İlk Derece Mahkemesi · Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/159 E. 2019/1294 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2019/159
- Karar No
- 2019/1294
- Karar Tarihi
T.C. BURSA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ T.C. BURSA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR ESAS NO : 2019/159 KARAR NO : 2019/1294 BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... DAVACI : 1- ... - T.C. N:... ... 2- ... - T.C. N:... Hüdavendigar Mah. Biltekin Cad. Yaşemin Sk. No:1 Osmangazi/Bursa VEKİLİ : Av. ... - Değirmenyolu Cad. No.20 Kutay İş Merkezi D Blok Kat 3 D.9 İçerenköy (Bostancı Sanayi Sitesi Girişi) Ataşehir İST. DAVALILAR : 1- ... - T.C. N: ... ... 2- ... - T.C. N: ... ... VEKİLİ : Av. ... - Sakarya Mah. Sezen Sk. Ali Han No:7 K:5 D:12 Osmangazi/ BURSA DAVA : Tasfiye Memurununu Sorumluluğundan Kaynaklanan Alacak DAVA TARİHİ : 13/01/2016 KARAR TARİHİ : 11/12/2019 Mahkememizden verilen 21/02/2018 tarih ve 2016/39 Esas 2018/190 sayılı kararı Bursa Bölge Adliye Mahkemesinin 2018/1234 E 2019/110 K sayılı ilamıyla BOZULMAKLA, mahkememizin 2019/159 Esasına kaydedilerek muhakemeye devam edilmiştir. Bu muhakeme esnasında; DAVACININ TALEBİ : Davacı vekili dava dilekçesinde, dava dışı ... İhracat İthalat Tekstil San ve Ticaret Ltd. Şirketi ile avukat olarak faaliyet gösteren davacılar arasında bir vekalet akdi yapıldığını, davalıların şirketi temsilen avukat ücret sözleşmesini imzaladığını, bu akit gereğince şirketin Bursa Vergi Mahkemelerindeki 23 ayrı dosyanın takip edildiğini, sözleşme gereğince maktu bir avukatlık ücreti yanında davanın kazanılması halinde nispi bir ücret alacağı da doğduğunu, davacı avukatların ayrı ayrı sözleşme imzalamış olduklarını, davaların sonuçlanmasından sonra dosyalar temyiz için Danıştay incelemesinde iken haklı bir sebep olmaksızın davacı avukatların azledildiğini, bunun üzerine vekalet ücretlerinin tahsili için Bursa 13.İcra Dairesinin 2010/... esas sayılı dosyası ile takip başlattıklarını, takibe itiraz üzerine Bursa 5.Asliye Hukuk Mahkemesinde 2010/749 esas sayılı itirazın iptali davası açtıklarını, bu davanın davacılar lehine sonuçlandığını, ancak davalıların ödeme yükümlülüğünden kurtulmak için şirketi tasfiye ettiğini, tasfiye memurunun davalı ... olduğunu, diğer ortak olan ...'nun da durumdan haberdar olduğunu, bunun üzerine şirketin ihyası için bu kez Bursa 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/11 esas sayılı dosyası ile dava açtıklarını, davadaki taleplerinin de kabul edilerek şirketi ihya ettiklerini, tasfiye memuru olarak yine ...'nun atandığını, tasfiye memurunun görevini devlet adına yerine getirdiğini, bu görevin özenle ifa edilmediğini, bu sebeple davacıların zarara uğradığını, davalıların muvazaalı işlemlerle ve başka şirketler üzerinden yaptıkları işlerle şirketin mal varlığını azalttıklarından davacıların zararından bizzat sorumlu olduklarını ileri sürerek davalıların Bursa 13.İcra Müdürlüğünün 2010/... esas sayılı dosya borcundan müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmalarını, davalıların HMK 329. maddesi gereğince idari para cezasına mahkum edilmesini ve davacılar için İstanbul Barosu asgari ücret çizelgesi uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DAVALININ CEVABI :Davalı taraf davanın reddi gerektiğini savunmakta, öncelikle Bursa 13.İcra Dairesinin 2010/... esas sayılı takip dosyasındaki kapak hesabı üzerinden eksik harcın tamamlanması gerektiğini, Bursa 5.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/749 esas sayılı dosyasından görülen itirazın iptali davasında borçlu olarak bilinen ... Turizm İş San. Ve Tic. Ltd. Şirketi'nin de borçlu konumda olduğunu, ancak her iki şirketin müteselsil sorumlu tutulmadığını, bu sebeple tasfiye edilen şirketin borcunun da tespiti gerektiğini, ... Turizm Ltd.Şirketi aleyhine bugüne kadar bir talepte bulunulmadığını, dava hakkının zaman aşımına uğradığını, zira haksız fiil zaman aşımının 2 yıl olduğunu, davacı avukatların 20/10/2009 tarihinde azledildiğini, avukatlık ücretinin de o tarihte muaccel olduğunu, bu sebeple 5 yıllık zaman aşımının da dolduğunu, TTK'nun 224. maddesi gereğince tasfiye memurlarının sorumluluğunun 2 ve 5 yıllık zaman aşımına tabi olduğunu, vekalet ücret alacağının da 5 yılda zaman aşımına uğrayacağını, davanın esastan da reddi gerektiğini çünkü davaların kısmen reddedilmesi sebebiyle şifahi anlaşmaya aykırı sonuç çıktığından avukatların azledildiğini, davacıların icra takibine başlarken de 169.944,16-TL üzerinden talepte bulunulmasına rağmen itirazın iptali davasının kısmen kabul edildiğini, tasfiye memurunun bu işi takip etmesi sebebiyle şirketin 80.000-TL'den fazla kazanç sağladığını, bunun da tasfiye memurunun görevini layıkıyla yerine getirdiğini ortaya koyacağını, tasfiye memuru Atilla hakkında başlatılan ceza soruşturmasının da takipsizlik ile sonuçlandığını, şirketin 11/01/2012 yılında terkin edildiğini, halbuki itirazın iptali davasının 29/04/2013 tarihinde sonuçlandığını, kesinleşmemiş bir alacak var iken ödeme yapılamayacağını, ihya edilmesine rağmen şirketin ödeme gücü bulunmadığını, bunu bilen davacıların davalıları hasım göstermeye çalıştığını, alacaklıya zarara uğratmak kastının bulunmadığını ancak Bursa 5.İcra Ceza Mahkemesinde bu iddia ile açılan 2016/44 esas sayılı dosyanın halen derdest olduğunu, şirket mal varlığını azaltacak ve üçüncü kişileri zarara uğratacak bir eylem söz konusu olmadığını, eldeki davada davalıların idari para cezasına çarptırılması ve İstanbul Barosu asgari ücret çizelgesi gereğince vekalet ücreti hükmedilmesine ilişkin taleplerin de hukuka aykırı olduğunu ileri sürmektedir. DELİLLER ve GEREKÇE: Yukarıda özetlenen dava sebebiyle mahkememizde yapılan yargılama sonucunda 21/02/2018 tarih ve 2016/39 Esas 2018/190 sayılı ilamla davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı istinaf yoluna başvurulmuş, Bursa Bölge Adliye Mahkemesinin 2018/1234 E 2019/110 K sayılı ilamıyla mahkememizin kararı kaldırılmıştır. Kaldırma kararında "Davaya bakmaya Asliye Ticaret Mahkemesi görevli ise de 6545 sayılı Kanunun 45.maddesi gereğince tasfiye ile ilgili davaların yargılamasının heyet tarafından yapılması gerektiği, tasfiye memurunun sorumluluğuna ilişkin davaların yargılamasının da bu kapsamda olduğu" gerekçesine yer verilmiştir. Kaldırma kararı sonrasında yargılamaya heyette devam edilmiştir. Önceki muhakeme sırasında davalıların sorumluluğunun tespiti amacıyla bir bilirkişi raporu alınmıştır. Raporda tasfiyeye giriş bilançosuna göre tasfiyeye giriş tarihi itibariyle şirket aktifinin borçları karşılayamadığı, şirket özkaynaklarının pasif bakiye verdiği, şirketin öz varlıklarını yitirdiği, şirket kasasında sadece 906,52 TL bulunduğu, şirketin müşterilerinden 128.446,20 TL alacaklı olduğu buna karşılık ortaklara 88.499,98 TL ve diğer çeşitli borçlar hesabında 220.210,56 TL borçlu göründüğü, şirketin tasfiye döneminde hazır değerlerinde, dönen varlıklarında ve maddi duran varlıklarında azalış veya kısa ve uzun vadeli borçlarında artış yada azalış olmadığı, fakat tasfiyenin sonlandırıldığı Ocak/2012 döneminde 04/01/2012 tarihinde şirket aktifinde yer alan 21.246,49 TL tutarında stokların ve maddi duran varlıklarında yer alan 829,41 TL tutarında demirbaşın satışının gerçekleştirildiği, şirket kayıtlarının incelenmesinde tasfiye memuru ...'nun Unı-Teks İhracat İthalat Tekstil Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti'nin tasfiyesi sırasında alacaklıları zarara uğratacak biçimde usulsüz işlemler yapmadığı yönünde tespitlere yer verilmiştir. Bilirkişi raporuna göre şirket mallarının satışıyla elde edilen 23.340,56.TL tutarındaki bakiyenin ne şekilde harcandığı anlaşılamamıştır. Genel itibariyle tasfiyeden kaynaklanan bir kusur bulunamamış, şirketin borçlarını ödeyemez duruma gelmesinin çok farklı sebepleri olabileceği, uzun yıllara sâri yönetim faaliyeti sırasında açık bir kasıt veya ağır kusur söz konusu olmadıkça şirketin borca batmasından dolayı yöneticinin peşinen sorumlu tutulamayacağı değerlendirilmiştir. Üstelik kötü yönetimin davacı tarafa borcun doğumundan sonra gerçekleşmesi gerekir. Tasfiye sürecinde ciddi bir kusur veya ihmal saptanamadığına göre davalı taraf 23.340,56.TL tutarındaki parayı nasıl harcadığını makul ve belgeli açıklama yaparsa sorumluluğundan söz edilemeyecektir. Davalı taraf bu konuda yeterli izahat yapamamıştır. Ancak bu durum tek başına davanın kabulü için yeterli değildir. Zaten davacı taraf harcı ikmal etmemek için açıkça davayı 5.000.TL ile sınırlı açtıklarını ileri sürmüştür. Davalı taraf bu beyanın kısmî feragat anlamına geldiğini ve lehlerine vekalet ücreti hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüşse de kısmî feragat halinin bu davada tartışılmasında yarar görülmemiştir. Şu kadarını söyleyelim ki, harcı yatırılmayan bir kısmın reddi söz konusu olmayacağı gibi, bu miktar üzerinden herhangi bir tarafa vekalet ücreti hükmedilmesi de mümkün değildir. Davacı tarafın ispat etmesi gereken bir husus da şirketi zarara uğratan eylemlerin tasfiye öncesi ve hatta borcun doğumundan sonrasına ilişkin olduğudur. Zira davalılardan ... şirket yöneticisi olmakla birlikte tasfiye memurluğu görevi yoktur. Tasfiye sürecindeki hatalardan ... sorumlu tutulamaz. Eldeki dava bir çeşit sorumluluk davası biçiminde açılmışsa da netice-i talep farklıdır. Davacı taraf şirketin borcundan ortakların da sorumlu tutulmasını istemiştir. Genel müteselsil sorumluluk kuralları dışında bu tür bir dava açılması mümkün değildir. Alacaklıların yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açmaları Ticaret Kanunu’nda şirketin iflas etmesi ön koşuluna bağlanmıştır. T.T.K. 556. maddeye göre iflas halinde şirketin zararı kural olarak iflas idaresince talep olunur. Ancak iflas idaresi sorumluluk davası açmadığı takdirde bu davayı alacaklılar ve ortaklar da açabilirler. Bu varsayımda elde edilen hasıla önce dava açan alacaklının alacağının ödenmesine tahsis olunur; bakiye kalırsa şirkete verilir. İşte bu suretle dava açma hakkına sahip olan alacaklıların davalarına ilişkin zamanaşımı da onların sorumluyu ve zararı öğrendikleri tarihten başlar. Dikkat edilirse davacının zarar bedelini doğrudan tahsil isteme yetkisi yoktur. Tazminat şirkete izafeten iflas masasına ödenir. Şirket halen iflas etmemişse tazminatın da şirkete ödenmesi gerekir. Somut olayda iflas hali yoktur. Ancak batık biçimde tamamlanmış bir tasfiye vardır. Kural olarak batıklık halinde tasfiye memurunun da iflas isteme sorumluluğu vardır. Bu yönüyle davacılar lehine yorum yapılması mümkün ise de kanunun ifadesini emredici biçimde yorumlamak söz konusu olduğunda iflas halinin yokluğu, bu tür bir dava açılamayacağı sonucunu da doğuracaktır. Tüm bu izahattan ayrı olmak üzere, davalı tarafın zamanaşımı savunması da vardır. Davacının zararı öğrendiği tarih zamanaşımı açısından önemlidir. Zararın öğrenildiği tarih olarak şirketin tasfiye ve terkin edildiğini öğrendiği tarihin esas alınması uygun olabilir. Şirketin sicilden terkini 11.01.2012 günüdür. Eldeki dava ise 13.01.2016 tarihinde açılmıştır. Ancak davacının terkinden derhal değil asliye hukuk mahkemesinde süren dava sırasında haberdar olduğu nazara alındığında iki yıllık sürenin dolmadığı kabul ve takdir edilmiştir. Üstelik davalı taraf süren bir takip ve davayı bildiği halde eksik tasfiye yaparak, bu dava ve takibin sonucunu beklemeyerek hukuka aykırı davranmıştır. Davalının bu hukuka aykırı eylemi kendi lehine zamanaşımı süresinin dolduğu kabulüne gerekçe olamaz. Davalının bu yöndeki savunması temel dürüstlük kuralına aykırıdır. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde her iki davalının da tasfiye sürecinde davacıları zarara uğratma kastı ile hareket etmediği, şirketin öz kaynaklarının zaten yetersiz olduğu, tüm öz varlıklarını yitirdiği, şirketin pasifinin aktifinden çok olduğu, tasfiye memuru ...'nun alacaklıları zarara uğratacak biçimde usulsüz işlemler yapmadığı yönünde kanaat bildiren bilirkişi raporu da dikkate alındığında ispatlanamayan davanın reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davanın reddine, Alınması gereken 44,40-TL harcın peşin harçtan mahsubu ile fazla alınan 40,99-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine, Davalı vekili lehine takdir edilen 2.725-TL ücret-i vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Davacı tarafça yapılan muhakeme masrafının kendi üzerinde bırakılmasına, Kesinleşme süreci tamamlanana kadar masraf avanslarının kullanılabileceği nazara alınarak kararın kesinleşmesinden sonra yazı işlerince yapılacak hesaba göre artan avansların yatıran tarafa iadesine dair kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize iletilecek bir dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar taraf vekillerinin yüzlerine karşı açıkça okunup anlatıldı. 11/12/2019 İş bu kararın gerekçesi 11/12/2019 tarihinde yazılmıştır. Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır