Bölge Adliye Mahkemesi · İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi 2026/15 E. 2026/518 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/15
Karar No
2026/518
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/15 KARAR NO : 2026/518

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12.12.2024 NUMARASI : 2024/316 Esas 2024/850 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat (Rücuen Tazminat) KARAR TARİHİ : 01.04.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 01.04.2026

Manisa Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.12.2024 tarih 2024/316 Esas 2024/850 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafa dava dışı... A.Ş. .. Şubesi nezdinde kullandırılan genel kredi sözleşmesine müteselsil kefil olduğunu, sözleşmeden kaynaklı borcun ödenmesi üzere Manisa 4. İcra Müdürlüğü 2018/315-349-351-352 sayılı dosyaları kapsamında yapılan takip nedeniyle maaşından 40.000,00-TL kesinti yapıldığını, ödenen miktarın davalıdan rucuen tahsil edilmesi gerektiğini belirterek; 40.000,00-TL'nin kesintisi tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte, davalı taraftan rücuen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında davasını 42.801,00-TL olacak şekilde artırmıştır. Davalı cevap dilekçesi sunmamıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre davanın TTK.'nun 4/1 maddesine göre ticari dava niteliği taşıdığı halde, davacı tarafından asliye hukuk mahkemesinde dava açılmadan önce dava şartı arabulucuk kapsamında arabulucuya başvurulduğuna ilişkin son tutanağın dava dilekçesine eklenmediği, dava tarihinin davanın asliye hukuk mahkemesinde açıldığı tarih olduğu, bu tarihte arabulucuya başvurulmadan davanın açıldığı, belirtilen hususun tamamlanabilir dava şartı olarak nitelendirilemeyeceği gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davalıyla 29.12.2012 tarihlinde ve 19.12.2017 tarihinde kefil olduğu 2.. Kredi devam ettirilerek yeni düzenlenen genel kredi sözleşmesinde imzası bulunmadığı halde usulsüz olarak mağdur edildiğini, hukuka aykırılık nedeniyle uzun süredir mağdur olduğu halde esastan karar verilmediğini, davalının mallarını kaçırarak oğluna devrettiğini, davanın usulsüz olarak reddedildiğini, 14 senedir süren üzüntü ve elem nedeniyle tazminat talebinde bulunduklarını istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE : Dava, kefalet sözleşmesi kapsamında asıl borçluya rücü istemine ilişkin olup ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesine göre her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; a) Bu Kanunda, b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır. Yine TTK'nın 5/1. maddesine göre Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. 6102 sayılı TTK'nın 7. maddesine göre; İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olurlar. Ancak, kefil ve kefillere, taahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez. Ticari borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlu ile kefil, hem de kefiller arasındaki ilişkilerde de birinci fıkra hükmü geçerli olur. Uyuşmazlık konusu olayda davacının müteselsil kefil olduğu genel kredi sözleşmesinden kaynaklı borca ilişkin maaş kesintisi suretiyle dava dışı bankaya yapmış olduğu ödemenin asıl borçludan rücuen tahsil talebine konu uyumazlıkta, iddianın ileri sürülüş şekline göre taraflar arasındaki çekişmenin kaynağı genel kredi sözleşmesi olup, niteliği itibariyle TTK'nın 4. maddesi kapsamında ticari dava sayıldığı ve TTK'nın 7. maddesinde ki kefalete ilişkin düzenlemede gözetildiğinde, bu sözleşmeye dayalı olarak açılan rücu davalarının da anılan yasa hükmü kapsamında ticari dava mahiyetinde olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim uyuşmazlıkta ilgili olarak Demirci Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 22.06.2023 tarih 2023/63 Esas 2023/198 Karar sayılı ilamının istinaf incelemesi sonucu Dairemizin 28.12.2023 tarih 2023/1899 Esas 2023/1926 Karar sayılı ilamıyla yargılamanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nde sürdürülmesi gerektiğinden bahisle kararın resen kaldırılmasına karar verilmiş, istinaf kaldırma ilamı sonrasında Demirci Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 14.02.2024 tarih 2024/10 Esas 2024/94 Karar sayılı ilamıyla görevsizlik kararı verildiği, kararın kesinleşmesi ve davacının talebiyle dosyanın Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'ne tevzi edilerek yargılamaya 2024/316 Esas sayılı dava dosyası üzerinden devam olunduğu görülmüştür. 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı yasanın 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesine eklenen 5/A- 1 maddesinde " Bu Kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. " düzenlemesi getirilmiş olup, bu madde hükmüne göre, Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen mutlak ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiştir. Aynı yasanın 23. maddesiyle 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununa eklenen 18/A-(2) maddesinin dördüncü cümlesinde "Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir" düzenlemesine yer verilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1-c maddesindeki, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 202 ve 203 maddelerinde düzenlenen malvarlığının veya işletmenin devralınmasından doğan hukuk davalarının ticari dava sayılacağı düzenlemesi gereğince de işletme devrinden kaynaklanan davalar mutlak ticari dava niteliğindedir. Somut uyuşmazlıkta dava ticari nitelikte olup dava tarihi itibariyle yürürlükte olan TTK'ya eklenen 5/A maddesi uyarınca dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasına dair dava şartına tabidir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun(6325 sayılı Kanun) 18/A maddesine göre, ilgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edilmiş olması durumunda, davacının arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılmadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olduğu, bu zorunluluğa uyulmaması halinde, mahkemece davacıya son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunması aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiyenin gönderilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine mahkemece gönderilen ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesi, ayrıca arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Dava açılmadan önce arabulucuya hiç başvurulmamış olması dava şartı yokluğu sebebiyle davanın reddini gerektiren bir husus olup, arabulucuya başvurulmuş olmakla birlikte anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin mahkemece verilen kesin süre içerisinde sunulmamış olması ise davanın usulden reddi yaptırımına bağlanmıştır. Bununla birlikte, dava genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesine açılmakla mahkemece uyuşmazlığın ticari dava olarak nitelendirilmesi halinde dosyanın görevli Asliye Ticaret Mahkemesine intikalinden önce arabuluculuk dava şartının tamamlanması mümkündür.(Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 13.10.2025 tarih 2025/1175 Esas 2025/6168 Karar sayılı ilamı) Ne var ki, eldeki dosyanın 18.04.2024 tarihinde Manisa Asliye Ticaret Mahkemesine intikal ettiği, yargılama ve hatta istinaf aşamasında arabuluculuk sürecinin tamamlandığına dair bir delil veya beyan sunulmadığı görülmüştür. Bu durumda mahkemece arabuluculuk süreci tamamlanmaksızın dava açılmış olması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsamaktadır (daha geniş değerlendirme için bkz. Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75). Nitekim Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt vermesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak mahkemeler, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) mahkemelerin davanın esas sorunlarını inceledikleri gerekçeli karardan anlaşılmalıdır. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve şartlarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce yeterli bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt vermeyi gerektiren usul veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).(Anayasa Mahkemesi'nin 17.12.2024 tarih 2021/10463 Başvuru sayılı kararı) Somut olayda dava, arabuluculuğa yönelik dava şartı noksanlığı nedeniyle reddedilmiş olup ilk derece mahkemesince bu hususta yeterli gerekçenin gösterildiği, dairemizce de yine mahkeme kararının dayanak nedenlerine yönelik inceleme yapıldığı ve yerinde görüldüğü yukarıda açıklanmıştır. Alıntılanan Anayasa Mahkemesi kararında da değinildiği üzere gerekçeli karar hakkı kapsamında mahkeme kendisine sunulan tüm itirazlara açıkça yanıt vermek zorunda olmayıp davanın esasına yönelik sorunların incelenmesinin yeterince gerekçelendirilmesi halinde gerekçeli karar hakkının karşılandığı kabul edilmelidir. Bu durumda ilk derece mahkemesi gerekçesinde davanın dava şartı arabuluculuk kapsamında kaldığına ve arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediğine dair yeterli değerlendirme ve gerekçenin yer aldığı, davacının diğer iddialarına ilişkin değerlendirme yapılmasının gerekmediği, davanın usulden reddine karar verilmiş olması nedeniyle esasa yönelik değerlendirme yapılamayacağı anlaşıldığından davacının sair istinaf itirazlarının da yerinde olmadığı değerlendirilmiştir. Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 732,00-TL'den peşin alınan 615,40-TL'nin mahsubu ile bakiye 116,60-TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacının yaptığı giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 01.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2026/15, K. 2026/518, T. 01.04.2026, www.arakarar.com/karar/izmir-bolge-adliye-mahkemesi-11-hukuk-dairesi-2026-15-e-2026-518-k-d53cea071f0a