Danıştay · 5. Daire

Danıştay 5. Daire 2023/1073 E. 2025/13768 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
5. Daire
Esas No
2023/1073
Karar No
2025/13768
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2023/1073 Karar No : 2025/13768

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...

KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- ... Bakanlığı /ANKARA 2-... Genel Komutanlığı /... VEKİLLERİİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinin (B) fıkrası uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin İçişleri Bakanlığının ... tarih ve ... sayılı işleminin iptaline karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; davacının 2012-2013 eğitim yılında Adana Çukurova Üniversitesi Maden Mühendisliği bölümünü kazandığı, devlet yurduna başvuruda bulunduğu, devlet yurdunun 800. sırada çıktığı ve yedek olarak beklemek zorunda kaldığı, 2012-2013 yıllarında devlet yurdu sırası gelinceye kadar FETÖ/PDY yapılanmasına ait cemaat evlerinde kaldığı, 2013 yılında yurt sırası gelince evlerden ayrılarak KYK Adana Erkek Öğrenci Yurdu'nda kalmaya başladığı, bilahare hakkında yapılan yargılama sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... tarihli ve ... Esas ve ... karar sayılı dosyasında davacının "silahlı terör örgütüne" üye olma suçundan açılan kamu davasında beraat ettiği ve kararın kesinleştiği, bunun dışında davacı hakkında yürütülen herhangi bir soruşturma ve kovuşturma olmadığı, davacı hakkında yapılan yargılamada davacının cemaat evinde kalış sebebinin barınma ihtiyacını geçici olarak karşılamaya yönelik olduğu, barınma ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak geçici ve kısa bir süreliğine FETÖ/PDY'ye bağlı cemaat evinde kalmasının tek başına davacının terör örgütleriyle iltisakı veya irtibatı bulunduğu sonucunu doğurmayacağı kanaatine varıldığı, yukarıda yer verilen tüm bu hususlar gözetildiğinde, davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılamayacağından, 375 sayılı KHK'nın geçici 35/B maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla;davacı hakkında düzenlenen İddianamede; şüpheli ...'ın HTS kayıtları üzerinde yapılan incelemede Emniyet Mahrem İmamı olan S.B. ile 28-30/09/2012 tarihlerinde 5 adet HTS kaydının bulunduğu; Adana Kemal Serhadlı PMYO sorumlu abisi olan M.S.Y. ile 01/01/2013 - 05/07/2016 tarihleri arasında 25 adet HTS irtibatının bulunduğu; Adana Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen ... soruşturma dosyası kapsamında şüpheli A.K.'nın ifadesinde, 'davacının örgüt evlerinde kaldığına, örgüt ile bağlantısına ilişkin beyanda bulunduğu, davacının ifade ve savunmalarında, '2011-2012 yılında Sivrihisar'da bulunan FEM Dershanesine gittiğini, 2008-2009 eğitim döneminde örgüte ait Sivrihisar Selmani Farisi Yurdu'nda, 2009-2010 yılında devlet yurdunda, 2010-2011 yılında yine örgüte ait Sivrihisar Selmani Farisi Yurdu'nda kaldığını ve 2011-2012 yılında da yurt müdürünün üniversiteye hazırlık maksadıyla kendilerini örgüt evine yerleştirdiğini, dershanedeki Fizik öğretmeninin kendisiyle ilgilendiğini, yönlendirdiğini, polislik için baskı yaptığını, kendisinin Ç.Ü. Maden Mühendisliği bölümününü kazandığını devlet yurdu çıkmadığını, Fizik öğretmeninin örgüt evine yerleştirdiğini, 2012-2013 döneminde örgüt evinde kaldığını, bu evde toplantılar yapıldığı,2013-2014 eğitim döneminde de aynı evde kalmaya devam ettiğini, Eylül-Ekim ayında yurt çıkması üzerine evden ayrıldığını, cemaatle ilişkisi ve irtibatını kestiğini, evin abisinin kendisini geri döndürmek için birkaç kez aradığını ancak kabul etmeyince onun da aramaları kestiğini, evde kaldıkları dönemde kendi rızaları olmadan Zaman Gazetesine abone yapıldıklarını, Fetullah Gülen'e ait videolar izletildiğini Saidi Nursi'nin kitaplarının okutulduğunu belirttiği, örgüt üyesi diğer şahıslara ilişkin teşhislerde bulunarak bilgiler verdiği, HTS kaydı bulunan S.B. isimli şahsı tanımadığını, yine irtibatı bulunan Adana PMYO imamı M.S.Y.'ye gitmiş olduğu diğer cemaat evinde gördüğünü, kendisi ile ilgili beyanda bulunan A.K. isimli şahsı tanıdığını söylediklerinin doğru olduğunu beyan ettiği görülmüş olup, davacı hakkında ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... tarihli ve ... Esas ve ... Karar sayılı, beraat kararı ile sonuçlanan yargılamada davacıya atfedilen suçun "Silahlı Terör Örgütüne Üyelik" suçu olduğu, dava konusu edilen işlemin konusunun ise 375 sayılı KHK'nın geçici 35/B maddesi kapsamında tesis edilen kamu görevinden çıkarma işlemi olduğu, yukarıda ayrıntısına yer verildiği üzere bu maddeye göre, anılan işlemin tesis edilebilmesi için, kişinin terör örgütü ile olan bağının mutlaka terör örgütüne üyelik veya mensubiyet seviyesinde olmasının gerekmediği, iltisak veya irtibatının bulunmasının yeterli olduğu, söz konusu suçlama ile ilgili olarak "Terör örgütü üyesi olmak" suçundan açılan ceza yargılamasındaki nihai amacın, kişinin hürrriyeti kısıtlayıcı ceza ile cezalandırıp cezalandırılmayacağı olduğu, dolayısıyla dava konusu edilen davacının görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemin idare hukuku ilkeleri kapsamında tesis edilen bir idari işlem olup, tesis edilebilmesi bakımından madde kapsamındaki yapı, grup veya oluşumlarla iltisak ve irtibatının yeterli olmasının arandığı, bu nedenle, dava konusu işlemin hukuki denetiminin de bu kapsamda yapılmasının gerektiği dikkate alındığında, ... Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davada dosya içeriğinde yer alan ifadeler ve dava dosyasında mevcut tüm deliller birlikte irdelendiğinde, davacının FETÖ/PDY ile irtibatı -iltisakı konusunda verdiği ifadeler ve savunması incelendiğinde, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak veya irtibatı açık bir şekilde ortaya konulmuş olan davacının, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 35/B-6. fıkrası uyarınca kamu görevinden çıkartılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun kabulüne, İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Temyize konu kararın birçok yönden hukuka, usule, yasaya ve maddi gerçeklere aykırı olduğu, hakkında yürütülen ceza yargılaması sonucunda beraatine karar verildiği, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat veya iltisakını gösteren somut delil ortaya konulmadığı, Devlet'e olan sadakat yükümlülüğüne aykırı hareket etmediği, savunma hakkı tanınmadığı, dava konusu işlem ile Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının, savunma hakkının, özel hayata saygı hakkının, mülkiyet hakkının, eğitim hakkının, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin, masumiyet karinesinin, ayrımcılık yasağının ihlal edildiği belirtilerek Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği iddia edilmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY ve İLGİLİ MEVZUAT: Türkiye'de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 4/1-(b) maddesinde; 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununa tabi personelin Jandarma Genel Komutanının teklifi, İçişleri Bakanının onayı ile kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Diğer yandan, olağanüstü hâlin sona erdirilmesinden sonra 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye geçici 35. madde eklenmiştir. Anılan maddede, ''...B) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen (Anayasa Mahkemesinin 30/06/2022 tarih ve E:2018/137, K:2022/86 sayılı kararıyla,"...üyeliği, mensubiyeti veya..." ibaresinin iptaline karar verilmiştir.) ;... 6) Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü personeli İçişleri Bakanının onayı ile kamu görevinden çıkarılır" hükmü getirilmek suretiyle, 667 sayılı KHK'nın 4/1-(b) maddesiyle benzer düzenlemeye yer verilmiş, ayrıca aynı maddenin son fıkrasında, (A) ve (B) fıkraları uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verileceği belirtilmiştir. Daha sonra, 28/07/2021 tarihli ve 31551 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 23. maddesiyle, söz konusu geçici 35. maddenin (B) fıkrasında yer alan “üç yıl” ibaresi “dört yıl” şeklinde değiştirilmiştir. Davacı, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinin (B) fıkrası uyarınca İçişleri Bakanlığı'nın ... tarihli ve ... sayılı işlem ile kamu görevinden çıkarılmıştır. Bunun üzerine, anılan işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen davayı açmıştır. Diğer yandan, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan açılan adli yargılama sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verildiği ve anılan kararın kesinleştiği anlaşılmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 667 sayılı KHK'nın 4. maddesi ile 375 sayılı KHK'nın Geçici 35. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin, “kamu görevinden çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla, "terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler" hakkında; 667 sayılı KHK'nın 4. maddesiyle, olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte tedbir, OHAL kalktıktan sonra 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesiyle de dört yıl süreyle uygulanmak üzere kamu görevinden çıkarma yaptırımı getirilmiştir. AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından Anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara iltisak veya bunlarla irtibat, kamu görevlilerinin Devlete sadakat yükümlülüğünü yitirildiğini ortaya koyan ve bahse konu yaptırımın uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bununla birlikte iptal davaları idarî işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalardır. İdari işlem ise idarenin kamu gücü kullanarak tek taraflı olarak tesis ettiği hukuki sonuç doğuran işlemdir. İdareyi işlem yapmaya sevk eden maddi ve hukuki etkenler ise idari işlemin sebep unsurunu oluşturmaktadır. 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 35. maddesinde yer alan, terör örgütlerine veya Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin “meslekten veya kamu görevinden çıkarılmasına karar verilir'' hükmü gereğince davacı hakkında dava konusu işlem tesis edilmiştir. Bu kapsamda davacı hakkındaki terör örgütlerine veya Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönünde davalı idarece yapılan değerlendirmenin de kuşkusuz keyfilikten uzak olması gerekir. Dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir. Bununla birlikte idari yargı mercilerince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinde öngörülen re'sen araştırma ilkesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için her türlü inceleme ve araştırmanın yapılması da mümkün hatta olayın niteliğine göre gereklidir. Dosyanın incenmesinden; davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan savunmasında: "Benim annem 1,5 yaşımda vefat etmiştir. Babam da bana bakmamıştır. Bana anneannem ve dedem bakmıştır. Emekli maaşları sadece kendilerine yetiyordu. Okumam için maddi imkanları yoktu. Eskişehir Beylikova ilçesinde ilkokul ve ortaokul okudum. Liseyi Sivrihisar'da okudum. 2008 yılında Sivrihisar'da okumaya gittiğimde yurt aradım, özel yurtlardaki fiyatları ödeyebilecek durumda değildim. Anadolu lisesinde okuyabilmek için kalacak yere ihtiyacım vardı. Kaymakamlığa başvurdum. Kalacak yerim olmadığını söyledim. Hocalar vasıtasıyla Gülen cemaatine ait bir yurt buldum. Bir hocamız vardı, hocamıza durumu anlattım, hoca beni C.K. adında bir arkadaşa götürdü, o da beni başka bir hocaya yönlendirdi. Onun sayesinde yurtta kalmaya başladım. Cüzi bir para istediler, parayı ödeyemeyeceğim için kaymakamlığa başvurdum, kaymakamlık da parayı ödeyebileceğini söyledi. 100 küsur TL bir para verdiler. Ben Sivrihisar'da Fethullah Gülen cemaatine ait olduğu söylenen yurtta kalmaya başladım. 1 sene boyunca orada kaldım, sonra öğretmen lisesinin yurdu açılınca kontenjana başvurdum, 2009 - 2010 yılında orada kaldım. Orası KYK'ya ait devlet yurduydu. 2010 - 2011 yılında oranın öğretmen lisesi olduğunu ve yeni öğrenciler geleceğini söyleyerek bizi çıkardılar. 2011 yılında tekrar Gülen cemaatinin yurdunda kalmaya başladım. 2012 yılında üniversiteye hazırlanacaksınız diyerek 4-5 kişi ile birlikte Gülen cemaatine ait eve çıkacağımızı söylediler. Bunu yurt müdürü söyledi ancak ismini hatırlamıyorum. 2011 - 2012 yılında ben Anadolu lisesi 4.sınıftayken Gülen cemaatine ait evde kaldım. O sene başka dersane olmadığı için FEM Dersanesine gittim, dersane ücreti için de Beylikova Kaymakamlığı yardım etmişti. C.K.'ye de kaymakamlık yardım etti. Okulu bitirdim, 2012 - 2013 yılında Adana Çukurova Üniversitesi Maden Mühendisliği bölümünü kazandım. Devlet yurduna başvurdum, devlet yurdu 800. sırada çıktı. İlk başvurumda kaçırdım, 2012 - 2013 yıllarında yine Gülen cemaatine ait evde kaldım. Cemaat evinde kalırken KYK devlet yurdunun sırası gelince cemaat evinden ayrıldım. KYK yurdunun adı Adana Erkek Öğrenci Yurdu'dur. Ben fikirleri ve davranışları bana ters geldiği için Gülen cemaatine ait yurttan ayrılmıştım. Namaz kılmaya ve örgüt liderinin kitaplarını okumaya zorluyorlardı. Ben devlet yurdu çıkar çıkmaz cemaat evinden ayrıldım. Devlet bursu da aldım. 2016 yılında mezun oldum. Mezun olana kadar devlet yurduna kalmaya devam ettim. Cemaatle irtibatımı bu dönemde kesmiştim. Devlete millete ihanet etmedim... Ben sırf maddi imkansızlıklar nedeniyle orada kaldım. Devlet yurdu çıksaydı oraya gitmezdim..." şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür. Davacının samimi bir şekilde anlatımından ve ceza dosyasında bulunan tanık beyanından davacının küçük yaşta annesini kaybetmesi nedeniyle hayatın zorluklarıyla yaşamaya başladığı, babasının başka biriyle evlenmesi üzerine babaanne ve dedenin maddi gücüyle büyütülmeye çalışıldığı, maddi imkansızlıklar nedeniyle Anadolu lisesini kazandığı Sivrihisar'da okuması için kalacak bir yere ihtiyacı olduğu, bu nedenle mecburiyetten ve ekonomik imkansızlık nedeniyle sadece barınma ihtiyacını karşılamak için örgüte ait yurtta kaldığı, Devlet yurdunun çıktığı ilk fırsatta örgüte ait evden ayrıldığı, sonrasında Üniversite sınavında Adana'da maden mühendisliği bölümünü kazandığı ancak yine kalacak yer sorununun çıkması nedeniyle ve Kredi Yurtlar Kurumuna yaptığı başvuruda 800. sırada olması nedeniyle maddi imkansızlık ve barınma ihtiyacını karşılamak için lise döneminden tanıdığı öğretmenlerinden yardım istediği ve 2012-2013 yıllarında örgüte ait eve yerleştirildiği, daha sonrasında Devlet yurdunda sıranın kendisine gelmesi üzerine örgüte ait evden ayrılarak Devlet yurduna yerleştiği ve bu durumun tanık beyanıyla da desteklendiği hususları birlikte değerlendirildiğinde; davacının lise ve üniversite döneminde barınma ihtiyacını karşılamak için maddi imkansızlık nedeniyle örgüte ait evde kalmasının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Öte yandan davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer verilen, emniyet mahrem imamı olan S.B. ile 28/09/2012-30/09/2012 tarihlerinde 5 adet, Adana Kemal Serhadlı Polis Meslek Yüksek Okulunun sorumlu abisi olan M.S.Y. ile 01/01/2013 - 05/07/2016 tarihleri arasında 25 adet HTS irtibatının bulunduğu tespitine ilişkin; davacının S.B.'yi tanımadığı ancak M.S.Y.'yi örgüte ait bir evin abisi olarak tanıdığı, onun da öğrenci olduğu, Devlet yurdunda kalırken aramalarının olduğu ancak beraber oturup sohbet etmişliklerinin olmadığı, son yıl nişanı olacağını söylemek için kendisini aradığını, nişana gidemeyeceğini söyleyince bir daha irtibatlarının olmadığını beyan ettiği görülmüştür. Davacının, yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; "sanığın örgütün gerçek yüzünün ortaya çıkmaya başladığı dönemden sonra irtibatını kopardığı, sanığın iddialarla ilgili açık ve samimi beyanda bulunmak suretiyle örgütsel bir tavır da sergilemediği, söz konusu tarihlerden sonra sanığın örgüt içinde yer aldığı ya da bir görev üstlendiğine dair Uyap Örgütlü Suçlar Bilgi bankasından yapılan araştırmalarda başkaca bir bilgi, belge, tanık beyanı elde edilemediği, HTS kayıtlarında örgüt içinde mahrem imam, abi olan şahıslarla irtibatı tespit edilmiş ise de sanık savunmasının aksine HTS kayıtlarının örgütsel içerikte olduğuna dair dosyaya bilgi yansımadığı, bu haliyle tek başına sanığın örgüt ile organik bağ oluşturarak örgüt mensubu olduğuna kanıt olarak ileri sürülmesinin yeterli olmadığı" gerekçesine yer verildiği ve söz konusu HTS kayıtlarının içerik ve sürelerinin bilinmediği hususu da dikkate alındığında FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Bu durumda, yukarıdaki tüm tespit ve değerlendirmeler dikkate alındığında, dava konusu işlemin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılması ve davanın reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne; 2. Dava konusu işlemin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 08/12/2025 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.

(X) KARŞI OY : Bölge İdare Mahkemesince verilen karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, örgüt ile irtibat veya iltisak ilişkisinin varlığı için aranan delillerin mevcut olduğu görülmekle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca bozulmasını gerektirecek bir neden bulunmadığından, davacının temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanması gerektiği oyuyla kararın bozulmasına ilişkin çoğunluk kararına katılmıyoruz.

Atıf: Danıştay 5. Daire, E. 2023/1073, K. 2025/13768, T. 08.12.2025, www.arakarar.com/karar/danistay-5-daire-2023-1073-e-2025-13768-k-6543d34b7f29