinden birine ait olup olmama koşulunu karşılar. Bu türler ...’de ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserler, güzel sanat eserleri, ve sinema eserleri olarak belirtilmiştir. Eser niteliğinde subjektif şartı oluşturan hususiyet kavramı ise, doktrinde ve yargı kararlarında yenilik; özgünlük, orijinallik, herkes tarafından vücuda getirilememek gibi kriterlerle açıklanmaktadır. Eser nitelendirmesinde üçüncü koşulumuzu oluşturan objektif şart ise, “Eserin tasarrufa elverişli ve üçüncü kişilerce algılanabilir nitelikte olması”; bir başka deyişle, aleniyet kavramıyla açıklanabilir. Nitekim, fikri bir düşüncenin eser niteliğine erişebilmesi için her şeyden önce insan fikri ve yaratıcılığının somut bir ürüne dönüşmesi gerekir. Bu nedenle, aklımızdan geçirdiğimiz; gerçek hayatta somutlaşmayan, üçüncü kişilerce tasavvur edilemeyen; yahut hiçbir zaman gün yüzüne çıkmamış, bize ait olduğu kimse tarafından bilinmeyen ya da algılanamayan eserler fikri hak korumasından yararlanamayacaktır. Davaya konu senaryo, Kanun’da öngörülen eser türlerinden ilim ve edebiyat eserleri kapsamında değerlendirilecek bir fikri üründür. Senaryo, bir filmin çevrilmesine temel olan metin olup, filmde varsa karakterlerin kimler olduğunu, bunlar arasında geçen diyalogları içeren, çekilecek olan filmin iskeletini oluşturan yapıdır ve filmin çıkış noktalarından biridir. Filmin konusunu en kısa yoldan anlatan, filmin konusu üzerine ilgilileri aydınlatan metin ise sinopsis olarak adlandırılır (Özön, Nijat, Sinema Televizyon Video, Bilgisayarlı Sinema Sözlüğü, syf.536). Davaya konu, davacı tarafından sunulan “...” adlı metnin, sahnelerin betimlendiği, karakterlerin ve bunlar arasındaki diyalogların yer aldığı, filmin iskeletini oluşturabilecek nitelikte olduğu; sahibinin hususiyetini taşıdığı ve kapsamda ... m.2 kapsamında ilim ve edebiyat eseri olarak nitelendirilebileceği, Eser sahipliğine gelince: ... m.1/B-b ve m.8 uyarınca bir eserin sahibi onu meydana getirendir. “Eserin meydana getirilmesi maddi bir fiildir. Eserin meydana getirilmesiyle birlikte hak da kendiliğinden doğar. Hakkın doğumu için kamuya sunmak veya tescil gibi herhangi bir eylem veya işleme gerek yoktur.....) Bir eserin birden fazla kişi tarafından meydana getirilmesi halinde ise, eserin niteliği dikkate alınarak eser sahipliğinin belirlenmesi gerekir. Eğer bir eser kısımlara ayrılabiliyor ise her bir kişi, vücuda getirdiği kısmın sahibi sayılır. (... m.9) Buna karşılık, birden fazla kişinin iştiraki ile vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün oluşturuyorsa, eserin sahibi onu vücuda getirenlerin birliğidir. Bu durumda birliğe adi şirket hakkındaki hükümler uygulanır. (... m.10/1,2) Eser sahiplerini bir araya getiren gerçek veya tüzel kişilerin hak sahipliği ise ... m.10/son’da düzenlenmiştir. Buna göre, “Birden fazla kimsenin iştiraki ile vücuda getirilen eser, ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa bir sözleşmede veya hizmet şartlarında veya eser meydana getirildiğinde yürürlükte olan herhangi bir yasada aksi öngörülmediği takdirde birlikte eser üzerindeki haklar eser sahiplerini bir araya getiren gerçek veya tüzel kişi tarafından kullanılır…”. 11. maddenin birinci fıkrasında “Yayımlanmış eser nüshalarında veya bir güzel sanat eserinin aslında, o eserin sahibi olarak adını veya bunun yerine tanınmış müstear adını kullanan kimse, aksi sabit oluncaya kadar o eserin sahibi sayılır.” denilmekle eser sahipliği karinesine yer verilmektedir. Nihayet ... m.18/2 maddesinde de, “Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça; memur, hizmetli ve işçilerin işlerini görürken meydana getirdikleri eserler üzerindeki haklar bunları çalıştıran veya tayin edenlerce kullanılır. Tüzel kişilerin uzuvları hakkında da bu kural uygulanır.” hükmü yer almaktadır. Davaya konu “...” adlı senaryoda da sahnelerin betimlendiği, karakterlerin ve bunlar arasındaki diyalogların yer aldığı, filmin iskeletini oluşturabilecek nitelikte olduğu; sahibinin hususiyetini taşıdığı ve ... m.2 kapsamında ilim ve edebiyat eseri olarak nitelendirilebileceği, Dosyaya kazandırılan belgelerden hareketle, davaya konu “...” adlı senaryonun davalılardan Ali Can Yaraş tarafından meydana getirildiği, onun hususiyetini taşıdığı ve adı geçenin bu eserin eser sahibi olduğu, Bu kapsamda, “...” adlı senaryodan hareketle oluşturulan filmin ... kapsamında eser niteliğine de değinmekte yarar görülmektedir. Bilindiği üzere, ...’in “Sinema Eserleri” başlıklı 5. maddesi “Sinema eserleri, her nevi bedii, ilmi, öğretici veya teknik mahiyette olan veya günlük olayları tespit eden filmler veya sinema filmleri gibi, tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisidir.” hükmünü amirdir. Bu hüküm karşısında, “...” adlı filmin de hususiyet taşıyan sinema filmi olduğu, dolayısıyla ... kapsamında sinema eseri niteliğinde olduğu, 2. Hukuksal Çerçeve 5846 sayılı ...’e göre eser, sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat (... m.2), musiki (... m.3), güzel sanatlar (... m.4) veya sinema eserleri (... m.5) olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini ifade eder (... m.1/B,1-a). Hususiyet Kanun’da tanımlanmamıştır. Öğretide, bu kavram “yaratıcı faaliyet”, “eser sahibinin özelliğini yansıtma”, “eser sahibinin yaratıcı ruhunu yansıtma”, “eser sahibinin özellikleri ve bireyselliği”, “anlatım, üslup” gibi ifadelerle tanımlanmaktadır . Genel olarak ifade etmek gerekirse, “hususiyet” ürüne onu meydana getirenin sanatsal kişiliğini, varsa yaratıcılığını ve fikri çabasını, bireysel ve öznel olarak, düzeyli biçimde yansıtmasıdır. Hususiyetin varlığı için temel şartlardan biri eserin bağımsız bir fikri faaliyet sonucu meydana getirilmiş olmasıdır. Ancak bununla kastedilen, eserin var olan eserlerden tamamen farklı, mutlak anlamda yeni olması değildir . Patent ve tasarımlardan farklı olarak, fikir ve sanat eserleri hukukunda mutlak yenilik kriteri geçerli değildir . Bu nedenle mevcut bir fikrin, düşüncenin, teorinin, anlayış veya kabulün yahut bir olayın başka bir şekil veya tarzda çözümlenmesi, açıklanması, nitelendirilmesi, betimlenmesi, yorumlanması, tartışılması da koruma için yeterlidir. Eser sahibinin çevresinden ilham alması ve kendisinden önceki eserlerden yararlanarak esinlenmesi doğaldır. Tabiat, toplum hayatı, tarih, din, halkın mevcut tüm kültürel değerleri, duygu ve düşüncelerin hususiyet taşıyacak biçimde ifadesinde kullanılan unsurlardan bazılarıdır. Elbette bunlar insanlığın ortak malzemesidir. Fakat bunların bir eserde hususiyet katılarak işlenip somut kullanımları korunmaya değer olacaktır. Hususiyet, bütün bu kaynaklardan toplananların fikri yaratıcılık katılarak işlenip söz, ses ve hareket gibi ifade araçlarıyla başkalarına aktarılmasıdır . Gerek hususiyetin gerekse eserler arasında bağımlılığın olup olmadığının belirlenmesinde koruma kapsamı dışında tutulması gereken unsurlar özel önem taşır. Fikir ve sanat eserleri hukuku ile korunan, fikirler değil, ilim edebiyat, musiki, güzel sanat ve sinema eserlerindeki “fikirlerin ifade biçimidir” . Benzer şekilde, eserin meydana getirilmesindeki amaç, sanatsal güdü, konsept, bilimsel öğreti ve teoriler ya da kamuya mal olmuş ürünler, teknik ya da sanatsal metod, stil gibi unsurlar da kimsenin tekelinde olmayıp bunlar üzerinde fikri mülkiyet koruması söz konusu değildir . Sanatçının ilham aldığı unsurlar, örneğin tabiat, toplum hayatı, tarih, din, halkın mevcut tüm kültürel değerler ile duygu ve düşünceler insanlığın ortak malzemesi olup herhangi bir kişiye ait değildir. Herkes bunları kendi yaratıcı fikriyle hususiyetini yansıtacak şekilde eserler oluşturabilir. Dolayısıyla aynı fikir, konu ya da konsept, aynı sanatsal yöntem, aynı amaçla farklı sanatçılar tarafından kullanılarak birbirinden bağımsız farklı eserler meydana getirilebilir. Önemli olan, farklı kişilerce kullanılan bu ortak unsurların her bir eserin sahibinin hususiyetini farklı şekilde yansımasıdır. ... kapsamında korunan, daha önceden bilinen ya da herkesin kullanıma açık unsurların hususiyet katılan somut kullanımlarıdır. Bu ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2020 yılında verdiği bir kararında şu ifadelerle vurgulanmıştır: “…Benzerlik, aynı alanda üretilmiş eserlerde bulunması mümkün, soyut fikir, konu, yöntem gibi olağan ve anonim unsurlara ilişkin veya sadece önceki eserden esinlenme mertebesinde kalmış ise, bu meşru bir kullanım sayılmalıdır. Zira biçime bürünmemiş soyut fikir, tema, araştırma konusu veya yöntem, anonimleşmiş söz, formüller fikir ve sanat eserleri hukuku kapsamında korunamaz, bunlar ilk eser sahibine atfedilemez. Bu sebeple ilk eserin hangi bölümlerinde hususiyet bulunduğu ve bunun özgünlük seviyesi belirlendikten sonra, sonraki çalışma ile kıyaslanması gerekir…” Hususiyet taşıyan bir eser, bir fikrin beceri ve muhakeme kullanılarak ifade edilmesidir. Eserden doğan hakka tecavüz, bu hususiyetin izinsiz biçimde başka bir esere tümden veya kısmen aktarılması halinde ortaya çıkar. Hususiyet taşıyan bir eserin bütün halinde alınmasında, eserden doğan hakkın ihlal edileceği açıktır. Fakat kısmi yahut eser parçalarının alınmasında, bunun serbest yararlanma kapsamında olup olmadığı özenli bir şekilde incelenmelidir. Zira ... bütün halinde hususiyet taşıyan bir eserin, her bir parçasını korumamaktadır. Alınan kısım sahibinin hususiyetini taşımıyorsa, bundan yararlanma serbesttir. İktibas Serbestisi, Esinlenme ve İntihal Kavramları “İktibas serbestisi” başlığını taşıyan ...’in 35. maddesi, genel iktibas serbestisini düzenler. Bununla birlikte iktibasın bir tanımı madde içinde verilmemiştir. İktibas Arapça'dan dilimize geçmiş bir kelime olup, “ödünç alma; ödünç alınan şey; (edebiyatta) alıntı” anlamlarına gelir. Genel anlamda iktibas, bir şeyin geçici olarak alınmasını ifade eder. Terimin hukuki anlamı da esasen kökeniyle uyumludur. Zira bir başkasına ait eserden yapılan usulüne uygun bir iktibas karşılıksız (bedelsiz) ve iade edilmek üzere yapılmış bir alıntıdır. Alınanın iadesi, sahibine yapılan bir gönderme, yani atıfla olur. Alıntı iade edilmezse, çalıntıya (aşırmaya); bir başka ifadeyle intihale dönüşür. İntihal ise, başka birine ait eserin, kısmen veya tamamen sahiplenilmesidir ki; hukuk buna cevaz vermez. İktibas serbestisi, bilimsel ve kültürel alanda ilerleme ve yeni eserlerin oluşturulması için bir zorunluluktur. Bu nedenle, iktibas serbestisi hukuk düzeni tarafından üçüncü kişilere tanınmış mutlak bir yetki olup, eser sahibi tarafından sınırlandırılması, bir takım koşullara tabi kılınması mümkün değildir . Bu anlamda iktibas serbestisinin dayanağını, Anayasa’da tanınan bilgiye erişim , fikir ve kanaat özgürlüğüne ilişkin temel hak ve özgürlüklerden aldığı söylenebilir. Bu sayede, herkes daha önce alenileşmiş eserlerden, eser sahiplerinin iznine ihtiyaç duymadan, yeni bir eserin oluşturulması için gerekli alıntıları yapmak olanağını elde eder. Esasen her düşünsel faaliyet, kendinden önce oluşturulmuş insanlığın ortak “kültür servetine” dayanır . Yeni bir eser yaratılması çoğu zaman, eser sahibinin önceki eserlerde aynı konuda ortaya konulan fikirleri tartışması, bunlardan katıldıkları ya da farklı düşündüklerini, gerekçesi ile birlikte ortaya koymasını gerektirir. Bu işlem için daha önce meydana getirilen eserlerin ilgili bölümlerinin aynen veya anlam olarak yeni esere alınması zorunlu olur. Bu nedenle, iktibas serbestisi kamu yararı düşüncesine dayanan, insanoğlunun bilim ve kültür alanında gelişmesini temin eden evrensel öneme sahip bir istisnadır . Telif haklarına koruma sağlayan hemen her ülke, ulusal yasalarında aynı zamanda iktibas serbestisine de yer vermiştir. Bu düzenlemeler bizim de dahil olduğumuz Kıta Avrupası ülkelerinde, “iktibas serbestisi”; Amerika ve İngiltere gibi Anglo-Sakson hukuk sistemine dahil ülkelerde ise, “adil kullanım “ kavramı altında düzenlenmektedir. İlim ve edebiyat eserlerine yapılacak iktibasın özel koşuları ... 35. maddenin birinci fıkrasının (1) ve (3). bentlerinde belirlenmiştir. Yasa koyucu her iki bent metninde iktibas yapılması suretiyle yeni oluşturulan eser türünden hareketle düzenleme yapma yolunu tercih etmiştir. Bir başka ifade ile her iki bentte de kendisinden alıntı yapılan eserin türü bakımından bir sınırlandırma yapılmamıştır. Ancak iktibas suretiyle oluşturulan yeni eser, (1). bentte ilim ve edebiyat eserlerinin her ikisini de kapsarken; (3). bent sadece bilimsel eserler yönünden bir düzenleme içermektedir. Buna göre, (1). bent uyarınca, müstakil bir ilim edebiyat eseri ortaya koyan bir kimse, alenileşmiş ancak henüz yayımlanmamış bir eserden, sadece “bazı cümle ve fıkraları” alabilir. Bununla yasa koyucu eser sahibi tarafından ticaret alanına sunulmamış bir eserden “cümle veya fıkralar” boyutunu aşan bir alıntının eser sahibinin eserinden ekonomik olarak yararlanmasına makul görülebilecek bir müdahale olmayacağını peşinen kabul etmiş bulunmaktadır. Bu noktada, yasa yeni yaratılan eserin bilimsel veya edebi eser olması arasında da fark gözetmiştir. Gerçekten de, herhangi bir eser, yayımlanmış olsa bile, bu eserden “edebiyat eserlerine” yapılacak iktibas ... 35/I- (1). bent kapsamında ve “bazı cümle ve fıkralar” ile sınırlı olarak yapılabilir. Bir başka ifadeyle, bir edebi eserin yazılmasında, alenileşmiş veya yayınlanmış önceki eserlerden sadece küçük iktibas yapılabilir. Zira, edebiyat eserlerinde hususiyet içerik yanında üslupta da kendini gösterir. Ancak iktibas serbestisini, daha önce ortaya konulmuş eserlerden esinlenme ya da bu eserlerin işlenmesi ile karıştırmamak gerekir. İktibas ya da alıntı, önceki bir eserin parçalarının, yeni bir eserde gerekli olduğu ölçüde kullanılmasıdır . Bu tür bir kullanım, alıntı yapılan eser sahiplerinin haklarına sınırlandırma niteliğini taşıdığından belirli yasal koşullara tabidir. Zira eser sahibine tanınan hak ve yetkiler eserin bütününü ve parçalarını kapsar (... m. 13/son) Esinlenme ise, bir eserin oluşturulmasında, kendisinden önceki eserlerde ortaya konulan düşüncelerden yararlanılması, bu fikirlerden hareketle yeni eserin biçimlendirilmesidir. Esasen böyle bir yararlanma olmaksızın herhangi bir eserin ortaya konulması olanağı yoktur19. Ancak, yukarıda belirtildiği üzere, telif koruması, düşünceler için değil düşüncenin açıklanış biçimleri için geçerli olduğundan, bir eserde yer alan fikirden yararlanılması engellenemez. Bu nedenle iktibas serbestisinin konusu da düşünceler değil, esere hususiyetini veren düşüncenin açıklanış biçimleri olabilir. Aynı şekilde, fikirler gibi, telif koruması dışında bırakılan usuller, iş yöntemleri veya salt matematiksel kavramların kullanılmasında, iktibas serbestisinin varlığına ihtiyaç olmadığı gibi, atıf yapılması vb. şekli koşulların yerine getirilmesi de zorunlu değildir20. Bu kapsamda örnek olarak, topluma mâl olmuş fikirler, anonim ya da evrensel temalar , bir eserin oluşturulmasında kullanılan üslup, tarz, teknik, metot gibi her kesin kullanımına açık unsurlar sayılabilir. Bu açıklamalar ışığında, öncelikle davacı senaryosu ve davaya konu “...” filminin senaryosu ve bu senaryodan hareketle çekilen filmin görüntülerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. “...” Ve “...” Senaryolarının .... İncelemesi .... tarafından kaleme alınan "..." senaryosu ile .... senaryosunu yazdığı ve.... yönettiği "..." filminin senaryosu arasındaki intihal iddialarını değerlendirmek üzere, senaryo öğeleri, çatışma unsurları, final tercihleri, tarihi olayların kurguya yansıması, karakter/tipoloji ve zaman/mekân açısından detaylı bir mukayese aşağıda sunulmuştur: Eserlerin Senaryo Öğeleri Bakımından Mukayesesi ...: Genel Yapı: Senaryo, 1990 yılında Selanik'te bir cenaze evinde başlayan bir çerçeve hikâye ile açılmaktadır. Bu çerçeve, 1923 yılındaki zorunlu nüfus mübadelesi dönemine ait bir günlük (anı defteri) okunmasıyla geçmişe, asıl hikâyenin geçtiği döneme geçiş yapar. Bu yapı, geçmişin günümüz üzerindeki etkisini vurgulayan, dramatik ve duygusal bir ton taşır. Ana Hikâye Hattı: Ana hikâye, 1923'te Türk Karaali ailesi ile mübadil .... ailesinin aynı evde zorunlu olarak bir arada yaşaması ve bu süreçte gelişen olaylar üzerine kuruludur. Ayrıca .... ve ... arasındaki yasak aşk teması önemli bir yer tutar. Karakter Odakları: Senaryo, Kostas ve ...'in aşk hikâyesine odaklanırken, aynı zamanda ...'nin direnişini ve Yorgo Dimitrioğlu'nun uyum çabalarını işler. 1990'daki aile üyelerinin tepkileri de geçmişin yankılarını gösterir. ...: Genel Yapı: Senaryo, doğrudan 1923 nüfus mübadelesi dönemine odaklanan doğrusal bir anlatı yapısına sahiptir. Daha çok zorunlu göçün evrenselliği, adaptasyon ve insan ilişkilerinin sıcaklığı üzerine kurulu, içten ve yer yer trajikomik bir tonu vardır. Ana Hikâye Hattı: Hikâye, Kavalalı balıkçı ... Reis ve ailesinin Anadolu'da Gelveri'ye yerleşme çabaları ile Gelverili Rum çömlekçi Dimitrios ve ailesinin göç hazırlıklarını eş zamanlı olarak işler. İki ailenin aynı evde zorunlu olarak bir araya gelmesi ana çatışmayı oluşturur. Karakter Odakları: Senaryo, ... Reis'in denize duyduğu özlem ve balıkçılık kimliğinden uzaklaşma mücadelesine, Dimitrios'un oğlunun kaderiyle ilgili sırrına ve bu sırrın ailesi üzerindeki etkilerine, ayrıca çocuklar Ali ve Maria arasındaki masum dostluğa odaklanır. 3.2 Tetikleyici Unsurların Karşılaştırması ...: Tetikleyici olay, 1990'da Kostas Vassiliou'nun cenazesidir. Bu cenazede okunan Kostas'ın "anı defteri", geçmişteki (1923) nüfus mübadelesi dönemine geçişi sağlayan ana mekanizmadır. Tarihi anlatıdaki tetikleyici unsur ise "Mübadele Konvansiyonu uyarınca alınan karar" ile Türklerin evlerine mübadil Rumların yerleştirilmesi emridir. ...: Tetikleyici olay, 20. yüzyıl başındaki savaşlar ve 1923 Lozan Antlaşması'nın altıncı maddesi gereğince "dinlerinden esasla vatanlarını terk etmek zorunda kalan" halkların karşılıklı değişime tabi tutulmasıdır. Hikâye, ... Reis'in ailesinin Anadolu'ya göç yolculuğu sırasında bir Rum kafileyle karşılaşmasıyla başlar. Dimitrios'un hikâyesinde ise Eksarhos Papa Haralambos Efendi'nin mübadele protokolünden bahsetmesi ve kararın tatbikine haftalar kalmasıdır. İki ailenin aynı eve yerleştirilmesi kararı, olayların seyrini hızlandırır. Ana Çatışma Unsurları Bakımından Mukayese ...: Tarihsel Çatışma: Türk ve Yunan halklarının zorunlu göçe tabi tutulması ve vatanlarından koparılmaları. Kimlik Çatışması: ...'in Kostas ile kalabilmek için kendi kimliğinden (Türk ve Müslüman) vazgeçip yeni bir kimliğe (Evgenia, Yunan ve Hristiyan) bürünmesi ana ve derinlemesine bir kimlik çatışmasıdır. Mülkiyet Çatışması: Türk ailelerin mülklerine el konulması ve mübadillerin bu mülklere yerleştirilmesi. Hasan'ın Yorgo ile bu konuda yaşadığı gerginlikler. Aşk Çatışması: Kostas ve ... arasındaki dinler ve milletler arası aşkın, mübadele ortamında hayatta kalma mücadelesi. ...: Tarihsel Çatışma: Yine Lozan Antlaşması ile tetiklenen zorunlu mübadelenin getirdiği yerinden edilme ve travma. Adaptasyon Çatışması: ... Reis'in bir balıkçı olarak denizden uzak bir köyde (Gelveri) yaşamaya adapte olma mücadelesi. İçsel Çatışma (Sır): Dimitrios'un oğlunun (Hristo) başına gelenlerle ilgili karısı Eleni'den sakladığı büyük sır ve bu sırrın getirdiği vicdani yük. İnsanlığın Ortak Paydası: Zorlu koşullarda bile iki farklı milletten gelen insanların birbirlerine karşı gösterdikleri insanlık ve yardımseverlik. Yan Çatışma Unsurları Bakımından Mukayese ...: ...'un Direnişi: Hasan'ın babası ...'un toprağına derin bağlılığı ve mübadeleye şiddetle karşı çıkması, evinden ayrılmak istememesi. Yerel Gerilimler: Türk ve Rum halkı arasındaki önyargılar, tacizler ve küçük çaplı şiddet olayları (Grigoris ve Peço'nun ... ve Eleni'ye yönelik tacizleri). Bürokratik Engeller: Mübadele memurlarının ve Selanik Papazı'nın kişisel inisiyatiften uzak, kuralcı yaklaşımları, bireylerin çaresizliği. Çocukların Gözünden Durum: Ayşe ve Ahmet'in mübadele sürecine dair masumane gözlemleri ve çocukça tepkileri. ...: Hasan'ın Şiddeti: Köydeki genç .... farklı bir karakter) mübadil Türk gençlere yönelik düşmanca tutumu ve şiddeti (...'u bıçaklaması). Muhsine'nin Bunaklığı:....Muhsine'nin bunaklığı ve geçmişle şimdiyi karıştırması, hikâyeye trajikomik bir boyut katarken aile için ek bir zorluk oluşturur. Çocukların Dostluğu: ....) arasındaki saf ve masum dostluk, kültürel farklılıkların ötesinde bir bağ oluşturur. Dimitrios'un İş Çatışması: Çömlekçi .... dükkanına el konulma çabaları ve sonrasında ....için yaptığı fedakârlık. inal Tercihleri Bakımından Mukayese ...: Tarihsel Çözüm: Türk aileleri zorla evlerinden çıkarılır ve gemilerle Anadolu'ya gönderilir. Bu, mübadelenin acı gerçeğini ve geri dönüşü olmayan ayrılığı vurgular. Romantik Çözüm: ..., Kostas ile birlikte kalabilmek için kimliğini tamamen değiştirmeyi, ölen bir Rum kadının kimliğini almayı ve sırrını ömür boyu saklamayı kabul eder. Bu, trajik bir fedakârlık ve kimlik kaybıyla sonuçlanan dramatik bir çözümdür. Çerçeve Hikâye Çözümü: 1990'daki cenaze evinde, Kostas'ın günlüğünün okunmasıyla ...'in kimlik değişimi sırrı ortaya çıkar ve bu sırrın sonraki nesiller üzerindeki etkisi vurgulanır. Bu, geçmişin izlerinin asla silinmediğini gösteren, kuşaklararası bir travma aktarımına işaret eder. ...: Tarihsel Çözüm: Rum aileler, Gelveri'den ayrılarak yeni vatanlarına doğru yola çıkarlar. Bu, mübadelenin kaçınılmazlığını ve yollara düşen insanları gösterir. Karakter Odaklı Çözüm ...., balıkçılık yapamayacağı denizsiz bir yerde kalmaya mecbur kalır ancak Dimitrios'un fedakarlığı sayesinde yeni bir mesleğe (çömlekçi çıraklığı) başlar ve hayatına devam eder. Bu, adaptasyonun ve insan dayanışmasının bir simgesidir. ... ayrıca ...'e bir miktar para bırakır. Karakter Odaklı Çözüm (Dimitrios): Dimitrios, oğlunun ölümüyle ilgili sırrını karısına açıklar ve vicdan azabından kurtulur. Ayrıca ...'e yardım ederek bir nevi kefaretini öder. Finalde "Bu da geçer yahu" diyerek bir nevi teslimiyet ve umut mesajı verir. Çocukların Dostluğu: Ali ve Maria birbirlerine hatıra bırakarak ayrılır, masum dostluklarının bu zorlu süreçte bir teselli olduğunu gösterirler. Tarihi Olayların Kurguya Yansıması Her iki senaryo da 1923 tarihli Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi'ni temel almaktadır. Bu mübadele, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması'nın 6. maddesi ve ardından gelen "Türk ve Rum Ahalinin Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol" ile karara bağlanmıştır. Temel kriter, etnik kökenden ziyade din olmuştur; Müslümanlar Türkiye'ye, Ortodoks Hristiyanlar Yunanistan'a göç etmek zorunda kalmıştır. ...: Mübadelenin zorunlu karakteri ve mülklerin kamulaştırılması doğrudan işlenmiştir. "Devlet Müslümanların evlerini mültecilere vermeye karar verdi. Sizin eviniz de Dimitrioğlu ailesine verildi." ifadeleri buna örnektir. Yerel çatışmalar ve milliyetçi söylemler ("Türkler defolun", "Yunanistan Yunandır", "Kafir Müslümanlar") gerçekçi bir şekilde yansıtılmıştır. Kimlik değişimi ve asimilasyon, özellikle ...'in Evgenia kimliğini almasıyla en dramatik haliyle gösterilmiştir. Bu, mübadelenin bireylerin yaşamları üzerindeki derin ve kalıcı etkilerinden biridir; bazı durumlarda insanlar geldikleri yerde kalabilmek için din ve kimlik değiştirmek zorunda kalmışlardır. Papazın ...'in vaftizini onaylamaması, "sahte vaftizlerle burada kalmanın yolunu arayanlar çok" diyerek bu durumun yaygınlığını ve algısını yansıtır. Bürokrasinin bireyin hayatı üzerindeki ezici ve umursamaz tutumu (.... ölümünün kayıtlardan düşürülme sürecindeki zorluklar) gerçek tarihi deneyimleri yansıtır. ...: Mübadelenin dini temelli zorunluluğu açıkça belirtilir: "Dinlerinden esasla vatanlarını terk etmek zorunda kalan her iki millet bu zorunlu değişimde halk arasında 'muhacir' kâğıt üzerinde 'mübadil' olarak anıldı.". Coğrafi uyumsuzluklar ve mesleki zorluklar (....'in balıkçı olarak denizden uzak bir yere gönderilmesi) mübadelenin planlamasındaki eksiklikleri ve bireyler üzerindeki somut zorlukları vurgular. Bürokrasinin katı ve değişmez doğası (Komutan'ın ...'in taleplerine karşı tutumu, Ankara'dan gelen yazının ret cevabı) mübadillerin devlet karşısındaki çaresizliğini gösterir. Yerel halkın (....'in "Fransız ihtilali var ya, o bok etti her şeyi" sözü, milliyetçiliğin yükselişine dair tarihi bir yorum getirir. Dimitrios'un oğlu Hristo'nun durumu (sır olarak ölümü) mübadele öncesi ve sırasındaki adaletsizlikleri ve bireysel trajedileri temsil eder. Her iki senaryo da mübadelenin insani boyutunu, yerinden edilmenin acısını, adaptasyon mücadelesini ve kimlik krizini başarılı bir şekilde yansıtmaktadır. Ancak "..." kimlik değişimini daha merkezi bir drama olarak işlerken, "..." mesleki adaptasyon ve kişisel sırların yükünü daha çok vurgular. Karakter/Tipoloji Mukayesesi ...: .... aşık, pragmatik ve ailesi için çözümler arayan bir karakter. Kimliğini ve aşkını korumak için sisteme karşı mücadele eder, sonuçta sevgilisi ...'in kimliğini değiştirmesine aracı olur. .... genç kadın, mübadele mağduru, aşkı uğruna kimliğinden vazgeçmek zorunda kalan trajik figürdür. .... Türk ailenin reisi, topraklarına bağlı, mübadeleye direnç gösteren ancak sonunda boyun eğmek zorunda kalan "atalar yurdu"nu temsil eden tipolojidir. .... Mübadil Rum ailenin reisi, yeni düzene adaptasyonda zorlanan, ancak ticaret zekasıyla öne çıkan, misafirperver ve iş birliğine açık bir karakterdir. ... (Hasan'ın babası): Toprağına sımsıkı bağlı, muhafazakâr, dışarıdan gelenlere (Rumlar) karşı önyargılı ve mübadeleye kesinlikle karşı çıkan yaşlı bilge tipolojidir. ...: ... Reis: Kavalalı balıkçı, işini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan, ailesi için yeni bir hayat kurmaya çalışan, zorluklara rağmen umudunu yitirmeyen bir baba figürüdür. Dimitrios: Gelverili çömlekçi, oğlunun ölümünü karısından saklayan, acı çeken, ancak sonunda vicdani bir karar vererek gerçeği açıklayan ve ...'e destek olan karmaşık bir karakterdir. Eleni: Dimitrios'un karısı, oğlunun acısıyla yoğrulmuş, güçlü bir anne figürü. Anaların vatanının evlatlarının olduğu yer olduğuna inanan bir karakterdir. Muhsine: ...'in bunak annesi, hikâyeye trajikomik bir hava katan, geçmiş ve şimdiyi karıştıran, ancak ara sıra keskin gözlemler yapan özgün bir karakterdir. Hasan (zorba genç): Köydeki milliyetçi ve şiddet yanlısı genç, mübadillerin yaşadığı zorluklara ek olarak yerel halkın içindeki düşmanlığı temsil eder. ... (...'in oğlu) ve Ayşe: ...'un denize ve arkadaşlarına olan özlemi, Ayşe'nin zorba abisi Hasan’a rağmen ona gösterdiği arkadaşlık ve yardımseverlik gibi unsurlar bu genç karakterlere derinlik katar. Ali (...’in oğlu) ve Maria (Dimitros’un kızı): İki çocuk hikâyenin içinde birbirini baştan ön yargılar olmadan en çok kabullenen karakterleridir. Ali’nin yolda sahiplendiği Kurabiye adını verdiği tavşan onların masum arkadaşlığında karşılıksız sevginin sembolü olur. Her iki senaryoda da karakterlerin "mübadele" tipolojisinin ötesine geçerek, kendi içsel dramları ve çatışmalarıyla öne çıktığı görülmektedir. "..." aşk teması üzerinden bireysel fedakarlığı işlerken, "..." aile içi sırları ve adaptasyon mücadelesini ön planda tutar. Zaman ve Mekân Mukayesesi ...: Zaman: Temelde 1923 yılında geçen olayları anlatırken, 1990 yılına ait bir "çerçeve hikâye" ile açılır ve kapanır. Bu zaman atlaması, mübadelenin etkilerinin uzun yıllar sonra bile devam ettiğini vurgular. Mekân: Türk ve Rum ailelerin yaşadığı Karaferye köyü ana mekândır. Kostas'ın Selanik'teki geçmişi ve oraya dönme çabaları da hikâyede yer alır. Hikâyenin başlangıcı ve sonu Selanik'te bir cenaze evinde geçer. ...: Zaman: Hikâye, tamamen 1923 nüfus mübadelesi döneminde geçer. O dönemin zorlu koşulları ve belirsizlikleri tüm senaryoya hakimdir. Mekân: ... Reis'in ailesinin gönderildiği, denizden uzak Gelveri köyü ana mekândır. Hikâyenin başlangıcında bozkırda geçen yolculuk, karakterlerin zorlu göçünü vurgular. Manastır Vadisi ve Yeraltı Şehri gibi Gelveri'ye özgü coğrafi detaylar hikâyeye derinlik katar. ...'in memleketi Kavala ve öküzü aldığı Samsun da referans noktaları olarak kullanılır. Her iki senaryo da mübadele dönemini ve bu olayın geçtiği mekânları (köy ve liman gibi) ortak bir zemin olarak kullanmaktadır. Ancak "...", zaman atlamaları ve farklı şehirlerdeki gelişmeleri takip ederek daha geniş bir perspektif sunarken, "..." tek bir köye ve aileye odaklanarak mekânın karakterler üzerindeki etkisini daha yoğun işler. Derinleştirilmiş Diyalog Karşılaştırması Aidiyet ve Kayıp Teması: ... (Hasan): "Vatanının toprağını, suyunu, havasını toplayabilir misin? Babanın mezarını çantaya sığdırabilir misin? … Hepsi size emanet. Anam, babam… Geçmişimiz, hayallerimiz size emanet…". Bu diyaloglar, somut ve soyut kayıpların derinliğini vurgular. ... (Eleni): "Anaların milleti olur mu? Olmaz. Olmaz ya. Peki, anaların vatanı neresidir? Anaların vatanı, ailesinin evlatlarının olduğu yerdir. Vatan, insanın ailesidir.". Bu diyalog, vatan kavramını soyutlaştırarak aile ve aidiyetin evrensel önemini öne çıkarır. ... (...): "Göç… İnsanın en büyük derdi, en büyük çilesi göç, Komutan.". "Burnumda tüten o tuzlu suyun kokusunu hem özlüyorum. Hem de gitgide unutuyorum.". ...'in balıkçı kimliği üzerinden denize olan özlemi, kişisel bir acı olarak dile getirilir. Umut ve Direniş/Kabullenme: ... (Hasan): "Allah'tan ümit kesilmez Yorgo. Barış oldu ya, ne bileyim, belki yumuşar ortam şimdi. Öyle değil mi?.. Nasılsa yakında yeni bir anlaşma olur... Olur, di mi?.. Olur, olur... Allah'tan ümit kesilmez.". Bu diyalogla umut, yeni bir anlaşma beklentisiyle ilişkilendirilir. ... (...): "Bir yere gitmiyorum. Burada doğrum, burada ölürüm.". Bu, toprağa duyulan bağlılığın ve mübadeleye karşı direnişin en güçlü ifadesidir. ... (Dimitrios): "Bu da geçer yahu. Bu da geçer...". Bu söz hem bir teslimiyet hem de zorlukların geçiciliğine dair felsefi bir bakış açısı sunar. ...'in de filmin başında söylediği bu sözü Dimitros filmin sonunda söyler. ... (Fatma): "Ne yazık ki son çeyrek asırdır elimizde ümit etmekten başka bir şey kalmadı.". Mücadeleden yorulmuş, ancak hala umuda tutunan bir ruh halini yansıtır. İnsan İlişkileri ve Önyargılar: ... (...): "Bu kafirler buraya gelirse ailemi canlı mı teslim edeceğim?" ve "Leş kargası!". Mübadillere karşı duyulan öfke ve önyargıyı doğrudan ifade eder. ... (Hasan-Yorgo): Başlangıçta mülk paylaşımı ve şahitlik konusundaki güvensizlikler yerini son sahnede karşılıklı helalleşmeye ve emanetleşmeye bırakır. Bu, çatışmadan iş birliğine doğru bir evrimi gösterir. ... (Dimitrios-...): ...'in oğlunu kurtaran Dimitrios'a olan minnettarlığı ve sonrasında Dimitrios'un ...'e yeni bir hayat kurma konusundaki yardımı, insanlık bağının öne çıktığını gösterir, aynı zamanda karşılıklı fedakarlığı ve saygıyı derinleştirir. Kimlik ve Kimlik Değişimi: ... (....’i de Türk olduğunu da unutacaksın... Kostas’la hemen Evgenia olarak evleneceksiniz. Aileni unutacaksın, şimdi de ileride de. Aramak, sormak yok!". Bu diyalog, kimlik değişiminin acımasız ve kalıcı doğasını doğrudan ortaya koyar. ... (Kostas-....): "Seni seviyorum .... Aşkım... ...... Sana son kez bu isimle seni sevdiğimi söyledim. Şimdi ...'i öldürme vakti geldi... Sen artık Evgenia'sın. Benim Evgenia'm. Ölene kadar da böyle kalacaksın. Bana söz ver. Bu sırrı birlikte mezara kadar saklayacağız. Hiç kimse bu sırrı asla bilmeyecek.". Bu, kişisel bir karar ve ömür boyu sürecek bir sırrı vurgular. ... (Yorgos'un kendi kimliği): "Rum değil misiniz? ... Rum'uz... Ne yapalım yani?". Bu diyalog, mübadeleyle gelen Rumların ana dilleri olan Türkçeyi konuşmaları ve Yunanistan'da "Türk tohumu" olarak görülmeleri nedeniyle yaşadıkları kimlik bunalımını yansıtır. Tematik Kesişim Her iki senaryo da 1923 nüfus mübadelesini konu alması nedeniyle doğal olarak birçok tematik kesişime sahiptir. Zorunlu Göç ve Yerinden Edilme: Her iki eserin de ana teması, insanların doğdukları topraklardan dinleri nedeniyle zorla koparılmasıdır. Ev ve Toprak Kaybı: Hem Türklerin hem de Rumların mal ve mülklerini geride bırakmak zorunda kalmaları, bu kayıpların duygusal ve maddi boyutları işlenir. Zorunlu Birliktelik ve Misafirperverlik: Mübadillerin, geride kalanların evlerine yerleştirilmesi ve bu zoraki komşuluğun getirdiği gerilimler ve zamanla gelişen insanlık bağları her iki eserde de merkezi bir yer tutar. Kimlik ve Adaptasyon: Bireylerin yeni koşullara adapte olma çabaları, kimliklerini koruma veya değiştirme zorunluluğudur. Devletin Gücü ve Bürokrasinin Etkisi: Bireylerin devlet kararları ve bürokratik engeller karşısındaki çaresizliğidir. Yerel Gerilimler ve Şiddet: Toplumlararası önyargılar ve şiddet olaylarıdır. Aşk/Dostluk Teması: Zor zamanlarda bile gelişen milletlerarası aşk (...) veya masum çocukluk dostluklarıdır (...)... Geçmişin Gölgesi: Özellikle "..."un çerçeve hikâyesi ve Kostas'ın günlüğü, geçmişteki olayların günümüzdeki kuşakları nasıl etkilediğini gösterir. "..."da da ..... sırrı, geçmişin yükünün günümüzü nasıl etkilediğini ortaya koyar.... Dramatik Çözüm ...: Dramatik çözüm, ana karakterler için kimlik değişimi ve ayrılık üzerine kuruludur. Türk aileler vatanlarından zorla gönderilir. ..., aşkı için Türk kimliğini bırakıp yeni bir Yunan kimliği edinmek ve bunu ömür boyu sır olarak saklamak zorunda kalır. Bu çözüm, mübadelenin bireysel kimlikler üzerindeki yıkıcı etkisini ve bunun yarattığı derin trajediyi vurgular. Çerçeve hikâye, bu trajedinin yıllar sonra bile devam eden bir yankısı olduğunu gösterir. ...: Dramatik çözüm, insani dayanışma ve yeni bir başlangıç üzerine kuruludur. Rum aileler Gelveri'den ayrılır. Dimitrios, ... Reis'in balıkçılık dışında yeni bir hayat kurmasına yardımcı olur, dükkanını satan Sefer'e çırak olmasını sağlar ve hatta ona para bırakır. Bu çözüm, mübadelenin getirdiği acıların yanında, insanlık bağının ve adaptasyonun getirdiği umudu ve yeni bir düzen kurma çabasını ön plana çıkarır. Final, zorluklara rağmen hayata tutunmanın ve yeniden başlamanın mümkün olduğunu ima eder. Davacının ...’ten Kaynaklanan Haklarının İhlal Edilip Edilmediği Davaya konu “...” ve “...” adlı senaryoların ... kapsamında ilim ve edebiyat eseri niteliğinde olduğu; “...” adlı senaryodan hareketle çekilen filmin de ... kapsamında sinema eseri niteliğinde olduğu, İntihal incelemesinde öncelikle, davalı eylemlerinin davacının eser sahipliğinden kaynaklanan ve yasa tarafından korunan haklarının kapsamında kalması gerekir. Yani, davalı eylemi, davacının eseriyle ilgili, çoğaltma, yayma, işleme, kamuya iletim, temsil gibi mali; veya kamuya arz, adın belirtilmesi, eserin bütünlüğünün korunması gibi manevi haklarından en az biri kapsamında, davacının yasaklayabileceği bir davranışa karşılık gelmelidir. Somut uyuşmazlıkta, davaya konu “...” adlı senaryoda, davacının “...” adlı senaryosundan yazınsal (lafzi) olarak cümle veya paragraf boyutunda bire bir alıntıya rastlanmadığı, İkinci olarak, davacı tarafça iddia edilen benzerliklerin niteliği üzerinde durmak gerekir: Davaya konu senaryolar yukarıda farklı açılardan karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Her iki senaryo da 1923 Nüfus Mübadelesi gibi önemli ve trajik bir tarihi olayı konu almaktadır. Bu tür tarihi olayları ele alan eserlerin, zorunlu göç, yerinden edilme, evlerin paylaşılması, kimlik sorunları ve bürokratik engeller gibi ortak temaları içermesi kaçınılmazdır. Bu nedenle, iki senaryo arasında belirli tematik ve durumsal benzerliklerin bulunması doğaldır. Ancak, intihal iddiasını değerlendirirken, bu genel benzerliklerin ötesinde, hikâye anlatımının yapısal farklılıkları, karakterlerin motivasyonları, ana çatışmaların özel şekillenişleri ve dramatik çözümler göz önünde bulundurulmalıdır: Anlatı Yapısı ve Çerçeve Hikâye: "..."un 1990 yılındaki cenaze ve miras ile başlayan, geçmişten bir günlüğün okunmasıyla 1923'e dönen çerçeve hikâye yapısı, "..."un doğrusal anlatımından temelden ayrılmaktadır [1, 10, 11 vs. 296, 297]. Bu çerçeve, "..."un geçmişin günümüze uzanan etkisine ve nesiller arası sırların açığa çıkmasına odaklanmasını sağlar. Ana Dramatik Çatışma ve Çözüm: "..."un ana dramatik ekseni, .... arasındaki milletlerarası yasak aşk ... zorunluluğu üzerine kuruludur. Bu, kişisel kimliğin feda edilmesi ve ömür boyu sürecek bir sırrı içerir, bu da hikâyenin merkezindeki eşsiz trajediyi oluşturur. "..."un ana dramatik ekseni ise, balıkçı ..... denizden uzak bir köyde yaşamaya adapte olma mücadelesi ve çömlekçi ....'nun akıbetiyle ilgili sakladığı derin sır ve bunun getirdiği vicdani yük üzerine kuruludur. Filmin çözümü, ...'in yeni bir mesleğe başlaması ve ... sırrını açığa çıkarmasıyla karşılıklı insani dayanışma ve yeni bir başlangıç teması etrafında şekillenir. Karakter Motivasyonları ve Arklar: "..."ta Kostas'ın askeri kimliği ve Selanik'teki bağlantıları, ...'i kurtarma çabalarında spesifik bir rol oynar. ...'in dönüşümü, hikâyenin merkezidir. "..."da ...'in balıkçı kimliği, deniz özlemi ve pratik adaptasyon çabaları, .... sanatsal kimliği (çömlekçi) ve içsel ahlaki çatışması, hikâyeye farklı katmanlar ekler. Muhsine'nin bunaklığı da hikâyeye özgün trajikomik bir unsur katar. .... çocuksu masum arkadaşlığı ve tavşan Kurabiye evrensel sevgiyi vurgular. Sonuç olarak, her iki senaryo da ortak bir tarihi zeminden beslenmekte ve bu dönemin getirdiği genel insani acıları ve durumları (zorunlu göç, ev paylaşımı, toplumsal travma, kimlik sorunları, adalet arayışları, dostluk, kardeşlik vb.) işlemekte kuşkusuz benzerlikler göstermektedir. Bu tematik benzerlikler, tarihî bir dönemden esinlenen farklı yapımların doğal sonucudur. Dolayısıyla, bu noktada intihal değil, ortak bir geçmişi işleme söz konusudur. Ancak, "..."un çerçeve hikâye yapısı, merkezi aşk ve kimlik değişimi draması ve finaldeki sırrın ifşa edilme biçimi; "..."un ise doğrusal anlatısı, ...'in mesleki adaptasyon mücadelesi, Dimitrios'un oğluna dair sırrı ve insanlık ve iki ailenin yardımlaşması teması etrafında gelişen çözümleriyle belirgin ve temel farklılıklar ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, iki eserin aynı tarihi olaya odaklanması nedeniyle ortak paydalar bulunsa da hikâye işlenişi, ana çatışmaların özgünleştirilmesi, karakterlerin derinlikleri ve dramatik çözümleri açısından yeterli derecede farklılık arz ettiği; bu farklılıkların, her iki eserin de kendi özgün anlatımına sahip olduğunu gösterdiği; davaya konu eserler bütün olarak karşılaştırıldıklarında, aralarındaki iddia konusu ortak unsurların davacıya özgülenemeyecek, onun hususiyetini taşımayan unsurlara ilişkin olduğu; ... kapsamında korunan unsurlar bakımından eserler arasında intihal bulunmadığı, Netice itibariyle, Davaya konu “...” ve “...” adlı senaryoların sahiplerinin hususiyetlerini taşıdıkları ve ... m.2 kapsamında birbirlerinden bağımsız eser niteliğinde oldukları; “...” adlı senaryodan meydana getirilen filmin de m.5 kapsamında sinema eseri niteliğinde olduğu, “...” adlı eserde, davacıya ait “...” adlı eserden cümle, paragraf veya sayfa boyutunda lafzi alıntının yer almadığı, Eserler arasındaki benzerliklerin, bir kişiye özgü hususiyet taşıyan ögeler olarak kabul edilemeyeceği; diğer taraftan her iki eserde yer alan ve benzerlik iddiasına konu unsurların farklı bir kurgu içinde, anlatısal açıdan farklı işlevlere sahip olacak şekilde ifade edildiği, Davaya konu eserler arasında bir illiyet bağı veya somut bir esinlenme olduğuna dair bir bulgu olmadığı gibi, soyut benzerliklerinin bir intihal ve ihlal olarak nitelendirilemeyeceği, Davacıya ait “.... adlı eserler bütün olarak karşılaştırıldıklarında, aralarındaki iddia konusu ortak unsurların davacıya özgülenemeyecek, onun hususiyetini taşımayan unsurlara ilişkin olduğu; korunan unsurlar bakımından intihalin söz konusu olmadığı, sonuçlarına ulaşılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 304,40.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalılar .... kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre reddedilen maddi tazminat için hesap olunan takdiren 5.000,00.-TL nispi, reddedilen maddi tazminat bakımından hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ile reddedilen maddi istemler için hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu olmak üzere üç ayrı ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı şahıs ve şirket vekilinin yüzüne karşı, diğer davalı .... vekil veya temsilcisinin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim.... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır