Danıştay · 5. Daire
Danıştay 5. Daire 2022/14248 E. 2025/12108 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 5. Daire
- Esas No
- 2022/14248
- Karar No
- 2025/12108
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2022/14248 Karar No : 2025/12108
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinin (B) fıkrası uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin Milli Savunma Bakanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; dava konusu işlemin dayanağı 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Geçici 35. maddesinin (B) fıkrası uyarınca bir kamu personelinin kamu görevinden çıkarılmasına karar verilebilmesi için ilgili Bakan tarafından terör örgütlerine veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara “üyeliği”, “mensubiyeti” veya “iltisakı” yahut bunlarla “irtibatı” olduğu yönünde değerlendirilme yapılmasının yeterli olduğu, daha açık bir ifade ile, terör örgütleri veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile hakkında kamu görevinden çıkarma kararı verilen personel arasındaki bağın "sübut" derecesinde ortaya konulmasının aranmadığı, buradaki değerlendirmenin ilgili Bakan'da oluşacak bir kanaati ifade ettiği, bu kanaatin cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece kamu görevinde kalmasının uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibaret olduğu, uyuşmazlıkta ise, dosyada bulunan belgelerin tetkiki ve UYAP sistemi üzerinden yapılan inceleme neticesinde, davacının, ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla FETÖ/PDY terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sabit görülüp 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırıldığı, anılan kararın ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin E. ... sayılı dosyasına kaydedildiği ve henüz ilgili istinaf incelemesi sonucu herhangi bir karar verilmediği görülmüş olup yapılan bu açıklamalar ışığında, davacı hakkında gerek ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin E:... sayılı dosyasında görülen ceza davası ve gerek davalı idarenin soruşturması kapsamında ulaşılan bilgi ve belgeler ile davacının ifa ettiği görevin haiz olduğu önem derecesi birlikte göz önüne alındığında tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların yasal faiziyle ödenmesi ve özlük haklarının iadesi talebinin de reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve dilekçede ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : FETÖ/PDY dahil herhangi bir terör örgütü ile hayatı boyunca herhangi bir bağlantısının bulunmadığı, hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü bulunmadan tesis edilen dava konusu işlemin masumiyet karinesinin ihlal ettiği, örgüt tarafından haberleşme aracı olarak kullanılan ByLock programını kullanmadığı, örgüte müzahir okullarda eğitim almadığı yada dershanelere gitmediği, örgüt tarafından düzenlenen sohbet adı altındaki toplantılara katılmadığı, Bank Asya hesabı bulunmadığı, örgüt ile irtibatlı herhangi bir kişi ya da kuruluşa herhangi bir ad altında para vermediği, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle hakkında açılan ceza davasında aleyhine ankesörlü telefonlardan arandığı ve tanık beyanı bulunduğu ileri sürülmüş ise de ankesörlü telefonlardan arandığına ilişkin verilerin hukuka uygun delil niteliğinde olmadığı, yapılan görüşmelerin içeriği hakkında herhangi bir bilgi bulunmadığı gibi bu görüşmelerin içeriğinin tespitinin de mümkün olmadığı, tanık beyanlarının ise gerçekliğinin araştırılmadığı, zira tanıkların etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma amacıyla iftirada bulunduğu, savunma hakkı tanınmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI :Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Davacının terör örgütleri ile iltisak ve irtibatı bulunup bulunmadığına ilişkin dava dosyasında yer alan delillerin ceza yargılamasından bağımsız olarak değerlendirilmesi ve gerekli görüldüğü takdirde resen araştırma ilkesi uyarınca inceleme ve araştırma yapmak suretiyle uyuşmazlık hakkında karar verilmesi gerekmekteyken, salt davacının mahkumiyet kararına atıfta bulunularak davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf isteminin reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Davacı, ...'nci Mot. P. Tüm. Kur. Bşk.'lığında ... sınıf ve rütbesinde görev yapmakta iken, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinin (B) fıkrası uyarınca kamu görevinden çıkarılmıştır. Bunun üzerine, anılan işlemin iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verimesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne, 141. maddesinin 3. fıkrasında, “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” düzenlemelerine yer verilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 24. maddesinin (e) fıkrasında ise kararın dayandığı "hukuki sebepler" ile "gerekçe", kararlarda bulunacak hususlar arasında sayılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil Yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde, "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir." kuralına yer verilmiştir. Gerekçeli karar hakkı, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olup, mahkemelerin kararlarını hangi hukuki ve maddi temellere dayandırdıklarını yeterince açık bir şekilde belirtme yükümlülüklerini ifade etmektedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmesiyle, bir davanın gereğince görüldüğü ortaya konulmakta, tarafların etkili bir itirazda bulunabilmelerine ve kararın bir temyiz organı tarafından incelenmesine olanak sağlanmaktadır. Ayrıca, adaletin tecellisinin kamuoyu tarafından denetlenebilmesi de ancak gerekçeli bir karar verilmesiyle mümkün hale gelmektedir. Bununla birlikte, gerekçeli karar hakkı, davanın taraflarının ileri sürdüğü her iddianın ayrıntılı bir şekilde karşılanmasını gerektirmediği gibi, temyiz mahkemelerinin ilk derece mahkemeleri tarafından verilen kararları gerekçelerini tekrarlamaksızın onamalarına da engel teşkil etmemektedir. (AİHM Kararları: Ruiz Torija/İspanya, Seri A no. 303-A, 09/12/1994, p. 29; Suominen/Finlandiya, no. 37801/97, 01/7/2003, p. 36; Hadjianastassiou/Yunanistan, no.12945/87, 16/12/1992, p.33; Tatişvili/Rusya, no. 1509/02, 22/02/2007, p.58; Gorou (no2)/Yunanistan, no. 12686/03, 20/3/2009, p.38,42; Hirvisaari/Finlandiya, no. 49684/99, 27/09/2001, p.30,32; Van de Hurk/Hollanda, no: 16034/90, 19/4/1994, p. 61) Bu bağlamda, soyut, genel ve belirsiz kavramların ya da kanunda yer alan ifadelerin tekrarından ibaret olan veya maddi ve hukuki unsurların yüzeysel bir şekilde ele alındığı gerekçelendirme türü, yetersiz gerekçelendirme olarak nitelendirilmektedir. Dolayısıyla, soyut yasal ifadelerin tekrarı tek başına yeterli kabul edilmemekte; yasada yer alan soyut kavramların analiz edilerek gerekçelerle somutlaştırılması gerekmektedir. (AİHM Kararları: Georgiadis/Yunanistan, no. 21522/93, 29/5/1997, p.40-43; H./Belçika, no. 8950/80, 30/11/1987, p.53) Aynı doğrultuda, Anayasa Mahkemesi tarafından da ilke olarak, mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu belirtilmiştir. Bu çerçevede, mahkemelerin, dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanmasını ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardıkları sonucu, bu sonuca ulaşırken kullandıkları takdir yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorunda oldukları ifade edilmiş olup, "makul gerekçe"nin, davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuki düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerektiği vurgulanmıştır. Zira tarafların, davada hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve bununla uyumlu hüküm fıkralarının bulunmasının zorunlu olduğu; bununla birlikte, derece mahkemelerinin taraflarca ileri sürülen tüm iddialara cevap verme zorunluluğunun bulunmadığı, hükme esas teşkil eden gerekçelerin nelerden ibaret olduğunu ortaya koymalarının yeterli olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, kanun yolu mercilerince onama, itiraz veya başvurunun reddi kararları verilmesi hâlinde, alt derece mahkemelerinin kararlarında gösterdikleri gerekçelerin kabul edilmiş sayılacağı, bu nedenle anılan kararlarda ayrıca gerekçe gösterilmesine gerek bulunmadığı ifade edilmiştir. (AYM Kararı: Başvuru No: 2013/1235, 13/06/2013, p.23-25)
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Davacı, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin Geçici 35. maddesinin (B) fıkrasında yer alan, terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, iltisakı yahut irtibatı olduğu değerlendirilen personelin kamu görevinden çıkarılacağı hükmüne istinaden Milli Savunma Bakanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı işlemi ile kamu görevinden çıkarılmıştır. Bununla birlikte, kamu görevinden çıkarılma gerekçelerinden biri olan "üyelik" unsuru, ceza kanunları ile tanımlanmış bir suç olduğundan, idari yargı mercilerinin bu yönde bir inceleme yapmaları ve tespitte bulunmaları mümkün değildir. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi’nin 30/06/2022 tarih ve E:2018/137, K:2022/86 sayılı kararıyla, 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 26. maddesiyle 27/06/1989 tarih ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen Geçici 35. maddenin (B) fıkrasında yer alan “…Millî Güvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibarelerinin iptaline karar verilmiştir. Dolayısıyla, idari yargı mercilerince terör örgütleri ile iltisak ve irtibat noktasında değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu çerçevede, ilgililer hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan verilen takipsizlik ya da beraat kararları, ilgili kişinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden idari yargı mercilerince farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel teşkil etmediği gibi, ilgili hakkında örgüt üyeliğinden verilmiş bir mahkûmiyet kararı bulunması da, idari yargı mercilerince dava dosyasında yer alan veya ceza yargılamasında elde edilen bilgi, belge ve tespitlere dayanılarak, irtibat ve iltisak kavramları yönünden bir değerlendirme yapılması gerekliliğini ortadan kaldırmamaktadır. Dolayısıyla, idari yargı mercilerince, kişilerin terör örgütleri ile irtibat veya iltisakının bulunup bulunmadığı hususunun, davalı idarece dosyaya sunulan bilgi, belge ve tespitler ile davacı hakkında ceza soruşturması veya yargılamasında elde edilen delillerin birlikte değerlendirilmesi; daha ileri bir araştırmanın gerekli görülmesi hâlinde ise yapılacak ara kararı üzerine ilgili kurumların sunacağı bilgi, belge ve tespitlerin dikkate alınması suretiyle karara bağlanması gerekmektedir. Bu durumda, İdare Mahkemesi’nce, davacı hakkında dosyaya sunulan bilgi, belge ve tespitler ile ceza soruşturması veya yargılamasında elde edilen deliller davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden değerlendirilmeden verilen hükmün, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan "gerekçeli karar hakkı"na aykırı olduğu açıktır. Bu itibarla, davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne; 2. Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesi'ne gönderilmesine, 11/11/2025 tarihinde, oybirliğiyle, kesin olarak karar verildi.