Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/92 E. 2025/196 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/92
Karar No
2025/196
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2025/92 KARAR NO : 2025/196

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 23.02.2022 NUMARASI : 2018/4 E. - 2022/151 K. DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali KARAR TARİHİ : 06.02.2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 06.02.2025

İzmir 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 23.02.2022 tarih 2018/4 E. - 2022/151 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili, davalı borçlunun müvekkili şirkete olan cari hesap ilişkisine dayanan borcu nedeniyle faturaya dayalı olarak davalı hakkında ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının haksız yere takibe itiraz ettiğini, ancak söz konusu iddia alacağın 8.875,57-TL lik kısmı bakımından gerçeği yansıtmadığını, davalı borçlu itirazında haksız ve kötü niyetli olduğunu, borçlu müvekkili şirket ile aralarındaki ticari ilişki nedeniyle düzenlenen fatura bedellerini ödenmediğinden davalının davacı şirkete borçlu olduğunu, belirterek; itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın % 20 sinden aşşağı olmamak kaydı ile icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili, davalı ile davacı arasında davacıya ait otel bünyesinde bulunan SPA merkezinin işletilmesi amacıyla sözleşme imzalandığını, sözleşmeye aykırılıkların giderilmemesi üzerine sözleşmenin ihtarname ile davalı tarafından haklı nedenle fesih edildiği, fesih ihbarnamesinde davalıya ait makine ve ekipmanların 10 gün içerisinde davalıdan teslim alınacağının ihtar edildiğini, davalının makine ve ekipmanları teslim almak için davalıya ait otele gittiğinde makine ve ekipmanlar teslim edilmediğini, ihtarname çekilerek cihazların teslimi ve kullanım bedellerinin talep edildiğini, davalının davacıya herhangi bir borcu olmadığını, davalı tarafından açılan dava dosyalarının bekletici mesele yapılması gerektiğini, belirterek; davanın reddine, alacağın % 20 sinden aşağı olmamak kaydı ile icra inkar tazminatının davacıdan tahsiline, karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında işletme sözleşmesi bulunduğu hususu ihtilafsız olup, bu sözleşme kapsamında düzenlendiği bildirilen takibe konu faturalardan ötürü davacının alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise alacaklı olduğu miktarın ne kadar olduğu hususunda ihtilaf bulunduğu, taraflar arasındaki sözleşme niteliğine göre davalının davacıya ait otelde estetik ve güzellik merkezi işlettiği, bu işletmenin gelir ve giderlerinin taraflar arasında eşit şekilde paylaşılmasının kararlaştırıldığı, sözleşmenin adi ortaklık sözleşmesi mahiyetinde olduğu, taraflar arasındaki ilişkinin açık cari hesap olarak defterlere yansıdığı, takip konusu 8 adet faturadan 7 adedinin davalı defterlerinde kayıtlı olduğu, davalı defterlerine göre davalının söz konusu faturalara ilişkin olarak davacıya toplam 11.154,39-TL ödeme yaptığı, davalı defterlerine kayıtlı olmayan 29/03/2016 tarihli fatura içeriği mal ve hizmetin davalıya teslim edildiğinin davacı tarafından ispat edilmesi halinde davacının 4.258,41-TL alacaklı olacağı, aksi halde davalının takip tarihi itibariyle davacıdan 1.879,76-TL alacaklı olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirildiği, takip konusu faturaların içeriğine konu mal ve hizmetin davalıya teslim edildiğinin ve bedelinin ödenmediğinin ispat külfetinin davacıda olduğu, mahkememizce yapılan incelemede taraf defterlerinin birbirleri ile uyumlu olmadığı, takip dayanağı olan 8 adet faturadan 7 adedinin davalı defterlerinde kayıtlı olduğu, 1 adedinin ise davalı tarafından davacıya iade edildiği, davalının defterlerinde kayıtlı olan faturalara ilişkin olarak ödeme kaydı bulunduğu, takip tarihi itibariyle davacının iddiasının aksine davalının davacıdan kendi defterlerine göre alacaklı olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin 8, 11, 13 ve 14. maddelerine göre estetik ve güzellik merkezi olarak işletilecek olan işletmede kullanılacak sarf malzemeleri, personel maaşları, bakım ürünlerinin ortak giderden ödeneceği, güzellik merkezinden elde edilecek gelir ve zararın eşit şekilde paylaşılacağı, her ay sonu o aya ilişkin işletme faaliyetinden kaynaklanan gelir ve giderin hesaplanacağı ve bir sonraki ayda davacı tarafından davalıya ödeneceği, davacı tarafından davalının sarf giderleri ile işletme gelirine ilişkin dönem karını paylaşmadığı ve söz konusu 29/03/2016 tarihli faturanın buna ilişkin olduğu ileri sürülmüş ise de sözleşme uyarınca bu hesap ve ödemelerin davacı tarafından davalıya yapılması gerektiği, ayrıca dosya kapsamı itibariyle takip dayanağı faturalara konu kar, zarar veya sarf giderlerine ilişkin hesaplamanın ne şekilde yapıldığı hususunda davacının herhangi bir somut delil ve belge sunmadığı, taraflar arasında bu konuda herhangi bir mutabakat bulunmadığı, davacının davasını ispatlayamadığı, takibin niteliği, iddianın ileri sürülüş biçimi ve savunma kapsamına göre başka araştırma yapılmasına lüzum bulunmadığı davalı tarafından davacının kötüniyetli olarak hareket ettiğinin ispat edilemediği belirterek; davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, eksik inceleme ile karar verildiğini, taraflar arasındaki ilişkinin açık hesap ilişkisi olarak yürütülmesi nedeniyle, sadece fatura sayısına ve bedellerine bakılarak yapılan hesaplama yapıldığını, davacı şirketin sadece faturalardan olan alacağı esasen 18.652,87-TL olduğunu, davacı şirketin davalı tarafa olan faturalardan kaynaklı borcunun tamamen ödendiğini, davacı şirketin davalı tarafa düzenlediği, takibe konulmayan üç fatura ile birlikte toplam 18.652,87-TL tutarındaki alacağından davalının virman olarak işlenen alacak toplamı olan 10.028,23-TL çıkarıldığında davacı şirketin davalı taraftan 8.624,64-TL faturadan kaynaklı alacağı olduğu sabit olduğunu, bilirkişi ek raporunda her ne kadar faturalara yönelik inceleme yapılmışsa da, taraflar arasındaki açık hesap ilişkisi hiç dikkate alınmayarak, sadece fatura sayısına ve bedeline bakılarak doğru hesaplama yapılabilmesi mümkün olmadığını, 6.138,27-TL bedelli e-faturanın içeriğinin ve tebliğinin ispat edilmediğinin kabulü hatalı olduğunu, davalı tarafından faturanın iade edilmiş olmasının faturaya konu alacağı sona erdirmediği gibi içeriği de davacı payına düşen kar payına ve davalının spa merkezi için davalı tarafta ödeme yapılıp da kullanılmayan bakım ürünlerinin iade bedeline ilişkin olduğunu, taraflar arasında sözleşmenin Tarafların Hak Ve Yükümlülükleri başlıklı 5. Maddesinin 13. Alt maddesi gereğince "Güzellik merkezinden elde edilecek gelirden belirtilen giderler; personel maaş, prim, servis ve yemek ücreti, sarf edilen elektrik bedeli, sarf malzeme ödemeleri düşülmesi sonrası kalan tutar( KAR) tarafkarca %50 oranında eşit olarak paylaştırılacaktır şeklinde karar laştırıldığını, dava konusu edilen 29.03.2016 tarihli fatura da müvekkil payına düşen kar payına ve davalının spa merkezi için davalı tarafta ödeme yapıp da kullanılmayan bakım ürünlerinin iade bedeline ilişkin olduğunu, davalının davacı şirkete düzenlediği ve bilirkişi ek raporunda yer verilen 4 adet faturanın davacı şirketin davalıdan olan alacağına karşılık virman olarak girilerek ve davacının alacağından düşüldüğünü, arada kalan fark da banka kanalıyla ödenerek davalının davacı şirketten olan alacağı sıfırlandığını, belirterek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir. GEREKÇE : Dava, itirazın iptali istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. 1. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. 2. Davacı ile davalı arasında düzenlene bila tarihli " işletme sözleşmesi " başlıklı protokol ile davacıya ait otel bünyesinde bulunan SPA merkezi içerisindeki alanda kurulacak estetik ve güzellik merkezinin işletilmesi kararlaştırılmış, sözleşme kapsamında, tarafların hak ve yükümlülükleri belirlenmiş, makine ve ekipmanların davalı tarafından sağlanacağı, çalışanların ortam ve fiziki şartlarının davacı tarafından oluşturulacağı, tarafların giderlere birlikte katlanacakları, çalışanların maaşlarının ortak gelirden ödeneceği, zararın % 50 sinin davalı tarafından davacıya ödeneceği, karın % 50 oranında eşit paylaştırılacağı, gelir ve gidere ilişkin fatura düzenleneceği, yapılacak hesap sonunda davalının % 50 payının davacı tarafından davalıya ödeneceği kararlaştırılmıştır. 3. Eldeki dava dosyası kapsamında, davacı tarafından taraflar arasındaki yukarıda anılan sözleşmenin haklı nedenle fesih edildiği ileri sürülerek faturaya dayalı olarak alacak talep edilmiş, davalı tarafından da sözleşme kapsamında temin edilen makine teçhizat ve ekipman bedeli ile ödenmeyen kar payının tahsili istemiyle davacıya karşı açılmış derdest davalar bulunduğu belirtilerek, bu davalarının sonucunun beklenmesi gerektiğini savunulmuş ve ayrıca davalının davacıdan alacaklı olduğu ileri sürülerek takas mahsup defi ileri sürülmüştür. İDM tarafından taraflar arasındaki sözleşmenin adi ortaklık sözleşmesi mahiyetinde olduğu belirtilmesine rağmen adi ortaklık hükümlerine değinilmeksizin yanlızca tarafların ticari defterleri üzerinden inceleme yapılmak suretiyle uyuşmazlığın çözümü yoluna gidilmiş ise de varılan hukuki kabul dosya kapsamına uygun düşmemektedir. 4. Nitekim, İDM tarafından, taraflar arasındaki hukuki ilişkini adi ortalık olarak kabul edildiği takdirde, mahkemece tarafların kabulünde olduğu üzere davacı ile davalı ile arasındaki adi ortaklığın fiilen son bulduğu, talebin davacının ortaklıktan doğan alacağının tahsiline ilişkin olduğu, adi ortaklığın son bulmasından sonra tüm alacakların ve kar payının talep edilmesi aynı zamanda ortaklığın feshini ve tasfiyesini kapsadığı, bu çerçevede davalının derdest olduğunu ileri sürdüğü diğer dava dosyaları da getirtilip, incelenip gerekiyorsa davaların birleştirlmesi suretiyle taraflar arasındaki uyuşmazlığın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık ve adi ortaklığın tasfiyenine ilişkin 642. vd. maddelerindeki tasfiye hükümlerini esas alınarak tasfiyeye karar verilmesi gerekir. 5. Bilindiği üzere; adi ortaklık iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir (TBK. 620/1 md.). Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, birbirlerinin kabiliyet ve şahsiyetlerine güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzelkişilerin, müşterek amacın gerçekleştirilmesini sağlayacak vasıtaları (sermaye paylarını) ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur.Buna göre adi ortaklığın unsurları; kişi, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba, katılım payı(sermaye) ve sözleşme bağı şeklinde belirtilebilir. Bu nedenle, her olayda bu unsurların var olup olmadığının araştırılması gerekir. Ortakların müşterek amaca ulaşmak için birlikte çaba sarf etmek konusunda yükümlülük altına girmeleri, adi ortaklığın varlığı bakımından zorunludur. 6. Ortaklar arasındaki hukuki bağ, tasfiye tamamlanmadan ortadan kalkmış kabul edilemez. Tasfiye, ortaklar arasındaki ortaklık ilişkisinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile artık ortaklık malvarlığı para haline dönüştürülecek, borçlar ödenecek, sermaye değerleri ortaklara iade edilecek ve geri kalan meblağ ortaklar arasında kar ve zararın paylaşılması esasına göre dağıtılacaktır. Adi ortaklığın tasfiyesi ya tarafların anlaşması suretiyle ya da bizzat mahkemece yapılır. Taraflar tasfiye konusunda anlaşmadığı takdirde ortaklığın tasfiyesinin mahkemece TBK’nın 642 vd. madde hükümlerine uygun olarak yapılması gerekir. Ortaklar, ortaklık için avans verdiklerini ve masraf yaptıklarını iddia ediyorlarsa, bunların da TBK’nın 643 üncü maddesi uyarınca ortaklığın tasfiye hesabında dikkate alınması gerekir. Kuşkusuz, bu gider ve masrafların talep edilebilmesi için ispat edilmesi zorunludur. Ortaklık faaliyeti kapsamında yapılan giderlerin kural olarak yazılı delille ispatı gerekir. Ancak duruma göre, masraf yapılıp yapılmadığı veya yapılan masrafın ispatı bakımından bilirkişiye ve taraflarca dayanılmış ise yemin deliline de başvurulabilir. Özellikle masraf yapıldığının kesin olduğu, yapılan masrafların bilirkişi incelemesiyle kolaylıkla tespit edilebileceği ve ortaya çıkarılabileceği durumlarda, yapılan masrafın ispatı bakımından bilirkişi incelemesi yapılması da olanaklıdır. 7. Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin adi ortaklık olmadığının kabulü halinde ise; davalının takas mahsup defi üzerinde durulması gerekir. Zira, dava tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı TBK'nın 139. maddesi gereğince iki kişi karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Alacaklardan biri çelişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Yenilik doğuran bir hak olan takasın, davadan önce ve dava sırasında ileri sürülmesi mümkün olduğu gibi, terditli olarak beyan edilmesi de takasın şarta bağlandığı anlamına gelmemektedir. Takas talebinin mutlaka karşı dava şeklinde ileri sürülmesi zorunlu olmayıp, savunma olarak da ileri sürülmesi olanaklıdır. İlke olarak, takas def'i de diğer def'iler gibi cevap dilekçesinde süresinde ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden önce açılan bir davada cevap süresinde ileri sürülmediği takdirde savunmanın genişletilmesi yasağı ile karşılaşabilir. Ancak, süresinde yapılmayan takas def'ine, savunmanın genişletilmesine muvafakat edilmediği bildirilerek hemen karşı konulmadığı takdirde zımni olarak savunmanın genişletilmesine rıza gösterilmiş sayılır. 01.10.2011 tarihinden sonra açılan bir davada takas savunması HMK'nın 141. maddesinde yazılı aşamada serbestçe, ön inceleme ve sonraki aşamada ıslah ya da açık muvafakat ile yapılabilir. Takas ve mahsup birbirinden farklı kavramlardır. Mahsupta, birbirinden ayrı ve bağımsız iki alacak mevcut olmayıp, alacak miktarından belli olgular dolayısıyla indirme talebi bulunmaktadır. Alacaktan indirilecek olan meblağ bir karşı alacak değildir. Mahsup, alacağın gerçek belirlemek üzere yapılan bir işlemdir. Mahsup itirazının karşı dava olarak ileri sürülmesine gerek olmadığı gibi, ayrı bir davada istenmesi zorunluluğu da bulunmamaktadır. Takasta, birbirinden bütünüyle ayrı ve bağımsız, karşılıklı iki alacak (borç) vardır. Ayrıca takas edilecek alacakların muaccel, dava edilebilir olması ve takas hakkının kanunla veya tarafların yapmış oldukları bir sözleşmeyle ortadan kaldırılmaması gerekir. Bu alacak sahiplerinden her biri takas ileri sürebileceği gibi, bu yola gitmeksizin alacaklarını ayrıca dava konusu edebilirler. Takas savunmasında bulunan taraf, hem kendi, hem de karşı tarafın alacağını ortadan kaldırmayı istediğinden, her iki alacak üzerinden de etkin olur. Bu niteliği ile takas, inşai bir haktır. Mahsup ise bir inşai hak ya da def'i olmayıp, bir itirazdır.(Yargıtay 6. HD'nin 18.01.2021 tarih ve 2021/1144 E. - 2022/104 K., 23 HD'nin 19.11.2019 tairh ve 2016/8075 E. - 2019/4808 K. ) 8. Mahkemece bilirkişi incelemesine başvurulduğunda; raporun, olayın özelliklerine ve uyuşmazlığın çeşidine göre yapılması gerekli olan inceleme ve değerlendirmeleri içermesi, raporda hâkimin uyuşmazlığı çözmesi için gerekli olan tüm özel ve teknik bilgilere ve açıklamalara usulünce yer vermesi, tarafların iddia, savunma ve itirazlarını gerekçeleriyle ve olayın teknik özellikleriyle tartışması, bu tartışmanın da denetime elverişli olması gerekmektedir. Bilirkişi raporunun teknik özellikleri taşımaması, denetime elverişli olmaması, mevcut bilirkişi raporları ile çelişki oluşturması ya da verilen bilgilere göre somut olayın özellikleri ve var olan teknik verilere göre kendi içinde çelişki oluşturur tarzda olması hâlinde söz konusu rapor hükme esas alınamayacaktır. Hâkim bu durumda, davayı aydınlatma yükümlülüğünün de bir gereği olarak, eksiklik veya belirsizliğin ya da çelişkilerin giderilmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması için bilirkişiden ek rapor almalı ya da yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmalıdır. Bu çerçevede; yukarıda açıklanan ilkeler ışığında dosyaya kazandırılan bilirkişi raporları yetersiz olup, davalının sorumluluğunun tespiti konusunda yapılan araştırma eksiktir. Eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulamaz. 9. Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; İDM tarafından öncelikle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği doğru olarak tespit edilerek, adi ortaklık ilişkinin varlığının kabulü halinde tarafların talebinin adi ortaklığın tasfiyesine ilişkin olduğu gözetilerek gerek dairemizizn kaldırma gerekse Yargıtayın yerleşik bozma kararlarında işaret edilen ilke ve esaslara uygun şekilde adi ortaklığın tasfiye hükümleri doğrultusunda, maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenmek suretiyle adi ortaklığın tasfiyesine gidilerek üç aşamanın sonunda tasfiye memurunun düzenleyeceği tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre tarafların hak ve yükümlülükleri belirlenip, tasfiye işlemini sonlandırması, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin adi ortaklık ilişkisi dışında bir ilişkisi olduğunun kabul edilmesi halinde ise davalının bildirdiği dava dosyalarının akıbeti araştırıldıktan sonra, davalının ödeme ve takas mahsup savunması üzerinde durularak, mali konularda uzman bilirkişi kurulundan anılan ilke ve esaslar çerçevesinde tarafların iddia ve savunmalarını karşılayacak, şekilde açıklamalı, ayrıntılı, denetime elverişli hesap raporu alınarak, varsa rapora ilişkin itirazlar da karşılanmak sureti ile oluşacak sonuca göre usuli kazanılmış haklar da gözetilerek karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca davalının istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M :Yukarıda açıklanan nedenenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE, 2-İzmir 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 23.02.2022 tarih 2018/4 E. - 2022/151 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 06.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2025/92, K. 2025/196, T. 06.02.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-92-e-2025-196-k-6ff1c4b3ffbc